Çözülen ve Çürüyen İktidar – Cihan DENİZ

0
650
akp iktidarında çözülme süreci ile ilgili görsel sonucu

İktidar cephesinde Dolmabahçe’de masanın devrilmesi ile başlayan çözülme süreci daha da derinleşerek ve hızlanarak devam ediyor. İktidardan uzaklaşmaları durumunda önlerine konacak hesabın bilincinde olanlar, iktidarlarını her ne pahasına olursa olsun devam ettirebilmek adına, bu iktidarın nimetlerinden faydalanarak elde ettikleri zenginliklerini korumak adına her şeyi yapabilecek bir durumdadır.

AKP’nin iktidarını koruma adına yapabileceklerinin bir sınırının olmadığını Dolmabahçe’de masanın devrilmesinden sonra yaşananlar çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

AKP’nin iktidarını koruma adına Cemaat sonrası süreçte yaptığı ilk hamle, Dolmabahçe’de masanın devrilmesiydi. Sonrası ise malumumuz; bu coğrafyanın şahit olduğu ve halen içinden geçmekte olduğumuz en karanlık süreç. AKP ile Cemaat arasındaki kopuş sonrası temelleri atılan, 24 Haziran sonrası perçinlenen Beyaz Türk Faşizmi ile Yeşil Türk Faşizmi arasında kurulan ittifakın devreye koyduğu, en temel ve acil hedefi ne pahasına olura olsun tüm bölgedeki Kürt kazanımlarının ortadan kaldırılması ve Kürtler ile dostlarının demokratik mücadelesinin tasfiye edilmesi olan topyekûn savaş konsepti.

Halkın en geri güdülerine hitap eden ırkçı, milliyetçi ve dinci hezeyanlar ile toplumsal destek sağlanmaya çalışılmış bu süreç, çözülme sürecinin tamamen önüne geçmese de kısa vadede ve belli ölçüde onu yavaşlatmayı başardı. Bu ırkçı, milliyetçi, dinci hezeyan içinde birkaç seçimi zor da olsa kazanmayı başarmış olsalar da, -ki artık onu da başaramamaktadırlar- kendi iktidarını koruma adına tüm ülkeyi içine sürüklediği bu şiddet sarmalı da orta ve uzun vadede dertlerine derman olamadı.

Şiddet sadece daha fazla şiddet üretti, toplumsal sorunları daha da ağırlaştırdı. Savaş ve şiddet yolu, sebep olduğu tarifsiz acıların yanı sıra Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve iktisadi yapısını her açıdan çürüttü. Türkiye’de demokrasinin son kalmış kırıntıları tasfiye edilerek otokratik olmanın ötesinde totaliter bir rejimin adım adım inşası süreci hızlandı, ekonomi yoksulların daha da yoksullaşması pahasına iktidara yakın çevrelerin zenginleşmesi ve gelinen son süreçte zenginliklerinin korunmasının bir aracı haline indirgendi, ahlaki dejenerasyon iktidardan çıkıp toplumun dört bir yanını sardı.

Bugün gelinen noktada iktidarın sürdürülmesi uğruna ödenmesi gereken bedel, artık iktidar sahiplerinin bile ödeyebileceğinin ötesine geçmiş durumdadır. Gerek içteki siyasal, toplumsal ve ekonomik gerilim gerek uluslararası düzlemde sözde en yakın stratejik müttefikler ile bile yaşanan krizler artık yolun sonuna gelindiğinin işaretleridir. Bugüne kadar iktidarı desteklemiş, ona oy vermiş olan kesimler içinde bile artık homurtular yükseliyor. Gelinen bu nokta, hem bu faşist ittifakın bileşenleri arasında hem de tek tek bu bileşenlerin kendi içlerinde yeni hesaplar yapılmasına yol açmış gözüküyor.

Bununla birlikte tarih, iktidarların çözülme sürecine girdiği böylesi anların büyük tarihsel dönüşümlere olduğu kadar halklar açısından büyük tehlikelere de gebe olduğunu bize gösteriyor. Böylesi anlar, sonuç vermeyeceği ayan beyan ortada olsa da, iktidarların güçlerini koruma adına daha çılgınlaşabileceği, ya hep ya hiç diyerek sadece kendileri için değil ama asıl olarak halklar için büyük felaketlere yol açacak adımlar atabileceği anlardır.

Dün iktidarını koruma adına tüm bir Kürdistan coğrafyasını ateşe vermekten bir an geri durmayanlar, gözünü kırpmadan on binlerce kişinin yaşadığı kentleri haritadan silenler, bugün de iktidarlarını koruma adına eğer gerekiyorsa sadece kendi sınırları içinde değil kendi sınırlarının çok ötesinde de tereddütsüz her şeyi yapabilir ve aslında yapıyor da.

Bugün Türkiye’nin Libya’da ve Kıbrıs’ta attığı adımlar bir yanıyla tarihsel Türk-İslam yayılmacılığının bir dışa vurumu olsa da bir yanıyla tam da böylesi bir çılgınlık içinde atılmış adımlar olarak değerlendirilmelidir. Sadece son birkaç haftalık bir süreç içinde atılmış adımlar bile iktidarın ne kadar tehlikeli sularda gezindiğini gösteriyor. İlk olarak bir iç savaş içinde olan Libya ile aslında uluslararası meşruiyeti çok tartışmalı olan bir angajman içine girildi ve sonrasında iç savaşta iktidara destek olmak için Libya’ya asker gönderilmesinin tartışılmaya başlandı. Ama daha da tehlikelisi Türkiye Kıbrıs’a silahlı ve silahsız insansız hava araçları gönderme kararı aldı. Tüm bu adımlar sıkışmış ve çözülme süreci içine girmiş; ırkçı, milliyetçi ve dinci hezeyanlar dışında halka verebileceği bir şey kalmayan bu iktidarın attığı çok tehlikeli adımlardır. İktidar, bir sonraki adım da nelere mal olabileceği pek de umursanmadan, yaratacağı umulan milliyetçi hava ile ömrünü uzatma derdindedir.

Dolayısıyla tam da Türkiye’nin belki de geri dönüşü çok zor olan yollara girmesine ramak kaldığı böylesi bir süreçte tüm barış ve demokrasi güçlerinin mücadelelerini ertelemeden daha da yükseltmeleri ve iktidarın savaş politikaları karşısında güçlü bir duvar örmeleri bir seçenek değil bir zorunluluktur.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here