Bayık: Soykırıma karşı devrimci savaş esas alınmalıdır

0
136

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Stêrk TV’de Özel Program’a katıldı.

Kürt halkını, dostlarını ve demokrasi güçlerini hamleye katılmaya ve başarısı için çalışmaya çağıran Cemil Bayık, şunları belirtti:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit devam ediyor. Yaklaşık 3 yıldır kendisinden hiçbir şekilde haber alınamıyor. Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ile bağlantılı olarak bu hamleyi nasıl ele alıyorsunuz?

Tarihte birçok komplo gerçekleştirilmiştir fakat Rêber Apo’ya yönelik komplonun dünyada bir benzeri olduğunu düşünmüyorum. Çok büyük bir komplodur. Bu yüzden komploya karşı da güçlü bir duruş gerekiyor. Rêber Apo, komployu tahlil etti, kim, neden böyle bir komplo yaptı, komploya karşı nasıl bir duruş sergilemeliyiz, komployu nasıl boşa çıkarırız temelinde hareket etti. Bundan dolayı kendi şahsında komployu boşa çıkardı. Komployu geliştiren sisteme karşı büyük bir alternatif oluşturdu. Hem hareketimize, hem Kürt halkına, hem de insanlığa sundu bu alternatifi. Güçlü bir paradigma verdi insanlığa. Önderlik komploya bu şekilde cevap verdi. Halkımız, hareketimiz bu komployu hiçbir zaman kabul etmedi. Komploya karşı durdu. Başta da zindandaki yoldaşlarımız komployu  iyi anladılar ve heval Halit Oral, ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ şiarıyla bir eylem yaptı. O eylemde de Kurdistan halkına bir çağrıda bulundu. Yani Rêber Apo şahsında Kürt halkı, hareket büyük tehlike altındadır dedi. Bu anlaşıldı. Bundan dolayı hem zindanda, hem de dışarıda komploya karşı güçlü bir duruş sergilendi. Gerilla da komploya karşı güçlü bir şekilde durdu.

Eğer Rêber Apo komployu boşa çıkardıysa bu halkın ve gerillanın da desteğiyle oldu. Rêber Apo da daha sonra bunu dile getirdi. Önderlik, ‘Eğer halk ve gerilla olmasaydı komploya karşı durmak benim için zor olacaktı. Hem gerillaya, hem halka teşekkür ederim’ dedi. Rêber Apo’ya yönelik komplo neden gerçekleşti? Çünkü Rêber Apo özgür Kürdü yaratıyordu, Kurdistan’da demokrasi ve özgürlük mücadelesi geliştiriyordu. Gün geçtikçe de bu mücadele daha da büyüyordu. Sadece Kürt halkını değil Ortadoğu halklarını da etkiliyordu bu mücadele. Kapitalist modernite güçleri bunu büyük bir tehlike olarak gördüler. Çünkü Ortadoğu’ya müdahale etmek istiyorlardı. Müdahale edecekleri zaman da Rêber Apo’nun geliştirdiği mücadele onlar için engel ve tehlike oluşturuyordu. Ortadoğu’ya müdahale etmek, çıkarlarına göre şekillendirmek için Rêber Apo’nun kendileri için yarattığı tehlikeyi ortadan kaldırmak istediler. Tehlikeyi ortadan kaldırmadan yapacakları müdahale ile amaçlarına ulaşamayacaklarını hatta ters sonuç alacaklarını gördüler. Bundan dolayı hareketi ve Kürt halkının etkisiz kılmak için de Uluslararası Komployu geliştirdiler.

Komplonun hedefi tamamen Rêber Apo, PKK ve özgür Kürdü yok etmekti. Rêber Apo nasıl ki komploya karşı durduysa halkımız da çok güçlü bir şekilde komploya karşı durdu. Hatta bedel de ödedi. Özellikle Kürt kadınları komploya karşı çok güçlü durdu. Komplodan güçlü bir şekilde çıkarak bugün hem kendileri dünyaya örnek oldu, hem hareketin, hem de Kürt halkının örnek gösterilmesini sağladı. Komploya karşı güçlü bir duruş sergilendiği için bugün Kürt sorunu tüm dünyaya ulaştı. Bilindiği gibi işgalci Türk devleti şimdiye kadar Kurdistan’daki tüm isyanların dünyaya ulaşmasını engellemişti. Yani dünyanın bu sorundan haberi olsun istemiyordu. Fakat Rêber Apo, PKK, Kürt halkı ve Kürt kadınları buna karşı durdu, büyük bedeller ödedi, büyük acılar çekti ama mücadeleyi Türkiye, Kurdistan çerçevesinden çıkararak dünyaya ulaşmasını sağladı. Dünya Kürt sorunundan haberdar oldu. Rêber Apo’nun, PKK’nin, Kürt halkının mücadelesini gördü. Mücadele ile birlikte dünyada dostlarımız oluştu.

