‘Bizzat Öcalan’ın halka aktarımda bulunması gerekir’

0
669

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatı Serbay Köklü, İmralı’da devam eden tecridi, konuya ilişkin uluslararası ve ulusal düzeyde hukuksal girişimler ve tüm dünyayı etkisi altına alan koronovirüs salgını riskine karşı İmralı Adası’nda yaşanan durumla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kürt Halk Önderi Öcalan’a uygulanan İmralı Tecrit Sistemi’nin 15 Şubat 1999’tan bugüne 21. yılını doldurduğunu belirten Köklü, “Bu 21 yıllık tarihte ideolojik, siyasal, felsefi birçok bakımdan baskı ve saldırı olduğu kadar Sayın Öcalan şahsında çok güçlü bir mücadelede yürütüldü.

Hukuk mücadelesi de bunun çok önemli bir aşaması. Zira tüm kazanımların veya kayıpların hak boyutuyla tescil edildiği alan burası. Ancak bununla birlikte Sayın Öcalan Uluslararası Komplo ile yakalandıktan sonra tiyatro niteliğinde bir yargılama sonrası alınan karar ile hukuksuz bir şekilde İmralı Cezaevi’nde çok ağır koşullarda tutuluyor. Yargılamanın usulü ve verilen cezanın niteliği konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok açık ihlal kararları olmasına rağmen, Türkiye maalesef bu kararların gereklerini yerine getirmemekte ısrar ediyor. Burada çok önemli bir hususta; AİHM’nin Sayın Öcalan hakkında uygulanmakta olan ağırlaştırılmış müebbet cezasının işkence niteliğinde olduğuna yönelik ihlal kararı sonrası hükümetçe yapılması gereken düzenlemeler hala yapılmamış olması” dedi.

GÖRÜŞME SAHİPLENME SONUCU GERÇEKLEŞTİ

Ceza içinde cezalandırma niteliği taşıyan ağır tecrit, disiplin cezaları ve Türkiye’deki tüm tutsakların kullanabildiği temel hakların İmralı Cezaevi’nde kullandırılmadığına dikkat çeken Av. Köklü, şunları belirtti: “Bizlerin de hem ulusal düzeydeki yargı yerlerine hem de uluslararası ilgili kurumlarda bu ve benzeri diğer konular hakkında başvurularımız ve takiplerimiz oluyor. Son tahlilde geleceğe dönük Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü hedefleyen tüm hukuksal başvuruları yaptığımızı ve yapmaya devam edeceğimizi ifade edebiliriz. Somut olarak ise ulusal düzeyde infaz hakimliklerinde ve Anayasa Mahkemesi’nde, uluslararası düzeyde ise CPT, AİHM ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde mevcut devam eden başvurularımız var.”

İmralı Tecrit Sistemi’nin tek başına bir ülkenin uygulayabileceği bir sistem olmadığını kaydeden Av. Köklü, “Bu uluslararası bir komplo sistemidir. Bugüne kadar uygulanabilirliğini de bu niteliğinden alıyor. Bu açıdan gerek ulusal düzeydeki gerekse uluslararası düzeydeki kurumların bu işleyişte doğrudan veya dolaylı çok ciddi bir katkısı bulunuyor. Bu nedenle bir hususu tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz; yapmış olduğumuz başvuruların etkili sonuç doğurmasında en önemli etkenlerden biri geçmiş birçok örnekte olduğu gibi demokratik kamuoyunun çok güçlü düzeyde sahiplenmesi. 2019 yılındaki aile ve Avukat görüşmeleri de geçtiğimiz ayda İmralı’daki yangın sonrası gerçekleşen aile görüşmesi de tüm dünya kamuoyunu etkisi altına alan bu sahiplenmenin sonucu olarak gerçekleşti” diye konuştu.

TEDBİRLERLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME YAPILMADI

“Bugün tüm dünyada korona virüs nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşandığını ve çok büyük risklerin yaşanmaya devam ettiğini hepimiz görüyor ve yaşıyoruz” diyen Av. Köklü, şöyle devam etti: “Bu salgında dezavantajlı kesimlerin daha büyük bir risk altında olduğu da kesin. Cezaevleri de birçok nedenden kaynaklı dezavantajlı kesimlerin yer aldığı grup içerisinde yer alıyor. Bu nedenle de tüm cezaevlerinin risk altında olduğu ortada. Bu noktada da cezaevleri ile ilgili olarak da doğru veya yanlış birçok tedbir ve düzenleme kısmen tartışılıyor, kısmen de hayata geçiriliyor.

Ancak İmralı Cezaevi’ne yönelik ne alınan tedbirlerle ne de diğer cezaevlerinde başlayan uygulamalar ile ilgili bir gelişme, değişiklik veya herhangi bir bilgilendirme söz konusu değil. Bu konuda çok açık ayrımcı uygulamalar 21 yıldır devam ediyor. Yakın zamanda İmralı Cezaevi’nde yaşanan yangın meselesi ve aile görüşü bir başka örneği ortaya koyuyor. Çünkü özellikle de son birkaç yılda tecrübe ettiğimiz üzere İmralı Cezaevi ile iletişim kurabilmek açlık grevleri ve yangın durumunda olduğu gibi sadece yüksek kaygı uyandıran durumlarda mümkün olabiliyor.

Bununla birlikte Sayın Öcalan açısından bu durum sadece bir kişi ile ilgili bir risk değil Kürt Halk Önderi olması vesilesiyle Sayın Öcalan şahsında Kürt halkı için de bir risk haline geliyor. Zira İmralı Tecrit Sistemi’nin temel karakteri hiç şüphesiz İmralı’daki her uygulamanın Kürt Halkı’na yönelik uygulamalar olma özelliği taşıması. Ve İmralı’da yaşanacak hiçbir gelişme için tesadüfe yer olmaması. Hali hazırda zaten İmralı adasında hukuk dışı ve ahlaki olmayan bir tecrit uygulanmaya devam ediyor. Dolayısıyla İmralı Adası’nda yaşanan salgın durumu ve alınan tedbirlerle ilgili Kürt halkına ve demokratik kamuoyuna bizzat Sayın Öcalan’ın aktarımlarının ulaşması gerekiyor.”

BAŞVURULARIMIZI YAPTIK

Hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde İmralı Cezaevi’nde Kürt Halk Önderi Öcalan ile bir iletişimin sağlanmasını zorunlu gördüklerini belirten Av. Köklü, “Bu konudaki başvurularımız devam ediyor. Salgın Türkiye’de etkisini gösterir göstermez Sayın Öcalan’ın avukatları olarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, Bursa İnfaz Hakimliği ve Adalet Bakanlığına başvuruda bulunduk.

Taleplerimiz genel olarak; müvekkillerimizin sağlık kontrollerinin yapılması, Covid-19 test kitinin cezaevinde bulundurularak düzenli olarak testlerinin yapılması, test sonuçları hakkında müvekkillerimize ve biz avukatlarına bilgilendirme yapılması, gerek görülürse masrafları tarafımızdan karşılanmak üzere müvekkillerimizin ihtiyaç duyabileceği temizlik ve hijyen maddeleri, tıbbi eldiven ve maske, antiseptik ve anti bakteriyel mendil, sıvı kolonya vd. maddelere erişimlerinin sağlanması, kaldıkları odalarda havalandırma şartlarının genişletilerek gün boyu havalandırma kullanabilme ve odalarda havalandırma olanağının sağlanması, adaya gelen tüm personel ve görevlilerin de sürekli olarak sağlık kontrol altında tutulup gerekli testlerin düzenli olarak yapılması ve uygulanan tüm tedbirlerin tarafımıza bildirilmesini içeriyordu. Bunlarla birlikte gerekli tedbirler alınmak suretiyle aile ve avukat görüşmelerinin yaptırılması ile tüm cezaevlerinde uygulanmakta olan telefon hakkının kullandırılması yönündeki başvurularımızı da yaptık” ifadelerini kullandı.

HİÇBİR BİLGİ PAYLAŞILMIŞ DEĞİL

Av. Köklü, bu aşamaya kadar İmralı Cezaevi’nde koronavirüs salgınına dönük alınan tedbirlere ilişkin kendileriyle hiçbir bilgi paylaşılmadığını vurguladı. Aksine İnfaz Hakimliği’nin taleplerinin tamamını reddettiğini ve ret kararı 06.04.2020 tarihinde kendilerine ulaştığını söyleyen Av. Köklü konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “İnfaz hakimliği genel bilgilendirme ve gerekli tedbirlerin alınması yönündeki talebimizi kendi görev alanına girmediği gerekçesi ile reddetmiş. Ancak İnfaz Hakimlikleri’nin görevi tam da müvekkillerin ruhsal ve bedensel sağlıklarının korunması ve diğer İhtiyaçların yerine getirilmesinin denetlenmesini kapsar.

Yine telefon haklarının sağlanmasına yönelik talebimiz de İdare ve Gözlem Kurulunun Şubat ayı itibariyle 6 aylık kısıtlama kararı aldığı gerekçesi ile reddedilmiş. Bilindiği üzere ne Sayın Öcalan ne de diğer müvekkillerimiz Sayın Yıldırım, Sayın Konar ve Sayın Aktaş İmralı adasında bulundukları tarih boyunca yasal telefon haklarından hiçbir şekilde yararlandırılmamıştır. Pandemi sonrası tüm cezaevlerine getirilen görüş kısıtlaması sonrası aile ile telefon görüşmesi haftada 2 defaya çıkarıldı. Ancak Müvekkiller böylesi bir salgın durumunda dahi telefon haklarından hiçbir şekilde faydalandırılmamış bu hakları bir kez daha haksız ve hukuksuz bir biçimde engellenmiştir. Bizler ısrarlı bir şekilde itirazımızı ve başvurularımızı yapmaya devam ediyoruz.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz