Direniş Tarihinin Öznesi Daima Kadınlar Olmuştur

0
100

Ey kadın!

Gerçeği başka yerde arama

Gerçek sensin

Sen gerçeksin!

Kadın nedir? Yaşam, toplum ve hakikat sorularının cevabıdır aslında. Çünkü kendini, kadınlığını bilmek, tarihi bilmektir. Tarihini bilmek ise toplumun ahlaki değer yargılarını bilmektir. Toplumun ve öz benliğin savunması ancak ahlaki değerler ile gerçekleşebilir. Fakat yaşadığımız bu kapitalist- erkek egemenlikli sistemde baskıların ve şiddetin altında kadın, ezilen öz benliğinin içerisinde derin bir suskunluğa çekilmiştir. Kadın, insan olarak görülmekten ziyade, sadece cinsel bir obje aracı, metalaştırıp kendi çıkarları için kullanılan bir nesne haline getirilmiştir. Kadına yaşam alanı bırakılmamıştır. Yaşam, kadına adeta zindan edilmiştir. Evlerde, iş yerlerinde, sokakta, okulda sadece şiddet, taciz, tecavüzlere maruz bırakılan savunmasızlaştırılan bir obje. Mesela evde kadın gün boyu çalışır, her fedakarlığı yapar. Fakat günün sonunda kaçınılmaz son yine erkeğin şiddetidir. Biçilen roller çerçevesinde dışarıdan eve gelen erkek gün içerisinde devlet karşısındaki yenilgi ve bastırılmışlığını kadın karşısında şiddete, tecavüze dönüştürür. Devlet karşısındaki güçsüzlüğünü kadın karşısında güce dönüştürmeye çalışan yenilmiş erkek, kadına karşı saldırılarında sınır tanımaz.

Erkek, devletin malı haline gelmişken kadına ‘sen benim tarlamsın, istediğimi yaparım. Bana boyun eğmek zorundasın’ anlayışı ile saldırır. Özcesi devlet tarafından bitirilmiş olan erkek, evde kadını düşünce ve fiziken bitirir, özünden uzaklaşmaya mahkum eder. Dışarıda da hayat kadın için böyledir. Okumuşsa da okumamışsa da eğer evinin dışına çıkabilmişse, çalışma imkanı oluşmuşsa da her şey aynıdır yine. Hor görülür, küçük düşürülür, değersizleştirilir, bir kukla haline getirilir. Rol içerisinde öznelliği barındıran bir terimdir. Fakat sistemde kadının rolü dediğimizde, hiçleşmişlik geliyor sadece aklımıza. Yalancı ve zalim erkeğin zihniyeti kadını öyle bir hale getirmiştir ki, kadının rolü hiçbir şekilde kalmamış, hatta hiçleştirilmiştir.

Tarihten günümüze kadının doğa ve toprak ile olan bütünselliği, toplumsallığı, üretkenliği, zekası, yaratıcılık gücü sürekli bastırılmaya çalışılmıştır. Bu ölü toprağını üzerimizden atmadığımız müddetçe bir erkek devlet projesi olan bu saldırıları bertaraf edemeyiz. Önce bunun bilinci, cesareti ve kararlılığı gerekmektedir. Kadın öz benliğine dönmek için öncelikle ‘ben kimim’, ‘özüm ne’, ‘şu an ne haldeyim’ diye kendisine sorması gerekiyor. Kendini bulma ve özüne dönme mücadelesi vereceksek bunun için bilinçlenme, örgütlenme ve iradeleşme şarttır. Özcesi öz savunma yani özünü bilme ve özüne dönebilmek için mevcut engeller karşısında öz savunmamızı geliştirme biz kadınlar için hayati önemdedir. Aksi taktirde erkeğin egoist zayiatları arasına girmekten kendimizi kurtarmak mümkün değildir.

Öz savunma sadece öldürücü aletler değildir. Öz bilinç, örgütlülük, yurtseverlik, ahlaki değer yargılarımızdır aynı zamanda. Evdeki ya da herhangi bir yerdeki bir erkeğin, devletin temsiliyeti olduğunu bilmek ve köhnemiş devlet zihniyeti karşısında mücadele etmektir. ‘Bana boyun ey, eve gidince annenin, kız kardeşlerinin, karının, çocuklarının karşısında ne istersen yap’ zihniyeti yani devlet zihniyeti kendi saltanatı için erkeğe aile içerisinde küçük bir saltanat alanı açmıştır. O zaman hem o erkeği reddedeceğiz hem de özü olan devleti. Ve yine o zaman hem o erkeğe karşı öz savunmamızı gerçekleştireceğiz, hem de devlete karşı.

Kadın öz savunmasını gerçekleştirmedikçe, bilinçlenmedikçe; köleleşmeye, hiçleşmeye, erkek egemen zihniyetin tüm kirliliğine maruz kalmaya devam edecektir. Bir kadın kendisine şu soruyu sormalıdır ‘Ben ne için yaşıyorum ya da yaşamalıyım?’ ‘Bir erkeğe itaat etmek, kendimi, bedenimi sunmak ve pazarlamak için mi?’ Çünkü kadın kendisini güçsüz, değersiz, aciz, ezik, çaresiz görmeye alıştırılmış ve müthiş bir şekilde özgüven sorunu yaşamaktadır.

Erkek zihniyetinin saldırganlığı kadının kendisini çaresiz görmesini beynine, duygularına, hatta tüm hücrelerine kadar nakşetmiştir. Aynı zamanda erkek egemen zihniyetin kadına salt bir cinsel araç olarak bakıp kullanması kadında da maalesef kendini öyle görüp, cinselliğiyle kendisini kabul ettirmeyi esas almayı beraberinde getirmiştir. Bunun korkunç yanı, kadının kendisini sunmayı kabullenmesidir. Bir kadın bunu nasıl kabullenebilir! Kadın özünden uzaklaşmayı hatta özünden nefret etmeyi asla ve asla kendisine layık görmemeli, hatta bu yaklaşıma öfke duymalıdır.

Acaba bir erkeğe sığınarak, kurtuluşu yine bir erkekte görerek kendimizi kandırmış olmuyor muyuz? Zaten erkek değil mi biz kadınları insan olarak görmeyen, irademizi kıran, bizi sadece kendi güdülerini tatmin etme aracı olarak gören, tecavüz eden, işkence eden hatta parçalara ayırarak katleden? Yani her türlü kötülüğün kaynağı olan erkek zihniyetinin kaynağı değil midir?

Örneğin bir erkek, bir genç kadına ‘seviyorum’ ‘senin için ölüyorum’ der, bir bukalemun gibi elde edene kadar her şeyi yapar. Renkten renge, kılıktan kılığa girer. Genç kadınlar ise bu tuzağa düşmeye hazırdırlar, çünkü bin yıllar boyunca kadın hep ötekileştirilmiş, değersiz kalınmıştır. Bu yüzden erkek egemenlikli zihniyetin bu yalancılığına kanar ve hayatını mahveder. Bir de hele bir reddetsin yine o erkek değil midir saldırganlığında ölçü tanımayan, ‘benim olmazsan kara toprağınsın’ zihniyetiyle kadının yaşamını direkt hedef alan? Yani toplum, ‘sevdiğim için öldürdüm’ diyen etkenlerle doludur. Sonuç olarak kadın katliamlarının, intihar ve ölümlerinin sonu gelmemektedir bu yüzden!!!

Yine mesela toplumda bir kadın tecavüze uğradığında tüm suç kadındadır.

Peki kadın mı diyor ‘bana tecavüz edin, intihar edeyim ya da parçalanarak yakılayım?’ Fakat tecavüz eden erkek olmasına rağmen kimse suçlamaz. Hatta ‘erkektir yapar, haktır’ denir, normal görülür ve meşrulaştırılır. Kadın ise öldürülmemişse tek yolu, kurtuluşu bir tek intihar, ölüm olarak düşünür. Fakat bu büyük bir yanılgıdır. Biz kadınlar, erkek egemenliğinin isteklerinden ibaret değiliz, kendi gücümüzün farkına varmalı iradeleşerek bulunduğumuz her yeri bir direniş deryasına dönüştürmeliyiz. Bir kadın nerde katledilmiş olursa olsun kendi katliamımız olarak görmeli, hissetmeliyiz. Ölüm, kadına ait değildir. Kadın yaşamın adıdır. O yüzden de hakikati, özgürlük ve sevgiyi arar. Bunun için özgürlüğe susamış genç kadınlar ve kadınlar olarak şiddet, taciz-tecavüz, uyuşturucu- fuhuşa karşı başkaldırarak Öz savunmamızı gerçekleştirmeliyiz.

Örgütlü ve eylemsel olduğumuz oranda kendi kimliğimizi yeniden kazanabilir ve var olabiliriz. Tüm alanları kadın rengiyle örgütlü hale getirmeli ve savaşmalıyız. Sistem önce ‘kadınları vurun’ derken Önderliğimiz “önce kadınlar özgürleşmeli” dedi. Önderliğimiz kadını kendi küllerinden yaratmanın yaşam felsefesini oluşturmuştur. Direniş tarihinin öznesi daima kadınlar olmuştur.  Kendini gerçekleştirmiş bir kadın kurtuluş mücadelesi asla egemen güçlerce teslim alınamaz. Bunun en somut örneği PKK’deki kadın gerillalar olmuştur. Bu çizgiden, yani Özgür kadın çizgisinden beslenerek mahallelerde, köylerde, şehirlerde, yaşamın her alanında erkek egemenlikli zihniyete ve bunun kurucusu, yürütücüsü olan devlete, tc faşizmine en sert ve en örgütlü cevabı verebilmenin adıdır ÖZSAVUNMA.

Özgür kadın tutkumuz, Özgür yaşama duyduğumuz özlemdir. Bizler kendisine güvenen, iradeli, özgürleşerek güzelleşen kadınla, bütün dünyayı özgürlükle fethedeceğimizin derin inancını yaşamaktayız. Çünkü biz kadınların tek yoldaşı Özgürlüğüdür!!!

Özgürlüğü sağlamanın tek yöntemi ise mücadeledir!!!

Sarina Zilan

Kaynak: https://yps-online.com/

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz