Devrimci Halk Savaşı sömürgeciliğe, soykırıma ve faşizme karşı halkların topyekûn direniş stratejisidir – 1

0
189

Dıjwar Sason

1991 Irak müdahalesiyle başlayan 3. Dünya savaşı sonrası Ortadoğu ve dünya yeniden şekilleniyor. Rusya-Ukrayna savaşı bunun en son aşaması olarak yaşanmaktadır. Savaşın merkezinde bulunan Kürt halkı üçüncü dünya savaşının en yakıcı etkilerini yaşamaktadır. Buna göre Kürtlerin jeo-stratejik düşünerek hareket etmeleri hayati önemdedir. Yeni yapı ve dengelerin kurulmak istenildiği, tarihi fırsatları açığa çıkaran bu tür kaotik süreçler stratejik öneme sahiptir ve aynı zamanda ezilen halklar ve devrimci hareketler için büyük tarihi fırsatlar sunmaktadır. Hegemon güçler kadar, hazırlıklı ve örgütlü davranmaları halinde devrimci güçlerin de önemli kazanımlar sağlayabilecekleri süreçlerdir. Özellikle yüz yıldır statüsüz bırakılan Kürtler için çok önemli fırsatlar doğmuştur. Fakat Kürtler büyük kazanma kadar soykırım altında kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Soykırım kıskacına alınmış bir halk olduğumuzun bilincinde olmak

Türk devletinin kuruluşunda esas alınan fiziki yok etme (Kızıl katliam) ve asimilasyon (Beyaz katliam) şimdi iç içe yürütülmektedir. AKP’nin yeşil, MHP’nin kara faşizmi, CHP-Ergenekon’un beyaz faşizmi Kürlere karşı bir milli ittifak tarzında birleşerek soykırım politikası yürütmektedir. AKP-MHP’nin oluşturduğu ‘’Cumhur ittifakı’’ nın Yeşil-Kara faşizmi ve CHP ve diğer partilerin kurduğu ‘’Millet ittifakı’’ nın beyaz faşizmi Kürt soykırımı konusunda aynı zihniyetle kapkara bir faşizme dönüşmüştür. Türkiye’de hakim olan bu kapkara faşizmdir. Renkte farklı görünseler de özde aynıdırlar. Ortak özellikleri; Kürt düşmanlığı, inkar, imha ve soykırımcı faşist zihniyettir. Kürtlerin, Kürt düşmanı olan bu iki iktidar bloğundan beklentisi olamaz. AKP-MHP Yeşil-Kara faşizminin iktidarda hakim olduğu bu dönemde, Kürt varlığına karşı geçmişte hiçbir iktidarın uygulamadığı soykırım politikaları en vahşi tarzda uygulanmaktadır. Kürdistan’ın diğer parçalarını da işgal ve ilhak etmek isteyen Türk soykırım sistemi tarihin en kapsamlı saldırılarını geliştirmektedir. Bütün dünyanın gözü önünde her gün savaş suçu işleyerek kimyasal silahları kullanmakta, özgürlük savaşçılarımızı, yurtsever halkımızı katlederek işgalini genişletmektedir. Bu nedenle tek çare olan Devrimci Halk Savaşının daha güçlü tarzda yürütülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.  Lakin Önderliğin tüm uyarılarına rağmen durumun vahametini bu düzeyde anlamakta ve karşılamakta Kürt toplumunda hala sorunlar yaşanmakta ve ulusal birlik yaratılamamaktadır. Soykırım kavramı ağır ve büyük tehlikeleri dile getirmektedir. Maddi ve manevi olarak bir halkın yok edilme tehlikesini vurgu yapmaktadır. Kürdistan’da uluslararası hukukta tanımlanan soykırım uygulamalarını katbekat aşan soykırım saldırıları yaşanmaktadır. Kürdistan Kürtsüzleştirilerek boşaltılmak ve başka coğrafyalardan taşınan devşirme, çete unsurları yerleştirilerek halk olarak Kürtlerin tasfiyesi hedeflenmektedir. Rojava Kürdistan’ında, Efrin’de, Serêkanîyê’de yaşanan budur. Kürtler yurtsuzlaştırılmakta ve tasfiye edilmektedir. Kürtlerin on bin yıllık toprakları ve ulusal değerleri istila ve talan edilmektedir. Durum bu kadar vahimdir. Devrimci halk savaşının aciliyeti ve zorunluluğu bu gerçeklikten doğmaktadır. Örneğin on binlerce şehit ve gaziyle gerçekleşen Rojava Devrimini, Kuzey Doğu Suriye demokratik sistemini devrimci halk savaşı olmaksızın koruyamayız. Ne Amerika’sı nede Rusya’sı devrimimizi korumaz. Kapitalist ve emperyalist gülerin demokratik içerikli, sosyalist ideolojiyle gerçekleşen bir toplumsal sistemi savunmasını beklemek hakikate terstir, varlığını ve özgürlüğünü başkasına emanet etmek olur. Aynı şekilde maaşlı orduda Rojava’yı savunmaz, savunamaz. Rojava ve Kuzey Doğu Suriye toplumsal sistemini ancak tüm halkların gönüllü olarak katıldığı, kendi topraklarını, değerlerini, demokratik öz yönetimini sahiplenen, Devrimci Halk Savaşını yürütecek gönüllü ve yurtsever halk ordusu savunabilir. Yani Rojava devriminin de kaderi Devrimci Halk Savaşına bağlıdır.

