Bosporus’un Komadaki Hasta Adamı’na Oksijen Vermeyin – Kasım ENGİN

0
674

Son iki yüzyıldır halklarımızın başına bela olmuş, onlara kan ve ölüm dışında bir şey vermeyen Osmanlıdan İttihatçılara, Kemalistlerden Yeşil Türkçü Faşistlere kadar olan gücü ve devleti ısrarla ayakta tutan hegemon güçler olmuştur. Dolayısıyla bu coğrafyada Osmanlının, İttihatçıların, Kemalistlerin ve Yeşil Türkçü faşistlerin halklara karşı uyguladıkları soykırımın sorumluları aynı zamanda hegemon güçlerdir.

İki yüz yıldır Osmanlı, Rus Çarı I. Nikola’nın deyimiyle: ”Bosporus’un Hasta Adamı” ya da ”The Sick man of Europe (Avrupa’nın Hasta Adamı)” olmasına rağmen, bir şekilde suni teneffüs yol ve yöntemleriyle zoraki halkların başına bela olarak kullanılması için ayakta tutulmaktadır. Bunun güya gerekçesi de; ”bu faşist devlet yıkılsa nasıl bir güç yerine konulur meselesini bilmemektenmiş.”

1830’larda dönemin İngiliz yetkililerinden olan Stanley, Osmanlılar için; “Avrupa kıtasından silinip gitmezlerse çok yazık olurdu. Bunları ortadan kaldırmak kolay, işin asıl zor tarafı bunların yerine kimlerin konulması gerektiğini bilmektir” diyerek, Osmanlının yerine konulacak bir gücü bulamadıkları için Osmanlının, daha sonra İttihatçıların, Kemalistlerin ve şimdilerde Yeşil Faşistler ayakta tutuyorlar.

Ancak batı ile bu coğrafyada etkili olmak isteyen güçler artık halkları kırıma götüren siyasetlerini terk etmeleri gerekiyor. Yeşil Faşistlere verilen her destek başka halklara ve renklere ölüm olarak geri dönüyor. Sizin birkaç kuruş kazanmanız halkların kökünün kazılmasını getirdiği gibi ileri de size de bu faşist yapının hayrının olmayacağı da iyi bilinmelidir.

Hatırlayalım, Birinci Dünya Savaşında Alman Kayser’liğinin aynı bugünkü Merkel iktidarı gibi İttihatçılara destek sunduğu için 1,5 milyon Ermeni’nin, 400 bin Süryan-Keldani ve de yaklaşık 1,5 milyon Kürd’ün kökü kazıldı. Pontuslara, Rumlara ne yapıldığını da dile getirdiğimiz güçler iyi biliyorlar.

Nasıl ki zamanında Alman Kayserliği Ermenilerin katledilmesinde rol üstlenmiş ise şimdi de Alman iktidarı ile NATO Kürtlerin katledilmesinde aynı rolü oynuyor. Kürtlerin katledilmesi, topraklarının işgal edilmesi için ısrarla Yeşil Türkçü Faşist Devlet ayakta tutuluyor. Güya bu desteği sunarak Yeşil Türkçülerin Rusya’nın yanına kaymasının önünü alacaklarmış!

Halbuki bu devletin son iki yüz yılına bakıldığında görülecektir ki, bu faşist devlet yapısı her iki tarafa dayanarak hem ayakta kalmış hem de her iki tarafı altın yumurtlayan tavuk misali yolmuştur. Her iki gücü idare ederek hem ayakta kalmış hem de her iki cepheyi birbirine bırakmasını da bilmiştir.

NATO güçleri başta olmak üzere tüm Batı bilmelidir ki, Yeşil Türkçü Faşist yapısı kadar çıkarcı, pragmatist bir güç dünyada yoktur. Pragmatizm denilirken genelde ABD ve Çin anlaşılır, ancak Yeşil Türkçü Faşistlerin başkalarını kullanma meselesinde ne ABD ne de Çin onların ellerine su dökebilir. Kendi vücutlarını yaşayabilmek için satmak zorunda kalan ve Fahişe olarak adlandırılan kadınlardan özür dileyerek belirteyim ki, Yeşil Türkçü Faşistler adeta çift cinsiyetli fahişeler gibidirler. Kiminle ne zaman hatta nasıl yatacakları belli olmayan bu yapı, kendi çıkarları için herkesle hem de ahlaki değerleri ayaklar altına alarak yatabilir. Hiçbir ahlaki değer tanımamalarına rağmen, herkesi ahlaklı olmaya davet ederek de, başkalarını suçlar ve suçladıklarını susturmak için ise mağduriyet dilini de dünyada hiçbir gücün yapamayacağı kadar kullanır.

Tekrar belirtelim ki, bu yapının hiçbir ahlaki değeri yoktur. İslam ve din kelimelerini kullanmalarına bakılmamalıdır. İslam’a inanan birileri 1100 odalık lüks Saray’da yaşar mı? Kolunda 200 bin dolarlık çanta ile dolaşır mı? 500 milyon dolarlık uçakları özel hizmetine koşuşturur mu? Onlarca sarayı üstelik giderek fakirleşen bir ülkenin fakirleşen halkının parasıyla yaptırır mı? İslam’a göre yaşadıklarını iddia edenler, Müslümanları, ehli kitap sahibi olan insanları katleder mi? Çalar mı, hırsızlık yapar mı? Kadına o kadar dil uzatır mı? Dinlere karşı o kadar hoşgörüsüz olur mu? Zenginleştikçe zenginleşir mi? Yalan makinasına bağlanmışçasına yalanlar dizer mi? Başka insanların ahlaki değerlerine el ve dil uzatır mı? İslam gibi Ümmetçiliği savunan bir dine inandıklarını söyleyenler, milliyetçi ve ırkçı olabilir mi? Kibrinden geçilemez hale gelebilirler mi?

Özcesi, böyle ahlaki olarak çöken bir yapıyı ayakta tutmaktan artık vazgeçin. Suni oksijen teneffüs ettirerek ayakta tutmayın.

Halkların başına bela olan bir rejimin eni sonunda dönüp en fazla da Avrupa’nın başına aynen Hitler gibi bela olacağını günlük olarak herkes yaşıyor. İdlib’te az biraz darbe yiyen Yeşil Türkçü Faşist yapının ilk yaptığı, Avrupa’yı baskılamak için, mültecileri bizatihi kendi elleriyle harekete geçirerek Yunanistan sınırına getirdiklerini, kendi basın yayınları açıktan söylemişlerdir. İşte Yeşil Türkçü Faşist yapı böyle bukalemun, çıkarcı, ilkesiz ve ahlaksız bir yapıdır. Aynı husus Rusya ve Putin için de geçerlidir. Az biraz sıkıştığında Ruslardan NATO’yu yanına alarak nasıl hesap soracaklarını bizatihi Yeşil Türkçü faşistin parti sözcüleri söylemiştir.

Uzatmadan belirtelim ki; aynen zamanında nasıl ki Hitler Münih antlaşmasıyla Batı hegemon güçlerini kandırarak hatta onların finansal desteği ile savaş arsenalını-cephaneliğini güçlendirerek ve daha sonra onların yani Fransa’nın, İngiltere’nin ve diğer hegemon güçlerinin başına bela olmuş ise, aynı biçimde güya Sovyetler yani zamanının Rusya’sı da Stalin öncülüğünde 1939 yılında Hitler ile Molotov-Ribbentrop Paktı ile güya saldırmazlık antlaşmasıyla Hitler’in kendilerine saldırmasını önleyeceklerdi. Ancak biliyoruz ki, bu öyle bir saldırmazlık antlaşmasıydı ki, Sovyetlerin başına 20 milyon insanın ölümü ve Sovyetlerin tarumar olmasıyla sonuçlanmıştı.

İşte bunun için diyoruz ki, böyle Yeşil Türkçü Faşist bir güce suni oksijen vermekten vazgeçin. Vazgeçin ki hem halklar özgürce yaşayabilsinler, hem de başınıza yeni bir Hitler musallat olmasın!

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here