Direnişe selam var

0
339
  • Acının çok, sevincin az yaşandığı ülkemizde insanın hayal dahi edemeyeceği bir katliamla kazındılar hafızamıza. Sonrasında Emine Şenyaşar’ı siyahlar içinde direnirken gördük hep. O günden sonra, yasını dahi tutmasına izin verilmeyen bu kadının, “gözyaşlarımı adalet dindirir ancak” diyen sesi var kulaklarımızda. 

Eylem KAHRAMAN

Kalbini bıçakla kesip
kalbini bıçakla kesip
çıkarıp atmış
kör olası dünya!

Viking inanışında, yaratılış ve insanlar yıldızlarla bağdaştırılır. Onlara göre yıldızlar, insanın tam da kendisidir. Bir yıldız sönmeye başladığında, tüm yaşanmışlıklar merkeze çekilir. Yıldızın kalbi olan çekirdeği ağırlaşır ve bir misket boyutuna çok yoğun kütleler sıkışır. Bunun sonucunda uzay boşluğuna sonsuz bir enerji saçılır ve yutulur. Viking inancına göre, kritik bir yarıçapın altına inen yıldız, yalnızlığa düşer ve zaman, onun için sona erer. 

Vikinglerin, koyu ve dipsiz bir kara deliği kalbinde hisseden bir tanrısı vardır bir de. Yalnızlık ve Sessizlik Tanrısı’dır bu. Onun da, diğer İskandinav tanrıları gibi insansı özellikleri vardır ve ölümlüdür. Başlangıçta tanrı mertebesine erişmediğinden, kusurludur. Bu kusur, bir iç sıkıntısı oluşturur onda. Kalbinde küçücük bir nokta oluşur ilkin. İleride bir kara deliğe dönüşecek olan nokta, zamanla büyür ve ağırlaşır. Öyle ki, tanrının kalbi patlamaya hazır bir yıldız gibi sıkıntı vermeye başlar. Kalbindeki bu kara delikle nasıl yaşayacağını bilemeyen tanrı, kendisini uzak bir ormana atar ve orada sessizliğe gömülür. Zaman ilerledikçe, bildiği her sesi ve sözcüğü teker teker yakar ve küllerini rüzgârlara savurur. Sessiz, yalnız ve hüzünlü bir “adam” olarak tanrı mertebesine ulaşır. Artık Yalnızlığın ve Sessizliğin Tanrısı olarak anılacak ve ölünceye kadar yalnızların ve susmuşların koruyucu babası olarak kalacaktır. İçinde git gide büyüyen kara delikle savaşmaktan yorulan herkes, soluğu onun yanında alır. Yardım isteyen bakışlarla, ama tek söz etmeden tanrının yanı başında oturup iyileşmeyi beklerler. Tanrı ise ellisine varmadan ölür. 

Öyküde bahsedilen orman, İskandinavya’daki Kara Delik Ormanları’dır. Yalnızlığın ve sessizliğin yurdu olarak bilinen bu ormandan geçenler, oradan ayrılana kadar tek bir kelime etmez, yalnız ve hüzünlü bir tanrıdan geriye kalan sessizliği dinlerler. Derler ki, bu ormanın tam ortasındaki çok yaşlı bir ağacın gövdesinde şöyle yazar: “Yalnızlığın herhangi bir noktasında sözcükler ortadan yok olur ve ruh orada, o sessizliğin içinde usul usul büyür.”

Tarih boyunca insanın hafızasından silinmeyen hikâyeler ve anlar vardır. Hikâyeler, dilden dile anlatıla anlatıla ve sonraları yazıya dökülme suretiyle yaşatıldı. Unutulmaz anlar ise fotoğraf ve resim sanatçıları aracılığıyla ölümsüzleştirildi. 

Bu yazıyı yazmama iki resim neden oldu. Ressam Sinan Hezer’in çizdiği, kalbindeki kara deliğin acısı yüzüne yansıyan Emine Şenyaşar’ın resimleri…

Şenyaşar ailesini ilk duyduğumda, kalabalık ve mutlu bir aile canlanmıştı gözümde. Soyadları ilk bunu çağrıştırsa da, acının çok, sevincin az yaşandığı ülkemizde insanın hayal dahi edemeyeceği bir katliamla kazındılar hafızamıza. Sonrasında Emine Şenyaşar’ı siyahlar içinde direnirken gördük hep. O günden sonra, yasını dahi tutmasına izin verilmeyen bir kadının, “gözyaşlarımı adalet dindirir ancak” diyen sesi var kulaklarımızda.

Hezer’in çizdiği ilk resimde Emine Şenyaşar’ı gözlerinden kanlı yaşlar akarken görüyoruz. Gözyaşları, Şenyaşar’ın eteğine dökülüyor. Etek ise toplumdan oluşuyor. Bununla tek bir insanın acısının toplumdan bağımsız olmadığını gösteriyor bize Sinan Hezer ve toplumu, elini taşın altına koymaya davet ediyor. Toplumla, Kürt halkını kastetmiyor sadece. Her halktan ve inançtan insanların ne olursa olsun, birbirine destek olması gerektiğini anımsatıyor. Resim, yalnız bırakılmışlığa ve adaletsizliğe vurgu yaparken, dayanışmanın ne kadar elzem olduğuna dikkat çekiyor.

İkinci resimde ise kalbi göğüs kafesinin dışına çıkmış/çıkarılmış bir halde görüyoruz Emine Şenyaşar’ı. Göğüs kafesi, kalbin yurdudur. Yurt, işgal altında olduğu müddetçe, insanın yaşam damarları kesiktir. Oruç da tutsa, sabah akşam namaz da kılsa egemenin gözünde bir “öteki”dir o her zaman.  Şenyaşar’ın, “oğullarım, kurban olduklarım, oruçluydular, aç gittiler” sözleri hatırlandığında, konu daha da iyi anlaşılır. Dilinden “cennet, annelerin ayakları altındadır” sözü düşmeyen bir iktidarın, söz konusu Kürt anneleri olduğunda, dini inancından taviz vermeyen bir kadına bile neler yaptığını bir kez daha acı bir şekilde gözler önüne seriyor bu resim.

Her iki çalışmasıyla Emine Şenyaşar’ın direnişini selamlayan Sinan Hezer, akademik eğitimini resim sanatı üzerine tamamlamış. Çeşitli sanat atölyelerinde resim eğitmenliği yapan Hezer, birçok yerde kişisel ve karma sergiler açmış bir ressam. “Sorxwin’in Güncesi”, “Stranên Arşîva Radyoya Erivanê” ve “Tendürek Dağı’nda mis kokulu sabunlar” adlı kitaplar başta olmak üzere, bir çok kitap ve müzik albümlerinin kapağında imzası var.

Yazının başında Yanlızlığın ve Sessizliğin Tanrısı’ndan söz etmiştim. Emine Şenyaşar da en az onun kadar acı çekiyor, ama ne eve kapatıyor kendisini ne de sessizliğe gömülüyor ölümlü “erkek” tanrı gibi. Aksine, gür bir sesle hakkını arıyor Şenyaşar. Etkin ve adil bir soruşturma yürütülmesi için varlığını ortaya koyarak, tüm gücüyle savaşıyor. Egemenlerin yok saydığı, her defasında üstüne basıp ezmek için çabaladığı, annesinden miras bir dille direniyor hem de. 

Kaynak: Yeni Özgür Politika

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz