15 Ağustos Atılımı -1: Gerilla Savaşı

Bir ulusun varlığı tümüyle tehdit altındaydı. 15 Ağustos atılımı bu yok olmanın önüne geçilmesi için binbir emekle hazırlanmış, başta zindan direnişiyle, zindan şehitlerinin anılarına bağlılığın bir gereği olarak ve en başta da bir ulusun son nefesini vermemesi için atılması gereken bir adımdı. Ve biz de bu adımı atmaktan çekinmedik.”

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan

Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde tarihi ve çok önemli bir yere sahip olan 15 Ağustos Atılımı’nın 37. Yıldönümünü karşılıyoruz. Kürtler için “Cejna Vejînê” (Diriliş bayramı) olarak bilinen 15 Ağustos, soykırımı tamamlanmak üzere olan Kürt halkının yeniden yaşama tutunuşudur. Kürtler üzerinde küresel kapitalist sistemin yürüttüğü kültürel soykırımın son lahzalarında PKK Hareketi tarafından karşı hamle geliştirildi. Kürtler için bir milat olan bu atılım, çok zor koşullar altında gerçekleştirildi. Kürtlerin tamamen bittiklerini düşündükleri bir dönemde tereddütsüz gerçekleştirilen bir atılım oldu. Büyük risklerin göze alınmasıyla atılan bu adım Kürtleri yeniden yaşama döndürdü. Kürt olarak varlık kazanan Kürt halkı o günlerde duyduğu sevinç ve heyecanı günümüzde efsaneler şeklinde anlatır.

1979 Hilvan/Siverek direnişlerinde Apocuların öncülüğünde söz konusu bölgelerde komprador güçlere karşı silahlı direniş başladı. Bu silahlı direnişin komutanı, Kemal Pir’di. Fakat bu direniş sürecinde yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Bu silahlı direniş gerilla tarzı olacaktı. Kemal Pir’in büyük duyarlılık ve istekle geliştirmeye çalıştığı gerilla direnişi, mevzii savaşına dönüşmüştü. Kemal Pir’in en büyük arzularından biri Kürdistan’da gerillayı geliştirip savaşı gerilla tarzında vermekti.

Hilvan/Siverek direnişinde başlayan gerilla tarzı, 1984 yılında 15 Ağustos atılımı ile ilk meşaleyi yaktı. Gerillanın öncülüğünü yapan Fermandar Egid, yani Mahsum Korkmaz’dı. Gerillanın Kürdistan’da gelişip tarz haline gelmesini istiyordu. Bu yönlü çabalıyordu. Atılım bu amaçla geliştirildi. Geliştirilen bu atılım, Kürdistan’da gerilla savaşının başlangıcıydı.

Bu gerilla savaşının öncülüğü ve komutanlığı Fermandar Egid’deydi. Kürdistan’da gelişebilecek savaşın ancak ve ancak gerilla tarzı ile zafere ulaşacağından kuşku duymuyordu. Aksi olan klasik Kürt savaşçılığı, özgürlük zaferini getirmeyecekti. Bu konuda Fermandar Egid çok netti. Ki, tarih de bunu doğrulamıştır. Nato’nun sayılı ordularından olan bir orduya karşı, pirenin deveye karşı mevzii savaşı olmazdı. Olsa olsa gerilla savaşı olacaktı. Aksinde ısrar etmek, yani klasik Kürt savaşında ısrar etmek tasfiyeyi de beraberinde getirecekti. Asi-avare şekilde geliştirilecek bir savaş bu işe başlanmadan bitmesi anlamına geliyordu. Bundan dolayı geliştirilecek savaşın tek yöntemi gerilla savaşıydı.

Bu konuda Fermandar Egid’in büyük çabaları ve ısrarı olmuştur. 15 Ağustos atılımı ile birlikte gerillanın geliştirilmesi için Fermadar Egid’in çok büyük çabaları vardır. Kendisi bizzat bu işin öncüsü ve komutası olmuştur. 15 Ağustos atılımı ile birlikte Kürdistan’da gerilla gelişmeye başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde devam eden gerilla savaş tarzı hem Kemal Pir hem de Fermandar Egid’in o dönemlerde gösterdikleri çabalarının ürünüdür.

Fermandar Egid’in öncülüğünde gelişen atılım Eruh ve Şemzinan’da gerçekleştirilecek eylemlerle gerillanın Kürdistan’da ortaya çıktığı duyurulacaktı. Gerilla bu şekilde Kürdistan özgürlük savaşını başlatıp Kürdistan devrimini hedefledi. Günümüzde de devam eden gerilla savaşı tarzı gereği sürekli yenilenme ve gelişme kaydediyor. Atılımdan günümüze gerillanın savaşı:

Atılımın gerçekleştiği dönemin koşulları

12 Eylül darbesiyle başa gelen faşist Kenan Evren tüm sol ve sosyalist çevreleri tasfiye etmeye girişmişti. Kürtler de buna karşı direnişe geçince daha da azgınlaşıp daha kapsamlı saldırılar ile Kürtlere yöneliyordu. Amed zindanında yapılan baskılar had safhadaydı. Ayrıca idamlar gündeme gelmişti. Kürtlük adına olan bütün değerler ortadan kaldırılmayla yüz yüze kalmıştı. Toplumsal değerlerin neredeyse tümü yozlaştırılmış, özü boşaltılmıştı. Bunun karşısında da Kürt halkının kendi varlığını koruyabileceği, değerlerini savunmak için yürütebileceği hiçbir alan bırakılmamıştı. Geriye kalan tek seçenek silahlı direnişti. Bunun dışında Kürtlerin yapabileceği hiçbir şey sonuç almayacaktı. Silahlı mücadelenin başlatılmasına her ne kadar iç ve dış güçler (Gladio-Barzani ve KDP gibi güçler) engel olmaya çalışsalar da bu atılım başarılı bir şekilde gerçekleşti. Barzaniler, 15 Ağustos atılımının gelişmemesi için Kürdistan Özgürlük gerillasını şehit düşürecek kadar vahşi bir şekilde karşı çıkıyorlardı.

Soykırımı tamamlanmak üzere olan bir halkın, yani yok olmak üzere olan bir halkın bu derece güçlü bir çıkış yapması Kürtler dahil herkesi çok şaşırttı. Kürtler bile bu denli büyük bir atılımı beklemiyordu. Soykırımcı-Sömürgeci TC güçleri Amed zindanında Apocuları bitirdiğini düşünüyordu. Vahşice bastırmaya çalıştığı Amed zindanı direnişi karşısında yenilmişti ama bundan ders almamıştı. Amed zindanında yaratılan ruh dağlara direniş emrini vermişti. Ülke dışında olan Apocular da zindanda gelişen direniş çizgisinin emirlerini yerine getirmek için ülkeye döndüler. Ülke dışında aldıkları savaş eğitimlerini ülkede pratikleştireceklerdi.

Eruh ve Şemzinan’da gelişen büyük tarihi eylemler Ortadoğu ve dünya çapında etki yarattı. Eylem bölgesinde bulunan Türk ordusunun komutanları ve devlet yöneticileri tavuk kümeslerine saklandılar. Her iki bölgede gerçekleştirilen eylemler herkesin yaptıklarını gözden geçirmesini gerektiriyordu. Silahlı direniş bütün planları alt üst etmişti ve yenilerini gerektiriyordu. Artık Kürtler de bir güç olarak görülmeye başlanacaktı bu eylemlerin ardından.

Aynı zamanda bu zihniyet anlamında da önemli sonuçlar yarattı. Sürekli propagandası yapılan “güçlü Türk ordusu”nun yenilmez olduğu tezini ayaklar altına almıştı. Ülkesine gönül vermiş sayıları yüzü geçmeyen insanların istediklerinde birkaç silah bulup “güçlü orduya” meydan okuduğu görülmüştü. Hatta bu ordunun komutanları tavuk kümeslerine saklanarak yenilmişlerdi. Kürt halkının direnebileceğine dair umutları ve düşünceleri yeniden canlanmıştı. Bu umut ve düşünce gün be gün artıyor, aynı zamanda pratikleşiyordu.

Faşist Kenan Evren bu eylemlerin ardından üç-dört çapulcu olduklarını ve 72 saatte imha edileceklerini söylemişti.

 “Üç-dört çapulcu”  ve gelişen gerilla savaşı

“Gerillanın yaşamı Kürdistan’da apayrı bir öneme sahiptir. Gerilla yaşamı gerçekten bugün bağrında yeni yaşamın filizlendiği yaratıcı bir kuvvettir. Gerilla bugün Kürdistan’da devrimci kültürel açılımdan tutalım kitlelerin öz yönetimine kadar, yani kendi kaderini yaşamaya kadar sorumludur. Gerilla her düzeydeki gelişmenin anahtarıdır.

Gerilla bir düşünürdür, gerilla bir kültür yaratıcısıdır, yurtseverdir, gerilla bir örgütleyicidir. Gerilla bir askerdir. Gerilla halkın arasında bir önderdir. Yani onun her türlü gelişmesine cevap veren bir önderdir.”