”Çöktürme planı” adıyla yürürlüğe konulan soykırım konseptini irdelemek ve sürekli gündemde tutmak gerekmektedir. Türk devleti Erdoğan/AKP üzerinden Neo Osmanlı anlayışıyla 3. Dünya savaşından istifade  ederek   bölgede yeni alanlar işgal etme  ve sınırlarını genişletmeyi hedefliyor. Bu amaçla Ortadoğu’da hegemon güç olmak istiyor. Kendisine engel konumda gördükleri Kürt varlığını ve direnişini tasfiye etmek için tüm imkanlarını “Çöktürme planı” çerçevesinde seferber etmiş durumdadır.

 Sömürgeci Türk devleti 2014 yılında hazırlanan Şark Islahat Planının devamı olan “Çöktürme planı” nıyla diyalog sürecini sonlandırarak Kürtlere karşı büyük bir savaş sürecine girmiştir. ‘’Çözüm süreci’’ denilen süreç hiçbir zaman gerçek çözüm süreci olmadı. Devletin hareketimizi tasfiye planı gereği geliştirilen bir süreçti, başarısız kalınca düşman soykırım savaş tarzıyla gerçek gündemine geri dönmüştür. 

“Çöktürme planı” 2014 Eylül ayında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın hazırlanmış, Ekim 2014’teki MGK’de kararlaştırılmış, Genelkurmay Başkanlığı’na Genelkurmay Strateji Plan Dairesi, Strateji Şube Müdürlüğünce simülasyon denemesi yapılmış AKP iktidarı tarafından onaylanıp 24 Temmuz 2015 yılında yürürlüğe konulmuştur. Bu savaş planı Şark ıslahat planına bağlı güncelleştirilmiş ama açıktan katliamı ifade eden çok daha tehlikeli bir soykırım planıdır. “Çöktürme planı”nı sürekli gündemde tutmamız ve tartışmamız gereken  21. Yüzyılın soykırım planıdır. Yurtsever her Kürdün anlaması ve ona göre yaklaşması gereken bir imha konseptidir. Bu plan sadece Kuzey Kürdistan ile sınırlı olmayıp Rojhılat dışındaki üç parçayı askeri işgali amaçlayan dört parçada ve dünyadaki Kürt varlığını kapsayan bir plandır. İmralı tecridi, HDP’ye yönelik saldırlar, ailelerinin kullanılması, kayyımlar, toplu tutuklamalar, tecavüzler, fuhuş-uyuşturucu gibi özel savaş politikaları, gerillaya karşı süreklileşmiş hava ve kara saldırıları, Rojava işgali ve diğer özel savaş uygulamalarının tümü çöktürme planına bağlı gelişmiştir.

Bazı bölümlerini yansıtacağımız ‘’Çöktürme palanı’’ na göre Kürdistan’da kentler yıkılıp yakılacak, on binlerce insan katledilecek, milyonlarcası topraklarından sürülecektir. Anayasa, hukuk, insan hakları, basın özgürlüğü askıya alınarak, devlet güçlerine her türlü katletme, tank, top, helikopter ve uçak gibi ağır savaş silahlarının kullanılması yetkisi ve yargılanmama güvencesi verildi. Davutoğlu’nun başbakanlığı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde bu plan 2015 yılında Kuzey Kürdistan’da yürürlüğe sokuldu. Cizre, Nusaybin, Sur gibi Kürt kentleri yakılıp yıkıldı, katliamlar ve göçertmeler gerçekleştirildi. 24 Temmuz 2015’te gerillaya karşı TC. Tarihinin en kapsamlı hava saldırıları başlatıldı. 2018 Efrin 2019 Serêkanîyê ve Grî sîpî işgalleri gerçekleştirildi. İşbirlikçi KDP ile anlaşmalar yapılarak Şengal saldırıları başlatıldı, Başurê Kürdistan’ın işgalini amaçlayan 2020 Garé-Heftanin, 23 Nisan 2021 Metina-Avaşin, 17 Nisan 2022 halen devam eden Avaşin-Zap-Metina işgal saldırıları geliştirildi. Tüm Bakurê Kurdistan’ı kapsayan ‘’Eren’’ ve ‘’Abluka’ imha operasyonları gerçekleştirildi.

Planın ilgili bölümü ablukaya alınan Nusaybin, Cizre, Şırnak, Sur gibi öz yönetimlerin ilan edildiği Kürt kentlerinde gerçekleştirilecek katliamların boyutunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 “Ablukaya alınan yerleşkelerde, yaşamsal alanlar tahrip edilerek geri dönüş koşulları ortadan kaldırılacak, kitlesel imhalar, tutuklama ve boşaltmalarla yerleşkeler huzura kavuşturulacaktır.’ denmektedir.

Raporun 8 sayfasında  ”yapılacak bastırma operasyonlar da 10 bin ile 15 bin imha, 8 bin civarı yaralı, 5-7 bin arası tutuklama, bombalanmış küçük ve büyük yerleşim alanlarında 150-300 bin civarı insanın yer değiştirmesinin terör örgütünü felç etme, işlevsizleştirmesini sağlaması düşünülmekte…Yapılacak ablukalar da terör örgütünün ülkenin batısın da girişebileceği kalkışmalara karşıda, değişik tedbirler üzerinde çalışıldığı” belirtilmektedir.

”Şark Islahat planı’’ nın bir kopyası şeklinde günümüze uyarlanan plan, fiziki katliamdan sonra nasıl bir kültürel soykırımın esas alınacağını düzenlemiştir. Kürdistan’ın tahrip edilmesi, Kürtlerin geri dönülemez şekilde kitlesel göçe tabi tutulması, çocukların asimile edilmesi, bölgede daimi bir olağanüstü halin sürdürülmesini öngörmektedir. Kürdistan da asimilasyon, soykırım ve olağanüstü hâl rutin bir devlet politikası haline getirilmiştir.

“Ülkemizin doğu ve güneydoğu bölgesinde terör örgütünün bertaraf edilmesi, yerleşkelerin geri dönülemez şekilde tahrip edilmesi, yerleşim birimlerinin boşaltılması, kamu görevlilerinin bölgeyi boşaltmalarının hızlandırılması, özellikle okul çağındaki çocukların harekatın bitimine mukabelen yatılı okullara, Anadolu Liselerine ve Özel okullara yerleştirilmesi, Anayasal işleyişin bölgede olağanüstü hal şeklinde sürdürülmesi, terör örgütü ve yandaşlarının bertarafının kesin bir şekilde sağlanması için tüm imkanların seferber edilmesi,…Yerel yöneticilerin (Vali, kaymakam ve üst rütbeli askerlerin) terör örgütünün uzantısı malum parti vekilleriyle ve diğer sivil kuruluşlarla temasının olmamasına askeri nizam gösterilmesi.” (Çöktürme planı)

Kayyım yoluyla HDP Belediyelerinin gasp edilmesi, belediye eş başkanlarının tutuklanması, mallarının talan edilmesi bu plan dahlinde gelişmiştir.

“Bundan sonra asla iç tehdit olmayacak. Legal alanda örgütlenmesinin verdiği avantajlar, anayasanın kendilerine verdiği Anayasal hakları ve koruma zırhı, terör destekçisi partiyi, dağdakilerinden daha avantajlı duruma getirmiştir. Devletimizin ve milletimizin birlik ve bütünlüğüne kasteden bu hain güruh, devlet olanaklarını da devletimize karşı kullanarak her türlü hokkabazlığı yaparak ülke bütünlüğümüzü tehdit derecesine varmışlardır. Terör örgütünün uzantısı malum partinin kadroları ve ellerinde bulunan belediyelerin kademeli olarak tasfiyesine öncelik verilmesine azami önem verilmesi gerekmektedir. İç İşleri Bakanlığı yetkisinde olan belediyeler terör örgütünün yardakçısı sözde partiden alınıp, devletimizin denetimine verilmelidir.“ (Çöktürme planı)

Sömürgeci Türk devleti tüm olanaklarıyla ‘’düşman’’ ilan ettiği Kürtlerin bütün siyasal, sosyal, kültürel, sanatsal, ekonomik, dernek, parti, örgütlenme, kurum ve kuruluşlarının tasfiyesi amacıyla seferberlik ilan etmiştir. Kayyımların Kürtçeyi yasaklaması, Kürtçe adlarının değiştirilmesi, kadın, kültür-sanat derneklerinin kapatması, konser yasakları bu  soykırım planının bir parçasıdır. Faşist Erdoğan ve Bahçelinin her defasında “terör örgütünün yardakçısı” tarzında hedef göstererek saldırdığı HDP gibi legal demokratik partilerin düşman kategorisine alınması yine çöktürme planına bağlıdır.

“Bölgede operasyonlarda bulunan tüm personelimizin terör örgütünün ve yardakçısı partinin belini kırana kadar devletimizin tüm kurumları tam bir seferberlik içinde olduklarını akıllarından çıkarmamaları gerekir. Bu seferberlik vesilesi ile istenilen tüm lojistik destek, araç gereç ve yasal engellerin anında ve seri bir şekilde kaldırılacağı bilinmeli ve bunun operasyon içinde bulunan idari birimlerin dikkatini dağıtmaması gerektiği bilinerek rahat hareket edilmelidir.” (Çöktürme planı)

Soykırım ”Çöktürme planı” özel savaş planıdır ve iki eksende hazırlanmıştır. Planın Birinci bölümünde toplumsal ve siyasal alanda izlenecek politikalar belirlenmiştir. Belediyeler, yerel meclisler, parti, dernek, kültür-sanat kurumları, basın-yayın gibi demokratik kurumların tasfiyesini kapsamaktadır.  İkincisi askeri olarak direniş güçlerinin gerilla, milis, öz savunma, yurtiçi ve dışı askeri güçlerin  ve merkezi karargâh üstlerinin tasfiyesi veya koordine edemez düzeye getirilmesi, PKK üst düzey yönetimlerinin, kadrolarının suikastlarla imhasını kapsamaktadır. Birebir Sri Lanka Tamil örneği esas alınarak hem siyasal hem de askeri alanda tümden Kürt direnişinin imhası, Kürtlerin statüye kavuşmasının engellenmesi, ‘’tampon bölge’’ adıyla Kürdistan’ın ilhakı hedeflenmiştir. Rojava ve Başurê Kürdistan’ın işgali bu çerçevede gerçekleştirilmektedir.

“Sınır ötesi hava harekatları Kandil ve civarı kampları felç etmesi sağlanarak, emir ve talimatların verilemez hale getirilmesi, telsiz, telefon ve diğer iletişim araçlarının işlevsiz bırakılması, terör örgütünün kendi içinde iletişimini keseceği gibi, sevk ve idarenin de büyük bir sekteye uğratacağı, bununla birlikte uygulamaya konulan ‘Çöktürme’ eylem planıyla yerleşkelerin ablukaya alınması ve yaşam alanlarının yok edilmesi ile terör örgütünün iç yapılanmasını psikolojikmen çökertecek, lojistik desteği kesecektir. İnsansız hava araçlarıyla lider kadroların yerlerinin tespitine özen gösterilmesi ve lider kadrodan birkaçının X edilmesi önemli bir psikolojik üstünlük sağlatacaktır.”  (Çöktürme planı)

”Çöktürme planı’’ Rojava Kürdistan’ın da İşgal ve Soykırımı amaçlamaktadır. Türk devletinin ”terör koridoru’’ biçiminde tanımladığı Rojava devriminin tasfiyesi, oluşan Kürt kazanımlarının ortadan kaldırılması, Daiş vb. çetelerin aktif olarak kullanılmasını, Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’nin işgalini amaçlayan bu bölüm gerçekleşen işgallerle uygulanmaya başlanmıştır.  “Suriye’deki belli Kürt şahsiyetlerle, siyasi liderlerle, kanaat önderleriyle sıklıkla görüşmek, kendilerine misyon biçmek, yönlendirmek ve bölgesel güçler ile buluşturmak, aralarında birlikler, ittifaklar kurdurmak devlet çıkarlarımız gereğidir. Bölücü örgütün Suriye Kürtleri içindeki etkisini ve hareket alanını daraltmak, olabilirse tasfiye etmek, siyaseten pasif bir çizgiye çekmek, bunu teşvik etmek ve bu konuda her türlü maddi ve manevi destek sunmak; Kürtlerin rejime karşı Sünni Arap milliyetçileriyle birlikte silahlı mücadeleye girişmesi için bölgede bulunan aşiret reislerine, kanaat önderlerine her türlü maddi ve manevi destek ivedilikle sunulmalıdır.” (Çöktürme planı)

Planının bir bölümü soykırım ve asimilasyon faaliyetlerinde önemli rol oynayacak özel savaş medyasına verilen özel görevlere ilişkindir.  Özel savaş medyasına sınırsız kara propaganda yapma, moral bozma, iftira atma, hedef gösterme, aşağılama, yalan haber yapma gibi her türlü psikolojik savaş yöntemlerini kullanması görevi verilmiştir.

“Bölgelerde özellikle AA ve TRT muhabirlerinin bulunması ve yapılan haberler, çekilen görüntülerin diğer basın kuruluşlarıyla paylaşılması, yabancı basının ise akreditasyonla, gözetim ve denetim altına alınması ve alana sokulmaması gerekmektedir….Bölgede ve terör örgütünü küçültücü ve moralmen çökerten ifadelerin kullanılması basın yöneticilerinin marifetine bırakılmalıdır. Operasyonun en önemli ayağının ve dayanağının basın olduğu unutulmamalıdır.” (Çöktürme planı)

Anlamamız gereken şudur ki; halk ve ulus olarak imhamızı öngören bir soykırım planıyla yüz yüzeyiz. Durum bu kadar açık ve nettir. Düşmanımız bağnazdır ve ahlaksızdır.  Bağnazlıkta insanlık namına hiçbir değer bulunmaz. Düşmanımız alçakça bir imha planlı hazırlamıştır. Adı üstünde; ”çöktürme planı.” Soykırımda, katliamda, talanda çok acımasız ve tecrübeli olan düşman önce Önderliğimizi, Hareketimizi, özgürlük savaşçılarımızı tasfiye etmek istiyor.  Bunu başarırsa halk olarak bizi tarihsel, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik, örgütsel, askeri ve ahlaki açıdan çökertmeyi planlamış. Soykırım için ahlaksızca her türlü kirli araç ve yöntemi kullanmaktadır. Peki biz ne yapacağız? Seyircimi kalacağız? Kurbanlık koyun misali celladımıza boyun mu uzatacağız! Teslimiyeti ve lanetliği mi kabul edeceğiz? Yoksa varlık-yokluk savaşıdır, namus-onur savaşıdır deyip her türlü bedeli göze alarak başmı kaldıracağız. Elbette ONUR SAVAŞININ savaşçıları olarak Şex Saitlere, Seyid Rızalara, Alişerlere, Zarifelere, Rındêxanlara, Mazlumlara, Kemallere, Zilanlara, Egitlere, kısacası bize direnmenin onur ve zafer getirdiğini gösteren şehitlerimize, Önderliğimize layık olacak ve azgın düşmana karşı direnmeyi esas alacağız.

Tasfiyemizi içeren soykırım planını boşa çıkartmak için başta askeri öz savunmayı ve gerillayı güçlendirmemiz gerekir. Düşman gerillayı bitirmeden hiçbir sonuç alamayacağını bilerek gerilla alanlarına yoğun olarak saldırmaktadır. Öyleyse gerillaya katılmak ve gerilla savaşına göre hareket etmek çok önemlidir. Diğer taraftan sanat, kültür, spor, sağlık, siyasal, sosyal, ekonomik, ekolojik, kadın, gençlik, basın, medya, diplomatik faaliyetlerimizi planı boşa çıkartacak şekilde yürütmemiz elzemdir. Nasıl sömürgeci devletlerin bir soykırım planı varsa bizimde buna karşı devrim planımızın olması gerekir. Tüm çalışmalarımızın gündemi bu devrim planı, devrimci direniş stratejisi olmalı.

Özyönetim direnişleri ve 2015’ten sonra gerçekleşen metropol fedai eylemleri planın önünü kesti, darbeledi. Gerçekleşen direniş ve eylemlerle PKK’nin ve Kürtlerin direniş gücünü gören sömürgeci devlet istediği tarzda planı uygulayamayacağını ve sonuç alamayacağını anladı. Bu direnişler olmasaydı planda belirlendiği gibi daha büyük katliamlar gerçekleştirilecekti. ‘’Nereden çıktı bu hendek savaşları, barış sürecini bitirdi’’ gibi söylemlerin sahiplerine Çöktürme planını göstermek gerekir. ”Neden daha fazla hazırlık yapılmadı, halk savaşı tarzı esas alınmadı, halk silahlandırılmadı ve yaygın bir tarzda direniş gerçekleşmedi’’ noktasında eleştiri yapılması gerekirken ”neden direniş’’ eleştirisi özel savaşın etkisinde kalmaktan kaynaklıdır. Durumu anlamama veya özel savaşın algı operasyonlarının etkisinde kalma sonucu açığa çıkmıştır. Ya da zaten düşmanla iş birliğinde olan kesimlerin bilinçli anti propagandasıdır bu tür değerlendirmeler.

AKP-MHP iktidarının geleceği çöktürme planına bağlıdır. Bu görevle iktidara getirildiler, başarmamaları durumunda düşürülecek ve yargılanacaklar. Bunun için iktidarlarını savaşa endekslediler. Fakat başaramadıkları için tasfiye sürecine girmekten kurtulamadılar. Savaşı derinleştirip işgali, kapsamlı hale getiriyorlar.  KDP’yi de bu soykırım planına ortak ederek savaşa dahil ettiler. PKK’nin tasfiyesiyle Kürdistan’ın kendilerine kalacağına inanan Barzani ailesi ve KDP oligarşisi sonuna kadar Türk devletinin hizmetine girdi. Türk devleti Kürt soykırımı için ne kadar KDP’yi kullanıyorsa, KDP’de kendine tehlike gördüğü başta PKK olmak üzere diğer Kürt yapılarını tasfiye etmek için Türk devletini kullanmaktadır. KDP böylece PKK ve özgür Kürdün tasfiye edilmesinde Türk sömürgeciliğinin ittifakı, işbirlikçisi, ajanı konumunda rol oynamaktadır. AKP-MHP iktidarının Kürt soykırım politikasına destek sunan temel güçlerden birine dönüştü. KDP aynı zamanda Önderliğe uygulanan tecridin de sorumlularındandır.  Kürtlere karşı 21. Yüzyılın en büyük ihaneti içinde olan KDP toplum nezdinden ne kadar teşhir olsa da mevcut pozisyonu eleştirilerle, uyarılarla değişmeyecektir.

Çöktürme Planının uluslararası ayağı vardır. 3. Dünya savaşını yürüten ABD, İngiltere, AB, İsrail gibi hegemon güçler Türk devletine her türlü desteği sunmaktadırlar. Rusya çıkarları gereği kısmi olarak destek vermektedir.  Enerji kaynaklarının denetimi, yeni enerji güzergahı, İsrail’in güvenliği, İran’nın ablukaya alınması, küresel kapitalist sistemin hakim kılınması gibi önemli huşulardan dolayı Türk devletine verilen görevler ve yapılan anlaşmalar vardır. Türk devleti buna dayanarak destek görmekte ve hareket etmektedir. ABD, İngiltere, Almanya, İsrail, NATO Ortadoğu ve Kafkaslardaki planlarına göre kullandıkları Türkiye’yi Kürt soykırımı konusunda destekler konumundadır. Önderliğimize ve Hareketimize karşı uluslararası komployu örgütleyip yürüten, Barzani/KDP çizgisini Kürdistan’da hakim kılmaya çalışan ve kendi güvenliği için KDP ile ikinci bir İsrail (Barzani devleti) kurmayı amaçlayanda yine bu güçlerdir.

Türk devletinin  soykırım zihniyeti Kürtlere ait ne varsa tümünü dağıtmak ve tarihten silmek istiyor.  Kürtler büyük bedellerle önemli kazanımlar elde ettiler. Bu kazanımları savunmaya ve bedel vermeye devam edeceklerdir. Bundan vazgeçmeleri söz konusu değildir. Türk devletinin gündemi yüz yıl önceki soykırım aklının  gündemidir. Kürtlerin gündemi elli yıllık mücadeleyle yaratılan değerleri kalıcılaştırmak ve statüye kavuşturmaktır.

Çöktürme planı sadece Kürtleri hedef almış gibi görünse de  Türkiye toplumunun ve demokrasinin çökertilme planıdır. Türkiye’deki toplumsal yozlaşma ve çöküş buradan kaynaklanmaktadır. Her şeyiyle savaşa şartlandırılmış toplum elbette çürüyecek, yozlaşacak ve dağılacaktır. Türkiye’de bu durum bariz bir şekilde yaşanmaktadır. Psikolojik, ahlaki, sosyal, ekonomik, siyasal çöküş, ırkçılığın ve faşizmin gelişmesi, Kürt ve diğer uluslara olan düşmanlığın gelişmesi AKP-MHP iktidarının politikasıdır. AKP-MHP diktatörlüğü toplumu bastırmış, sindirmiş ve savaşa göre uyarlamıştır. Toplum artık bu durumu kaldıramamaktadır. Bu bakımdan AKP-MHP-Ergenekon savaş ittifakına ve Kürt soykırım politikalarına karşı Türkiye demokratik güçlerinin bir karşı koyuşu ve ittifakı olmalıdır. Kürtler elli yıldır direnerek ve savaşarak ağır bedel ödeyip kendilerini var ettiler. Varlıklarını aynı şekilde koruyacak ve özgürlüklerini sağlayacaklardır. Çöktürme planı devredeyken barış ve çözüm çağrıları iyi niyet dışında bir anlamı yoktur.  Soykırım planının pratikte tüm yönleriyle aktif halde işlediği bu dönemde radikal direnişte bulunmak tek çaredir. Faşist baskıların zirve yaptığı bu süreçlerde devrimci güçler ancak devrimci zoru kullanarak çıkış yapabilirler.

Devam edecek…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz