Cizre Direniş Kalesi: Nur

0
740

Nur Mahallesi ya da halk deyimiyle Çemkûrkê, direnişte sırtımızın en sağlam olduğu alandı. Mahallenin dört tarafı, sağlam mevzi ve hendeklerle savunuluyordu. Gençlerin sayısı ve niteliği de diğer mahallelere göre fazlaydı. Eylül direnişinde önemli oranda düşmüş olması buraya her açıdan önem vermemize yol açmıştı. Şehir komutanlığı adına Sîdar ve Raperîn Van, mahalle komutanı Fuat ve Numan ile tabi Egîd Samuray’ı da eklemek gerekir. Direniş boyunca kamuoyunda daha fazla biliniyor olması mahallenin nitelik özelliklerinden ileri geliyordu. Bazen dağdan bir alanın popüler olması gibiydi. Yerel birimler de kadrolaşma düzeyine ulaşmıştı. Agit Küçük ve kardeşi Adil Küçük, Sofî, Egîd Teyî, Botan Behmorî, Sîpan Çeto, Gabar-Sait Aslan, Haki-İbrahim İverendi, Markos-Mehmet Dalmış, Argeş ve daha birçok arkadaş…Bu gençlerin hepsi direnişten önce de değişik mücadele deneyimleri yaşamıştı. Duyulan güvende bunun da etkisi tartışılmazdı. Zaten gençlerin desteği olmadan, daha doğrusu onlar böylesine bir pratiğin içinde olmadan, hiçbir savaş kazanılamazdı ya da uzun süreli bir şehir direnişi gerçekleştirilemezdi. Çünkü halkın en yoğun desteği, gençlerin ‘biz bu işte varız’ demesiyle gelişmişti.

Mevzilerdeki birimlerimiz dışında hareketli timimiz de vardı Nur’da. Hareketli tim kurma kararı, direnişten önce verdiğimiz bir karardı. Cudi’de bunu Şevger’le birlikte yapıyorduk. Nur’dakini Sîdar oluşturmuştu. Yanına Markos, Sîpan Çeto, Egîd Teyî’yi almıştı. Sîdar, hem savaşın koordinesini yapıyor hem de gerektiği yerde müdahaleye gidiyordu. Hezex Caddesine yakın Serdem Noktası yoğunluk verdiği yerdi. Tank taburuna yakın Zap ve Cirnexweş Noktalarında ise Çiya (Mehmet Yılmaz), Sofî-Mehmet Benzer ve Akif Sêrt-Ferhat Elçiçek duruyordu. Agid Samuray ve Numan-Ferhat Karaduman da Unşar mıntıkasındaki, yani Hezex Caddesi üzerindeki mevzilere bakıyordu. Garnizon tarafında ise Fuat, Şerker (Cizre’deki kodu Faruk’tu), Hacı ve Botan vardı. Harun (Cizre’de Haşim kodunu kullanıyordu) ve Raperîn aynı zamanda suikastçiydi. Savaşın seyrine göre düzenlemeler, yerler ve görevler değişebiliyordu.

16 Aralık’taki eşgüdümlü saldırılardan sonra düşmanın Nur’a yönelimleri beklediğimiz gibi tank taburu, Botaş Caddesi, Garnizon ve un fabrikasından geldi. Hezex Caddesi bizim kontrolümüzdeydi. Bu sayede düşman üç taraftan saldırırken sırtımız Cudi Mahallesine yaslanıyordu. Saldırı ne kadar ağır da olsa bu avantajı kullanıyorduk. Aslında üç taraftan saldırı düşmanın tüm mahallelerde esas aldığı taktikti. Bir tarafı boş bırakıyordu. Nur’da da boş taraf Hezex Caddesiydi. Fabrika ve Zap Noktasında şiddetli çatışmalar oldu. Burada düşmanın üç zırhlısını imha ettik. Bazıları darbelendi. Onlarca askeri de öldü. Mayınlı eylemler etkili oluyordu. Günler geçtikçe düşmanın kayıpları artıyor, darbe üstüne darbe yiyordu. Bir süre sonra artık ne kadar düşman askeri öldü, ne kadar araç imha oldu, çok da önemsenir olmadı. Tek önemsenen, ne olursa olsun mahallelerin düşmemesiydi. Direniş kararlılığının düşmana güçlü verilmesiydi. Bunda yeterince başarılı olunmuştu.

Nur, diğerlerine göre daha küçüktü ve askeri üsler mahalleyle bitişikti. Çoğu zaman içiçe çatışmalar yaşanıyordu. Tank taburunun kurulduğu tepe Mila Mêşê, Cudi’deki Caferî Sadık gibi Nur’a hakimiyet sağlıyordu. Evlerle arasında 50 metre ya vardı ya yoktu. Düşman buradan inmek istiyordu mahalleye. Onun için buradan yükleniyor, hatta acele ediyordu. Arkadaşların direnişteki kararlılığını görünce, ilk önce evleri tankla ya da yakıcı bombaatarlarla yıkıyordu. Sonra yerleşip karakol kurmak istiyordu. İlerleme mantığı bunun üzerine kuruluydu.

20 Aralık’ta Zap Noktasından, yani tabur tarafından Nur’un içine hâkim çok katlı bir eve girme girişimi oldu. Birçok kobranın yoğun taraması eşliğinde gelen kirpilerdeki askerleri buraya indirdiler. Sîdar bunu farketmişti. Hareketli tim de düşmanın hiç beklemediği bir eylem hazırlığına girişmişti. Arkadaşların hepsi düşmanı hemen vurmak istiyordu ama Sîdar buna da müdahale etmişti. Sabırla askerlerin eve girmesini bekliyordu. Sonunda 15 asker eve girmişti. Diğerleri de yolun üstünde nöbet tutuyordu. Askerlerin eve girişinden kısa süre sonra orada bulunan Sîpan Çeto, B-7 ile askerlerin girdiği odayı vurmuştu. Askerlerin hepsi neye uğradığını şaşırmıştı. Sîdar ve hareketli tim de ev vurulur vurulmaz, eve sızma yapmıştı. Kaçmaya çalışan askerlere, evden çıkmadan, daha bulundukları odadayken büyük şişeli molotoflarla ikinci şoku yaşatmışlardı. Buna rağmen çıkmak isteyenleri de kapıyı denetime alan Markos ve Sofî karşılamıştı. O eve üslenen askerlerin hepsi imha edilmişti. Bu şoklara düşmanın bulduğu tek çare, boşalan yerleri yeni gruplarla doldurmak oluyordu. Arkadaşların Caferî Sadık’taki okulda da yaptığı eylem aynı şekilde sonuçlanmıştı. Düşman için askerin-insanın hiçbir değerinin kalmadığını anlamaya başlamıştık. İmha olan askerlerin, hatta zırhlıların yeri yenileriyle dolduruluyordu. Binlerce askerin şehrin etrafında konuşlandırılması sadece taktiksel değildi. Esasen verecekleri kayıpları biliyor olmalarından kaynaklıydı. Bir de yaşamın ve insanın değerinin yitirmiş olmalarından…

Hareketli timimiz Nur’un her tarafına müdahaleye gidiyordu. Müthiş işlevseldi. Hem değişik mevzilerde direnen arkadaşlarları motive ediyordu hem de sonuç alıcı eylemler yaparak düşmana ağır darbe vuruyordu. Sürekli çatışma ve karşılıklı kayıplarla deyim yerindeyse her bir noktasında kıran kırana geçen bir savaştı Nur’daki. Bunlardan biri de arkadaşların ‘karargâh’ dedikleri Dijwar Noktasıydı. Botaş Caddesine yakındı. Düşmanın ilk elden hedef aldığı yerdi. Özellikle Adil ve Agit Küçük’ün öncülüğünde büyük mücade veriliyordu. Unşar hattında düşman, Hezex Caddesine yakın duran, Dildar Noktasını imha ederek mahalleye girmeyi hedeflemişti ama sonuç alamamıştı.

Direnişin ikinci haftasında, ağırlaşan saldırılara karşı direniş de yükselerek yanıt oluyordu. Düşmana göre direniş en fazla 15 gün içinde kırılacaktı. Epey propagandasını da yapmışlardı. Fakat hesaplar tutmadı. Cizre’nin dört bir tarafı yanıyordu. Direnişçiler yangının içindeki birer deryaydılar. Hiçbir yeri kolay kolay bırakmaya niyetleri yoktu.

Nur’un öncü militanları, Fuat (İbrahim Temel), Raperîn Van, Sîdar Bazid, Harun Mardin (Mehmet Demir), Serhat (Mehmet Yılmaz), Akif (Ferhat Elçiçek)’tı. Yerel öncü kadroların sayısı o kadar çoktu ki unutmak mümkün olmasa da ilk akla gelenler Adil ve Agit Küçük, Sofî-Mehmet Benzer, Markos-Mehmet Dalmış, Haki-İbrahim İverendi, Metin Karene, Şervan Adıgüzel, Kemal (Cebrail Mungan), Felek Çağdavul, Aram (Agit Akıl), Argeş- (Selami Yılmaz), Botan Behmorî, Egît Teyî, Star Özkül, Sîpan Çeto, Gabar (M. Sait Arslan), Çiyager (Orhan Tunç) ve daha bir çokları. Bu arkadaşlar şahsında yaşanan kahramanlık düzeyi, Cizre’deki özgürlük direnişçilerinin hepsinin de ifadesiydi. Tereddütsüz katılımı gerçekleştirmişlerdi. Bir devrimci militandan beklenecek tüm meziyetleri sergilediler. Onlardan yana eleştirilecek bir kusur aramak, herhalde onlara en büyük haksızlık olurdu. An’ın devrimciliğini yakalamışlardı. ‘O an neyseler ve neyle donanmışlarsa’ onunla devrime yürümüşlerdi. Ne kendilerini yeterli görmüşlerdi ne de yapamam demişlerdi. İnsanın kendini bilişi bu muydu bir yönüyle acaba? Gerçeğini görmek ama üstüne üstüne yürümek gerçeğinin! Net olan bir şey vardı; devrimi kendilerinde de zamanda da ertelememişlerdi…
Bu mahallemizde bu arkadaşların tüm çabalarına ve direnişçi özelliklerine rağmen eldeki imkanların yavaş yavaş tükenmesi düşman karşısında tutunmayı zorlaştırıyordu. Direniş boyunca hiçbir yerden tek bir arkadaş ve fişeğin bile takviye olmaması hem nicelik anlamında hem de tekniki anlamda zorlanmaya neden oluyor, bu da giderek yaralı ve şehitlerin fazlalaşmasına neden oluyordu. Yerlerini bırakmak istemeyen arkadaşlar ancak yaralı ve şehit düştüklerinde oradan ayrılıyorlardı. Düşman da verilen karşılığın şiddetinden, biten cephanenin ve azalan arkadaş sayısının avantajını son kerteye kadar kullanıyor en kalleşçe saldırılar temelinde irade kırma saldırıları yapıyorlardı. Ama buna rağmen Nur’daki arkadaşların moral ve savaşma coşkusunda en ufak bir eksilme olmaksızın direniliyordu. Ama yaşanan imkansızlık ve bundan kaynaklı düşmanın saldırılarına tam cevap olamama onları üzüntüye boğuyor, bu da ayrıca bir zorlanma nedene oluyordu. Yaralılar çoğalmış, boşluklar oluşmuştu, Raperin Van, Adil Küçük, Agit Samuray vb. arkadaşlar yaralanmış Kemal-Cebrail Mungan arkadaş da şehit düşmüştü. Ama Nurdaki şahadetler Cudi’ye göre daha azdı. Hem bu mahallenin fiziki yapısı hem de gençlerinin tecrübeli savaşçılar olması bu konuda avantaj sağlıyordu. Dolayısıyla düşman hiçbir mevziyi arkadaşlardan savaşarak almış değildi. Cephanesizlikten kaynaklı daha fazla yaralı ve şahadet olmaması adına arkadaşlar bulundukları evleri sık sık değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Evden eve geçmek, sokakları arşınlamak, düşmana ‘hayalet’ kovalatmaktı. Bunu güzel beceriyorlardı. Düşman emin olduğu evlere yaptığı baskın ve saldırılarda elinin yine boş kaldığını görünce çıldırıyordu. Fakat giderek çatışmaların olduğu yerlere de bu sağlam evler de oldukça azalıyordu….

Özgürlük Tofanı Kitabından

Cizre Direnişi ve kahramanları anısına…

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here