Cizre hiç aman dilemedi

0
559

Cizre’de 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı resmi olarak 79 gün sürdü. Cizre halkı, 79 gün boyunca tarihte ender rastlanan acımasız bir katliama uğradı…

Cizre’de 14 Aralık günü ilan edilen ve 79 gün süren sokağa çıkma yasağı sırasında birinci bodrumda 31, ikinci bodrumda 62, üçüncü bodrumda 50 kişi katledildi. Bodrumlar ve çevresinden toplam 177 cenaze torbasının taşındığı biliniyor. Cizre genelinde sokağa çıkma yasağı boyunca biri bebek, 41’i çocuk olmak üzere çok sayıda kişi katledildi. Cenazelerin teslim edilmemesi, cenazelerin uğradıkları tahribat, etkili ve şeffaf soruşturma yürütülmemesinden dolayı teşhisinin mümkün olmaması gibi nedenlerle katledilenlerin sayısı hala net olmamakla birlikte 300’e yakın. Bunlardan yalnızca 262’sinin kimliği tespit edilebildi. Kimsesizler mezarlığındakilerle ilgili ailelerin verdiği DNA örneklerinin eşleştirilmesi süreci devam ediyor.

Dönemin Türk İçişleri Bakanı Efkan Ala, 11 Şubat 2015 günü, yani yasağın 59. gününde Cizre’de operasyonel faaliyetlerin sona erdiğini açıkladı. Sokağa çıkma yasağı, bu açıklamadan sonra 20 gün daha devam etti. 2 Mart günü Cizre’de sokağa çıkma yasağı, yalnızca gece devam edecek şekilde yeniden düzenlendi. Düzenlemenin gerekçesi olarak arama tarama faaliyetlerinin devam etmesi, tuzaklamaların, bilinmeyen bazı bölgelerde mayınların olabileceği gösterildi. Bu süreç devletin yetkili ağızları tarafından “temizlik” olarak adlandırılmıştır. 20 gün süren ‘çatışmasız’ dönem, devlet güçlerinin neredeyse teker teker tüm evlere girdikleri, bazı evlerin bu süreçte ateşe verildiği, ev içindeki değerli eşyaların talan edildiği, beyaz eşyaların kullanılamaz hale getirildiği, evlerde depolanmış erzakın yok edildiği bir dönem oldu. Yine bu süreçte evlerin duvarları ve sokaklardaki duvarlar, cinsiyetçi, ırkçı ve düşmanca yazılamalarla dolduruldu.

KARAR MERKEZİYDİ, FAİL DEVLETTİ

Cizre’de yasak ilanından günümüze kadar yaşananlar, Cizre yerelini aşan bir siyasi iradenin varlığı olmadan gerçekleşmesi mümkün değil. Kamuoyuna yapılan açıklamalar, görsel veriler, iç hukuku işletmek adına yapılan girişimler, AİHM’e yapılan başvurular, sivil toplum kurumlarının ablukanın aşılması ve ölüm vakalarının önlenmesi konusundaki çabaları, HDP milletvekillerinin Türk İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere devletin en üst düzeyindeki yetkilileriyle yaptıkları görüşmelere karşın katliamların engellenmemesi ve sonrasında Cizre’de yaşanan vahşetin gizlenmesi çabaları, her şeyin merkezi bir kararla gerçekleştiğini, devlet/hükümet kararı olduğunu gösteriyor.

Sokağa çıkma yasaklarının, iç hukukta yasal dayanağının olmaması sadece Valiliğin takdiriyle açıklanması, hükümetin bu konuda herhangi bir hukuksal çerçeve oluşturma konusunda çaba içerisine girmemesi, gelişmelerin hukuk dışı bir minvalde ilerleyeceğinin en başından kararlaştırıldığını, en azından devlet bünyesi içinde bir konsensusa dayandığından hiçbir yetkili açısından hukuksal sorumluluk doğurmayacağının bilindiğinin işaretiydi. Sokağa çıkma yasakları boyunca Sıkıyönetim veya Olağanüstü Hal ilanının olmaması, dolayısıyla hükümetin BM Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ifadesini bulan hak rejiminin askıya alınması gibi bir kararın olmaması da gelişmelerin ardında herhangi bir yasal/hukuki izahata ihtiyaç duyulmadığının göstergeleriydi.

FEVRİ REAKSİYON DEĞİL, PLANLI SALDIRI

Hükümetin ve askeri-sivil bürokrasinin hatta bazı ‘muhalif’ kesimlerin kamuoyuna açıkladıkları destek açıklamaları, adeta bazı muhalif parti ve gruplar dışında geleneksel olarak devletle birlikte hareket eden ulusalcı-liberal tüm kesimlerin Kürtleri hedefleyen bu gelişmeler karşısındaki ortak tutumu, yaşananların devletin hendeklere karşı fevri bir reaksiyonu olmayıp belirli bir plan ve sistematik çerçevesinde yürütüldüğünün kanıtlarındandı. Devlet kurumlarının etkiledikleri tüm siyasi, sivil kesimleri bir olay etrafından bir araya getirmesi, ortak bir tutum aldırması ‘devlet kararı’nın varlığı gereğiydi.

ÇÖKTÜRME PLANI BUNLARI ÖNGÖRÜYORDU

Bunun en önemli belgesi Eylül 2014’te Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın hazırlayıp Genelkurmay Başkanlığı’na sunduğu ve Genelkurmay Strateji Plan Dairesi, Strateji Şube Müdürlüğü’nün ‘Çöktürme Planı’ olarak adlandırdığı soykırım projesiydi. Bu plan, hiçbir zaman açıkça yayınlanmadı, ancak parça parça basına ‘sızdı’ ve HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü tarafından sızan detaylarıyla birlikte Meclis gündemine getirildi. Kürt tarafı ile diyalog devam ederken hazırlanıp kabul edilen rapor, Şark Islahat Planı’nın güncellenmesi ile Sri Lanka modelinin birleştirilmesinden ibaretti. Planda, halkı göçe zorlama, mahalle aralarına ve köylere kalekol adı verilen taş duvarlarla örülü ve zırhlı korumayla kaplı karakolların inşaatı, kapsamlı bir tutuklama furyası bulunuyordu. Plana göre; şehirler kuşatılıp mahallelere ve yerleşkelere operasyon düzenlenecek. Ablukaya alınan yerleşkelerde, yaşamsal alanlar tahrip edilerek geri dönüş koşulları ortadan kaldırılacak, kitlesel imhalar, tutuklama ve boşaltmalarla yerleşkeler ‘huzura’ kavuşturulacak. Aynı şekilde bölgedeki bu operasyonları yürütmek için orada daha önce görev yapmış, coğrafi şartları ve halkı tanıyan kişilerin atanacağı, sivil kamu personelinin alandan çekilmesi ve hastanelerin 24 saat esasına göre devlet güçlerinin ihtiyacına göre yeniden dizayn edilecek, kamu binalarının boşaltılarak operasyonel güçlerin konumlanmasına göre önceden hazırlanacak. Med Nuçe, Stêrk TV, Newroz TV, DİHA, Özgür Gün TV kanalları ve Özgür Gündem gibi yayın organları kapatılacak. Elektrik, gaz ve su şirketlerinin faaliyetlerini operasyon yetkilisi emri dahilinde sürdürülecek. Bu plan kapsamında basına yansıyan nerdeyse her şey adım adım uygulandı.

Zaten sokağa çıkma yasaklarının, ‘operasyon bitti’ denildikten sonra da devam etmesi, Sur gibi bazı bölgelerin halen de girilemeyen yerlerinin varlığı, adeta düz bir araziye çevrilen bu mekanların devletin saldırı ve işgal konsepti ışığında yeniden düzenlenmesi, tarihi-kültürel tüm mirasın yıkılması, yerine Türklüğü esas alan yeni bir mimari ve kültürün konulma çabası, nüfus yapısıyla oynanması, bu planı yürütenlerin soykırım kastı ile hareket ettiklerini ortaya koyuyor.

VAHŞET BODRUMLARI

Sokağa çıkma yasağının uygulandığı ilk günden itibaren devlet güçleri tarafından ilçe merkezindeki bina, sokak ve caddeler tank atışları, havan topu mermileri ve diğer ağır silahlarla dövüldü. Tepelere konuşlanan tank ve zırhlı araçlar ile keskin nişancılar, sokak ve caddelerde birçok kişiyi hedef alarak vurdu. Saldırılar neticesinde binlerce ev ve işyeri yıkıldı, yakıldı ve kullanılamaz hale geldi. Saldırıların şiddetlenmesinden dolayı evlerin yıkılması ve tahrip edilmesi sonucu 100 bini aşkın kişi büyük kalabalıklar halinde ilçeyi terk etmek zorunda kaldı. 

Sokağa çıkma yasağının 41. gününe kadar Cizre’de günde ortalama üç-dört kişi katledildi. 22 Ocak 2016’dan itibaren ilçede toplu katliama varan saldırılar yapıldı. İçerisinde yaralıların bulunduğu, devlet güçlerince de bilinen ve ilçedeki saldırılardan dolayı sivillerin topluca sığındığı bodrumlar, tank ve havan mermileri başta olmak üzere en ağır silahlarla vuruldu. 23 Ocak 2016’da gündeme gelen, devletin yaralılara dönük acımasız yaklaşım sergilediği ve yurttaşların sığındığı bodrum katları kamuoyu tarafından “Vahşet Bodrumları” olarak tanımlandı.

Cizre’nin Cudi ve Sur mahallelerinde, büyük çoğunluğu üç binanın enkazından ve civardaki evlerden, sokaklardan 23’ü çocuk toplam 177 cenaze çıkarıldı.

HDP heyeti, yasağın resmi olarak kaldırılmasından iki gün sonra, 4 Mart 2016’da vahşet bodrumlarının olduğu bina enkazlarında ve bodrumların bulunduğu sokaklarda incelemelerde bulundu. Yerinde yapılan incelemelerde, vahşet bodrumlarının olduğu bina ve sokakların tank ve top başta olmak üzere ağır silahlar ile vurulması sonucu enkaza dönüştüğü, yakıldığı gözlemlendi. Bodrumların enkazlarında patlamış ve patlamamış çok sayıda tank/top mermisi görüldü. Adli Tıp Uzmanları, bodrumlarda çocuklara ait olduğu kabul edilen kemik parçaları da buldu. Cesetlerin parçalanmış ve yakılmış olması, bodrumlara yönelik yakıcı silahların ve yüksek düzeyde etkili patlayıcı maddelerin kullanıldığını ortaya koydu. Üç bodrum, birbirine yaklaşık 200-250 metre uzaklıktaydı.

BİRİNCİ VAHŞET BODRUMU

Kamuoyunun gündemine 23 Ocak günü düşen 1. Vahşet Bodrumu, Cudi Mahallesi Bostancı Sokak No 23’teki 5 katlı binanın bodrumuydu. Havan mermisi isabet etmesi sonucu kısmen yıkıldığı, iki kişinin hayatını kaybettiği ve çok sayıda yaralının olduğu bilgisi HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’a iletildi. Sarıyıldız, bu bilgiyi yetkililere iletti ve twitter hesabından da kamuoyuna duyurdu. Gelen ilk bilgilere göre; aralarında daha önce hakkında AİHM’e tedbir talepli başvurunun yapıldığı Cihan Karaman’ın ve DBP PM Üyesi Mehmet Yavuzel’in de olduğu 11’i yaralı 31 kişi bulunmaktaydı. Sağlık ekiplerinin gönderilmesi ve çıkmaları halinde ateş açılmaması için adresinin devlet yetkilileriyle paylaşıldığı tarihten itibaren binaya saldırılar yoğunlaştı, bina askeri bir ablukaya alındı. Yapılan bütün girişimler ateşle karşılık buldu. Devlet, oradan sağ çıkmalarını fiilen engelledi.

Bodrumda kendileri de yaralı halde bulunan 29 Ocak günü birinci bodrumda bulunan ve kendileri de yaralı halde bulunan Gazeteci Rohat Aktaş ve DBP Parti Meclis Üyesi Mehmet Yavuzel, Faysal Sarıyıldız’a yaralı, açlık ve susuzluktan ötürü bitkin durumda olanların isimleri ve fotoğraflarını telefon aracılığıyla gönderdi. Buna göre; Mehmet Yavuzel, Rohat Aktaş, Feride Yıldız, Ferhat Saltıkalp, Ali Fırat Kalkan, Mustafa Vartiyak, Mustafa Aslan, Tahir Çiçek, Rıdvan Ekinci, Dersim Aksay, İslam Balıkesir, Serdar Pişkin, Ferhat Karaduman, Sultan Irmak, Sercan Uğur ve Fehmi Dinç yaralı, Hacer Aslan, Gülistan Üstün, Sakine Şiray, Berjin Demirkaya, Ramazan İşçi, Mahmut Duymak, Kasım Yana, Osman Gökhan ve İzzet Gündüz açlık ve susuzluktan ötürü bitkin durumdadır.

Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, 29 Ocak’ta kendisine iletilen bu isim ve fotoğrafları sosyal medya adresinden paylaştı. Toplam 31 kişi. Bodrumdakiler, 29 Ocak’ta devlet güçlerinin binaya iyice yaklaştığını, ayakkabılarının göründüğünü ve konuşmalarının duyulduğunu aktardı.

16’sı yaralı, 9’u açlık ve susuzluktan kaynaklı olarak bitkin durumda olan bu 25 kişinin yanı sıra bodrumda 6 kişinin de daha önceden katledildiği, yine Faysal Sarıyıldız’a gelen bilgiler arasındaydı. Bu isimlerin çoğunun yakılarak katledildiği otopsi raporlarıyla belgelendi. Bodrum yakılmadan önce bu isimlerden birkaçının bir üst kata taşındığı için bu cenazeler yakılmaktan kurtuldu. Daha sonra Cihan Karaman, Selami Yılmaz ve Nusret (Nusreddin) Bayar’ın da o bodrumda olduğu anlaşıldı.

Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı Koordinasyonu’nda oluşturulan Kriz ve Koordinasyon Masası’ndan 30 Ocak’ta gerekli güvenceler alındıktan sonra Cizre Belediyesi’nde bekleyen sağlık ekipleri ve belediye ambulansı sabah 09.30 sıralarında yaralıların bulunduğu bodruma doğru hareket etti. Belediye ambulansına Sağlık Bakanlığı’na bağlı ambulanslar da eşlik etmiştir. Ambulans ve sağlık ekipleri bodrumların 150-200 metre kadar yakınına gidip Kriz ve Koordinasyon Masası’ndan onay beklemeye başladı. Bu onay beklendiği süre içerisinde bodrumda bulunan yaralılarla telefon temasını aralıksız bir şekilde sürdü. Kriz Koordinasyon Masası’ndan henüz onay gelmeden ve yaklaşık yarım saatlik bir gecikmenin yaşandığı anda, yaralıların bulunduğu bodrum katından büyük patlama ve silah sesleri bizzat telefon bağlantısı ile duyuldu. Bu esnada, yaralıların “Bize ateş açılıyor, içeriye bomba atıldı, bizi öldürecekler, yardım edin, ne diyorlar” çığlıkları duyuldu ve bu anlar kayıt altına alındı.

Yaralılar arasında bulunan ve daha sonra devlet güçlerince yapılan baskında katledilen DBP PM Üyesi Mehmet Yavuzel ile HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş arasında, daha ambulans hareket halindeyken yapılan görüşmelerde yaşanan diyalog ve baskın anı (Söz konusu bu diyalog aynı anda telekonferans yöntemiyle hükümet yetkilileri tarafından da dinlendi) kayıt altına alındı. Herhangi bir olumlu gelişme sağlanamadı. Saldırı akabinde yaralılar ile belli aralıklarla sadece iki telefon görüşmesi yapılabildi. Bu görüşmelerde yaralılar, enkaz altında kaldıklarını, nefes almakta zorlandıklarını, hareket edemez durumda olduklarını ve destek olmaksızın dışarı çıkamayacak hale geldiklerini ifade etti. Birinci bodrumda mahsur kalanlar bu telefon konuşması sırasında yaralılardan bir kişinin daha yaşamını yitirdiğini de iletti. Bu görüşmeden itibaren yaralılarla olan telefon bağlantısı tümden koptu.

Cizre’de yetkililerin de bilgisi dahilinde ambulansa ulaşmak isteyen fakat binadan çıkacakları sırada devlet güçlerinin saldırısına uğrayan ağır yaralılardan Sultan Irmak’ın yaşamını yitirdiği öğrenildi. Böylece 8 gündür sığındıkları bodrum katında mahsur kalan yaralılardan hayatını kaybedenlerin sayısı 7’ye yükselmiş oldu.

Yaralıların ve cenazelerin çıkarılması için bodrumdakilerin yakınlarından oluşan 10 kişilik kadın heyeti, 31 Ocak günü, yaralıların ve cenazelerin çıkarılması için bodrumdakilerin yakınlarından oluşan 10 kişilik kadın heyeti, ellerinde beyaz bayraklar ile vahşet bodrumunun bulunduğu binaya doğru yürüdü. Binanın yakınına gelenler gözaltına alındı.

Mardin’de bulunan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, 3 Şubat günü kendisinin de içinde bulunduğu bir heyet ve gönüllü sağlıkçılarla Cizre’de bir binanın bodrum katında 12 gündür hastaneye kaldırılmayı bekleyen ve dört gündür hiçbir haber alınamayan yaralıları almak için bulundukları binaya girmek istediklerini açıkladı. Demirtaş, “Bu meselenin ciddi kırılmalara ve geri dönülmeyecek şekilde tahribatlara yol açabilecek bir mesele olduğu görülmelidir” uyarısında bulundu, ancak talebi karşılık bulmadı. Böylece birinci vahşet bodrumunda hiç kimse sağ çıkarılmadığı gibi vücut bütünlükleri tam da çıkarılmadı.

İKİNCİ VAHŞET BODRUMU

İkinci Vahşet Bodrumu, Cudi Mahallesi Narin Sokak No 6’daki binanındı. İlk bodrumdan oraya geçtiği anlaşılan Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, 4 Şubat’ta Özgür Gün TV’ye bağlanarak aralarında yaralıların olduğu 62 kişinin bulunduğu bilgisini kamuoyuyla paylaştı. Mehmet Tunç yaşananları şu şekilde paylaştı: “…İkinci katta yangın çıktığı için havan topları ve tank topları evi de deldiği için aşağıdaki bodrumda evin bütün eski mobilyaları, eski kanepeleri bütün eşyalar hepsi içerde ve şu anda bir Madımak Oteli ile karşı karşıyayız. Bu bir insanlık ayıbıdır… Ve şu an bulunduğumuz duman zaten içeri tamamen dolmuş ve o deliklerden yavaş yavaş ateş de içeri sıçramaya başladı. Her ne kadar ben biraz suyu alıp kanepeleri ıslatmaya çalışıyorsam da yukardan büyük bir yangın çıkıyor. Zaten Cizre’nin her yerinde şu an biliyorum bu yangın görülüyor. Biz Alize Künefe ya da Nusaybin yolunun öbür tarafına bakan uç tarafına bakan herkes bu yangını görecektir. Onun için bütün insanlığa sesleniyorum. En azından ambulanslardan ziyade mutlaka itfaiyenin gelip evi söndürmesi lazım. Yoksa gerçekten ayakları kopuk olan insanlar var, büyük ağır ağır yaralı olan insanlar var, çocuklar var bu evin içinde cayır cayır yanacaklar. Bunun, Türkiye’nin ve tüm insanlığın hatta Birleşmiş Milletler’in, bütün dünyanın bir ayıbı olarak tarihe geçeceğinden hiç kuşkum yok…. Zaten evin sahibi aşağıdan 10 tane damacana bırakmıştı herhalde bir gün için. Onun için biz bunu zaten dört gündür beş altı tanesini bitirdik. Yani içerek arkadaşlara verdim onlar bitirdi. Yaralı insanlardır su içiyorlar, dört beş tane var, ben bunları kaloriferlere dökmüşüm kaloriferler biraz ıslanmış. Ama yukarda ev tamamen yanıyor ev yanınca bu ateşte… Yangın bomba atarlarla, tanklarla, havan toplarıyla çıktı… Keşke burada bir görüntülü telefon olsaydı da bu görüntüleri size böyle bu cayır cayır yanan evi dünya alem görseydi…”

Mehmet Tunç, 5 Şubat’ta Med Nuçe televizyonuna bağlanıp yakıcı silahların kullanıldığını ifade ederek, şunları söyledi: “Burada konvansiyonel silahlar veya lav silahları kullanılıyor. Dün akşam dört beş damacana suyla en azından evi tamamen yakmasına engel olduk ama bunların içinde 9 insan can verdi. Tamamen yanan insanlar can verdi. Şervan Adıgüzel, Ercan Pişkin, Muhammed Öztürk, Nizar Isırgan, Cengiz Samsak, Ramazan Çendek ve bunların arasında tanımadığımız yüzler var, tamamen yanmış. Ben buradan altını çizerek söylüyorum. Yarın öbür gün bu cenazeler kalktığında AKP hükümeti bu cenazeleri acilen defnetmek için çabalayacaklar. Çünkü bunların büyük bir insanlık ayıbı olduğunu biliyorlar. Çünkü bunlar üzerinde ya kimyasal silahlar ya da lav yani yanıcı silahlar kullanılmış. Çünkü evin içi o yangınla birlikte aniden bir yangın topuna dönüştü. Benim de şu anda yüzüm elim tamamen yanmış durumda. Bu insanların yüzleri tamamen kabarmış. Her tarafı sularla dolmuş ve elbiseleri çıkardığımızda tamamen yanmış durumda bu yaralılar. Ölen, katledilen insanlara dokunamadım ben. Yaralı olanların yüzleri tamamen şişmiş kabarmış ve tamamen yasaklı silah olduğundan adım gibi eminim. Onun için Birleşmiş Milletler’e, var olan insanlığa sesleniyorum bunlar üzerinde mutlaka bir inceleme yapılması gerekiyor. Bu insanların hangi silahlarla öldürüldüğüne, hangi silahlarla katledildiğine bakılsın. Ben bunun yangınla olduğunu tahmin etmiyorum. Yangın küçüktü, doğru, yangın eve sıçradı ama yangını söndürürken aniden bir alev topuna dönüştü içerde. Bu bir silahtı ve insanların yandığını gördük içerde. İnsan yaşayamıyor. Çantamda neredeyse 100’e yakın doktor maskesi almıştım her ihtimale karşı. Bu maskeler tamamen simsiyah olmuş bu maskeler tamamen yanıcı bir koku belki şimdiden müdahale de edilecektir… Mutlaka bu ölü insanları, katledilen insanları ailelerin defnetmemesi lazım. Birleşmiş Milletler nezdinde bu insanların analizi yapılmalı. Hangi silahlarla hangi yasaklı silahlarla bu insanları, bu çocukları yaktıklarına bakılmalı. Çünkü 13-14 yaşında insanlar var bodrumlarda. Sanki bodrumlarda silahlı insanlar var gibi tamamen bütün bodrumları yakıyorlar, bodrumları imha ediyorlar. Sadece bodrumları yakıyorlar ve bodrumları imha ediyorlar. İnsanlar ölüyor ya… İdris Baluken arkadaşı da aradım. En azından bir itfaiyenin… Çökme sonucu belki tamamen bu insanlar burada imha edilebilir. Şu anda 28- 29 yaralı var. 9 da cenaze. Ekrem Söğülgen, Mehmet Aslan bunlar daha 14 yaşında küçücük çocuklar, yüzleri yanmış. Savaş Balcan, Fidan, Felek Çağdavul genç öğrenci kızlar bunlar daha 13-14 yaşında kızlar Yasemin Çakmak. Hepsi de ortaokul mezunları. Arin Pişkin bunları saya saya bakın 28’e yakın yaralı, bazıları adlarını söyleyemiyor. Çünkü yüzleri tamamen yanmış durumda. Bizim şu anki endişemiz bu çocuklara müdahale edilip ya da başka bir silah kullanılıp biber gazıyla eve müdahale edilmesiyle bu insanların katledileceğidir. 60 gündür söylüyorum. Geç değil, bu insanlar kurtarılabilir. En azından belki doğrudur 100’lerce insan şu an Cizre’de enkazların altından kalmış. Bunlar gibi belki onlarca bodrum var. Bu dağın görünen yüzüdür. Biz sadece tesadüfen bu bodruma geldik. Bu insanlar tamamen ölümle zamana karşı bir yarış içinde. Gerçekten durumu çok ağır olan insanlar var. Yanmış ve tedavi imkanı da bulunmuyor…”

6 Şubat günü kamuoyuna yazılı açıklama yapan Şırnak Valiliği ikinci bodrumu kastederek, “binadan kaçan teröristler söz konusu binayı ateşe vermişler” iddiasında bulundu.

Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, 7 Şubat’ta telefonla son kez bağlandığı Med Nuçe’ye yaşananları anlatarak Şırnak Valiliği’nin bodrumda bulunanların binada yangın çıkararak kaçtığı iddialarına yanıt verdi.

7 Şubat 2016 günü çok şiddetli bir patlama meydana geldi, adeta deprem etkisinde olduğu, söz konusu bodruma 1 kilometreden fazla uzaklıkta olan Cizre Belediyesi civarında yer alan binaların camlarının dahi kırıldığı gözlendi. Halk, tahrip gücü oldukça yüksek bir patlayıcı kullanıldığını, bu nedenle binanın tümden yıkıldığını ve bina enkazının yerle bütünleştiğini kaydetti.

7 Şubat akşamı devlet televizyonu TRT, son dakika haberi olarak Cizre’de yaralıların ve cenazelerin bulunduğu bodrumlara düzenlenen saldırılarda “60 teröristin etkisiz hale getirildiğini” yayınladı, kısa bir süre sonra bu altyazıyı kaldırıldı ve atılan tweet silindi.

8 Şubat sabah saatlerinde yine aynı televizyon tarafından 30 olarak belirtilen ölüm sayısı, daha sonra Şırnak Valiliği’nin, ardından Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasıyla 10’a düştü. Diğer insanların nerede olduğuna saatlerce ulaşılamadı, sağlıklı bilgi almak mümkün olmadı. Cizre Devlet Hastanesi’ne toplu bir biçimde gelmeye devam eden cenazeler, sayının 10’un çok üzerinde olduğunu gösterdi. Savcılık, ölümlerin nasıl gerçekleştiğini araştırmadı.

TRT’nin 60 kişinin ‘etkisiz hale getirildiğine’ ilişkin haberi ertesi gün dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından yalanlandı. Ancak sosyal medya üzerinden, kontrgerilla ve polis hesapları çok sayıda yanmış insan bedeni paylaşmaya başladı. HDP’nin sürekli dillendirildiği kalan insanların nerede olduğu sorusuysa cevapsız bırakıldı. 9 ve 10 Şubat günlerinde, sadece Cizre Devlet Hastanesi’ne getirilen cenaze sayısı 39’du.

10 Şubat günü, yaralıların sığındığı üçüncü bir bodrumun varlığı basına yansıdı. 11 Şubat günü Cizre Devlet Hastanesi’ne 31 cenaze daha getirildi.

ÜÇÜNCÜ VAHŞET BODRUMU

Sur Mahallesi Akdeniz Sokak’taki 5 katlı ve hala inşaatı devam eden bir binanın bodrumuydu. HDP Milas eski İlçe Eşbaşkanı Derya Koç, İMC TV’de yayına bağlanarak, bir bodruma sığınmış olduklarını; üç gündür süren bombardımanın çok şiddetlendiğini, dışarıdan binaya yaklaşan devlet güçlerinden iki kişinin bodrumun pencerelerinden içeriye pet şişeler içinde benzin attığını, insanların bu şekilde alev alarak yandığını anlattı. Derya Koç, bu yüzden alt katta bulunan 20-25 civarında kişinin can havliyle üst kata çıktığı söyledi. Üst katta da 20-25 kişinin bulunduğunu ifade eden Koç, bodrumda mahsur kalan isimleri eksik de olsa şu şekilde iletti: Lokman Bilgiç, Murat Kekin, Sinan Kaya, İbrahim İvrendi, Fırat Malgaz, Orhan Tunç, Meryem Akyol, Mürsel Dalmış, Star Öztürk, Murat Tunç, Abdülselam Turgut, Fatma Demir, Emel Ayhan, Mesut Özer, Abdullah Özgür, Agit Aydın, Barış Gasir, Sahip Edip ve soyadı öğrenilemeyen Ferhat adlı bir kişi.

Bu veriler ışığında üçüncü bodrumda en az 50 kişinin olduğu anlaşıldı. Üçüncü bodrumda bulunan Emel Ayhan (16) ve Fırat Malgaz, HDP’nin Enformasyon Masası’yla 10 Şubat akşamı temasa geçti. Fırat Malgaz, “Aramızda bacağı kopan, gözünü kaybeden ve ağır yaralanan arkadaşlarımız var, kanalizasyona atılan bir gazdan dolayı nefes alamıyoruz ve lavaboların ağzını kapatmak zorunda kaldık, o insanların diri diri yakılışını ve çığlıklarına şahit olduk, eğer ambulanslar gönderilmezse ve bizler buradan çıkarılmazsak kesinlikle bizi infaz edecekler. Bu konuda halkımızın duyarlı olmasını bekliyoruz” dedi.

HDP Milas eski İlçe Başkanı Derya Koç, 10 Şubat günü Med Nuçe’ye bağlanarak, üçüncü bodrumda yaşananları şöyle paylaştı: “Şu an ben baştan başlayayım. Önce halktan birkaç kişi kalmıştı burada. 20-25’e yakın arkadaşımız bomba parçalarından yaralandılar. Biz onları da buraya yerleştirdik ve birlikte oturuyorduk. Bazı ihtiyaçları almak için üst kata çıktık, 20’ye yakın arkadaşımız vardı aşağıda. Onların hepsi aşağıdayken gelip üzerlerine benzin döküp onları yaktılar. Biz arkadaşların çağrılarına gidemedik. İnleme seslerini duyuyorduk sadece, herhangi bir şekilde hareket edemedik. Biz yukarıdayken tekrardan bomba atarlar, doçkalar, havan toplarıyla saldırılar yaptılar. Biz 25 arkadaş da buradayız. 25 arkadaştan yarısı yaralı, yarısı hafif sıyrıklar almış şu an bekleme durumundayız. Binaya saldırı halen devam ediyor; zaten saldırılar bir haftadır vardı ama son üç gündür dozu aşıldı bu saldırıların. Daha ağır silahlarla gelmeye başladılar. Şu an hala bekleme durumundayız. Yaklaşık 20 arkadaşımız oradaydı. Onlar biraz yaralıydı, biz de onlarla birlikte ordaydık. Bekliyorduk; bir gün bu sesler kesilecek ve birlikte çıkacağız diye düşünüyorduk. Ama geldiler ve arkadaşlarımızı diri diri yaktılar. Herhangi bir şekilde birileri gelip yardım etmezse buradaki yaralı arkadaşlarımız da her an son nefesini verebilir. Hiçbir şekilde inemiyoruz bodrum katına; hala yanıyor zaten. Sabah saat 08.00’de başladı, bir buçuk saattir arkadaşlarımız yanıyor. Artık biraz sönmüş ama arkadaşlardan herhangi bir ses yok artık, hepsi son nefesini verdi orada. Hepsini diri diri yaktılar onların. Benim sadece çağrım, bu silahları kessinler bu sesleri kessinler.”

Ertesi gün, yani 11 Şubat’ta Derya Koç’un cenazesi otopsi için Habur Gümrük Müdürlüğü Soğuk Hava Deposu’na getirildi, ‘ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybetmiş olduğu’ tespit edildi.

Üçüncü bodrumdan sağ olarak kurtulan bir kadın tanık, yaşananları şu şekilde aktardı: “Açtık, yaralılar çok ağırdı. Son hafta Perşembe günü katliam gerçekleştirildi, Çarşamba günü arkadaşlarımız yakıldı 3. bodrumda, Salı günü hendeği düzelttiler. Biz bodruma da inemiyorduk. Ümidimizi kestik, kurtulsalar da yukarı çıkamazlardı. Benzin döküp yaktılar. Çarşamba günü saat 7-8 gibi, hendek temizlenmişti. Askerler tam bodrumun önünde durdu, bodrumun içine lav mermisi attı, doçka attı. Biz arka tarafta sıkışmıştık. Orhan Tunç kurtulsun istiyorduk, çünkü 15 günlük bebeği vardı. Biz ölelim o kurtulsun istiyorduk. İki kişi inip benzin döküyor, sonra ateş atıyorlar. Arkadaşlar yaralı olduğu için müdahale edemiyorlar. Bir arkadaşın yarası sıyrıktı o kurtuldu. Yangından sonra 10’a yakın gaz bombası attılar. Sadece sesi duyuyorduk, başımızı çıkardığımız anda vuruyorlar, yandaki evin üst katındaydık. Askerler araçlarından bile inmediler, sadece pet şişelerle bodruma benzin attılar. Akşam saat 8-9 gibi 6 kişi yukarı bulunduğumuz kata çıktı. Toplamda 25-26 kişi olduk. Hepimiz sivildik, Cizre’nin sivil halkı… Adil Küçük vardı, bir çocuğu var. O yanımızdaydı. Mahalleden çıkamayıp orada kıstırılmış halk vardı. 14 yaşında Mesut vardı. 25 kişinin 20’si yaralıydı. Küçük sıyrıklar var. Derya’nın yarası küçüktü… En küçüğümüz 14 yaşındaydı. Korkuyordu, diyalog yoktu, konuşamıyorduk. Gece de gündüz de çok sessizdik, çünkü askerler çok yakındı. İki arkadaşımızın kolları kopmuş, sadece et kalmış üzerinde. Ses de çıkaramıyor, sadece su diyorlardı. Bir arkadaşımızın bacağı ve kolu tamamen gitmişti.”

Üçüncü bodrumdan kurtulan bir diğer erkek tanığın anlatımların da şunlar da yer alıyordu: “Bana bir kadın arkadaş, Faysal Sarıyıldız’ı aradıklarını, televizyona bağlandıklarını, ambulans istediklerini söyledi ve ‘akşam 7’de bizi alacaklar’ dedi. ‘Ağır yaralı arkadaşlarımızı ambulans ile göndereceğiz, biz de bu arada çıkacağız’ dediler. Sabah saat 7 ya da 8, ambulansın geleceği söylendi. (…) Akşam ambulansın gelemeyeceği, yarın sabah 9’da geleceği söylendi. Ben saat 9’un çok geç olacağını söyledim. ‘Daha erkenden gelsinler yoksa bizi öldürecekler’ dedim. Hiç ambulans sesi gelmiyordu. Akşam orada yattık, sabah saat 6’da paletlerin sesi geliyordu. Etrafımızı sardılar. Ben hareket edemiyordum. Arkadaşlarımız bağırdılar. ‘Ateş etmeyin, siviliz’ diyerek ilerledi. Başka arkadaşlar da arkalarından gitti. Ben gitmedim. Asansör boşluğu vardı. Lavabo borularının giderinden ikinci katın üst odasına çıktım. Yataklar vardı. Yatakları üstüme attım. İki kişi daha geldi. Yatağı kaldırmaya çalışınca, elimi yanımdaki küçük bıçağa attım. Arkadaşımız olduğunu anladım. Diğer arkadaş, yatakların üzerinde durduğu karyolanın dibine girdi. Diğer arkadaş da sandığa girdi. Dışardan tarama sesi geldi. Dışarı çıkan arkadaşların tarandığını anladım. Bir dakika sürdü. Bir arkadaşın bağırma sesi geldi, sonra bomba sesi geldi. Erkek sesiydi. Sesleri dinliyorduk. 4-5 el bombası sesi daha geldi. El bombalarından sonra sesler kesildi, bahsettiğim o an, yani bombaların kesilmesi saat 9 civarıydı. Bize saat 9 gibi ambulans geleceği söylenmişti, oysa tam 9’da bizi katlettiler. Askerlerin sesi geliyordu. ‘Evde 29, camide de 1 cenaze var’ dediler.”

İçişleri Bakanı Efkan Ala, 11 Şubat günü, yasağın 59. gününde Cizre’de operasyonel faaliyetlerin sona erdiğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra 20 gün daha devam etti. Cizre operasyonel faaliyet, tüm unsurlarıyla 5 yıldır da devam ediyor.

KÜRTLERİN KOLEKTİF HAFIZASINA KAZINDI

Cizre başta olmak üzere, Kürt halkının kolektif hafızasına kazınan vahşet bodrumlarının aynı zaman da duygusal kırılmaya neden olan önemli fay hatlarından olduğu açıktır. İnsanlığın yüzlerce yıl mücadele ederek kazandığı barış ve huzur içerisinde yaşama hakkı, sağlığa erişme hakkı, barınma hakkı gibi evrensel insani değerler, Cizre’de gerçekleştirilen büyük yıkımla ihlal edildi. Savaşın kendi iç kurallarına bile uymayan bir saldırı ve katliam politikası hayata geçirildi. Devletin yaşananları unutturma ve hakikati yok etme politikasına karşı, Cizre halkı hafızasını korumak için direniyor.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here