Bu dostlarımız da Kürt halkının mücadelesi için çalışmalar yapmaya başladı. Mesela İngiltere’de işçi sendikaları büyük bir mücadele sergiledi. Yine İtalya’da, Fransa’da, Avrupa’nın birçok yerinde konserler düzenlendi. En son Dünya İşçi Sendikası kongrelerinde Rêber Apo’ya sahip çıktılar. Rêber Apo’yu, hareketimizi ve Kürt halkını sahiplenme her geçen gün daha da büyüdü. Bu temelde Kürt dostları bir hamle başlattı. “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” hamlesiyle bir mücadele başlattılar. Bu tamamen hareketimiz, halkımız dışında, dostlarımız tarafından geliştirildi. Bu çok anlamlı ve önemlidir. Bu da Kürt sorununun artık dünyaya dağıldığını gösteriyor. Dünyanın birçok yerinde, halklar, sosyalistler, kadınlar, gençler, ekolojistler, sanatçılar, aydınlar, yazarlar, akademisyenler bu hamlede yer aldı, çağrı yaptı ve dünyayı uyardı. Bu Uluslararası Komplo’nun artık Rêber Apo’yu zindanda tutamayacağının göstergesidir.

HALKIMIZ KAMPANYAYI ENGELLEMEK İSTEYENLERE KARŞI KARARLI BİR DURUŞ SERGİLEMELİ

Komplocu güçler, faşist Türk devleti, bazı hain işbirlikçi Kürtler Rêber Apo’yu yok etmek için mutlak bir tecrit geliştiriyorlar.  Bu şekilde Rêber Apo’yu etkisiz kılacaklarını hesaplıyorlar fakat bundan sonuç alamayacaklar. Çünkü Rêber Apo artık dünyaya dağılmış durumda. Rêber Apo, ‘Savunmalarım neredeyse, kitaplarım neredeyse ben de oradayım’ dedi. Bugün görüyoruz Rêber Apo’nun savunmaları, paradigması dünyanın her yerine ulaşmış durumda. Rêber Apo bugün İmralı’da değil dünyanın her yerinde yaşıyor. Hiçbir kuvvet bunun önünü alamaz. İspatı da Kürt dostlarıdır. Şuan dünyada büyük bir kampanya başlattılar. Artık Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması, Kürtlerin de statüye sahip olması gerektiğini belirttiler. Bunun için de mücadeleyi yükselteceklerini vurguladılar. Bu vesileyle, kampanyayı geliştiren, kampanyada yer alan, emek veren, çağrı yapan herkesi selamlıyorum, kutluyorum ve hareketimiz adına, Kürt halkı adına minnetlerimi sunuyorum.

Bu süreçte Kürt halkının sorumlulukları, görevleri daha da büyüdü. Eğer Kürt-Kurdistanlı olmayanlar, dostlarımız olanlar, Rêber Apo’ya, paradigmasına bu şekilde sahip çıkıyorlarsa, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için, Kürt halkının statüye kavuşması için mücadele edeceklerini belirtiyorlarsa, Kürt halkının da bundan bir sonuç çıkarması gerekir. Kürt dostlarının başlattığı bu kampanyayı Kürt halkının sırtlaması, her anlamıyla kampanyayı büyütmesi ve amacına ulaştırmalıdır. Şuan Kürt halkı da madem dostlarımız böyle bir kampanyayı başlattı, bizler de bu kampanyanın bayrağını devralmalıyız diyor. Bu yerinde bir düşüncedir. Kürt halkının yapması gereken de budur. Kürt halkının kendisi için, Rêber Apo için, halklar için üzerine düşen görevi yerine getirirken bazılarının engellemesi ile karşılaşabilirler. Kampanyayı boşa çıkarmak, zayıflatmak, engellemek isteyenler olacaktır. Halkımızın bunu kabul etmemesi, buna karşı kararlı ve cesaretli bir şekilde durması gerekir. Eğer halkımız bu şekilde görev ve sorumluluklarını yerine getirirse kimse bu kampanyanın önünü alamaz. Kampanya bu şekilde amacına ulaşacaktır.

Kürt halkı, demokrasi ve özgürlük güçleri, ‘Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm’ hamlesi için ne yapmalılardır?

Kürt halkı dediğim zaman, gençleri, kadınları, yaşlıları, çocukları hepsini kapsıyor. Ben Kürdüm, yurtseverim, demokratım, devrimciyi, Kurdistan’da özgürlük, demokrasi olsun istiyorum, özgür yaşamak istiyorum, işgale, soykırıma, faşizme karşıyım diyen herkes görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. İnsanlık nasıl ki Rêber Apo’nun paradigmasında sorunların çözümünü görüyorsa bundan dolayı Rêber Apo’ya sahip çıkıyorsa, bu şekilde sorunlarını çözmek istiyorsa, Kürdün de herkesten fazla Rêber Apo’nun paradigmasına, çizgisine sahip çıkması lazım. Rêber Apo tüm Kürt toplumu için, Ortadoğu için, insanlık için çalıştı hala da çalışıyor hem de İmralı şartlarında. Fakat özellikle de kadınlar için çalışmalar yürüttü. Bugün kadınlar tüm dünyada Jin Jiyan Azadî sloganıyla hareket ediyorsa bunu Rêber Apo geliştirdi.