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan

72 saat içerisinde “çapulcu” olarak ilan edilenlerin bitirilecekleri söylenmişti.

15 Ağustos atılımı ile birlikte HRK ilan edildi. HRK’nin bu çıkışı Kürdistan’da bir ilkti. Bundan önceki isyanlarda Kürt halkı silah ile faşist Türk devletine karşı savaşmıştı. Fakat ilk defa bir kurumlaşma ile bu savaş gelişiyordu. Aynı zamanda yüzyıllar önce yapılması gereken gerilla savaşı da bu atılım ile başlamıştı. Kürdistan’da halk gerillaya akın ediyordu. Kürt halkı kurtuluşun gerillada olduğunu görünce gerillalaşmak için seferber olmuştu.

Gerilla Kürdistan dağlarında direnişe geçmişti. Faşist Türk devletine karşı tek çare olan silahlı savaşımı veriyordu. 14 Temmuz direnişinin başlattığı bu direniş ilk günden itibaren fedailiği kuşanmıştı. İlk zamanlarda bile düşmana karşı son mermilerine kadar savaşıp şehit düşen gerillalar direnmeye kararlıydılar.

28 Mart 1986 yılında Gabar dağında, efsanevi komutan ve 15 Ağustos Atılımının pratik yürütücüsü Fermandar Egid pusuda şehit düşer. Fermandar Egid Kürdistan’da yürütülecek savaş tarzının yegane yolunun gerilla olduğunda ısrar etmiştir. Kürdistan’da gerillanın gelişmesinde büyük katkı sahibinin Fermandar Egid olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.

1986 yılında Fermanda Egid’in şahadetinden sonra anısına bağlılık gereği HRK’den ordulaşmaya gidilir. HRK’nin yerini ARGK (Artêşa Rizgariya Gelê Kurdistan) alır. Bununla birlikte Kürt halkına ait artık bir ordu vardır. Düşmanın, büyük şehit Kemal Pir’e “Kemal sen şanlı ordumuza üç beş çapulcu ile kafamı tutuyorsun” demesine karşılık Kemal Pir’in “günü geldiğinde ordumuzla da savaşacaksınız” demesinin pratiği gerçekleşir.

Aynı zamanda Fermandar Egid anısına gerillanın eğitim gördüğü Mahsum Korkmaz Akademisi açılmıştı. Askeri ve ideolojik olan bu akademi gerillanın eğitimler görüp yetkinlikleşmesini sağlamıştır. Aynı zamanda tarihlerinde ilk defa Kürtlerin kendi eliyle inşa ettiği bu şekilde kapsamlı askeri eğitim veren bir akademi açılmıştır.

Bu yıllardan sonra gerilla Kuzey Kürdistan dağlarına yayılımı devam etmiş ve oldukça güçlenmiştir. Halkın zafere olan inancını uzun bir aradan sonra ilk defa gerilla geliştirmişti. Gerilla halk içerisine damarlar şeklinde yayılmıştır. Ve artık gerilla ve halk ayrılmaz parçalar haline gelmişlerdir. Gerilla gücü başkaları değil doğrudan halkın çocuklarıydı. Bundan dolayı halk gerillayı hemen sahiplenmişti, halkın gerillasıydı.

Tüm düşman saldırıları ve içten tasfiye girişimlerine rağmen gerilla savaşı durmaksızın büyüyordu. Gerilla artık alan tutar hale gelmişti. Özellikle Botan dağlarına faşist Türk devleti on binlerce asker olmadan operasyonlar düzenleyemez hale gelmişti. Mardin’in Bagok dağına binlerce askerle kapsamlı bir operasyon gerçekleştirdi. Çiyayê Bagok’ta Şehid Delil ve Şehid Ayten öncülüğünde yeni katılmış gerillaların yoğunlukta olmasına rağmen efsanevi bir direniş sergilenmişti. İşgalci Türk ordusuna büyük bir darbe vurulmuştu. Türk ordusunun aksine gerilla yenilmezliğini ortaya koymuştu.

Halk serhildana geçiyor

Gerillanın yürüttüğü direnişi halk sahiplenmişti. Halkın kendisi artık bizzat direnişin içerisinde yer alıyordu. Dağlarda başlayan direniş kentlere de yayılmıştı. Başta Botan halkı olmak üzere Kuzey Kürdistan halkı ayaklanmalara başlamıştı. 1990’lı yıllarda, beş-altı yıl öncesine kadar düşman karşısında yok olma tehlikesini yaşayan halk direnişe geçmiş özgürlüğünü söke söke almaya girişmişti. Ülke topraklarından faşist devleti atacak serhildanlara girişip gerilla ile bütünleşmeye başlamıştı. Buna paralel olarak da gerilla Zagros dağları başta olmak üzere dört bir yana dağılmış, direnişi o bölgelere taşımıştı.

Bir oturma eylemi ile başlayan halk eylemliliği, ilk büyük Serhildan Hareketi olan Cizre’deki Newroz kutlamasına evrilmişti. Türk devleti halka saldırmış ve 22 kişiyi katletmişti. Fakat Cizre halkı kayıplara rağmen serhildanın amacı olan mezarlıktaki Şehid Berivan’ın (Binevş Agal) mezarını kitlesel olarak ziyaret etmeyi başarmış ve mezarı başında konuşmalar yapmıştır. Halkın ısrarı ve kararlılığı ilk serhildan çıkışını başarılı kılmıştır. Yaşanan saldırı karşısında halk kararlı duruşundan vazgeçmemişti. Cizre’de hemen hemen  serhildan yürüyüşüne faşist devletin saldırısı sonucu birkaç kişi yaşamını yitirerek, şehit düşmekteydi. Her seferinde şehit düşenlerin cenaze törenleri de yeni bir serhıldana dönüşmekteydi. Böylece halkta kesintisiz süren bir direniş süreci başlamıştı.

Serhildan kentlerinin başında gelen bir başka yer ise Nusaybin’di. Nusaybin halkı da şehitlere ve Cizre halkına sahip çıkarak direnişe layık olma amaçlı direnişe geçmişti. Direniş kaldığı yerden devralınıp büyütülüyordu.

Şehid Berivan’ın (Binevş Agal), Botan halkı üzerindeki etkisi açığa çıkıyordu. Botanlı kadınlar gerillaya kitlesel katılımlar gerçekleştiriyordu. “Kadınlar savaşamaz, kadınlar erkeklerin arasında yer almamalı” gibi anlayışları kırmıştı. Tüm bu anlayışlara karşı Kürdistanlı kadınlar akın akın gerillaya katılıyordu.

Bu yıllarda halk serhildanları ile birlikte gerillada da saldırı ruhu ön plana çıkmıştı. Karakollara, düşman tepelerine baskınlar geliştirilmiş, yaygınlaştırılmıştı. Yakın mesafeden düşman mevzilerine girilip askerler imha edildikten sonra silahlar kaldırılmıştı. Bu tarz giderek yayılıyordu. Gerilla bununla bir üst aşamaya geçmişti. Ahmed Repo, Otomatik Mervan ve Doktor Baran adındaki gerilla komutanlarının öncülüğü ile bu gerilla tarzı Türk devletine ağır bedeller ödetmişti. Bu şekilde yürütülen gerilla taktikleri gerillanın daha da geliştiğinin bir diğer kanıtıydı.

1992 yılında faşist Türk devleti, KDP ve YNK birleşip gerillanın üzerine geldi. Bir tasfiye girişimiydi. Fakat başarılı olamadı. Güney Kürdistan’da kurulan parlamentonun ilk kararı PKK’ye karşı savaştı ve bunu pratikleştirip Xakurkê ve Heftanin’de gerillanın üzerine gitti.

90’lı yıllarda gerilla tarafından ilk defa telsiz kullanılmaya başlandı. Gerillanın elinde tekniki anlamda bir şey yoktu. Silahlar konusunda da kalaşnikof, biksi ötesini geçmeyen silahlar vardı. Fakat her zaman gerillanın diri ve sürekli güçlenen ruhu vardı.

1996 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Suriye’de bir tonluk patlayıcı ile suikast girişimi olmuştu. Buna karşılık Zeynep Kınacı (Zilan) Dersim’de gerçekleştirdiği fedai eylemle faşist Türk devletine en net ve sert cevabı vermişti. Bu da hem gerillanın hem de Kürtlerin tarihinde bir ilkti. Fedai eylem tarzı gerillanın bir taktiği olmuştu. Şehid Zilan şahsında gerilla fedailiği bir üst aşamaya taşımıştı. Şehid Zilan’ın ardında da Leyla Kaplan ve Güler Ortaç’ın fedai eylemleri gerçekleşti.

1997’de KDP yine rolünü oynayarak Hewler’de yaralıları katletti. Ve yeniden PKK’ye karşı savaşa başladı.

En Çok Okunanlar

En Çok Okunanlar

İlgili Makaleler