Duran Kalkan: Erdoğan saldırı emri verdiğinde yanında Biden ve Barzani vardı

0
49

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’nin Özel Program’ında gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Türk devletinin Zap ve Avaşîn’e yönelik işgal saldırılarına destek veren KDP’nin PKK’yi karalamakla bir yere varamayacağını söyleyen Kalkan, “PKK’ye ‘terör örgütü’ demekle KDP’nin eline birşey geçmez. DAİŞ’e terör örgütü demediler, şimdi kalkmışlar PKK ‘terör’ünden söz ediyorlar. Hangi terörden söz ediyorsun? PKK’nin kahraman gerillası her gün kan dökerek Kürdistan’ın dağını, taşını, tepesini, deresini, ovasını işgalciye karşı savunuyor. Hem de yiğitçe, kahramanca savunuyor, düşmana kök söktürüyor. Kim TC ile, AKP-MHP ile işbirliği yaparsa onun sonu da AKP-MHP’nin sonu gibi olacak” dedi.

Türk devletinin işgal saldırıları ile eşzamanlı olarak Irak devletinin de Şengal’e saldırdığını belirten Kalkan, bu saldırının arkasında ABD’nin olduğunu ifade etti. Saldırılara karşı Êzidî halkının yanında olduklarını vurgulayan Kalkan, “PKK’yi yeniden Şengal’e ve benzer yerlere müdahale etme zorunda bırakmayın” uyarısında bulunduklarını söyledi.

Kürt gençlerinin Zap ve Avaşîn direniş çizgisi temelinde her yeri direniş alanına çevirmesi gerektiğini söyleyen Kalkan, “Kürt gençleri nerede olursa olsun durmasın, ayağa kalksın. Her türlü eylemi yapabilirler, buna güçleri var. Bakur’da, Türkiye metropollerinde her şeyi yapabilirler. Türk devleti Başûr’a saldırıyor, Şengal’e saldırıyor, Rojava’ya saldırıyor, bütün halkımızın misilleme yapma, intikam alma alma hakkı var. Hem görevleri hem de sorumluluklarıdır. Bu bilinçle yaklaşmalı ve mücadele etmeli herkes” diye konuştu. 

Duran Kalkan’ın değerlendirmeleri şöyle:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit devam ediyor. Bölgede de büyük etkileri var bu tecridin. Tecridi ve tecride karşı geliştirilen mücadeleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle tarihi İmralı direnişini ve Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Belirttiğiniz gibi ağırlaştırılmış tecrit devam ediyor. Bu sadece haber eksikliği değil, haberleşmenin kesilmesi değil; ağır bir baskı ve işkence durumudur. Fiziki bir işkence. Psikolojik olarak her düzeyde Önder Apo’nun üzerinde baskı ve işkence sürdürülüyor demektir. Avukatların, ailelerin girişimlerine cevap verilmiyor. Hukukun ve ahlaki kuralların hiçbirisinin işlemediği bir sistem, İmralı işkence ve tecrit sistemi. Bu sistemi uygulayan yönetim de başta AKP-MHP faşist yönetimi olmak üzere TC devleti ve küresel kapitalist sistem, hukuk ve ahlaki kuralları dinlemiyor demektir. Aslında küresel sistemin gerçeğini ifade ediyor. İmralı’daki durum, TC sisteminin gerçeğini ifade ediyor. Nasıl bir sistem olduklarını orada görüyoruz.

Daha önce dedik ya turnusol kağıdı gibidir; kimin ideolojik, siyasi duruşunun ne olduğunu anlamak istiyorsanız İmralı’daki tecrit ve işkence sistemine yaklaşımına bakacaksınız. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü karşısındaki tutumuna bakacaksınız. Oradan gerçek demokratlarla demokrat olmayanlar, baskıcı diktatörlük eğilimi gösterenler belli olurlar. Zaten bu belli de oluyor. Mevcut durum bu biçimde sürüyor. Herhangi bir değişiklik yok. Sadece İmralı’da ağır baskı tecrit işkence biçiminde sürmüyor; Kürt halkına karşı işgal ve soykırım biçiminde sürüyor. İşte en son Zap ve Avaşîn’e planlı saldırı yapıldı. Bununla İmralı işkence tecrit sistemi arasında kopmaz bağlar var.

Tabii bu saldırı ve işgal sadece Zap ve Avaşîn’e değil; bütün Kürtlere, dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında olan Kürtlere, Kürt varlığına ve özgürlüğüne dönük bir saldırıdır. Dolayısıyla tüm Kürtler şahsında insanlığa yöneltilen bir saldırı. Ortadoğu halklarına yöneltilen bir saldırı. İnsanlığın özgür ve demokratik yaşamına yöneltilmiş bir saldırı. Bunu da çok iyi biliyoruz. Bu temelde faşist soykırımcı zihniyet ve siyasetin saldırganlığı her düzeyde devam ediyor. Yani sokakta devam ediyor, okulda devam ediyor, kentte devam ediyor, kırda devam ediyor; gerillaya karşı, halka karşı, kadınlara karşı, bütün halklara işçi ve emekçilere karşı baskı ve zulüm olarak sürüyor. Bu İmralı tecrit ve işkence sisteminden etkilenmeyen hiç kimse yok bu dünyada. Bunu özellikle görmek gerekli. Dolayısıyla da İmralı işkence ve tecrit sistemine karşı çıkmayı sadece Kürtlere bir destek, Önder Apo’yla dayanışma olarak ele almamak lazım.

ULUSLARARASI ALANDAKİ GELİŞMELER ÇOK ANLAMLI

Aslında özgür ve demokratik bir dünyaya ulaşma mücadelesi olarak ele almak lazım. Herkesin ihtiyacı olan bir sonuca ulaşma olarak ele almak lazım. Çünkü özgür yaşam, demokratik yönetim herkese lazım. Bütün insanlara lazım. Tüm halklara lazım. Böyle bir dünyaya ihtiyaç var. Böyle bir dünya olmadığı için İmralı tecrit ve işkence sistemi var. O bakımdan da evet, Kürtlerle, Önder Apo ile dayanışma olarak ele alınabilir o tür mücadeleler; ama esas olarak herkesin kendi özgürlüğü ve demokrasisi için mücadele etmesi demek. O bakımdan da daha doğru yaklaşılmalı, daha sorumlu olunmalı. Daha fazla örgütlü bir mücadeleyi geliştirme içine girilmeli. Bu gerekli, herkes için gerekli. Çok yönlü böyle bir mücadele var.

Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen “Dem Dema Azadiyê ye” hamlemiz sürüyor. 50. Yıl Zafer hamlesi biçiminde sürüyor. Newroz ile birlikte hareket ve halk olarak böyle bir hame yılına da girdik, büyük 50. yıl mücadelesine. O temelde sürüyor. Gerilla yürütüyor, kadın ve gençlik hareketimiz yürütüyor. Halk yürütüyor, halklar, devrimci dostlarımız yürütüyor. Ortadoğu’da, Türkiye’de dünyanın dört bir yanında dostlarla birlikte yürütüyoruz. Önemli bir düzey var; ama olması gerekene göre -hep belirttik- yeterli göremeyiz. Yürütülmesi, geliştirilmesi gerekli. Her düzeyde geliştirilip güçlendirmeye ihtiyaç var. Saygın ve önemli tutumlar var, her zaman gelişiyor. Özellikle uluslararası alandaki gelişmeler daha önemli ve anlamlı. Katalonya Meclisi tutum koydu. Avukatlar uluslararası düzeyde girişimde bulundu.

TECRİT OLDUĞU SÜRECE DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEMEZ

İmralı işkence ve tecrit sisteminin kırılması için CPT üzerinde baskı uyguluyorlar. Bunlar son derece anlamlı, değerli girişimler bu yakın süreçte. Geçen süreçte bu tür girişimler oldu. Oldukça saygılı, anlamlı buluyoruz. Partimiz, halkımız adına teşekkürlerimizi iletiyoruz. Bu dayanışma çok önemli, dostça dayanışmacı bir duruş, özgürlükçü ve demokratik bir duruş. Yoldaşça görüyoruz. Herkesin kendi özgürlüğü ve demokrasisi için de mücadele etmesi olarak ele alıyoruz. Yani devrimci demokratik özgürlükçü görevler bu biçimde yerine getirilmiş oluyor. Bunun daha çok geliştirilmesi gerekli, daha da ilerletilmesi gerekli. Öyle bir süreçteyiz. Çünkü mızrak çuvala sığmaz halde.

AKP-MHP faşizmi eliyle imralı’da uygulanan tecrit ve işkence sistemi, bu ağırlaştırılmış tecrit denen durum buna benziyor, çuvala sığmayan bir mızrak gibi. Her şey ortada. Böyle bir durum var oldukça dünyada yaşamdan özgürlükten, demokrasiden söz edilemez. İnsanca duruştan söz edilemez. Güzelliklerden iyiliklerden söz edilemez. Biz nefes alıyoruz denilemez yani. Bu kadar önemli, ciddi bir durum. O bakımdan da daha doğru anlamamız için İmralı gerçeğini, daha etkili bir mücadele yürütmemiz gerekli. Ben yürütülen mücadelelerin hepsini selamlıyorum. Mücadeleyi daha da büyütmeye çağırıyorum.

Kürt Halk Önderi Öcalan, “Şehitler en büyük değerlerimizdir” diyor. Bu ay 46. Mayıs Şehitler ayı yaşanıyor. Bu anlamda Şehitler Ayı’nın günümüz mücadelesine etkileri, anlam ve önemi nedir?

Evet, yeni bir Şehitler Ayı’na girdik. Mayıs ayı Kürt halkı tarafından Şehitler Ayı olarak kabul ediliyor. Partimizin yürüttüğü özgürlük ve demokrasi mücadelesi bunu ortaya çıkardı. 18 Mayıs, şehitler günümüz. Haki Karer yoldaşımızın 1977 yılının 18 Mayısı’nda Antep’te kontrgerilla tarafından katledildiğini biliyoruz. Ve 1. Konferans’tan itibaren 18 Mayıs’ı Şehitler Günü olarak tanımladı partimiz. Halkımız bunu benimsedi. Hareketimiz buna göre mücadele etti. Gerçekten de şehidin anısına sahip çıkma, amacını sürdürme mücadelesini her Mayıs ayında büyüterek geliştirdi. Bu, tabii yeni şehitlere yol açtı. Mayıs’ın her gününde onlarca kahraman şehidimiz ortaya çıktı. Mayıs, başta sona özgürlük ve demokrasi mücadelemizin en çok geliştiği bir ay oldu. Böylece, Mayıs Şehitler ayı olarak kabul edildi. Önder Apo’nun tanımladığı gerçekleşti. “PKK, Haki Karer’in anısının örgütlendirilmesidir” demişti. Bunu en iyi Mayıs ayında gördük. Şehitler gerçeğinde gördük.

ŞEHİTLER GEÇMİŞİMİZ, BUGÜNÜMÜZ, GELECEĞİMİZ

PKK’yi şehitler zinciri olarak tanımladı, bir zincir biçiminde şehitlerin gelişimi dedi. Şehitler partisi olma gerçeğini en iyi Mayıs şehitlerinde gördük. Bu temelde öncelikle şehadetinin 45. yıl dönümünde büyük devrimci, Önder Apo’nun “benim gizli ruhum gibiydi” dediği Haki Karer yoldaşı ve şahsında tüm Mayıs Ayı şehitlerimizi, tüm özgürlük mücadelesi şehitlerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü bir kez daha yineliyorum.

Şehitler gerçekten de en büyük değerimiz. Geçmişimiz, bugünümüz, geleceğimiz. Her zaman, her yerde en temel güç kaynağımız. Böyle bir şehitler ordusu yarattı Önder Apo. Partiyi temsil ediyor, özgürlük mücadelemize komuta ediyor, öncülük ediyor, önderlik ediyor. Halkımızı birleştiriyor, eğitiyor, yurtseverleştiriyor, özgürlük ve demokrasi mücadelesine çekiyor. Dostlarımızı çoğaltıyor, insanlığı etkiliyor şehitler gerçeği.

Bu gerçekliğin ifade ettiği anlam önem, cesaret, fedakarlık gerçekten de herkesi etkiliyor. Kürt halkına ve özgürlük mücadelemize dönük sempati geliştiriyor. Bu çok çok önemli. Böyle bir şehadet gerçeği var. İşte PKK ile birlikte Kürdistan’da Kürt halkı böyle yenilmez bir kahramanlar ordusu ortaya çıkardı. Toplum, en değerli evlatlarını şehadet çizgisinde özgürlük mücadelesine kattı. Gerçekten de bir öncü ordu, özgürlük ordusu yaratmayı başardı. Bu anlamda, yani her yıl Mayıs’ta yeni şehitler eklendi, şehitler ordusu oluşturduk. 19 mayıs 1978’de Halil Çavgun yoldaş şehit düştü. 1 Mayıs 1982’de Abdulkadir Çubukçu yoldaş, Beyrut’ta şehit düştü. 17 Mayıs 1982’de Ferhat Kurtay ve arkadaşları zindanı aydınlattı. 1985’te Ramazan Kaplan ve grubu Garzan’da büyük bir gerilla direnişi gösterdi ve şehit düştü. 1 Mayıs’ta yine Mehmet Emin Aslan yoldaş Mardin’de şehit düştü. Yani gerilla bu direnişi üstlendi ve yıl yıl eklendi.

Mizgin yoldaş, 1992 yılının 11 Mayısında Garzan’da şehit düştü. İşte bugün, (9 Mayıs) İran’ın idam ettiği Şirin Elemhuli ve arkadaşlarının şehadet yıl dönümü. Yani Ortadoğu’daki devletler, Türkiye, İran, Arap devletleri geçmişten beri Kürtleri idam etmeyi bir yiğitlik ve adeta yarış gibi ele aldılar. Halbuki öyle bir durum değildir. Bunun artık aşılması gerekiyor.

Mayıs’ın diğer günleri de öyledir. Ahmet Kesip yoldaş Merkez Komite Üyemizdi, 25 Mayıs 1988’de şehit düştü. Büyük fedailerimiz Eriş ve Andok yoldaşlar 15 Mayıs 2012’de tarihi eylemlerini yaptılar, hem de Kayseri yolunda, Anadolu’nun ortasında. 27 Mayıs’ta Kasım Engin yoldaş, grubuyla birlikte şehit düştü. Bir de Hewlêr Katliamı var, 16 Mayıs Helin, Salih, Ozan yoldaşların şehit düştüğü tarih. 70′ yakın hasta ve yaralının KDP tarafından katledildiği gün. KDP’yi anlamak isteyenler geçmişine bakalım diyorlar; gerek yok. 1997 Mayısı’na bakarlarsa ne olduğunu anlarlar. Hewlêr’de yaşananın ne olduğu görülebilir. Bütün bu şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum Haki yoldaş şahsında.

ANILARINI MÜCADELE İLE YAŞATIYORUZ

Mayıs ayı sadece Kürt özgürlük mücadelesi açısından büyük şehitlerin verildiği bir ay değil; Türkiye devrimci demokratik hareketi açısından da öyle. Gerçekten 12 Mart 1971 darbesine karşı gelişen direnişin önderlerinin büyük kısmı Mayıs ayında şehit edildiler. İki gün önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 50. yıl dönümüydü. 50 yıldır anıları Kürt halkını, kadınları, gençleri, işçi ve emekçileri de ayağa kaldırdı, Türkiye halklarını etkiledi, birleştirdi. Birleşik devrim hareketimizi doğurdu. HBDH (Halkların Birleşik Devrim Hareketi) bu çizginin temsilcisidir. İdam sehpasında onu haykırdılar zaten; “Yaşasın Kürt ve Türk halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi” dediler. Bunu yaratmak için de yarım asırdır Önder Apo, PKK binlerce şehit vererek mücadele etti. Türkiye işçi-emekçileri, devrimci-demokratları bu anıyı yaşatmak için sürekli bir mücadele içinde oldular yani. Bu düzeye gelindi.

18 Mayıs 1973’te Diyarbakır zindanında İbrahim Kaypakkaya işkence ile katledildi. 31 Mayıs Sinan Cemgil ve arkadaşlarının Nurhak’ta şehit düşmelerinin yıl dönümü oluyor. Dikkat edilirse son yarım asırlık Türkiye demokratik devrim mücadelesinin önderlerinin çıkışı da, yürüyüşü de Mayıs’ta anlam buldu. En büyük değeri yarattı, şehadete ulaştı, Türkiye devriminin yenilmezliğini ortaya koydular, ilan ettiler. Onları da saygı ve minnetle anıyorum; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, Sinan Cemgil ve arkadaşlarını, İbrahim Kaypakkaya’yı. Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin önderleridirler, çizgisini oluşturdular. Bu temelde mücadele ediyoruz şimdi, aAnılarını bu mücadele ile yaşatıyoruz.

Mayıs’ta Arap aydınlarını da Osmanlı idam etmiş. O yönlü açıklamalar oldu, anmalar oluyor. Duyuyoruz Beyrut’ta, Şam’da Arap aydınlar idam edilmiş İttihat ve Terakki yönetimi tarafından. Dolayısıyla Arap toplumu da şehitler ayı sayıyor. Herhalde 6 Mayıs’tır şehitler günleri. Şehitler ayı da sayıyorlar. Osmanlı zulmüne, ittihat ve terakki faşist soykırımcılığına karşı Arap direnişinin öncüleri oluyor. 1972-73 direnişi de İttihat ve Terakki’nin versiyonu olan TC’ye karşı Türkiye halklarının direnişini ifade ediyor. Kürt Özgürlük Mücadelesi de bu zihniyet ve siyasetin en ağır biçimde uygulandığı Kürdistan’da şehadet çizgisinde olma özelliği taşıyor. Hepsinin ortak yanı var tabii.

MAYIS AYINI ZAFER AYI YAPMALIYIZ

Aslında İttihat ve Terakki ile başlayan bu süreç faşist soykırımcı sömürgeci rejimlere karşı ilk bilinçlenen, ayaklanan Araplar oluyor ve Arap aydınları idam ediliyorlar. Türkiye toplumu ayağa kalktı tabii. İdam edildiler, katledildiler. Kürtler ayağa kalktı, idam edildiler, katledildiler, soykırım uygulandı. 4 Mayıs da Dersim Soykırımı’nın 85. yıl dönümüydü. Yetmiş bin insanın katledilmesinden söz ediliyor. Bir soykırımdır, bunu herkes de kabul ediyor. Böyle bir soykırıma karar verildiği gündür 4 Mayıs. ‘Tunceli Kanunu’nun çıkarıldığı gün… Bu da oldukça önemli, anlamlı. Daha sonra da 18 Mayıs ve devamı geldi işte. Böylece neyi ifade ediyor? Ortadoğu’nun en despotik, en barbar, faşist soykırımcı zihniyet ve siyasetine karşı halkların emekçilerin, kadınların ve gençlerin özgürlük, demokrasi ve kardeşlik için mücadelelerini temsil ediyor. Bu mücadeleler birdir, ortaktır, birleşiktir. Yüzyılı aşkın süredir gelişmiştir. Dolayısıyla Mayıs ayını şehitler ayı, şehitler günü yapmış. Denilebilir ki Ortadoğu’da diktatörlüğe, despotizme, faşist soykırımcı zihniyet ve siyasete karşı halkların şehitler ayı; özgürlük ve demokrasi için mücadelede en çok şehit verdikleri ay.

Bu Mayıs ayına Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü amaçlayan “Dem Dema Azadiyê ye” hamlemizle girdik. Gerilla öncülüğünde Zap ve Avaşîn’de yürütülen direniş, dört parça Kürdistan’a ve dünyanın dört bir yanına yayıldı. Böyle büyük bir direniş içindeyiz. Mayıs’ın her gününü şehitler çizgisinde büyük bir direniş günü haline getiriyoruz. Böyle yaşıyoruz. Dolayısıyla yeni şehitler veriyoruz. Şehitler çizgisinde yürüdüğümüzün, yaşadığımızın en somut kanıtı oluyor. Dolayısıyla anlamlı buluyoruz, şehitler çizgisini bu biçimde temsil ediyor olmak bize güç veriyor, onur veriyor. Kürt halkı, özgürlük mücadelesi yürüten herkes böyle görmeli, anlamalı. Bu biçimde de yaşamalı. Dolayısıyla Mayıs’ın her gününü, şehitler komutasında büyük mücadelelerin verildiği ve zaferlerin kazanıldığı gün haline getirmeliyiz.

Mayıs ayını en büyük zafer ayı yapmalıyız. Bu kesinlikle gerekli. Şehitlerin bizden istemi bu. Onların çizgisinde başarıyla yürümek ancak bununla mümkün olur. Bu temelde yürüyoruz. Zaman olsa Haki Karer gerçeğini, Halil Çavgun gerçeğini, Dörtler gerçeğini, bütün şehitlerimizin gerçeğini anlatabilirdik, değerlendirebilirdik. Gerçekten de anlamamız gerekiyor. Yani Kürt halkı, gençleri ve kadınları iyi anlamalılar Haki Karer gerçeğini. Türkiye’nin devrimci demokratik güçleri iyi anlamalı. Bugün AKP-MHP soykırımcı saldırıları karşısında Türkiye’de devrimci demokratik olmak neyle mümkünmüş? Önder Apo’yla, Kürt halkıyla ilişkileri nasıl olmalı? Bunun kanıtı, kesinleşmiş ifadesi Haki Karer gerçeği. Başka türlü devrimci, demokratlık, yurtseverlik, Türkiye severlik yoktur. Tek ölçü kesinlikle bu! Bunu defalarca ifade ettik.

HAKİ KARER EN ZOR KOŞULLARDA MÜCADELEYİ GELİŞTİRDİ

Haki Karer en karanlık zamanda, en zor koşulda bu gerçeği görerek mücadeleyi geliştirmeye katkı sunmuştur. Önderliksel gelişmeye en büyük katkıyı sunan olmuştur. Bunu hem Türkiye’nin işçi emekçileri doğru anlamalı hem de Kürt halkı, gençleri, kadınları doğru anlamalılar. Türkiye’den kopup, Önder Apo’yu daha herhangi bir gücü yokken önder olarak görüp fedai çizgisinde özgürlük mücadelesine girmiş olmak nasıl bir ruhtu, bir bilinçti, bir iradeydi, bir katılımdı, istekti; bunu iyi anlamamız lazım. Ölçü bu. Devrimciliğin, yurtseverliğin, özgürlükçülüğün ölçüsü bu. Katılım kesinlikle böyle olmalı. Bu ölçü temelinde gerçekleri iyi anlamalıyız. Her gününü büyük mücadele günü haline getirdiğimiz gibi, şehitler gerçeğini doğru anlama ve yaşama günü haline de getirmeliyiz.

Şehitler gerçeği üzerine yoğunlaşmalıyız, düşünmeliyiz, tartışmalıyız, araştırmalıyız, anma toplantıları düzenlemeliyiz. Anılarını tazelemeliyiz. Şehitler gerçeği nedir, şehitler çizgisi nedir onları özümseyerek bu çizgiye daha doğru, güçlü katılmayı sağlamalıyız. Şehitler çizgisinde bir eleştiri-özeleştiri süreci olmalı Mayıs ayı bizim için.  Kendimizi yeniden yaratmalı, şehitler çizgisinde yeniden devrimcileştirmeliyiz. Mücadeleyi de bu temelde geliştirmeliyiz. Hamlemizi bu temelde yürütmeliyiz. Böyle olursa şehitleri doğru anlamlandırmış, anlamış ve onlara doğru katılmış oluruz. Hem de başarılı bir pratik geliştirebiliriz. Bu temelde tüm yoldaşların, yurtsever halkımızın, dostlarımızın şehitler gününü ve ayını doğru, anlamlı yaşayacağına, şehitler gerçeğini doğru yeterli özümseyerek, yeterli katılım sağlayıp Mayıs ayı boyunca özgürlük ve demokrasi hamlemizi çok daha güçlü geliştireceğine inanıyorum.

Şu anda Zap’ta, Avaşîn’de şehitler gerçeğine sonuna kadar sahip çıkan gerilla gerçeği var. Üç haftasını dolduruyor bu savaş. Yaşanan savaşta son durum nedir? Özellikle T.C’nin bu savaştan şu ana kadar elde ettiği sonuçlar nelerdir?

17 Nisan’da başlayan Zap, Avaşîn’e dönük AKP-MHP faşizminin işgal ve soykırım saldırısı üçüncü haftasını dolduruyor. Üç haftadır tarihin en amansız savaşlarından biri yaşanıyor. Şunu herkes bilmeli; bu TC devletinin de en büyük savaşıdır, Kürtlerin en büyük savaşıdır. Bundan önce yaşadıklarının hepsinden daha keskinliği, yoğunluğu ifade ediyor. Şiddet bakımından kesinlikle böyle. 24 saat her türlü teknik kullanılarak yürütülen bir saldırganlık var. Buna karşı da gerillanın gerçekten de tarihi yazan, kahramanlık yaratan büyük direnişi var. Bu direniş Kürt tarihinin en anlamlı, en önemli en büyük direnişi. Zap ve Avaşîn Kürt halkının adeta geleceğini belirliyor, kaderini çiziyor. Bunu böyle görmek lazım. AKP ve MHP faşizmi Zap ve Avaşîn’e gömülüyor gerillanın kahramanca direnişi temelinde.

İkinci hafta dolduğunda Merkez Karargah Komutanlığımız bilanço açıkladı. Her gün de bilançolar veriliyor. 300’ün üzerinde işgalci saldırganın öldürüldüğü, yaralıların olduğu ifade edildi. Şimdi üçüncü hafta doldu, bunun dört yüz, beş yüze ulaştığını kabul etmek lazım. TC devleti bunu görmezden geliyor. Gizliyor. Son zamanlarda biraz şovenizme ihtiyaçları doğdu. Sağda solda şehitlerimiz var diye cenaze götürüyorlar. Toplumu törenlere çekmeye, ırkçı şoven, milliyetçi düşünceyle doldurmaya çalışıyorlar. Fakat bu neyi gösteriyor? Zap ve Avaşîn’de yaşadıkları durumu, hezimeti gösteriyor. Yani gerçekten de tıkandı, planları Zap ve Avaşîn’deki gerilla direnişiyle bozuldu. Bir hezimet yaşandı denebilir. Kırıldılar aslında!

ZAP VE AVAŞÎN’DE PARALI KATLİAM ORDUSU VAR

Oysa her türlü faşist, çete gücünü sevk etmişlerdi. Aylardır, yıllardır hazırlanıyorlar. Sıradan bir ordu değil paralı katliam ordusudur Zap ve Avaşîn’e sürülenler. Hepsi ırkçı, şoven, faşist, milliyetçi MHP’lidirler ideolojik olarak. İdlib’de, Efrîn’de işgal saldırılarına katılmış çetelerdir DAİŞ’tir, El-Nusra’dır çoğu. Korucuları sürüyorlar şimdi, parayla. KDP’yi kendi çizgilerine getirdiler. Bütün güçlerini kullandılar yani. Ne kadar zalim, katliamcı, gaddar güç varsa hepsini sevk ettiler. Sonuç alacağız diye hesap ettiler fakat sonuçlar ortadadır. Çok ciddi bir kırılmayı yaşadığı, hezimeti yaşadığı açık. Çıkmazda olduğu, en ağır çöküşü yaşadığı net görülüyor. Bunu basın veriyor.

Gever’e, Çelê’ye, tabura şu kadar cenaze gitmiş, morglar dolmuş deniliyor. Bunlar gerçekler yani. Merkez karargahımızın verdiği bilgiler de gerçektir. Eksik bile sayılabilir. Daha fazla saymak lazım TC’nin verdiği kayıpları. Bu düzeyde kayıp veriyor. İçinden çıkamaz hale geldi, bu bir çöküşü ifade ediyor. Bunu somut olarak iki şeyde görüyoruz. Bir, orada burada cenaze töreni yapmaya çalıştılar sonunda. Bu, yenilginin bir işaretidir. Kırılmanın bir işaretidir, başarısızlığın. Askeri olarak Zap ve Avaşîn’deki başarısızlığın işareti. Yoksa başta böyle yapmak istemiyorlardı. Başarılı olsalardı gene istemezlerdi. Ama şimdi ırkçı, şoven milliyetçi propagandayla toplumu harekete geçirmeye, insanları kandırıp, katliam için Kürtler üzerine sürmeye ihtiyaçları var. Onu yapmaya çalışıyorlar. Bunu net görüyoruz. Diğeri Kürtlere saldırıyorlar. İşte gördünüz; HDP’nin merkez binasına gittiler. Kadınlara küfür ediyorlar. Parti merkezi araçlarını kırıyorlar. Ağızlarından salya akıyor o faşist, ırkçı, şoven polis denen artıklar!

Ankara’da HDP’nin üzerine herkes yürür. Öyle büyük yiğitçe Zap’a, Avaşîn’e şuraya buraya gideriz falan dediler ama boylarının ölçüsünü alıyorlar. Gerilla onlara hak ettikleri cevabı veriyor. Her şeyin hesabını soruyor. Onun verdiği korku, telaştır. Çöküşün işareti yani. Kürt avcılığına çıkmışlar, her tarafta linç girişimini gerçekleştirecekler neredeyse. Bu neyin işareti? Çöküşün işareti. Yoksa başarılılarsa, o polisleri gördünüz, gözleri dönmüştü korkudan. Şimdi işin bir boyutu bu. Şöyle diyebiliriz; yani gerçekten de AKP-MHP faşizmi Zap ve Avaşîn’e gömülüyor. TC’nin faşist soykırımcı zihniyeti ve siyaseti Kürdistan’da yeniliyor. Tarihinin en büyük yenilgisini alıyor. İttihat ve Terakki’nin yarattığı bu zihniyet ve siyaset kırılacak! Türkiye toplumu yaklaşık 130 yıldır yaşadığı bu zulümden kurtulacak. Kürdistan’daki mücadelenin Türkiye üzerindeki etkisi kesinlikle bu oluyor.

ALMANYA VE İNGİLTERE BU SALDIRININ EN BÜYÜK SUÇ ORTAKLARI

Bu saldırganlığın amaçlarını belirttik, tekrarlamaya gerek yok. 2021 savaşında AKP-MHP faşizmi kırılmıştı, bu tarz bir saldırı yapamayabilirdi. Bazı arayışları oluyordu fakat sonunda buna yöneldiler. Çünkü AKP-MHP faşizminin başka türlü iktidarda kalma şansı yok. Ömrünü uzatabilmek için savaşa başvuruyor. TC’nin bu ırkçı, şoven, Kürt düşmanı, faşist soykırımcı zihniyet ile siyaseti sürdürmesinin başka şansı yok. Ukrayna savaşının sonuçları da biraz yönlendirici oldu. Güya TC’yi, AKP-MHP’yi Rusya karşısında tutabilmek için ABD, NATO, AKP-MHP hükümetini PKK’ye saldırmasına teşvik etti, onay verdi.

Almanya, İngiltere de bu saldırının en büyük suç ortağı konumunda. Petrol kaçakçılığı yapıyorlar, gaz kaçakçılığı yapmak istiyorlar. Ukrayna savaşından sonra Rusya’dan, Çin’den, Asya’dan doğalgaz alamamanın eksikliğini KDP ile, TC ile Ortadoğu’dan kaçak gazlar götürerek telafi etmek istiyorlar. Bunun için KDP, TC’nin önüne PKK’nin imhasını koyuyor, PKK yolu kapatıyor diye. Bu şekilde PKK’ye saldırtıyorlar. Destek veriyorlar, teşvik ediyorlar. Bir taraftan ırkçı, şoven, soykırımcı zihniyet ile siyasetin gereği var, bir tarafta kaçakçılıkla para kazanma, daha çok kar etme hırsı var.  Almanya ve İngiltere bu işgal saldırılarından sorumludurlar. KDP’nin teşviki var. Bu gerçeği iyi görmek lazım. Yönetimimiz defalarca söyledi; ciddi bir savaş var. AKP-MHP’nin basını 2023’te Misak-ı Milli ilan edeceğiz diyor. Yani Ortadoğu’yu işgal etmeye yöneliyorlar. Bunu açıkça söylüyorlar.

Almanya, ABD, İngiltere biraz gaz alalım, rahat yaşayalım diye AKP ve KDP’yi PKK’ye saldırtırken böyle bir sürecin de önünü açmış oluyor. Bunu herkes görmeli, bilmeli. Evet, şimdi PKK direniyor ama PKK imha edilirse Kürt soykırımı gerçekleşecek, sonra sıra diğer Kürt örgütlerine gelecek diyorlar. Kalmayacak ki diğer Kürt örgütleri. Öyle bir örgütlülük yoktur. Bugün herşey PKK üzerinedir, Kürt varlığı ve özgürlüğüne dair. Dolayısıyla PKK ezilirse Kürt soykırımı gerçekleşmiş olacak; sıra Araplara, başka uluslara gelecek. Bu süreç 26 Ağustos 2016 yılında Türk ordusunun sınırı geçerek Cerablus’u işgal saldırısı ile başladı. Aynı zamanda eşzamanlı olarak Çelê üzerinden saldırı ile başladı. Aynı gün oldu.

ERDOĞAN SALDIRI EMRİ VERDİĞİNDE YANINDA BİDEN VE BARZANİ VARDI

AKP-MHP faşizmi, Türk ordusu Irak ve Suriye sınırını geçip iki alana dönük işgal saldırısı başlattığı gün, ABD Başkan Yardımcısı olarak Joe Biden Ankara’daydı, KDP Başkanı Mesut Barzani Ankara’daydı. Erdoğan bu saldırı emrini verirken yanında Biden ve Barzani vardı. Birlikte başlattılar. Bu savaş 6 yıldır aralıksız sürdürülüyor. Şimdi Zap, Avaşîn işgal saldırısı olarak sürdürülüyor. Bu işgal saldırılarında başarıya ulaşırlarsa başka yerlere yönelecekler. Erdoğan işgal etmek istediği yerlerin haritasını BM’de gösterdi. O alanlara saldıracaklar. Diyorlar, ‘Osmanlı toprakları bizimdir alacağız.’ Durum bu. O dönem Başkan Yardımcısı olan Biden, şimdi ABD Başkanı. Sormamız gerekiyor, gerçekten de ABD Kürdistan’ı, Arabistan’ı ve Ortadoğu’yu TC’ye verdi mi?

ABD Başkanı Biden’ın politikası bu mudur? Ermeni soykırımına karşı olduklarını söylüyorlar ama AKP-MHP faşizmi şimdi Kürt soykırımı uyguluyor, buna en büyük askeri ve siyasi desteği veriyorlar. Peki Kürt soykırımına karşı mı çıkıyorlar yoksa destek mi veriyorlar? ABD’nin demokrat yönetimi de, Cumhuriyetçi yönetimi de, devleti de bir tutum sergilemeli. ABD ve NATO Türk devletinin işgal planlarını onaylıyor mu? ABD ve NATO TC devletinin yürüttüğü Kürt soykırımına evet mi diyor? Evet diyorsa Ermeni soykırımına karşı çıkmalarının ne anlamı kalır? 100 yıl önceki soykırıma karşı çıkıyorum diyerek gözyaşı döküyorsan bugünküne neden karşı değilsin? Gerçek tutum, bugünkü soykırıma karşı çıkıp çıkmamakla olur. Diğeri bir çıkar tutumudur.

KDP de tutumunu ortaya koymalıdır. Daha önce de KDP’nin bazı alanları sattığını belirtmiştik. Evet satmış, hala da bütün gücü ile işgale destek veriyor. Kürdistan’ın TC tarafından işgal edilmesine evet mi diyor? Bütün KDP’liler bunu kabul ediyorlar mı? KDP içindeki yurtseverler, aydınlar evet diyorlar mı? Mevcut KDP yönetiminin tutumu budur. KDP yönetimi, ‘Başka çaremiz yok, Türkiye bize baskı yapıyor, Türkiye ile ilişkimiz olmazsa, ticaret yapamazsak Güney’de açlık olur, yaşam olmaz’ gibi gerekçeler öne sürüyorlar. Bu doğru değil. Kesinlikle Güney Kürdistan’ın TC’ye hiçbir şekilde ihtiyacı yok. Başka yerlerden de sağlayabilir ihtiyaçlarını, kendisi de üretebilir.

KDP MADEM KÜRDİSTAN’I SAVUNAMIYOR, ÇEKİLSİN YÖNETİMDEN

Diğer yandan Türkiye’nin baskı yaptığını, kendilerini tehdit ettiğini söylüyorlar. ‘Gücümüz yok, karşı çıkamayız, PKK bizi zora sokuyor, biz Türkiye’ye karşı nasıl savaşalım’ diyorlar. Bu doğru bir görüş değil ama farz edelim ki savaşamıyorsun, o zaman yönetimi bırak. Yapamıyorsan, savaşamıyorsan, savunamıyorsan Kürdistan topraklarını yönetimi bırak. Niye duruyorsun yönetimde? Başka partiler var, YNK, Goran, Komela var. Birçok parti var Başûr’da. Dahası KCK var, gerilla var yani. Hewlêr’de başka bir yönetim gelsin, bak gör nasıl halkın ihtiyaçlarını karşılıyor, nasıl saldırganlara karşı direniyor, Kürdistan topraklarını savunuyor. KCK, gerilla buna adaydır. Diğer Kürt partileri adaydır. KDP yapamıyorsa bırakmalıdır o zaman.

Şimdi bunu söyleyince, ‘Ben seçimle geldim, bilmem oy almışım, seçime girin alın’ diyecekler. Gerçekçi olalım; bahsettikleri seçimlerin nasıl olduğunu biliyoruz. Orada demokrasi mi var, eşitlik mi var, adalet mi var? Gerçekten de demokratik, adil bir seçim mi oluyor? Yok. Her şey zorla, tehditle, parayla satın alınarak, hileyle seçim düzenleniyor. Bu seçimlerin bir anlamı, gerçekliği yoktur. Seçimle yönetim oluyoruz demesinler, kimseyi kandıracak durumda değiller. Bu bakımdan KDP’nin durumu da anlaşılır ve kabul edilir bir durum değildir. 26 Ağustos 2016 yılında TC’nin sınırı geçerek Kürdistan’a işgal saldırısı başlatmasına bizzat Mesut Barzani evet dedi.

PKK’yi karalamakla kimse bir yere varamaz, PKK’ye ‘terör örgütü’ demekle KDP’nin eline birşey geçmez. DAİŞ’e terör örgütü demediler şimdi kalkmışlar PKK ‘terör’ünden söz ediyorlar. Hangi ‘terör’den söz ediyorsun? PKK’nin kahraman gerillası her gün kan dökerek Kürdistan’ın dağını, taşını, tepesini, deresini, ovasını işgalciye karşı savunuyor. Hem de yiğitçe, kahramanca savunuyor, düşmana kök söktürüyor. TC’yi yenecek, Zap’a gömecek. Kim TC ile, AKP-MHP ile işbirliği yaparsa onun sonu da AKP-MHP’nin sonu gibi olacak. Bunu herkes böyle görmeli. Bu bakımdan uluslararası sistemin de, KDP’nin de gerçekleri görmesi lazım. Eğer yapmazlarsa kendileri bilirler. Zap’ta, Avaşîn’de AKP-MHP’nin sonu kendileri için de ağır bir son olur, bunu bilmeliler.

Zap, Avaşîn savaşı ile birlikte Irak ordusu da Şengal’e dönük saldırılarını artırdı. Özellikle böyle bir dönemde bu saldırıların gelişmesinin nedeni nedir? Arkasında kimler var?

Son günlerde Şengal’deki durum biraz duruluyor gibi. Fakat TC, Avaşîn ve Zap’a yönelik işgal saldırısında bulunurken Irak devleti buna karşı bir askeri, politik duruş göstereceğine eşzamanlı bir şekilde Şengal’e saldırması, sanki Irak’ın tek sorunu Şengal’miş gibi her şeyin önüne Şengal’i çıkarması anlaşılması zor bir durumdu. Buna karşı Şengal halkı, kadınları, öz savunma güçleri yiğitçe direndiler. Bu direnişi ve direnişçileri selamlıyorum. DAİŞ karşısında direnildi ve soykırım önlendiyse, nasıl insanlık bir kara lekeden kurtarıldıysa Şengal’de halk da, YBŞ/YJŞ de şehit vererek benzer bir direniş sergiledi. Son derece önemli ve anlamlı. Şu görüldü ki, halk kendi öz gücü ile direnebilir ve kazanabilir. Bu net ortaya çıktı. Çok önemli ve anlamlı oldu.

Bunun değerlendirmesini yaptık. Yönetimimiz gerekli tutumu açıklamaları ile ortaya koydu. Parti olarak da, hareket olarak da her zaman Şengal halkının demokratik özerkliğinden yanayız. İşgalci, soykırımcı saldırılara karşı yanlarındayız. Êzidî Kürt halkımız bu gerçeği biliyor. Bu tutumumuzu net olarak ifade ettik. PKK’yi yeniden Şengal’e, benzer yerlere müdahale etme zorunda bırakmayın dedik. Bazıları hemen etmişiz gibi davrandılar ama o da bir KDP yalanıydı, alakası yok. Fakat yönetimimiz uyarı yaptı. Doğru ve halkı bir uyarıydı. Sonucunda Irak yönetimi biraz aklı selim davranıyor gibi.

TC devleti Irak topraklarını işgal ederken, Êzidîlerin bayramının olduğu gün Irak ordusunun Şengal’e sürülmesinin akılla, izanla bir bağı yoktu. Bunu Irak devleti nasıl yaptırdı, onu da anlamadık. Bu kadar akılsızlık da olamaz dedik. Kendileri yapmadılar, hata yapmadılar. Anlaşılıyor ki Irak devleti üzerinde çok fazla baskı var, onu da görüyoruz. TC ile, KDP ile ittifak yaptılar, bilmem 9 Ekim Anlaşmasının gereği ama hikaye! Öyle bir anlaşma yok. Bağdat Parlamentosu’ndaki Êzidî grubu, biz tanımıyoruz dedi. Doğrusu odur. Êzidîlerin katılmadığı hiçbir karar, Şengal için geçerli olamaz.

KDP ŞENGAL’İ KUYRUK ACISI YAPMIŞ

TC’nin, KDP’nin baskısı var ama bana öyle geliyor ki Irak devletini böyle akılsızca bir saldırıya ABD yöneltti. Bunun arkasında ABD de var. ABD olmasaydı mevcut Irak yönetimi böyle bir saldırı yapmazdı. KDP’yi, TC’yi o kadar dinlemezdi. ABD baskı yapıyor, saldırtıyor. Bu kesin. ABD, PKK’ye karşı saldırı ile ne yapmak istiyor? KDP ile Kürdistan’da ne yaratmak istiyor? Bunların anlaşılması gerekiyor. Bu kadar da olmaz dedirten noktaya geldi durum. KDP’nin her isteğini kabul ediyor. Çünkü ABD’yi de Irak üzerinde baskı uygulatan KDP’dir. TC de baskı yapıyor ama esas baskı yapan KDP’dir. ABD de Irak devletine baskı yapıp Şengal’e saldırttı ama sonunda gördü ki durum tehlikeli. Şimdi görüşme ve anlaşmalarla sorunu çözmek, Êzidî Kürt toplumunun iradesini tanımak istiyor. 74 ferman yaşamış bir toplumu muhatap alıyor. Özgürce yaşasın istiyor, bundan daha demokratik ve insancıl bir tutum olamaz. Böyle olmalı zaten.

KDP’nin tutumu çok kötü. Şengal’i bir kuyruk acısı yapmış. Herkesin gözü önünde kaçtın. Diyeceksin kaçtım, bundan sonra kaçmayacağım; herkes de kurtulacak, sen de kurtulacaksın. Bu şekilde hiçbir yere varamaz. Battıkça batıyor. KDP, Şengal düşmanlığından kurtulmalı. O kaçışı telafi edecek bir özeleştiriye, yurtsever, demokratik tutuma yönelmeli. Bir de KDP, PKK ile savaşarak hiçbir yere varamaz. Bunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. PKK’ye karşı çıkarak kazanacağı hiçbir şey yoktur. Günü kurtarabilir ama PKK’ye yönelik her saldırısı kendi ayağına sıkmadır. Bunu görmesi lazım. Başûr’da Kürt halkı ve birçok pêşmerge bunu görüyor. “PKK ile savaşı reddediyoruz” dediler. Doğru, çok anlamlı ama sınırlı bir karşı çıkışla kalmamalı. KDP yönetimi üzerinde ileri düzeyde bir baskı yapılmalı. Kesinlikle Başûr halkı bu duruma karşı çıkmalıdır. Zap, Avaşîn kendi alanındadır. Gerillaya destek vermeli. Gençler katılım sağladılar, onları da selamlıyoruz ama sadece o katılım yetmez. Kitle halinde TC’nin saldırılarına karşı durabilmeliler. Buna hakları da var, görevleri budur, yurtseverlik de bunu gerektiriyor. KDP’yi bu konuda mutlaka doğru tutuma çekmeliler.

KDP yönetimi ne yapmak istiyor? Tamam günü kurtardın, biraz para kazandın, yarın seni de yok etmek isterlerse ne yapacaksın? Gerçekten Kürtlükten vazgeçecekse gitsin İstanbul’da yaşasın. Zaten villalar almışlar, yerleri var, mülkleri var. Ülkeyi bırakacaksa şimdiden bıraksın ama Kürt halkının varlığı ve özgürlüğüyle oynamasın. Kürdistan’ın bu kadar işgal edilip soykırıma tabi tutulmasına alet olmasın. İş o noktada. Yeni tür korucu haline geldi. Bakur’da korucular nasılsa onlar da Başûr koruculuğu rolünü oynuyor. Bundan kendisini kurtarsın. Yoksa kendisini yok eder. Diyebilir, biz zaten vazgeçmişiz, bizim için her şey paradır; ona birşey diyemem ama birazcık toplumsal, ulusal, yurtseverlik ve ülke bağlılığı varsa bunlara zarar verir. Bunu da görmeli ve bu tutumdan kesinlikle vazgeçmeli.

Kürdistan’da tarihi zamanlar yaşanıyor. İşgale karşı gerillanın, halkın direniş düzeyi nedir? Bu noktada kime ne tür görevler düşüyor?

Şunu öncelikle belirtelim; üç haftadır Zap ve Avaşîn gerillası kahramanca direniyor. Fedai direnişini zirvede sürdürüyor, soykırımcı saldırganlara darbe üstüne darbe vurarak AKP-MHP faşizmini Zap ve Avaşîn’e gömüyor. Bu somut bir gerçeklik. Tabii ki bu basit ve kolay olmuyor. 24 saat savaş halinde, her taraftan gelen, türlü tekniği kullanan işgalci saldırganlığa karşı bir direniş sergileniyor. Gerillalar zorlukları aşarak, insanüstü bir tutum göstererek bunları yapıyor. Büyük cesaret ve fedakarlıkla, şehitler vererek yapıyor. Parti yönetimimiz adına Zap ve Avaşîn’de AKP-MHP faşizmine ağır darbeler vuran, çöküş noktasına getiren kahraman gerilla direnişini kutluyorum. HPG ve YJA Star’ın kahraman komutanlarını ve savaşçılarını selamlıyorum. Merkez Karargahımız açıkladı; gerçekten partimizin ve halkımızın kalbi Zap’ta, Avaşîn’de atıyor. Halk ve parti Zap, Avaşîn direnişi öncülüğünde mücadele ediyor, nefes alıyor, yaşıyor, varoluyor.

Karargahımız bilançoları verdi, direnen gerillanın ne kadar şehit verdiği biliniyor. Bu sürecek. Daha önce de söyledim; biz 6 yıldır aralıksız süren bu işgal saldırılarında ağır bedeller ödeyerek direndik, direniyoruz, zafere kadar da direneceğiz. Bu direniş kesinlikle zafer kazanacak, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Erken olur, geç olur, ağır kayıp veririz, az kayıp veririz ama kesinlikle Kürt halkı, Kürt gerillası ve PKK kazanacaktır. Savaş şu an sadece Zap, Avaşîn’de değil, Kürdistan’ın yer tarafında, Türkiye’de var. AKP-MHP faşizmi gerillayı dar alanda kuşatıp ezmek istiyor. Biz de buna karşı savaşı yayıyoruz. Cepheden saldırmıyoruz, arkasına geçiyoruz, yanına geçiyoruz hiç beklemediği, hesaplamadığı yerde gerilla düşmana saldırıyor. Dar bir alanda karşılamıyoruz, bütün Kürdistan’ı ve Türkiye’yi savaş alanı ilan etmişiz, savaş yürütülüyor.

Zap ve Avaşîn direnişi ile birleşen önemli direnişler oldu. Medya Savunma Alanları’nda, Xakurkê’den Heftanîn’e kadar, yine Efrîn’den Bursa’ya kadar önemli eylemler gerçekleştirildi. AKP-MHP faşizmine ağır darbeler vuran eylemler ortaya çıktı. Gerillanın, PKK mücadelesinin, anti-faşist direnişin ne kadar yaygın olduğunu, ne kadar güçlü potansiyelin olduğunu ortaya koydu. Önümüzdeki süreçte bu direniş daha da büyüyecek. Bu temelde Efrîn Kurtuluş Güçleri’ni, HBDH milislerini, YPS savaşçılarını selamlıyorum. AKP-MHP faşizmine karşı yürüttükleri mücadelelerinde üstün başarılar diliyorum. Başarılı eylemlerini kutluyorum. Onların varlıkları, yaşamları, duruşları, Zap ve Avaşîn’deki gerilla ile beyin ve yürek olarak bir olmaktır. Faşizme karşı ortak ruh, ortak amaç, ortak direnişi ifade ediyor. Avaşîn, Zap direnişi de derinleşerek sürecek. Medya Savunma Alanları da topyekun daha etkili mücadeleye girecek, Bakur’dan, Efrîn’e, İstanbul’a kadar Türkiye metropollerinde de anti-faşist direniş boyutlanarak sürecek.

MÜCADELEYİ DAHA DA BÜYÜTMEMİZ GEREKİYOR

Gençlerin, kadınların, halkımızın demokratik eylemleri, direnişleri de buna paralel gelişiyor. Dört parça Kürdistan’da da bunu gördük. Yine yurt dışındaki halkımız, Avrupa’daki halkımız da gece gündüz ayakta. Gerçekten durmuyor, yorulmuyorlar. Özgürlük mücadelesini İmralı ve gerilla direnişi öncülüğünde büyük bir halk direnişi, ulus direnişi haline getiriyor. Ulusal özgürlük mücadelesi yapıyor. Bu temelde büyük bir direniş var. Türkiye ve dünyanın devrimci demokratik güçleri de bu direnişe katılıyor. Bu da büyük bir mücadele cephesi. 50. yıl hamlemizin bir parçası. AKP-MHP faşizminin sömürgeci, soykırımcı işgal saldırılarına tavır, koyan, direnen, tutum alan, eyleme geçen herkesi selamlıyorum, üstün başarılar diliyorum.

Bu mücadeleyi daha da büyütmek gerekiyor. Her gün Newroz, her yer direniş alanı dedik. Newroz’un zafer ruhu, direniş ruhu ne ise her gün onu yaşayacağız. İmralı direniş çizgisini esas alacağız. Zap, Avaşîn direniş çizgisini esas alacağız. Her yeri direniş haline getireceğiz. Her gün faşizme karşı imkanlarımızı değerlendirerek mücadele edeceğiz, savaşa gireceğiz. Kürt gençleri nerede olursa olsun durmasın, ayağa kalksın. Her türlü eylemi yapabilirler dedik, buna güçleri var. Bakur’da, Türkiye metropollerinde her şeyi yapabilirler. Türk devleti Başûr’a saldırıyor, Şengal’e saldırıyor, Rojava’ya saldırıyor; bütün halkımızın misilleme yapma, intikam alma alma hakkı var. Hem görevleri, hem de sorumluluklarıdır. Bu bilinçle yaklaşmalı ve mücadele etmeli herkes.

KÜRTLER, DEVLETİ İŞLEVSİZ KILMALI

Mücadeleyi daha da büyütmemiz için Bakur’da avantajlar çoktur. Mesela yüzlerce, binlerce Kürt genci askerdedir, polis olanı var, Kürt halkı devletin her yerinde, bu devlete hizmet etmemeliler artık. Yani her bir genç nerede olursa olsun bir Kürt savaşçısı olarak tutum almalı, mücadele etmeli. Özgürlük için, demokrasi için, faşist soykırımcı düşmana vurmalı. Başk türlü yurtseverlik ve Kürtlük olmaz. Eğer böyle olursa, bu devlete güç verilmezse, devlete güç veren herkes bıraksa devlet çöker. Gerçekten de işlemez. O zaman AKP-MHP faşizminin bir gün ayakta kalma imkanı olmaz.

Başta askerdeki gençler olmak üzere devlet içerisinde olan herkesi devleti işletmemeye, işlemez kılmaya, yurtseverlik görevi gereği mücadele etmeye çağırıyoruz. Doğru tutum bu. Mücadeleyi bu düzeyde geliştirmemiz gerekli. Bütün bunları dikkate alırsak, her yerde, her türlü mücadele edebiliriz. Böyle olduğu takdirde AKP-MHP faşizminin ömrü haftalarla sayılıdır. Anında çökertiriz. Sadece AKP-MHP yönetimi değil Kürt düşmanı bu faşist soykırımcı zihniyet ve siyaset, Türkiye’den kırılır. Dolayısıyla Kürtler özgür, Türkiye de demokratik bir ülke olur. Bu Kürt halkının, Arabistan’ın, Ortadoğu’nun ve insanlığın başına bela olmuş faşist soykırımcı zihniyet ve siyaset ortadan kalktığında Kürdistan özgürlük kalesi, Türkiye her alana özgürlük ve demokrasi yayan bir ülke haline gelir. Türkiye halkları Ortadoğu’nun insanlığın demokrasi öncüsü haline gelir. Doğru olan bu. Eğer görev ve sorumluluklarımıza sahip çıkarsak başarı kesin ve yakındır. Bu temelde mücadele edip mutlaka başaracağız ve kazanacağız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz