Ahlak toplumun yaşam hücresidir

0
583

Sema ÇELİKBİLEK

Savaş deyince insanlığın aklına talan, gasp, silah, top, tank, mermi ve bunların sonucundan ölenler, toplu mezarlar, yaralılar, gaziler, yetim çocuklar, dul kadınlar ve tecavüz gelir. Bunun örneklerini daha çoğaltabiliriz ama ilk çağrışımlar bunlardır. Savaş savaştır deriz ancak bu savaşın küçük bir parçası ve gözle görünenidir. Silahlı savaşta denilir buna. Savaş sadece bundan ibaret değildir. Savaş türleri olarak, silahlı, psikolojik, asimetrik, soğuk, sıcak, ekonomik, küresel, biyolojik, siber ve en önemlisi de özel savaş olarak adlandırılan savaşlardır.

Savaşlar kanlı olur denir ama bazen savaşlar kansız ve acısızdır. Seni öldürdüğünün farkında bile olmasın. Seni uyuşturur, seni hoşnut eder, seni pembe hayallerin pişine sürükler. Farkında olmadan senin özüne, senin kişiliğine, ilkelerine, değerlerine sana acı vermeden seni özünden, varlığından uzaklaştırır. Özel olması seni öldürürken, kendi isteğinle ölüme teslim olmandır. Afyon gibi damarlarına girer, seni sarhoş eder ve o sarhoşlukla varlığını yok eder. Yok olduğunun farkına bile varmasın. Bugün tüm dünyada en çok kullanılan savaş türlerin başında ise özel savaş dediğimiz savaş gelmektedir.

Yukarıda söylediğimiz gibi seni yok eder ama yok olduğunun farkına bile varmasın. Yaşadığını zannedersin ama yaşamdan zerre bırakmaz sana. Senin damarlarına girer, kanın rengini değiştirir.  Önce beynin içine girer, sonra beynini yok sayarak senin sahip olduklarına ve sahip olmak istediklerine saldırır. Öze saldırı gerçekleşir. Savaşır, yok eder, kendini var etmeye çalışır beynin en ucra köşelerine yerleşir ve birey üzerinden toplumu hedef alır. Toplumu toplum yapan ahlak değerlerine saldırı başlar. Var olan ve olması gereken bütün ahlaki değerleri hedef alır. Kişi üzerinden toplumu ahlak değerlerinden yoksun bırakmak için bütün metodlarını devreye sokar. Beyin bir insanı insan yapan ve yaşamasını sağlayan bir organdır. Beyindeki hücrelerin ölümü insanın ölümü demektir. Bir toplumu toplum yapan ise ahlaktır. Nasıl ki beyindeki hücrelerin ölümü yok olmaya götürüyorsa ahlakın yok oluşu da toplumu yok olmaya götürür. Ahlakta toplumun yaşam hücresidir. Onun için ilk hedef toplumun ahlaki değeridir.

İşte burada özel savaş teknikleri ortaya çıkar.  Özel savaş tekniklerinin başında Televizyon ve televizyonlarda gösterime giren dizelerin toplum üzerindeki etkisini ele alacağım. Özel savaşın en önemli saç ayaklarından biri de medyadır. Ulus devletler medya aracını ellerinde tutarak, toplumu ahlaki, kültürel, sosyal ve siyasal olarak yönlendirmeye başlarlar. Bunu Basın yayın organları olan televizyon, radyo, gazete ve dergiler başta olmak üzere çok bilinçli bir şekilde kullanarak, toplumu kendi öz değerlerinden koparmaya yönelik bir savaş yürütülür. Medya etkili bir silaha dönüştürülmüş ve eril, iktidarcı sistem tarafından kullanılmaya başlanır. Özel savaşın ilk yönelimi başta kişinin ahlakına ve öz değerlerine saldırıdır. Ardından toplumun, halkların ahlakını hedef alır. İlk saldırısı bireye olur ve birey üzerinden toplumu esas alır. Ahlak toplumun bütün değerleridir. Onun için ahlakın ilk çöküşü bireyler üzerinden gerçekleşir.

Modernite adı altında toplumların sahip olduğu ahlak değerlerini yok etmeye başlarlar. Bunu da ilk olarak kadın bedeni üzerinden yapamaya başlarlar. Düşürülmüş kadın, düşürülmüş toplum olduğunu çok iyi analiz ederler. Bugünün medyasına baktığımızda Kadın bedenin bir reklam aracı olarak kullanıldığı çok iyi görülür. Yapılan bir çikolata reklamında bile Kadının çikolota yerken dudaklarının ön plana çıkartılması bir örnektir sadece. Bütün reklamlara bakın bütün reklamlarda kadın kullanılır amaçta kadını sömürme, cinsel bir obje olarak yansıtmaktır.  Kadın sömürmesiyle birlikte toplumu sömürülür. Sadece reklamlar değil tabi ki!  Bunun yanında diziler, sinema filmleri ve sanat adı altında yapılan bütün etkinlikler ve yaşamın her alanında kadın olgusu farklı kullanılmaya başlanır. Son dönemde yayımlanan dizelere bir bakın. Kadın hep düşürülmüş, tecavüze uğramış, tecavüzcüsüne aşık olmuş, çaresiz ve bir erkeğe mahçup bırakıldığı görülür. Bu sadece senaristlerin yazdığı senaryolarla ilgili değil. Bu devlet sisteminin, sistemli olarak yürüttüğü toplumu çürütme politikasıdır. ilk hedef ise ahlak olgusudur.

Genel itibarıyla günümüzde tecavüzlerin, istismarcıların, kadın katliamların yaşanmadığı hiçbir gün yoktur. Devlet ve faşist iktidarlar, kendi tacizci ve tecavüzcülerini özel olarak eğiterek topluma sürer. Görevleri sadece toplumun ahlak yapısını yok etmektir. Bunlar özel savaşın baş elemanları olarak eğitiliyor. Sadece taciz ve tecavüzler bunun bir parçasıdır. Bunun yanında madde bağımlılığı ve fuhuşun yayınlaştırması da özel savaşın görevleri arasındadır. Eğer dikkat edilirse fuhuş ve madde bağımlılığında büyük artış olduğu görülür. Bu insanlar kendi istekleriyle fuhuş ve madde kullanmaz. Fuhuş ve madde bağımlılığı özendirilir. Nasıl ki Dizelerde tecavüzcüye aşık olma senaryoları toplumda meşrulaştırılmışsa bu da aynen öyledir. Tecavüz toplumda meşrulaştırılarak, tecavüzcüye aşık olma artık kaçınılmaz gibi yansıtılır. Oysa tecavüz en büyük ahlaksızlıktır. En büyük cinayettir. Bu ahlaksızlığın artık toplumda var olması gerektiğini topluma empoze etmeye başlar.

Özellikle Kürdistan’da fuhuşun, tecavüzün, istismarın, madde bağımlı ve ajanlaştırmanın bu kadar çoğalmasının nedeni Türk devletinin yürüttüğü özel savaş politikasıdır. Kürdistan kentlerinden Nusaybin, Cizre, Şırnak, Batman, Diyarbakır’da genç kızlara yapılan çirkin tuzaklar, geliştirilen fuhuş merkezleri özel savaşın silahlarıdır.  Özel savaş, seni nasıl ve neyle öldürdüğünü, sana nasıl ve neden saldırdığını, kastettiğini bilmediğin savaştır. Düşmanın bilinmez kılındığı, düşmanın tanınmaz kılındığı savaştır. Kendi düşmanına hizmet ettiğin, kendi kendini onun kılıcına doğru uzattığın savaştır.  Tüm yürütülen bu kirli politikalar bir toplumun ahlaki değerlerine bir saldırıdır. Çünkü amaç birey değil, toplumun kendisidir. Yani toplumun ahlaki yönden çökertilmesi hedeflenmektedir.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here