Rêber Apo her zaman kadın özgürlüğü için çalıştı. Çünkü kadın özgürleşmediği sürece toplumun özgürleşemeyeceğini belirtti. Bundan dolayı kadın özgürlüğünü esas aldı. Kadınlar bunu bildiği için Rêber Apo’ya sahip çıkıyorlar, Rêber Apo için mücadele ediyorlar. İnanıyorum ki kadınlar herkesten çok Rêber Apo’nun özgürlüğüne sahip çıkacaktır. Dostlarımızın geliştirdiği kampanyaya öncülük edeceklerdir. Bu şekilde Rêber Apo için görev ve sorumluluklarını yerine getireceklerdir. Rêber Apo gençler için de büyük çalışmalar yaptı. Gençler de bunu biliyor. Zaten Rêber Apo’nun geliştirdiği hareket bir gençlik hareketidir. Eğer bu hareket komplo, ihanet ve saldırılara rağmen bugüne kadar geldiyse, halklara umut olduysa gençlerin ve kadınların geliştirdiği öncülükten dolayıdır. Bundan dolayı PKK her zaman canlı, ayakta, değişim-dönüşüm gerçekleştiriyor ve umut oluyor. İnanıyorum ki gençler de bu kampanyaya daha fazla sahip çıkacaklardır, öncülük edeceklerdir ve rollerine yerine getireceklerdir.

Rêber Apo Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük güçleri için de emek verdi. Onlara düşen görev ve sorumlulukları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rêber Apo, hareketi geliştirdiği ilk yıllarda Kürt halkını nasıl esas aldıysa, Türkiye halklarını da esas aldı. Kürt halkı için nasıl sorumluluk aldıysa, Türkiye halkları için de sorumluluk aldı. Hiçbir zaman Kürt halkı ve Türkiye halkları arasına bir fark koymadı. Türkiye’de demokrasi ve özgürlük için bir mücadele verildi, birçok bedel ödendi, şehitler verildi, idam edilenler oldu. Rêber Apo Türkiye’de gelişen devrimci hareketi kendisine esas aldı. O hareketi nasıl devam ettirebilirim, o devrimcileri, şehitleri nasıl yaşatabilirim diye düşündü. PKK’yi bunun de için kurdu. Yani PKK’yi sadece Kürt halkı için değil, Türkiye halkları için de kurdu. İnsanlık için kurdu. Bunun için büyük bedeller de ödedi. Bu yüzden Türkiye’nin demokratları, sosyalistleri, faşizme karşı duran, özgürlük-demokrasi değerlerine bağlı olanlar, halkları esas alıyoruz diyenler Kürt halkına karşı görevlerini yerine getirmelilerdir. Eğer bu görev ve sorumluluklarını yerine getirmezlerse, demokratım, sosyalistim diyemezler. Yani gözleri önünde Kürt halkına karşı soykırım siyaseti yürütülüyor. Dünyada nerede olursa olsun bir sosyalist, demokrat, bir halkın soykırımdan geçirilmesini kabul etmez, buna karşı durur.

Dünyada örnekleri çoktur. Fransa Cezayir’e müdahale ettiğinde, orada işkence, katliam, talan, tutuklama yaptıkları zaman Fransa’nın devrimciler, sosyalistleri Fransa’ya karşı durdu. Bu yüzden Fransa Cezayir’den çekilmek zorunda kaldı. Yani Türkiye solcuları, demokratları, sosyalistleri bunu esas almalı. Eğer yaşananlara göz yumarlarsa, ses çıkarmazlarsa, kendilerine de sosyalistiz, faşizme, soykırıma karşıyız derlese bu yalandır. Demokrat ve sosyalistliğin kriteri Kürt halkına yaklaşımdır. Türk devletine yaklaşımdır. Türk devletinin siyasetine, soykırımına karşı çıkmazsa, Kürt halkının yanında durmazsa, Türk iktidarına karşı durmazsa, ne kadar ben sosyalistim, demokratım, yurtseverim derse de yalan söylüyordur. Çünkü Kurdistan’da bugün geliştirilen mücadele Türk devletinin gerçek yüzünü her şekilde ortaya çıkarmıştır. Normal düşüne bir insan Türk devletinin gerçekliğini, Kürt halkına, Türkiye halkına, insanlığa olan yaklaşımı nedir görür. Buna rağmen görmeyenlerin insanlığından şüphe duymak lazım. Türkiye’deki demokrat ve sosyalist güçlerden istenen Rêber Apo’ya yönelik tecride karşı durmak, fiziki özgürlüğü için mücadele etmek.

1 Ekim’de Anakara’da PKK’nin 2 fedai savaşçısı Rojhat Zilan ve Erdal Şahin büyük bir eylem gerçekleştirerek Ankara’yı salladı. Türk devleti ise bunun bahane ederek Rojava’ya saldırdı. Ankara eyleminin Rojava’ya dönük saldırılarla ne ilgisi var?

Öncelikle heval Rojhat ve Erdal’ı saygıyla anıyorum. Bu arkadaşlar Kürt halkı ve insanlık için tarihi bir görevi yerine getirdiler. Büyük bir fedakarlık yaptılar. Cesaretli bir şekilde düşmanın üzerine gittiler. Eylemlerini de Kürt soykırımını yürüten bir merkeze, emniyete yaptılar. Düşman Kürt halkını ortadan kaldırmak istiyor, onlar da eylemleriyle eğer Kürt halkını ortadan kaldırmak istiyorsanız biz bunu kabul etmiyoruz, bizi ortadan kaldırmak isteyenler bilsin ki biz de onları ortadan kaldırırız mesajını verdiler. Türkiye halkları Kürt halkına yönelik soykırım üzerinden yaşayamaz, gelişemez. Kürt halkını soykırımdan geçiren kendini soykırımdan geçiriyordur. Arkadaşlar o eylemle Türk devletine, Türkiye toplumuna bunu anlatmak istedi. Bu yüzden o eylem tarihi bir eylemdir. O eylem Türk devletinin kirli propagandalarını boşa çıkardı. Çünkü özel savaşla PKK’yi yok ettik propagandasını geliştiriyorlardı. PKK artık kalmadı, bir şey yapamaz, Türkiye’de huzuru sağladık, her gün şu kadar gerillayı öldürüyoruz propagandasını yapıyorlardı.

Buradan bile anlaşılıyor ki ölümler üzerinden kendisini yaşatan, bunun propagandasını yapan bir iktidar faşist, soykırımcı bir iktidardır. İçeride, dışarıda yaptıkları propagandaya rağmen, -hatta bu propagandalara inanlar bile olmuştu- Anakara’daki eylem bu propagandaları boşa çıkardı. Türk devletinin herkesi kandırdığını bir kez daha gösterdi bu eylem. Bu kadar büyük bir savaş yaşanmasına rağmen AKP-MHP iktidarı savaş yok, Kürt sorunu da kalmadı diyordu. Büyük savaşın üstünü böyle örtüyordu. Çünkü ölen askerleri de toplumdan gizliyorlar. Her zaman gerillaları öldürdüklerinin, PKK’yi bitirdiklerinin propagandasını yapıyorlardı. Bu eylem bütün bunların yalan olduğunu gösterdi. Eylem Türk devletinin tüm gerçekliğini ortaya çıkardığı için, propagandalarını boşa çıkardığı için, büyük bir savaşın yaşandığını gösterdiği için düşman şoka uğradı. Bu yüzden ne yapacaklarını şaşırdılar. Saldırılarla bu eylemin etkisini kırmak istediler.

NATO VE ABD ONAY VERMESEYDİ TÜRK DEVLETİ BU SALDIRILARI YAPAMAZDI

Her gün Bakur’da Kürtleri tutukluyor. Bu gözaltı ve tutuklamalara da ‘Kahramanlar Operasyonu’ adını vermişler. Ne kahramanlıkları var, yani ne yapmışlar da kahraman olmuşlar. Bu ismi bile halkı kandırmak için koyuyorlar. Türkiye halklarının hesap sorması, ne kahramanlık yapıyorsunuz demesi lazım. Kahramanlıklarınız tüm gücünüzle ev basmak, insanları tutuklamak, işkence etmek, hakaret etmek, zindana atmak mıdır? Bu mu kahramanlıktır? Medya Savunma Alanlarına da her gün saldırıda bulunuyorlar, bilmem kaç gerilla öldürdük diyorlar. Halbuki 1 gerillayı bile şehit etmedikleri zamanda dahi halkı da, dış ülkeleri de bu şekilde kandırıyorlar. Aslında amaçları Rojava’ydı. Rojava’ya saldırı kararını çoktan almışlardı. Erdoğan açıkça, karar aldık zamanını bekliyoruz dedi. Ankara’daki eylemi de bahane ederek Rojava’ya saldırdılar. Eylemi yapanlar Rojava’dan geldi, Rojava bizim için tehlikelidir, bu yüzden intikam alacağız dediler. Zaten daha önce aldıkları kararı bu şekilde pratiğe geçirdiler. Kendileri de, dünya alem de biliyor ki o arkadaşlar Rojava’dan gitmemiştir. Fakat Kürt düşmanı oldukları için Rojava’ya saldırdılar. Saldırmadan önce de, elektrik istasyonlarına, fabrikalara yani yeryüzünde, yer altında ne varsa hedefimizdir, ordumuz, istihbaratımız her şeye saldıracaktır dediler. 3. tarafın da çekilmesi lazım, yani kimse bize engel olmasın, kim karşımızda durursa onları da hedef yapacağız diye tehdit ettiler.

Türkiye’nin tek başına Rojava’ya dönük bu vahşi saldırıları yapacak gücü yok. Birçok yaşam alanına saldırmaları NATO’nun ve Amerika’nın kararıyla olmuştur. Çünkü NATO üyesi bir devlettir. Eğer NATO izin vermezse Rojava’ya dönük bu saldırıları yapamaz, insanları şehit edemez. Bu mümkün değil. Türk devletinin bu saldırı kararlarına onay vermeselerdi, Türk devleti bu saldırıları yapamazdı, yapsaydı da karşısında dururlardı. Türk devleti ne savaş kanunlarına, ne savaş ahlakına uyuyor. Keyfi ne isterse onu yapıyor. Çünkü Kürtleri ortadan kaldırmak istiyor bu yüzden her tarafı bombalıyor. Yaşam alanlarını yok ediyor. Elektrik santrallerini, su depolarını, buğday ambarını, petrol tesislerini, hastaneleri, fabrikaları bombalıyor. Bunları ortadan kaldırdığında o insanlar orada nasıl yaşayacak? Bu büyük bir ahlaksızlıktır ve savaş suçudur. Buna yol verenler de Türk devleti ile işbirliği yapıyordur. Halkımız da zaten böyle belirtti, bunu kabul etmeyeceklerini ne yaparlarsa yapsınlar topraklarını terk etmeyeceklerini söylediler. Belki öleceğiz ama topraklarımızda öleceğiz dediler. Böyle kararlı bir duruş sergilediler. Bu vesileyle Rojava halkımıza teşekkür ve tebrik ediyorum. Rojava’da şehit düşenleri de minnetle anıyor, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

Erdoğan bir yandan Rojava’ya bu saldırıları yaparken, diğer yandan da Gazze’ye sözde sahip çıkıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan, Türkiye, iktidar, muhalefet ikiyüzlü davranıyor. Kendilerini kurnaz zannediyorlar. Herkesin gözü önünde yaptıklarını saklayacaklarını kimsenin anlamayacağını sanıyorlar. Gazze’ye, Filistin’e sözde sahip çıkıyor. Kürtlerin soykırımını esas alanları hiçbir zaman Filistin halkına dostluk yapamazlar. Bu mümkün değil. Ortadoğu’da 2 temel sorun var. Biri Filistin sorunu, diğeri Kürt sorunu. Bu iki sorun çözülmediği sürece Ortadoğu’da hiçbir zaman savaş durmaz, demokrasi, özgürlük olmaz, katliam eksik olmaz. Bu 2 sorun çözüldüğü taktirde Ortadoğu huzura kavuşur, değişim yaşanır, demokrasi, özgürlük gelişir. Kürt ve Filistin sorununu yaratanlar da aynı güçlerdir. Bunlar bu sorunların çözülmesini asla istemiyorlar. Çünkü sistemlerini Kürt ve Filistin sorunu üzerine inşa etmişler. Kapitalist modernite sistemi hiçbir zaman sorunların çözülmesini istemezler. Bu yüzden her zaman sorun yaratırlar.

Halkımızın da, Filistin halkının da, bölge halkının da bu gerçeği iyi anlaması lazım. Biz Kürt-Arap ittifakını geliştirmek istiyoruz. Çünkü Ortadoğu’da, parçalanan, sorunlar yaşayan, adaletsizliğe maruz kalan, sürekli savaş, soykırımla karşı karşıya kalan bu halklardır. Bu sorunları yaratanların hepsi nasıl birliktelerse, Kürt ve Filistin halkının da birlikte bunlara karşı durması lazım. Bu yüzden Kürt-Arap ittifakından bahsediyoruz. Arapları parçalayarak 22 devlete böldüler, Kürtleri de 4 parçaya böldüler. Kürt ve Arap halkının kanının emenler de bu güçlerdir. Bu yüzden Kürt ve Arap halkının ittifakını geliştirmesi lazım. Eğer ittifaklarını geliştirirlerse özgürleşirler. Filistin halkının sorunu bugünün olan bir sorun değil. Toplumsal ve tarihi bir sorundur. Bir hak sorunudur. Bu yüzden hareketimiz daha ilk kurulduğu yıllarda Filistin halkını, onların mücadelesini esas aldı. Onları haklı buldu, mücadelelerinde yer aldı, bedel ödedi. Komployu geliştirmelerinin bir sebebi de Filistinlerle, Araplarla geliştirdiğimiz ilişkidir. Araplarla nasıl ittifak kurarsınız diyerek komployu geliştirdiler. Hareketimiz kurulduğu günden beri Filistinlilerle, Araplarla ilişki kurmayı esas aldı. Mücadelelerine hak verdik.

Burada birkaç noktaya değinmek istiyorum. Hamas’ın geliştirdiği yöntem doğru değil, bunu eleştirmek lazım. Fakat bu Hamas’ın yanlış yöntemlerini sebep yapıp, Filistin halkına saldırmayı haklı kılmaz. Hamas’ın yöntemleri ne kadar yanlışsa, bu bahaneyle Filistin halkına yönelik saldırılar da o kadar yanlıştır. Bunu yanlış görüyoruz. Bu durum hiçbir zaman Filistin-İsrail sorununu çözmez daha da derinleştirir. Hatta bölgede yeni sorunların çıkmasına sebep olacaktır. Bu çok tehlikelidir. Bu yüzden Filistin ve Yahudi halkı nasıl kardeşçe yaşayacaklarını esas almalıdırlar. Ulus devlette ısrar etmemeliler. Ulus devlet hiçbir zaman sorunlarına çare olmayacaktır. Hatta gün geçtikçe sorunların daha da büyümesine neden oluyor. Bazıları Filistin için çözümün ulus devlet olduğunu söylüyor. Bu doğru değil. Bölgede ulus devlete sahip olanlar da hala sorun yaşıyor, topraklarından göç ediyor. Demek ki bu çözüm değil. Çözüm Rêber Apo’nun paradigmasındadır. Yani demokratik ulusun gelişmesindedir. Bunu esas almalılar. Bu yüzden hem Yahudi, Hem de Filistin halkı demokratik ulusu esas almalıdır. O zaman sorunlarını çözebilirler. Ulus devletin çözüm olmadığının son örneği Ermeni-Azeri savaşıdır. İkisi de devlet sahibidir. Fakat bölgelerinde büyük savaşlar yaşanıyor, hatta soykırım oluyor. Demek ki, bu çözüm değil. Çözüm Rêber Apo’nun çizgisidir, insanlık için geliştirdiği paradigmadır. Herkesin bunu esas alması lazım. Sorunlar ancak bu şekilde çözülür.

İşgalci Türk ordusu ve gerilla arasında yaşanan savaş da devam ediyor. Medya Savunma Alanları’nda savaş ne durumda?

Heval Rojhat, Erdal ve Dêrik’teki Asayiş şehitleri şahsında, yine Amed şehitleri şahsında tüm mücadele şehitlerini minnetle anıyorum, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. Şuan Türk devleti ile aramızda büyük bir savaş yaşanıyor. Türk devleti bu gerçeği saklamak için birçok taktik geliştiriyor. Mesela ölen askerleri asla açıklamıyorlar. Arada sadece bir, ikisini açıklıyor. Bunun yanı sıra sürekli şu kadar gerilla öldürdük açıklamasının yapıyorlar. Bundan da keyif alıyorlar. Toplumda gerillayı ortadan kaldırdıkları algısını yaratıyorlar. Şehit düşen arkadaşlarımızı biz zaten açıklıyoruz. Biz açıkladıktan sonra 10, 20 gün sonra hatta aylar sonra MİT operasyonuyla şu kişiyi öldürdük diyorlar. Yani yeni şehit etmişler gibi açıklıyorlar. Herkesi bu yönden de kandırıyorlar. Başarılı olduklarının, sonuç aldıklarının algısını yaratıyorlar. Her gün, her saat bombardıman yapıyorlar.

Dünyada yasaklanan silahları da kullanıyorlar. Dronlara kimyasal patlayıcılar yüklüyorlar ve tünel kapılarına atmayı hedefliyorlar. Bu şekilde tünelleri ele geçirip, arkadaşları şehit etmek istiyorlar. Bütün bunlara rağmen sonuç alamıyorlar, gerilla zor şartlarda büyük bir kahramanlık sergiliyor. Türk devletinin, NATO’nun tekniğine karşı arkadaşlar destanlar yazıyorlar. Bu vesileyle HPG ve YJA Star’lı arkadaşları kutluyorum. Onlar sadece Kürt halkının değil, insanlığın kahramanlarıdırlar. Çünkü insanlığı savunuyorlar. İnsanlık değerlerini savunuyorlar. Eğer KDP olmasaydı, Türk devleti bu savaşı kaybetmişti. Türk devleti hala savaşta ısrar ediyorsa bu tamamıyla KDP’nin desteğiyle oluyor. Kürt halkının bunu çok iyi anlaması lazım. Türk devleti özellikle AKP medyası psikolojik, özel savaş yürütüyor. Nasıl ki Almanya’da Hitler döneminde Gobels, yaptığı propagandalarla insanları kandırdıysa, AKP medyası da bunu yapıyor. Kanalları sabah akşam nasıl silah ürettiklerini, nasıl güçlü bir teknolojileri olduğunu gösteriyor. Yani Türk devletinin askeri olarak çok güçlü olduğunu, bir dünya gücü olduğunu, artık kimse Türkiye’nin önünde duramaz mesajı veriyorlar.

Diğer taraftan ise kirli propaganda yapıyorlar. “PKK özgürlük hareketi değildir, arkasında yabancı devletler var, bu devletler Türkiye’nin gelişmesini, güçlenmesini istemiyor, PKK’ye yardım ederek Türkiye’ye engel olmak istiyorlar, eğer bu dış güçler PKK’ye yardım etmezse PKK ayakta kalamaz, bu devletler çıkarları için PKK’yi kullanıyorlar, PKK Türkiye’nin zenginliklerini ortaya çıkarmamızı ve halkın hizmetine sunmamızı istemiyor. Eğer bu zenginlikleri ortaya çıkarırsak Türkiye halkı çok güçlenecektir, dünyada herkese karşı duracaktır. Türkiye halkı fakirse sebebi PKK’dir. PKK’nin de dış güçlerle ilişkileri vardır. Emperyalist devletler PKK ile mücadele ederek petrol çıkarmamızı engelliyor, maden çıkarmamızı engelliyor ki Türkiye fakir kalsın.” Böyle propaganda yapıyorlar.

Bu şekilde PKK’nin tasfiyesini, Kürt halkına yönelik soykırımı meşrulaştırmak istiyorlar. Türkiye halkından, dünya halklarından bu şekilde destek almayı amaçlıyorlar. Halbuki AKP’yi iktidara getiren Amerika’nın kendisidir. Türkiye’de soykırım siyasetinin yürütülmesine destek veren Amerika, NATO ve bazı Avrupa devletleridir.  Bunların yardımıyla iktidarda kalıyor ve soykırım siyaseti yürütüyorlar. Kullandıkları silahların hepsi NATO’nundur. AKP-MHP’nin uzman olduğu bir konu var. O da gerçekleri ters düz etmek. Bu şekilde herkesi kandırıyorlar. Gobels’in Almanya halkına uyguladıkları taktikleri AKP şuan uyguluyor. Bu yüzden kimse gerçek ne, yalan ne bilmiyor. Böyle bir özel savaş yürütüyor. İktidarını da böyle yürütüyor ve güçlendiriyor. Halkımızın da, Türkiye halklarının da bunu iyi anlaması lazım.

KDP-Türk devleti arasında, İran-Türk devleti arasında görüşmeler yapıldı. Türk devletinin Maxmur’a yönelik saldırıları oldu. Başur’a yönelik saldırılar ise her gün devam ediyor.  KDP-Türk devleti arasında, İran-Türk devleti arasında yapılan görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

KDP, özellikle Mesud Barzani ailesi kaderini Türkiye’ye bağlamışlar. Tamamen Türk devletinin hizmetine girmiş durumdalar. Sadece Başur’da değil her yerde Türk devletine yardım ediyorlar. KDP, PKK’ye karşı özel-psikolojik bir savaş yürütüyorlar. Askeri olarak, istihbarat olarak, her anlamıyla Türk devletinin yanında yer alarak PKK’ye karşı savaşıyorlar. Fakat KDP, Başur dışında da PKK’nin her yerle ilişkisini kesmek, dünyada tecrit etmek, çembere almak, teslim almak, ya da tasfiye etmek istiyor. Mesela bazı dostlarımız bize, “KDP size Türklerden daha çok düşmanlık ediyor” diyor. Bu doğrudur. Halkımızın bunu da bilmesi lazım. Barzani sadece Metina, Girê Cudi, Avaşin bölgelerinde bize karşı Türk devletine yardım ediyor, tamamen soykırım siyasetine hizmet ediyor. Halkımız bunun hesabını sormalıdır. Bu çizgi Kürt halkına değil düşmana hizmet etmektir. Türk devletinin Kürt halkına karşı gerçekleştirdiği her şeyi meşrulaştırmaktır. Görevleri budur.

Hewlêr’de KNK temsilcisi katledildi ama bugüne kadar tek bir açıklama bile yapmadılar, kınamadılar, bir kişiyi bile tutuklamadılar. Fakat Ankara’da Türk emniyetine yönelik bir eylem yapıldı KDP hemen eylemi kınadı. Bu bile KDP’nin durumunu, kimin yanında, kimin hizmetinde olduğunu gösteriyor. Neden Ankara eylemini kınıyor? O eylem onlara karşı yapılmadı, Kürtlere soykırım yapan Türk emniyetine yönelik bir eylemdi. Memnun olacağı yerde kınıyor. Peki, Deniz’i şehit edenleri neden kınamıyor, o katili neden tutuklamıyor? Ben hükümetim, iktidarım, yasalarım var, kimse burada bir şey yapamaz diyor. Gerçekten de Hewlêr’de öyle bir iktidar kurmuşlar ki kimse kıpırdayamıyor. Her tarafta kamera var. KNK binası her gün, her saat gözetim altında. Orada Deniz nasıl katlediliyor da KDP kimseyi tutuklamıyor. Çünkü onun da eli var bu cinayette. KDP, Türk devleti ile birlikte yürüttükleri siyasete Irak’ı da çekmek istiyor. Bunun için de çalışıyor. Irak sorumlusu günlerce Ankara’da görüşmeler yaptı. Irak’ı da planlarına dahil etmek istiyorlar. PKK’yi nasıl yok edebiliriz, Kürt halkına yönelik soykırımı nasıl tamamlayabiliriz diyorlar.

Buradan Irak’ı uyarmak istiyorum. Irak Barzanilerin ve Türk devletinin oyunlarına gelmemelidir. Bu politikalarda hiçbir çıkarları yok. Türkiye’nin Kürt sorununu demokratik yollarla çözmesini talep etmeliler. Irak’ın çıkarları bu doğrultudadır. Türk devleti ve Barzanilerin yanında yer alarak Kürtlere düşmanlık etmek Irak’a büyük zararlar verir. Bazı açıklamalarımız oldu, bazı yerlere Barzaniler yerleşmek istiyor. Barzanilerin yerleşmesi Türk devletinin yerleşmesi demektir. Çünkü Türk devleti ve Barzaniler şuan birçok yerde birlikte hareket ediyorlar, bize karşı savaşıyorlar. Bazı yerlerde güçleri birbirlerinden 100-150 metre uzaklıkta. Bazı yerleri Türkler yapmıştı, kışın gittiklerinde hepsini Barzanilere teslim ettiler. Şuan da Türkler yine saldırdı, Türklerin teslim ettikleri karakolları yine onlara verdiler. Yani birlikte hareket ediyorlar. Türk devleti her anlamda Başur’a hakim olmuş durumda. Behdinan’ı Türk devletinin bir vilayeti gibi yapmışlar. Türk devleti her alana yerleşmiş. Türk devleti ne isterse öyle hareket ediyorlar. KDP bu şekilde tamamen Türk devletinin soykırım siyasetine hizmet ediyor. Herkesin bunu böyle anlaması lazım.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması ve Kürt halkının statü sahibi olması için dostlarımız bir hamle başlattı. Kampanya her geçen gün büyüyor. Artık bizim de üzerimize düşeni yerine getirmemiz, kampanyada yer almamız ve sonuca ulaştırmamız gerekir. Hareketimizden, halkımızdan istenen budur. Bu yüzden hareketimizin tamamı nerede olursa olsun, ne görev almış olursa olsun, herkesin bu kampanyada yer alması gerekir. Tüm çalışmalarını, faaliyetlerini bu kampanyaya bağlı şekilde yürütmelidir. Bu kampanyayı sonuca ulaştırana kadar bu temelde hareket etmeliyiz. Asıl çalışmamız budur. Buradaki esas rol kadınların ve gençlerindir. İnanıyorum ki kadınlar da, gençler de, bu hamlenin öncülüğünü yapacaktır. Kampanyayı güçlendirecektir.

Gençlik hareketi olmamızdan kaynaklı, özellikle de gençlere çağrımdır; dostlarımızın geliştirdiği bu kampanyada her şeyinizle yer almalı ve gerillaya güçlü katılım sağlamalısınız. Çünkü biz bir gençlik hareketiyiz. Gençler soykırıma, özel savaşa karşı devrimci savaşı esas almalıdırlar. Bu temelde görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmelilerdir. Başka şeylere kulak vermemeliler. Düşman, eroini, fuhuşu, ajanlığı dayatıyor, toplumu bu şekilde çürütmek istiyor. Diğer taraftan da Hizbul-Kontrayı topluma dayatıyor. “Eğer fuhuş, eroin, ajanlık olmasını istemiyorsanız yönünüzü Hibul-Kontraya vermelisiniz” diyor. Bu siyaseti yürütüyorlar. Bu siyaseti boşa çıkarmak da gençlere düşüyor. Gençler, fuhuşa, ajanlığa, eroine karşı mücadeleyi daha da yükseltmelidirler. Türk devletinin toplumumuz, özellikle gençler üzerinde yürüttüğü siyasetin çok tehlikeli olduğun bilmeliler. Gençler hem bu siyasete karşı çıkmalı, hem kendilerini örgütlemeli, hem de devrimci halk savaşında yer almalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz