“Durum olağanüstü; refleksimiz, harekete geçişimiz de olağanüstü olmalı”

0
673

PKK Zindan Komitesi Üyesi Pîro Dersîm, tutsakların hayatının risk altında olduğunu belirtti, “Durum olağanüstü; refleksimiz, harekete geçişimiz de olağanüstü olmalı” dedi.

Dünya gündeminin birinci sırasına oturan ve her yerde yaşamın tamamını etkileyen koronavirüsün yayılması cezaevlerindeki riski de büyütüyor.
PKK Zindan Komitesi Üyesi Pîro Dersîm, AKP’nin ayrımcı infaz düzenlemesi ve kamuoyuna düşen görevlere dair sorularımızı yanıtladı.

‘TEMEL GÜNDEMİMİZ ÖNDERLİĞİMİZİN DURUMU’

Bir süredir koronavirüs gündemi dünya genelinde birinci sırada. Bunun sonucunda birçok ülke cezaevlerini tamamen boşaltacak düzenlemeler yaptı. Genel gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce şunu netçe ortaya koymak gerekiyor; Partimizin, hareketimizin ve halkımızın temel gündemi Önderliktir. Önderliğimiz üzerinde uygulanan tecrit ve izolasyon politikası ve İmralı işkence sisteminin kırılmasıdır. En başından beri, daha yoğun olarak da 2018 yılının sonbaharından bu yana en temel gündemimiz buydu. Bunun etrafında gelişen bir mücadele yürütüldü ve örgütlendirildi. Bugün koronavirüsün yayıldığı bu ortamda, bu gündem arka plana atılan bir gündem değildir. Tam tersine daha fazla öne çıkması gereken bir gündemdir. Yani Önderliğimiz üzerindeki tecrit dün bizim için bir sorunsa, bugün bizim için on sorun olmalı, dün bizim için ciddi bir kaygı nedeni ise bugün daha çok kaygı nedenidir. Bu süreçte yine başta Önderliğimiz olmak üzere zindandaki hasta tutsaklar ve tüm tutsaklar etrafında bu direniş ve mücadele büyütülmelidir. Yani halkımızın, hareketimizin, mücadelemizin gündemi çok geri plana düşmüş değildir. Zor olan, bu salgınla bağlantılı olarak daha fazla ön plana çıkması gereken bir süreçtedir. Bu noktada şunu görmek gerekir; devlet, özel savaş ya da AKP-MHP iktidarı bilinçli olarak farklı gündemleri öne çıkartmaktadır. Yine bilinçli olarak kamuoyunun dikkatini farklı noktalara çekme, hatta bu noktada nasıl kârlı çıkabilirim, nasıl avantajlı çıkabilirim, yine bu süreci kendi lehime nasıl çevirebilirim tarzındaki hesapların içerisine girmiş durumda. Elli yıllık bir mücadele deneyimine sahip bir halk gerçekliği, mücadele gerçekliğimiz var. Hem halkımız, hem demokratik kurum ve kuruluşlar hem de hareketimiz bunların oyununa gelecek değildir. Tam tersine bizler de bu mücadelenin nasıl sonuç alıcı hale getirebileceğimize odaklanmalıyız. Var olan gündemimiz etrafında kenetlenmemiz gerekiyor. Koronavirüsten önceki gündemimiz nasıl ki Önderlikti, bugün de Önderlik, hasta tutsaklar ve zindandaki yoldaşlarımızın can güvenliğidir. Şu çok iyi bilinmeli; AKP-MHP faşizmi gerçekten bir katliam provası yapıyor. Başta Önderliğimiz olmak üzere on binlerce arkadaşımız zindanlarda katliamla yüz yüze bırakılıyor. Önderliğimizden haberimiz yok, yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz. Onun bu halk için nasıl bir hassasiyet olduğunu herkes biliyor. Binlerce insan Önderlik için gözünü kırpmadan canını verebilir. Bunu herkes biliyor. En son ölüm orucu direnişine binlerce arkadaşımız katıldı. Kürt halkı için bu kadar öneme, değere ve yere sahip olan Önderliğin yaşayıp yaşamadığı konusunda bir bilgimiz yok. Bu devlet o kadar pervasız bir devlettir. Bunun sorumluluğu çok büyüktür. Ne AKP-MHP faşizmi bunun sorumluluğun altından kalkabilir ne de bizler bunun altından kalkabiliriz. 
Yani böylesine göz göre göre, herkesin gözü önünde, herkesin gözünün içine baka baka arkadaşlarımız bu süreçte saldırılar altında zindanlarda tutularak ölüme terk ediliyor; adeta ölüm fermanları çıkartılmaya çalışılıyor. Düşünün mesela devlet başkanlarının, ünlü yıldızların, artistlerin, farklı kesimlerin bile en yeni koşullarda bile tedbir almakta zorlandığı, hatta kendisini bu salgından koruyamadığı bir ortamda, zindanda üç kişilik bir odada, yirmi kişinin, otuz kişinin yaşadığı ortamlarda insanlar kendilerini nasıl koruyabilir? Kaldı ki Türkiye’nin gerçek gündeminde bu konu uzun bir süre ciddiyette alınmadı. Yani yaklaşık bir hafta öncesine kadar, gardiyanlar elini kolunu sallaya salaya içeri girip çıkıyorlardı. İşte bunu basından da takip ediyoruz; cezaevinde koronavirüs testinin pozitif çıktığı Mazıdağı Belediye Başkanının yine Gümüşhane cezaevinde koronavirüsünün olduğu ve cezaevinin karantinaya alındığı haberlerde çıktı. Bu anlamda virüsün cezaevlerine bulaşmaması mümkün değildir. Şu anki nasıl Türkiye’de, AKP MHP iktidarı ülkedeki vaka sayısını, ölüm sayısını çok bilinçli bir şekilde gizliyor ve insanlarda saklıyorsa, zindanlarda bunu çok çok daha yapılabilir. Şimdi biz şu anda zindanlarda ölüm yoktur diyemiyoruz. Yine vaka yoktur diyemiyoruz. Elimizde delil yok. Varsa da diyemiyoruz, yoksa da diyemiyoruz. Şu anda Türkiye’de bahsedileninde üzerinde vaka sayısı ve ölüm sayısı var. Dolayısıyla zindanlarda da bu yaklaşımların bir sonucu olarak şu anda durumun çok ciddi olduğunu söyleyebiliriz.  

‘CEZAEVLERİNDE KATLİAM DENEMESİ!’

Koronavirüsün hızlı bir şekilde yayılmasının zindanda yaratacağı tahribat Türkiye’de de yoğun tartışılıyor. AKP-MHP tarafından  hazırlanan infaz değişikliği paketi var. Bunu nasıl ele almak gerekiyor?
Zindanlarda bu yaklaşımın bir sonucu olarak şu anda durumun çok ciddi olduğunu en azından kendi gözlemlerimizden bilebiliyoruz. Dolayısıyla zindanlar şu anda Türkiye toplumu içerisindeki en riskli alanlardır. En ufak bir virüsün bulaşması halinde on binlerce insanın yaşamını yitirebileceği bir alandır. Bu anlamda diyoruz ki bu bir katliam denemesidir. Dünyanın bir çok ülkesi elindeki tutsakları bırakıyor. İran gibi çok baskıcı dediğimiz devletler bile bırakıyor. İngiltere bırakıyor. Belki tecavüz gibi kimi kısmi şeyler dışında tutuluyor ama siyasi tutsaklar ve diğer tutsaklar bırakılıyor. Dünyanın diğer ülkeleri bunu yapıyor fakat Türkiye’de mesele Kürtler olunca AKP-MHP hükümeti ölümü dayatıyor. Şu an görülen uygulama biraz bunun üzerinedir. Yoksa getirdikleri yasal bir düzenleme, infaz değişikliği falan değildir. Kamuoyuna infaz değişikliği biçiminde yansıttılar. Sanki tutukluların lehine olumlu bir şeyler geliştiriliyormuş şeklinde bir izlenim verdiler. AKP-MHP kendi yandaş ve çetelerine düzenleme yapıyor. Devlet Bahçeli’nin ziyaret ettiği Alaattin Çakıcı’yı çıkartıyorlar. Tecavüzcüleri, çocuk istismarcılarını bile bırakıyorlardı. Biraz toplumun, biraz kamuoyunun baskısını göze alamadıkları için onları bırakamadılar. Yoksa bu hükümetin kafasının içindeki şudur; “Kürtler kalsın, onlar dışındakileri bırakalım, kendimize yamayalım, kendi oy potansiyelimiz haline getirelim, kullanalım, kendi iktidarımızı sürdürmenin aracı haline getirelim.” Hükümetin kafasının içindeki budur. Kürde ölüm dayatılıyor, onun dışındaki her şeyi kendi iktidarı için kullanmaya çalışıyor. Mevcut yasal düzenlemeler buna hizmet eden yasal düzenlemelerdir.
Yasal düzenlemenin içerisine bakıldığında tutukluların lehine gelişen bir şey yoktur. Sanki koronavirüsten dolayı cezalar indiriliyormuş, tutuklular düşünülüyormuş gibi bir izlenim yaratılıyor ama öyle bir şey yoktur. Bu anlamda kafasındaki faşizan düşüncelerin bir çoğunu bu kılıfla hayata geçirmeye çalışıyorlar. Mesela bu yasa kapsamında cezaevlerindeki disiplin cezaları giderek arttırılıyor. İnfaz hakimliği yetkili kılınıyor. Cezaevi gözlem heyeti yetkili kılınıyor. Cezaevi idarelerini insanların şartlı bırakılma ya da bırakılmama cezalarının ne şekilde infaz edilmesi vb. bir çok konuda karar verir hale getiriyorlar. İnfaz hakimliğini geliştiriyorlar. Oysa bu konuların hepsi normalde bağımsız mahkemelerin vermesi gereken kararlardır. Kendi kanunlarında bile bu böyledir. Bağımsız mahkemelerin verebileceği karardır ama böyle cezaevi idareleri, gözlem heyetleri, infaz hakimliği yetkili kılınarak bir çok keyfiliğin önü açılıyor. Buna göre bir cezaevi gözlem heyeti tutuklulara keyfi bir uygulamayı dayatabilir. Çocuk tutuklulara disiplin cezaları arttırılıyor. Onlar çeşitlendiriliyor. Daha da fazla konuda disiplin cezası verilebiliyor.
Yine daha önceki süreçte tutuklulara getirilen, aile ve birinci dereceden akrabası dışındaki 3 kişiyle yasal görüşme hakkı ortadan kaldırılıyor. 2016’da fiili olarak hayata geçirdikleri avukat kısıtlamaları yasal hale getiriliyor. Böyle benzer bir çok konuda faşizan tekçi, ırkçı, şoven bir çok yasayı sanki tutukluların lehine bir yasaymış gibi halkın gözünü boyayarak geçirmek istiyorlar. Bahsedilen, meclise getirilmesi düşünülen infaz düzenlemesi olarak da tabir edilen yasal değişiklik budur. Ortada bir düzeltme yoktur. Daha fazla karıştırma, daha fazla keyfiliğe yol açma, cezaevlerinde yaşanan sorun ve sıkıntıların daha da fazla içerisinden çıkılamaz hale getirilmesine yol açan bir tarzda siyasal düzenlemenin olduğunu görebiliyoruz. Kaldı ki bu yasal düzenlemenin kamuoyunda en çok tartışılan yanı, siyasi tutsakların belirlenen infaz koşullarının indirimlerinin dışında tutulması kendi yasalarına bile aykırıdır. Uluslararası yasalara da aykırıdır. Bu bir katliam fermanı, katliam emridir. Öyle görmek öyle ele almak gerekiyor.
Şu anda Türkiye’de kendi resmi rakamlarına göre 280 bin üzerinde tutuklu var. Bu yasa kapsamında 70 bininin salıverilmesi düşünülüyor. Geriye kalan 210 bindir. Türkiye’de tüm cezaevlerinin kapasitesi olarak verilen rakam 200 bin civarıdır. Şu haliyle geçse bile cezaevlerindeki doluluk oranlarında bir değişim olmayacak. Cezaevleri yine tıklım tıklım olacak. Kaldı ki bu 200 bin olarak verdiği kapasite de normal kapasitenin çok üzerindedir. 3 kişilik odaya 10 kişinin gireceği düşünülerek hesaplanmıştır. Öyle bir şey yoktur. Yani mevcut yasanın geçmesi bile oranı düşürmez. Bunların hiçbirisi çözüm değildir. Ne bu yasa çözümdür ne de belirtilen tarzda bir infaz düzenlemesi çözümdür. Çözüm, tecavüz ve çocuk istismarı gibi kimi istisnalar dışında tutularak tüm cezaevlerinin boşaltılmasıdır. Başta siyasi tutsakların bırakılması gerekir. Çünkü siyasi tutsaklar kendi yasalarına göre değerlendirilse bile devlete karşı suç işlemiştir. Devlet başta kendisine karşı suç işleyenleri bırakmalıdır. Onun dışındaki suçlar daha sonraki kategoride değerlendirilmelidir. Yani kendi yasalarına göre bile, bir yasal düzenleme olursa ilk başta bırakılması gereken siyasi tutsaklardır. Fakat Türkiye’de bu zihniyet Kürt düşmanlığından, ırkçılık ve faşizmden dolayı tersine işletiliyor. O anlamda günümüzde tüm siyasi tutsakların bırakılıp zindanların boşaltılması dışında bu virüs ortamında felaketi önlemenin başka bir yolu yoktur.

‘ÇAĞRI DEĞİL DİRENİŞ ZAMANI; PLAN YAPILMALI’

Zindanlarda hastalığın yayılma sorunu ve AKP-MHP’nin buna yaklaşımı ile ilgili olarak kamuoyuna, devrimci demokrat güçlere, sivil toplum örgütlerine ve son olarak zindanlarda bulunan siyasi tutsaklara ne söylemek istersiniz?
Bu konuda başta tutuklu ailelerinin, demokratik kurumların, aydınların, sanatçıların belli bir duyarlılıkları var. Yoktur diyemeyiz fakat mevcut duyarlılık yetmiyor. Bunları aşmak gerekiyor. İlk başta belki de bir duyarlılığın oluşması, bir şeylerin yaratılması için bu çağrıların bir anlamı var ama önümüzdeki bir iki hafta çok kritik süreçlerdir. Tüm dünya genelinde hükümetler bunu söylüyor. Dünya sağlık örgütü bunu söylüyor. BM bunu söylüyor. Önümüzdeki iki üç haftanın çok kritik olduğu, bu hastalığın zirve yapacağı ve binlerce insanın ölebileceği belirtiliyor. Dolayısıyla çağrı yapma sürecinin geçtiğini düşünüyoruz. O anlamda korona günlerinde, korona koşullarında daha farklı yol ve yöntemlerle bir direnişi örgütleyip direnişi açığa çıkartmak gerekiyor. Belki insanlar sokağa inemiyor bugün ama sokağa inmeden de kendi tepkisini dile getirebilmelidir. Bunun yol ve yöntemleri bulunabilmelidir. Bazı pratik eylemlilikler açığa çıkartılabilmelidir. Bu noktada siyasi partiler, tutuklu aileleri, dernekleri demokratik kurumlar, insan hakları dernekleri ve hatta barolar, avukatlar, bir araya gelip tartışmalı ve gerçekten bir eylem planlaması bir yol haritası ortaya çıkartmalıdır. Bunu kamuoyuna deklare ederek pratikleştirmeleri gerekiyor. Bölgede bulunan avukatların müvekkillerinin neredeyse büyük birçoğu içeridedir. Siyasi tutsaktırlar. Müvekkilleri ölüme terk edilen avukatlar sessiz kalmamalıdır. Gerekirse o cübbeyi çıkarıp atmalıdır. Gerekirse radikal tavır almalıdır. Müvekkillerimiz ölüme gönderilirken müvekkillerimiz ölümün pençesine atılırken biz avukatlık yapmayız demelidir.
Ailelerimiz çocuklarını korumalıdır. Ne pahasına olursa olsun, nerede var olursa olsun korumalıdır. Çocukları etrafında tüm tutsak ailelerimiz tüm değer ailelerimiz tüm yurtsever ailelerimiz tüm demokrat aileler hatta kendisine insanım diyen herkes siyasi tutsaklar etrafında çember oluşturmalıdır. Bu neye mal olursa olsun, yani evden çıkamıyoruz, şunu bunu yapamıyoruz dememek gerekiyor. Gerekirse çıkmak da gerekiyor. Gözümüzün önünde kardeşlerimiz, evlatlarımız, çocuklarımız, yoldaşlarımız, arkadaşlarımız ölüme terk ediliyor, ölüme gönderiliyor. Adeta bu koronavirüsün kobayı olarak kullanılıyor.

‘ÖNDERLİĞİMİZ İÇİN HAREKETE GEÇMELİYİZ’

Her şeyi bir kenara bırakalım, Önderliğimizden haberimiz yok. Durumu nedir bu kadar her tarafta korona şüphesi riski varken her tarafta korona alarmı varken niye Önderliğimizden haber alamıyoruz? Bu hastalık İmralı’ya gitmiş midir, gitmemiş midir? Önderliğimizin sağlık durumu nedir? Bunlar oldukça can alıcı sorulardır ve her birimizin harekete geçmesi gerekiyor. Yarın geç olabilir. Şunu görmek gerekiyor; AKP-MHP faşizminin kürdün ölümü Kürdün soykırımı üzerinden yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Bu koşulları da başta Önder Apo olmak üzere tutsakların yaşamına mal olmasını göze alır, ister. Bunun sonuçları altında da çıkacağını sanır. Nasıl olsa hastalıktır, koronadır ve benzeridir deyip işin içinden sıyrılacağını düşünür. Dolayısıyla hepimizin duyarlılığının bu derecede olması gerekiyor.
Aydınların, sanatçıların, yazarların kamuoyunda belli çağrıları, girişimleri var fakat yetersizdir. Sadece sosyal medya paylaşımları ve bir iki imza kampanyası düzenlemekle bu iş olmuyor. Çok daha aktif bir şekilde devreye girmelidirler. Yani gerekirse AKP başkanı ile de görüşmelidirler, gerekirse meclise de gitmelidirler, gerekirse de farklı şeyler yapmalıdırlar. Aynı şekilde bu insanların oylarıyla seçilen milletvekilleri öyle. Çok daha aktif olmalıdırlar. Sadece açıklama yaparak, sadece duyarlılık çağrısıyla olmaz. Gerekirse o yasanın görüşüleceği gün o meclisi o yasayı çıkartamayacak noktaya getirmek gerekiyor. Bu düzeyde kendisini harekete geçirmeleri gerekiyor. Şu anda bir duyarlılık var ancak bu duyarlılık çağrı düzeyindedir. Daha çok kamuoyunda duyarlılık yaratmaya dönük bir çaba var fakat iş artık bu noktayı geçmiştir. İş artık ne pahasına olursa olsun bu yasanın mevcut haliyle geçirilmemesi, geçiriliyorsa da siyasal tutsakları kapsaması, başta Önder Apo, hasta tutsaklar olmak üzere tüm siyasi tutsakların bu yasa kapsamına alınması konusunda mücadele yürütülmelidir. Bunun dışındaki hiçbir yol ve yöntem bize bir şey kazandırmaz.
Bunlar olmazsa bir felaket yaşanır. O açıdan geç olmadan herkesin harekete geçip elinden gelen her şeyi yapması gerekiyor. Yarın bir olumsuzluk yaşandığında her birimiz vicdanen rahat olmalıyız. Elimizden geleni yaptık, diyebilmeliyiz. Bu katliam politikasının önüne geçebilmeliyiz. Yoksa bunun önüne geçmediğimiz her türlü ihtimalde biz de bu katliamda pay sahibi olmuş oluruz. O açıdan durum öyle normal, tartışılacak, konuşulacak bir durum değildir.

‘DURUM OLAĞANÜSTÜ, EYLEMİMİZ DE ÖYLE OLMALI’

Durum olağanüstü bir durumdur. Bu yüzden de olağanüstü yaklaşım gerektiriyor. Refleksimiz, algılayışımız, harekete geçişimiz olağanüstü olmalıdır. Şuandaki yaklaşımlar takip ettiğimiz kadarıyla çok normal tartışmalar yürütülüyormuş gibi birkaç kişi şöyle olmalı, böyle olmalı diye konuşuyor. Süreç böyle değildir. Deyim yerindeyse insanlar ölüme terk edilmiş ve bir can pazarı vardır. Ortalığa fındık kadar beyni olmayan Süleyman Soylu’yu salmışlar, devleti onunla yönetiyorlar. Adamın her konuşması, her sözü lümpenliktir. Böyle bir lümpen şu anda Türkiye’yi yönetiyor. Hem de ırkçı, faşist, Kürt düşmanı bir lümpen. Tayyip Erdoğan’dan daha fazla Türkiye’yi yöneten adamdır. Kürt düşmanlığını hayata geçiren insandır. Dolayısıyla bunu kimsenin kabul etmemesi gerekir. Bir halkın kaderi, bir halkın Önderinin kaderi, bir halkın on binlerce evladının kaderi bir lümpenin söylemlerine bağlı olmamalıdır. Bu konuda her ildeki kurum, aile, aile dernekleri bir araya gelmeli acil, sonuç almayı hedefleyen eylem planlamaları çıkarmalıdır. Bu eylem planlamalarını duyurarak harekete geçmelidirler. Yoksa sadece iyi niyet, temenni ve çağrılarla çok fazla sonuç alınamaz. O dönem artık geride kaldı. Şu anda artık deyim yerindeyse yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Ya harekete geçip bu sürecin önüne geçeceğiz ya da bir felakete, katliama davetiye çıkaracağız. Onun seyircisi olacağız, onun karşısında suçlu konuma düşeceğiz. Bu konuma düşmemek için Böyle bir sonucun ortaya çıkmaması için herkesin şu anda harekete geçerek elinden gelenin fazlasını yapması gerekiyor.
Zindandaki yoldaşlarımız ve tüm direnişçilerinin içinde yaşadıkları koşulları bilmesek de çok zor koşullarda bulunduklarını biliyoruz. Onlara da çağrımız, tüm bu koşullar ve imkansızlıklara rağmen her şeyden önce bu virüse karşı tedbirlerini alıp kendilerini korumayı esas almalarıdır. Mevcut durumda devletin kendilerini katliamın pençesine atmasını kabul etmemelidirler. Buna yönelik de bir direniş hattını ortaya çıkartabilmelidirler. Fiili direnişi ortaya çıkartabilmelidirler. Bu konuda 40 yıllık bir direniş geleneği vardır. Bu süreçte hem kendilerini korumayı, hem de devletin faşizan uygulamalarına karşı fiili direnişi açığa çıkarabilecek deneyime, tecrübeye, kapasiteye sahip olduklarını düşünüyor ve buna inanıyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz