EMEK, TOPLUMU VAR EDEN ESAS DEĞERDİR -2

0
148

Ekonomik insan kapitalizmde geliştirilmiştir. Fakat Sovyet deneyiminde bu daha da fazla geliştirilmiştir. Kendi saflarımızda bile bazı değerlendirmeler geliştirirsek, göreceğiz ki rahat yaşam arayışı peşinde olanlar bizde bile sosyalizmin zıddıdır. Ona en çok saldıran, zarar verenler bunlardır. Şimdi bireysel düzeye biraz indirgedik, tabii mesele bu kadar basit değil, daha da bütünsel olarak ifade edersek; devlet olgusunda sınıf mücadelesi dondurulmuş diyoruz. Demokrasi, aslında kapitalizme göre daha da geliştirilmeliydi. İnkar edilmiş, özden boşaltılmıştır. Şüphesiz böyle bir durumda çok kötü bir bürokrasi gelişecektir. Ve bu da olsa olsa tercihi kapitalizme yapacaktır.

Sosyalizmin ustaları, daha başından itibaren proleter demokrasisinin veya işçiköylü demokrasisinin, burjuva demokrasisinin çok ilerisinde olacağını söylerler. Bu, özgürlükler anlamında, bireysel inisiyatif anlamında daha ileri bir aşama demek. Yine devletin sönmesinden bahsederler; “Devlet, sosyalizmle giderek sönecektir” derler. Burada devlet çok daha fazla geliştirilmiştir. Yani bir faşist devlet kadar gelişmeden bahsetmek mümkün. Sovyet devleti bir ağ gibi bütün toplumu kuşatmış, hatta bu geri ülkelerde bile buna özenen bazı modeller vardır. Onlar tamamen diktatörlüğe kadar gitmişler. Bu sosyalizm teorisinin gerekleri değil, tam tersine onun öngörmedikleri bir durumun ortaya çıkmasıdır. Devlet bu kadar geliştikçe demokrasi bu kadar dıştalandıkça, tepede devlet bünyesinde gelişecek olan yozlaşmış bir bürokrasi, bütün değerlere devletin el koyması, bu değerlere en yakın olanların da bu değerlere el koymasıdır. Değerlere her zaman el koyanlar, emeğin sonuçlarına her zaman el koyanlar egemen sömürücü sınıflardır ve bir kez daha egemen sömürücü sınıfın Sovyet deneyimi içinde ortaya çıkmasıdır.

Gelişen bu oldu. Tabii bu işin bir yönü. Diğer yönüde, Sovyet deneyiminde işçi sınıfının yoğunlaşması da vardır. Bir defa örgütlüdür ve Sovyet deneyimi içinde kendine has bir yeri de vardır. Her ne kadar yaratıcılıktan uzaklaşmışsa da, kurumlaşmış bir çok çıkarı söz konusudur. Kolay kolay onlardan vazgeçmez. En azından işte bahsettiğimiz yaşam kalıpları vardır. O yaşam kalıpları aşıldı mı isyan ediyor. Daha geri bir yaşam kalıbını dayatamazsın. Sovyet işçi sınıfında yaşam kalıpları geriletilirse isyana yol açar. Nitekim grevlerde dile gelen de budur. Demek ki, kapitalistleşme sürecinde olan bir bürokrasi ile kurumlaşan, ama inisiyatifi, yaratıcılığı kesilen bir işçi sınıfı. Çıkarları bugün çatışma halindedir. Ve onun için kapitalizm tek seçenek olamaz.

Sovyet deneyimi için şunu diyoruz; ne kadar Gorbaçov kapitalizmin yasalarını parlamentodan geçirirse geçirsin, daha fazla direnme anlamına gelecektir. Nitekim de oluyor. Yani Sovyet işçi sınıfı veya Sovyet emekçileri tarihi ve sosyal gelişme itibariyle belli bir seviyeye gelmişler. Bundan onları geriye döndürmek, onlara karşı savaş açmakla mümkündür. Şimdi bu savaş hukuki çerçevede sürdürülüyor. Yarın biraz daha siyasi çerçeveye bürünecek ve bu da çatışmaları derinleştirecektir. Şimdi bu çatışmalar kaçınılmaz derken, şu doğrulanmış oluyor; söylendiği gibi, Sovyet toplumu kolay teslim alınmayacak. Kapitalist emperyalizme yem olmayacak. Önemli oranda bu sonuç çıkıyor.

Sanıldı ki, bir parti sekreteri kapitalizme çark yaparsa veya peş peşe kapitalizmin üst yapısına ilişkin kurumlar yasallaştırılırsa, sosyalizm de biter ve Sovyet deneyimi tamamen tasfiye olur. Bunun kolay olamayacağı anlaşılmıştır. Ve hatta çok sınırlı olabileceği, istediğin kadar yasa çıkar, fazla etkili olamayacağı ortaya çıkmıştır. Fakat bu bir çözüm müdür? Hayır! Kapitalizme yönelme bir çözüm olmadığı gibi, Sovyet deneyiminde sahiplerinin, yani onun sosyalist sözcülerinin pek yaratıcı, pek yeni şeyler geliştiremediğini de gösteriyor. Kaos budur aslında!

Kapitalizme yol alma fazla olanaklı değil, fakat sosyalizmi ilerletmenin, teorik olarak olsun, pratik olarak olsun geliştirilmemesi, yani bir anlamda sınıf mücadelesinin dondurulmuş olması ki, bu sınıf mücadelesine, sosyal mücadeleye yanlış bir yaklaşımdır nedenleri ne olursa olsun, Sovyetleri şimdi alternatifsiz bırakıyor ve bu da bunalıma yol açıyor. Bu bunalımın şimdi daha gelişeceği anlaşılıyor.

Bir defa kapitalizme yol almak isteyenler daha da hızlı adım atmak isteyecekler. Emeğin sahipleri veya emekçi sınıfları, kendi yaşam standartlarından vazgeçmeyecekler, dolayısıyla bunların biraz daha sosyalizme sarılmaları kaçınılmazdır. Bu bir çıkmazdır. Aynı zamanda tarafların birbirlerini nötralize etmesidir. Tabii ki bir çözüm olmadığı için de gelişecek olan bunalımdır. Sonuçta çatışmalar daha da gelişiyor. Öyle anlaşılıyor ki Sovyet deneyimi yeniden bir altüst oluşa doğru gidecek. Yani daha fazla büyük uluslar; Ruslar, Ukraynalılar, beyaz Ruslar… kendilerini kapitalize etmek, Avrupa’ya yaklaştırmak isteyeceklerdir.

Ezilen uluslar veya bu konuda daha zayif olan uluslar, buna tepki duyacaklar. Milliyetçilige sarilacak, orada da bir burjuvalaşma, Bati degerlerine hizla yönelme söz konusu olacaktir. Bu ayni zamanda ezenezilen milliyetçilikler arasinda çekişmedir. Diger yandan burjuvaziye dogru yol almak isteyen bürokrasiyle işçi sinifinin kendisi arasinda da bir sosyal mücadele biçimi sürecektir. Şimdi grevlerle oluyor, gösterilerle oluyor. Ileride daha şiddetli biçimlerde olabilir, bunlar daha da gelişecektir.

Sonuç; bir kez daha dogrulaniyor ki, sosyal mücadeleler, sosyalizm mücadelesi, Sovyetler’de de gelişmek durumundadir. Dolayisiyla işçiköylü diktatörlügü teorisi ve uygulamasi Sovyetler’de başariya gitmemiştir. Bugün bunun nedenleri çok tartişiliyor. Ileride araştirmalar dogrularin ne oldugunu gösterecek, çikiş yollarini da gösterecektir. Daha şimdiden bunun ipuçlari var aslinda. Ipuçlari da sosyalizmin özlü degerlerine dönüştür ve bu kaçinilmazdir! Çikan tek sonuç budur. Sosyalizm adina bu son altüst oluşlarin kanitladigi budur. Bir defa milliyetçilik çikiş yolu degildir. Büyük ulus şovenizmi, küçük ulus şovenizmi fazla ilerlemeye yol açmadigi gibi, çelişkileri de halletmez. Yine işçi sinifinin, emekçi siniflarin durmuş çikarlari ile bürokrasinin çikarlarinin dengelenmesi bir çözüm degildir. Bunlarla sosyalizm olmaz.

Insanligin temel sorunlarindan kendini uzaklaştirma, yani enternasyonalizmden kendini uzaklaştirma sosyalizm degildir. Insanligin kaderine sahip çikmama, doganin sorunlarina sahip çikmama sosyalizm degildir. Bütün bunlar anlaşilmiştir.

Sosyalizm her şeyden önce burjuva sistemi, demokratik anlamda daha da aşan bir demokrasiyi, yine burjuvadevlet aygitinin çözülmesini daha da hizlandiran, uluslararasinda ki farklari, özellikle ezmeezilme ilişkisinin tasfiyesini, uluslarin daha özgür gelişmesinin saglanmasini, bürokrasinin aşiri büyümesini engellenmesidir. Parti içinde ister mücadelenin kesintisiz sürdürülmesinin, ister partiler arasi mücadelenin kesintisiz sürdürülmesinin geregini, yine sistemler arasi “farkli, kopuklu” deyip, son tahlilde sosyalizm adina sosyalizm içinde minisosyalizm adi altinda bir kolektif kapitalizm temelinde uluslarin milliyetçiliginin çikmazini aşmayla sosyalizm kendini yenileyebilir. Bunun için reelsosyalizmin içine düştügü bütün durumlara eleştiriden de öteye, hatta kuruluş itibariyle saglanan bir çok gelişmeden vazgeçmeyi, gelişme ve kurumkuruluşlarini tasfiye etmeyi de gerektirebilir.

Çok ileri, çok aşiri bir devlet, yine parti içinde mücadelenin durdurulmasi, uluslararasindaki sömürü diyebilecegimiz ilişkilere kadar gitme, sistemden aşiri kopuş, insanligin temel sorunlarindan kopuş gerçekleşmiştir. Bunlara son verilmedikçe Sovyet deneyimi hastalikli olmaya devam edecektir ve bu da sosyalizm degil, daha çok kapitalizm anlamina gelecektir. Ortaya çikan gerçekler bunlardir.

Suçu burada bir kaç kişiye, bir ülkeye, hatta bir kaç ülkeye yüklemekten ziyade, ya da sosyalizmin bir dönemine yüklemekten ziyade, sosyal mücadeleler tarihinin bir aşamasi olarak görmek gerekir. Bu aşamada gerçekleşenler vardir. Boşa da gitmemiştir. Her şeyden önce gerçekten sosyalizm mesafe almiştir. Kapitalizmin dizginsiz baski ve sömürüsünü dizginlemiştir. Bir çok esilen ulusu sinirli da olsa bagimsizliga kavuşmaya götürmüştür. Emek üzerindeki aşiri sömürüyü azaltmiştir. Kesin olarak bunlari söyleyebiliriz.

Kapitalizmin tamamen aşildigini görebiliyor muyuz? Sosyal mücadelelerde gelişme var, sosyalizmde gelişme var ama, bu tamamen kapitalizmin aşilmasina yetmiyor. Yetmeme sadece cografik bir kavram degil, belki de “dünyanin 3/1’i sosyalizme ulaşti” denilebilir. Bu cografik bir terimdir. Kişide ne kadar sosyalizm gerçekleşti? Birak dünyanin 3/1’ni veya bu kadar ulusu, Sovyet insaninda bile sosyalizm ne kadar geliştirilmiştir? Bu tartişmalidir! Birey büyük oranda kapitalizmin deger yargilariyla, onun tüketim kaliplariyla yaşiyor. Bu tüketim kaliplariyla yaşayan insan sosyalistten çok kapitalist birey olarak degerlendirilebilir.

Demek ki sorun, sosyalist bireyin oluşumu üzerine daha fazla çaba harcamaktir. Şimdiye kadar sosyalizm üzerine düşünülürken, daha çok yapilan “bir devrim yaptik, ardindan birkaç kalkinma planiyla sosyalizmi inşa ettik. Biraz kültürel gelişme, şöyle ekonomik gelişme sagladik” denildi. Sorun halledildi sanildi. Ama ortaya çikan insan türünün hiç de sosyalist olmadigi görülmek istenmedi. Bugün Bati toplumundan daha fazla dejenere edilmiş bir toplum veya Bati gençliginden daha fazla dejenere edilmiş bir sokak gençligi vardir. Gerçekten ucube! Bu, şüphesiz genel sosyalizm inşasiyla ilintili olarak ortaya çikti. Sosyalist insanin böyle yaratilamayacagi anlaşildi.

Demek ki, kazanimlar kadar, yol açtigi olumsuzluklar da var. Sosyal mücadelelerde belli bir aşamayi ifade etse de, sosyalizmin mücadelesinde önemli bir deneme ifade etse de, yol açtigi ciddi tikanmalar da vardir. Hatta ciddi engel olma durumu vardir. Günümüzün sorunu, kazanimlari inkar etmeksizin engel, tikanma noktalarini görebilmek, daha da ileri bir gelişme safhasina çikiş yaptirabilmektir. Günümüzde saniyorum en çok tartişilacak konu budur. Bu kadar kazanimi var, yol açtigi gelişmeler var, engeller de ortaya çikmiştir. Fakat bundan sonrasi ne olacak? Şu kesin: Yani XIX. yüzyil kapitalizmine ve hatta günümüze kadar gelen kapitalizme tekrar dönüş söz konusu olmayacaktir. Ama şu da olmayacaktir; işte “sosyalizm aldi başini gidiyor. Günde kaç devlet kuruyoruz. Bir kaç ulus katiyoruz. Işte çok kisa bir süre sonra dünyanin tümünü sosyalist yapacagiz.”

Hatta 1989’lerde öyle bir aşamaya gelindi ki, “komünizm de kuruldu.” deniliyordu, “komünist aşamaya ulaştik” deniliyordu. Bunlarin dogru olmadigi da ortaya çikti. Ne kapitalizmin eski köhnemiş düzeni, ne de dört nala bir sosyalizmin gelişimi söz konusu degil. Belli bir aşama kat edilmekle birlikte, kapitalizmi biraz kendine getirmiştir. Kapitalizmin sinirsiz baski, sömürüsüne ket vurmuştur. Yine sinirli bir ölçüde sosyalizmin gelişmesine yol açilmiştir. Fakat ciddi bunalimlarin içine girmekten, tikanma ve engelleri yaşamaktan da kurtulamamiştir. Bu bir dönem. Yeni bir dönemin aslinda sancilari yaşaniyor.

Herhalde 2000’e doğru yol aldığımız bu yıllarda en çok üzerinde durulacak konu da, sosyalizmin teori ve pratiğindeki bu öze denk düşmeyen ve artık sosyalizm olmadığı anlaşılan kalıntılardan  ki çoğu geçmiş sömürücü, baskıcı düzenlerin kalıntılarıdır  kurtuluşla, onların etkilerini tasfiye etme süreci olacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, sosyalizm adı altında mideye indirilen bir çok şey sosyalizm değildir. İnsan midesine aburcubur bir sürü şey sosyalizm olarak sunulmuştur.

Bunun gerçekten eski düzenin baskısı olduğu, sömürü kalıntıları olduğu ortaya çıkmıştır. Devletin aşırı büyümesi kesinlikle anlaşılmıştır. Ki, faşizmden tutalım, feodalizmden etkilenmeye kadar, faşist veya feodal devletin kalıntılarının bile etkisini taşır.. Yine sosyalist inşa adı altında geliştirilen bu gelişme kuramları, aslında kapitalizmin gelişmesidir. Sosyalist gelişmeyi tamamen bir ekonomik kalkınma modeli olarak düşünmek, kapitalizme öykünmektir ve bu da kapitalizmi sosyalizm adına değiştirmektir. Bu anlaşılmıştır. “Sosyalist bireyi geliştiriyoruz” adı altında ona sunulan bir çok şeyin kapitalizmin bireye sunduğu şeyler olduğu anlaşılmıştır. Bunlardan dönüş yapılacaktır. Olumlu olan ve günümüzde biraz görünen şudur: Sovyetler’de devlet, artık ciddiye alınmıyor, hatta parti de eskisi gibi ciddiye alınmıyor. Buna belki öfkelense de insan, fakat olumlu bir gelişmedir.

Devleti giderek yadsımak, devleti gözden düşürmek iyi bir gelişmenin başlangıcı olabilir. Kötünün de, iyinin de başlangıcı olabilir. Yine partiyi eskisi kadar gözde kılmamak  ki, bu partinin bürokratlaşmasını göz önüne getirdiğimizde  olumlu bir çıkışın da başlangıcı olabilir. Fakat tümüyle yadsımak, olumsuzluğun da başlangıcı olabilir. Mühim olan burada sorunların kendini artık açığa vurmasıdır. Yeni bir dönemin kendisini sancılar biçiminde dışa vurmasıdır. Çözüm de ancak bu temelde ortaya çıkabilir. Bunalım gelişmedikçe, çok iyi bilinir ki, çözüm de gelişmez. Sosyalizm içindeki bunalımın gelişmesi, sosyalizm tarihinde yeni bir dönemin temellerinin olgun hale gelmesi demektir.

Bu önümüzdeki dönem nasıl şekillenecektir? Bu başlı başına bir inceleme araştırma, yani her şeyden önce bir teorik gelişmeyle ifade edilecek, ardından program, örgütlenme, eylem türleriyle kendini ifade edecektir. Bu konuda daha şimdiden reçeteler yazmak doğru olmaz. Bize düşen günün dayatan görevlerini doğru görebilmek, gerekeni yapmaktır ve kendi somutumuzda buna bir cevap vermektir. Dünya çapındaki gelişmelere hiç şüphesiz katkımızı sunmalıyız. Olup biteni kavrama, çıkış yollarını tartışma, görebilme, destek sunma enternasyonalizmin gereğidir. Daha çok yapılması gereken ve esas olarak da enternasyonalizme işlerlik kazandıracak olan kendi somut eylem alanımızda bir cevap olmaktır.

Biz PKK’ye bu temelde, baştan beri böyle yaklaştik ve günümüzde de gerçekten PKK sorunu artik her zamankinden daha fazla bir enternasyonal sorun durumuna gelmiştir. Öyle anlaşiliyor ki PKK, reelsosyalizmin bunaliminin gelişmeye başladigi ve henüz bunalimdan çikişin pek mümkün görülmedigi bir dönemde sosyalizmin özünü kavramada, ona inanmada tutarli olmanin ve bunu bu bunalim döneminde her türlü savrulmaya karşi israrla savunmanin özgür adidir. Hiç şüphesiz PKK’nin oluşumunda ulusal özellik, toplumsal özellik agir etkide bulundu. Fakat PKK sadece bu degildir, PKK’yi yalnız Kürdistan’daki ulusal ve toplumsal özelliklerle karakterize etmek büyük bir yanılgıdır. PKK’yi karakterize edecek olan özgün sosyalizm anlayışıdır. Daha doğrusu, reelsosyalizme eleştirisel yaklaşımıyla, sosyalizmin esaslarına doğru bağlanma arasında yürüttüğü mücadeledir.

Bu iki temel özellik PKK’yi giderek günümüzde bir gerçek haline getiriyor, bir parti kimliğine kavuşturuyor. Bir parti, özellikle darmahalli bir sınırdan sıyrılmak istiyorsa, ki günümüzde darma halli kalmakta pek o kadar mümkün olmadığına göre  adına yaraşır çağdaş bir parti olmak istiyorsa, ulusal toplumsal özellik kadar enternasyonal özelliği de yakalamak zorundadır. Eğer PKK, 1970’lerde enternasyonal özellik olarak reel sosyalizmin artık iyice bayatlamış dogmalarını, uygulamalarını esas alsaydı, PKK değil bugüne gelmek, daha doğuşunda bitmeye mahkûm olurdu. PKK, sadece ulusal toplumsal özelliğe çakılıp kalsaydı, değil 1980’ler sonrasına gelebilmek, daha o yıllarda dar bir mahalli grup olarak tükenmekten kurtulamayacaktı.

PKK’yi kavramaya çalışıyoruz, kavrarken buna esasta dikkat edeceğiz. Oluşumunda, çağdaş ideolojiler içinde bilime en yakın, hatta toplumsal gelişmenin bilimi diyebileceğimiz, bilimselsosyalizmi esas almıştır. Reelsosyalizme ikinci planda yer vermiş ve daha çok eleştirisel yaklaşmıştır. Bunu yaparken kendi ülkesinin ulusaltoplumsal özelliğine değer vermiş, buna alabildiğine bağlı kalmaya çalışmıştır. Tabii bütün bunları teorik düzeyde gerçekleştirirken, 1970’li yıllar teorik inceleme, araştırma yılları ve onun propaganda ile yayılma yılları, diğer yandan da onun kurumlaştırılması, yani örgütlenmesine doğru yol alınmasıdır.

1980’lere doğru geldiğimizde artık teorik doğrular ifadesi olmakla yetinmeyip, örgütsel, maddi, kurumsal bir ifade olmaya karar verme ve hatta bununla da yetinmeme, giderek halkla bağlantısını sağlam kurmayı başarmıştır. Böyle olduğu içindir ki 1980’lere doğru geldiğimizde düzen baş hedef olarak seçiyor. PKK tarihini iyi incelemek gerekir derken bu noktalara dikkat çekiyoruz. PKK’nin şekillendirdigi insan, önemli oranda sosyalist insandir; ulusal insandir, halktan insandir. Ve bu da çagimizin sinirli da olsa kendi örneginde PKK somutunda, çözüme kavuşturulmasidir. Partimiz içinde gerçekten büyük mücadeleler yaşiyoruz. Her gün sizlere son yillarin kapsamli çözümlemeleriyle, ardi arkasi kesilmeksizin derinleşerek oluşan gerçegi kavratmaya çalişiyoruz ve hâlâ bu çaba bitmemiştir. Bunun nedeni de sosyalizmin dev gibi sorunlarinin olmasidir.

Eger sosyalizme baglilik tâli bir biçimde olacaksa, günümüzde işte reelsosyalizm ve yaşanan tikaniklik, sosyalizm degerlerinin adeta altüst edilmesidir. Buna karşi çözümü PKK’de yaşayacagiz. PKK’de çözüm gücü olacağız. Yani bir bütün olarak sosyalizmi değerlendirecek, sosyalizmi bu temelde alternatif kılacak, onu savunacak, bununla da yetinmeyerek onu örgütleyerek, onu mevcut tıkanmalarda en iyi bir çözüm aracı olarak benimsetecek, onun için savaşımı sürdürecek bir noktayı ısrarla tutturacağız. Dünya genelinde içine girilen bunalıma bir çözüm gücü olma sorumluluğunu duyacağız. Yani “biz PKK’yiz, sadece ulusal sorunla ilgileniyoruz” demek durumu kurtarmaz.

Daha fazla yapılması gereken ulusal çapta da olsa, sosyalizmin çözüm gücü olmayı bilmektir. Bunda çok ısrar ediyoruz. Bunu gerçekleştirmeye çalışırken, son yıllarda kapsamlı kişilik çözümlemesi yaptık. Neden buna ihtiyaç duyduk? Şunu söylemiştik; sosyalist bireyi yaratmak çok önemli bir görev. Sosyalizm inşa edilirken, sosyalist bireyin kendiliğinden bir gelişme olarak oluşacağı sanılmıştı. Partiye program sunuluyor, partide çizgi kararlaştırılıyor fakat, o çizgiyi hangi kadro uygulayacak ve o kadronun kendisi nasıl geliştirilecek? İşte bu yapılmıyor. “Kendiliğinden olacak” deniliyor. “Örgüte alınan adam programı kabul etti mi, çizgiyi, taktiği de esas aldı mı o, zaten sosyalisttir. İşleri o götürecektir.” deniliyor. Ama böyle olmadığı reelsosyalizmin öncü partilerinde ortaya çıkmıştır. Böylece militan sorununun halledilmediği anlaşılmıştır.

Militan sorununun başlı başına çözümlenmek durumunda olan bir sorun olduğunu, günümüz de iyice göstermiştir. Biz, militan çözümlemeyi niye bu denli geliştirdik? Toplumsal özelliklerimiz buna bizi mecbur etti. Kürt kişiliği bin yıldır düğüm düğüm olmuş bir kişiliktir. Çözmek zorundaydık, onun için yöneldik denilse de, bence bu sınırlı bir yaklaşımdır. Daha da önemlisi militan çözümlemeyi yapmak, sosyalist kişilikteki tıkanmayı görmek, onu aşmak ihtiyacını sürekli hissetmekten kaynaklanmıştır ve uluslararası deneyimden daha fazla etkili olmuştur.

Türkiye’deki militanın sefaleti, bizi militan çözümlemeye alabildiğine ağırlık vermeye zorlamıştır. Yine sahte komünist partiler ya da içi boşaltılmış komünist partilerde ki parti üyeliğinin yozlaşması, hatta en yoz kişiliklerin bu komünist partiler içinde ortaya çıkması, bizi militan çözümlemeye itmiştir. Hiç şüphesiz ulusaltoplumsal özelliklerimiz de bunda son derece etkilidir ama, belirleyici değildir. Demek ki, sosyalizmin sorunlarına kendi küçük çapımızda PKK ölçeğinde cevap aramaya çalışırken, aslında genelde bir sosyalist tıkanmayı, bireyde kilitlenmeyi de çözmeye çalıştığımızı iyi biliyoruz.

Ulus çapında sosyalizmi kurdum dersin, parti çizgisine egemen kıldım dersin ama, militanı çözemezsen, doğru militanı bulamazsan bütün bunlar boşa gider. Aslında bu sorunlar görülmemiş değildir. Ustalarda sık sık “iyi kadrolar olmadı mı programlar, kararlar bir hiçtir” der. Ama bu yetmiyor, daha fazlası gerekiyor. O da nedir? Bizzat militanı nasıl yetiştireceksin? Militan nasıl ortaya çıkacaktır? PKK deneyimi herhalde bu konuda en iyi bir okuldur. Öyle sanıyorum ki, önde gelen bir okuldur.

Biz, insanla çok uğraştık, yani devrimin dış cephesi kadar, direkt düşmanla uğraşan cephesi kadar,  hatta ondan kat kat daha fazlasını  kendi içimizde yapmak zorunda kaldık. Buna çok mu istekliydik? Hayır. Gelişmek için bunun kaçınılmaz olduğunu gördüğümüz için yaptık. Kaçınılmazdı, çünkü sosyalizmin genel durumuna baktığımızda; herkes sosyalizmden rahatlıkla vazgeçebiliyor, sorunlarına kimse çözüm gücü olmak istemiyor. Ulusaltoplumsal koşullarımıza baktığımızda; herkes düğüm olmuş, kimse açımlanmak, çözümlenmek istemiyor. Bu durumda böyle dönemlerde ilerlemenin kaçınılmaz koşulu o bireyi çözümlemektir.

Sosyalistleşmeyen, uluslaşmayan, demokratlaşmayan kişiliği operasyona tabi tutmaktır, ameliyat masasına yatırmaktır. Ve bu bizde iyi yapıldı. Görülüyor ki PKK’de gerçekleşen, aslinda sadece ulusaltoplumsal özellikli ihtiyaçlardan kaynaklanan bir gerçekleşme degil, genel çapta reelsosyalizmdeki bir tikanmanin, ciddi bir engelin, yerine getirilmeyen bir görevin gerçekleştirilmesidir.

PKK bu anlamda bir çözüm oluyor.

Sosyalist tipin şekillenmesi adina gerçekten saglananlari bir kez daha özetlersek bunun, öyle salt ulusal ya da sadece sinifa dayali bir çözümleme olmadigi anlaşilacaktir. Ve sadece askerisiyasi bir görevi başarmak amaciyla da baglantili degildir. Daha fazlasini kapsiyor. Biz, günlük olarak savaşimimizda, eski din kitaplarina dair “ideal insan, melek insan, evliya insan” denilen ve biraz da bize hikaye gibi gelen insani böylece somut kilmaya çaliştik, yaratmak istedigimiz biraz da buna benzer bir insan. Yani çözüme ulaşmiş insandir.

Bir defa kapitalizmin bütün deger yargilarina karşi aşama yapmiş insandir. Işte bu reelsosyalizmin oluşturdugu tipi de aşan bir insandir. Hele bizdeki yari feodal, yari kof burjuva da diyebilecegimiz tipi de aşan bir insandir. PKK savaşi verilen insan böyle bir insandir. Buna aşama yapmak için gereksinim duyuldu. Bugün PKK’yi PKK yapan ve bu gelişmeleri doguran bir aşamaya ulaşmak için bu yapilmak zorundaydi. Yapmasaydik, kendi mücadele tarihimizden iyi biliyoruz ki, gelişme olmayacakti.

Sürekli sosyalizm adina dayatilan sosyalşovenizme karşi mücadele olmasaydi, yine ulusallik adina kaba, sahte bir milliyetçilikle mücadele olmasaydi, yine militanlik adina kaba, lümpen bir dayatmaya karşi mücadele olmasaydi, biz neyi halledecektik? Neyi geliştirecektik? Bireyin özgürleşmesi, PKK’de çok yönlü eğitimle, çabayla hazırlanmasaydı gönüllülük ilkesini ne kadar geliştirebilecektik? Ve bu ilkeyi geliştiremediğimizde PKK’yi kaç gün yürütebilecektik? Çok önemli sorulardır ve biz biraz cevap vermeye çalıştık.

Emek adına hareket edenlerin birliği var, dayanışması var. Fakat gerçekten daha da güçlü bulunmak isteniyorsa PKK tarihi bunu iyi öğretiyor dedik. Ondaki mücadele görkemlidir. Bizim sözümüz gerçekten emeğe sadakatle bağlı ve emeğe saygısı olanlaradır. Sosyalizm onunla başlar. Onun birliğidir. Onun dayanışmasıdır, onun kurulmasıdır. Çok iyi biliyorsunuz ki, PKK bunun amansız hareketidir.

Dolayısıyla emek, toplumu var eden esas değerdir.

Bizde bunun fiziki ortamı elimizden alınmıştır. Araç gereçle bağlanması tahrip edilmiştir. Birliği ve dayanışması yok edilmiştir. PKK bunları görüyor. Gördüğü kadar ülkeye bağlanmak için araç gerece, emeğe bağlanıp arasında birlik ve dayanışma için büyük çaba sergiliyor. Bunlar, insan ve insan toplumu olmak için ilk yapılması gereken önemli işler oluyor. Şimdi çoğunuzun yaşamlarına bakıyorum, iyi güzel de bunun temelleri nasıl sağlanır? Asıl alt yapısı nasıl kurulur? Bundan haberiniz yok. Bundan habersiz olmak, sefil olmak demektir.

Bir takım siyasi, devrimci mücadelenin başarısızlık nedenleri bir bütün olarak yaşamla dalga geçmekle şekillendi.Yaşamla dalga geçmek, yaşam karşısında bu kadar kendini hafif tutmak herhalde içine girilecek en hayali tutum veya yaşam dışı bir durum demektir. Şimdi bütün bunlar da maalesef yaşanıyor ve bizde artık dayatılan bir tutum oluyor. Bu iflastır, kaçıştır ve ne yazık ki günümüz insanlığı açısından vazgeçilmez kılınmıştır. Bu böyledir.

Yaşamak istiyorsan, ister bütünüyle halkimiz açisindan olsun, ister bireyimiz açisindan olsun bu noktada yakalanan dönüşümün imkanini iyi kullanacaksin veya PKK’de ifadesini bulan çözüm gücü olmayı bileceksin. Başka türlü yaşama yol açılmıyor, yollar kapalı. Bin defa çıkmaz yola girmek, yürümek değildir. Hep bir çıkmazla sonuçlansın, bizim yaşam zaten şimdiye kadar buydu. Herkes her türlü çıkmazı yaşıyor. Biz, bunu biraz yola döndürdük ve sonuç aldık.

Bizim sözümüz hiç şüphesiz gerçekten insanlık değerlerine esasta bağlılığı kurmak isteyenleredir. Onu her şeyin üstünde tutanlaradır. Mesela baskıcı, sömürücü bir gücün kalıntısı olmaya geldi mi, “nasıl hırsızlarım, nasıl bastırırım veya nasıl kaçırtırım” onun bizde yeri olmadığı gibi, onunla bir yere de varılamaz. PKK’nin bu temelde gelişen olumlulugunu görmek, tek kelimeyle Kürdistan’da bugün dostun da, düşmanin da kabul ettigi gibi yaşam halkasini yakalamak demektir. Parti için bunu artik biz söylemiyoruz.

PKK’de şekillenen insan bir halkin dirilişi oluyor. Eger bir halk var olacaksa onun tek umut vereni oluyor. Ulus baglariyla, toplum baglariyla biricik çaredir, umuttur deniliyor. Düşman da bunu dolayli da olsa itiraf ediyor. Şimdi bunlar bizim dogru yolda oldugumuzun dost, düşmanca da itiraflaridir. Biz buna fazla gereksinim duymayiz. Biz, kendi kendimize ancak kararlaştiririz ve kendimizi yeterli, hakim kilabiliriz. Başkalarinin olumlu ya da olumsuz söylediklerini de dikkate aliriz ama, her birimiz kendimize ne kadar çözüm gücü oldugumuzu sormaliyiz. Her birimizin kendisine sormasi gereken soru budur.

PKK’nin kendine göre bir ortamı, PKK’nin bir dayatması, PKK’nin bir programı var. Anlatmaya çalışıyorum, çerçeve itibariyle, muhteva itibariyle ne kadar gereklerini yerine getirmişsiniz bu, önemlidir. Onun adına savaşmak isteyen, hem de bir kadro olarak savaşmak isteyen sizler, bu soruya mutlaka cevabı yeterince vermelisiniz, aksi halde kendinizle alay etme, kendinizi aldatma olur ki; bu, bir bireyin kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. Buna da hakkınız yok.

Biz baştan itibaren ülkemizde çalışmak isteyen, yani emeğin sahipleri olarak emeğimizi ülkemizde yoğunlaştırmak istiyoruz. Bunu bir bütünen toplum olarak yapmak istiyoruz. Köyde isek köyde, kentte isek kentte, toplum olarak kolektif bir biçimde yapmak istiyoruz. Emeğimizi ülkemizde ve toplu olarak gerçekleştirirken, sonuçlarını da başkalarına değil, buradan da yola çıkarak kendimize mâl etmek için emek sahibi oluruz. Gündeme toplumsal mücadeleyi getirir, ülkemizde toplu olarak emeği sarf ederek, ülkemizi ve kendimizi geliştirebiliriz. Ama bunun için baştan toplumsal mücadele gerekli. O, bir parti ile mümkündür.

Emeğin sahiplerinin kendi ülkelerindeki emeklerini yoğunlaştırıp insanca yaşamaları için verilmesi gereken bir mücadeleleri vardır. Onun için de partileri olmalıdır. İşte böyle, bu düşünceyle PKK’ye adım atılıyor. Ülkenin kurtuluşu niçin gereklidir? Ülkede emek yoğunlaştırmak istiyor. Emek birleşik sarf edilirse bir değeri ortaya çıkarabilir. Tek bir kişinin emeği fazla bir şey yaratmıyor. Onun için topluluk, toplum bilinci, bu da olsa olsa ancak bir partiyle mümkündür. Görüyorsunuz ki, bu çok gerekli. Kendi ülkesinden kopuşu ve toplumun çözülüşünü iliklerine kadar göz önüne getirin ve anlayın. Şimdi bir milyon Güney Kürdü dağa çıktı diye kıyamet koparılıyor.

Biz, 12 Eylül döneminde birkaç milyon, hem de en kötü bir biçimde sökün eyledik, kimsenin kılı kıpırdamadı. Daha büyük bir facia ve trajedi oldu. Biraz gerçekleri görelim. Gerçekleri görmeyenin, gerçeklerle bağı kopanın her şeyi bitmiştir. Bunu da kulaklarınıza küpe edin. İnsanız deyip kolay yerimizde oturmayalım. Temel değerlerden kopmuş, insanın trajedi dediği durumu kendi ellerimizle, irademizle yaşıyorsak, burada bir trajediden öteye bir facia var, bir dehşet vardır. Onun içinde biz varız ve bağlanmışız. Çok amansız koşullarda da olsa birleşmek istedik. Şimdi sizin örgütsel bağlarınıza bakıyorum, değerlerle bağlarınıza bakıyorum, inanılmaz ölçüde bana zayıf, ölü geliyor. Nasıl yaşıyorsunuz? Bir türlü anlayamadım veya kendime kabul ettiremediğim durum budur. Her şeyden sökülüyorsunuz, bir bağlanma gereği duymuyorsunuz.

Bu neyi yaşamaktır? İnsanınızı bir de siz kaçırtıyorsunuz. Hazır insanı bile bir araya getirmekten ziyade, kaçırtıyorsunuz. Bu ne demektir? Bunlar facia ve pratiklerinizde bunlar var. Dehşete kapılmanız gereken yerde çok normal görüyorsunuz. Bu meseleleri böyle ucuz atlamak kolay değil. Kaybedilen toptan bir insanlıktır. Bu da kaybedildi mi sen yaşamışsın, bunun hiçbir anlamı yok. Bırak o yaşamı. O yaşama saygı, o yaşama namuslu, onurlu yaşam diyenlere gülüyorum. Nerede onurlu yaşam, nerede namuslu yaşam? Sen, temelli kaybetmişsin. Temeli kaybettikten sonra artık sokakta terk edilmişsin aslında, sokaklarda yalnızsın, bir başınasın. Bin sefer seni sürseler yerindedir. Bunu da anlamıyorsunuz, fakat anlamanız gerekiyor.

İnsanlık kolay bir şey değil. Bir dünyanın trajedisi olmak kolay bir şey değil. Hayvanlar gibi yollara sürülmek, öyle kolay yenilir, yutulur bir durum değil. Ama çoğunuz seyrediyorsanız, sizde hastalık çok derinleşmiş demektir. Bütün bunların küçümsenmeyecek boyutlarda sizde yaşadığını biliyorsunuz. Onun için diyorum ki, ben aşka geldiğim için veya çok kudretli olduğum için de değil, vazgeçilmez bir insani yeri yakaladığım için, ülkeden kopuş kolay olamaz, topluluk olmaktan çıkmak kolay olamaz diyorum.

Her düzeyde kaçış öyle basit bir mesele olarak değerlendirilemez. Çok tehlikeli buldum. İliklerime kadar etkisini yaşadım ve bu beni ülkeye yöneltti, ülkeye yöneliş yurtseverlik duygusuna yol açtı, topluluğa yöneliş, topluluk yaratma fikri bizi parti fikrine götürdü, emeklerimize bağlılık, emeklerimizin sonuçlarına sahip çıkma bizi parti mücadelesine, toplumsal mücadeleye götürdü. Karşımıza çıkan engeller adım adım bizi halk savaşına götürdü. Biz, halk savaşına böyle geldik. Öyle büyük bir silahşor olduğum için veya çok böyle tutkun olduğum için değil ki, zaten o koşullarda böylesine bir savaşı göze almak mümkün değildi fakat, kendimize, kendi emeğimize sade bir saygıyı bile göstermek için buradan başka hiç bir yol olmadığı noktada, yerde bunu gördüğümüz için yöneldik. Ve bunu nefes nefese iliklerimize kadar yaşadığımız için dedik ki, işte parti fikri, işte mücadelesi, işte halk savaşı, işte gerillası ve bugüne kadar gelmeyi zorunlu gördük. Şimdi bunlar PKK’de iyi konulmuştur diyorum.

Son yılların çözümlemeleri ve amansız pratikleri büyük bir insanlığı, insanlık değerlerine büyük bir kopuşu önlemek ve mümkünse yeniden büyük bir insanlığı kendi koşullarımızda yaratmak içindir. Esasında bunu emeğin ülkesine, emeğin sahiplerine bağlanması ve bu temelde yaşam mümkün kilmasi içindir. Büyük mücadele tami tamina bunun içindir. Buna baktik, bunu esas aldik, her şeyi buna bagladik. Bunun dişinda bir şeyin, hiç mi hiç deger ifade etmeyeceginden emindik, bunu iyi bildik, bundan şaşmadik. Sonuç: Bildiginiz gibi gerçekleşen bir parti hareketi. Bu hepiniz için geçerli.

Kendi pratigimde, kendi örnegimde çözümledigim olay, sonuna götürdügüm olay, bir ulus için benden bin kat daha gerekli. Birey olarak kendimi çözmüşsem, bu benim için kurtuluşu ifade eder. Ama bir ulus için bin kat daha fazla onun muhtaç oldugunu da gösterir. Sizlerin de benden daha fazla muhtaç oldugunuzu gösterir. Çözümlenmeden, aşama yapmadan siz yaşama hakkinizi savunamazsiniz. Hatta yaşama iddiasini bile öyle karşimizda ileri süremezsiniz. Insanlik karşisinda ileri süremezsiniz. Aksi halde “yapariz” derseniz, “yaşadigimizi saniyoruz” derseniz, gülünç duruma düşersiniz. Ciddiye alinmazsiniz. Nitekim alinmiyorsunuz. Büyük yanilgiyi kimler yaşiyor? Rezaleti, trajediyi, komediyi kimler yaşiyor bu dünyada? Bunu göz ardi edemeyiz. Partimiz içinde zayifligi, güçsüzlügü, zarari kimler yaşiyor? Bunlari hiçbir zaman göz ardi edemezsiniz.

Bizim yaşantimiz, destan olsun diye degil, bilmem şöyle anişani tutsun diye degil, çok zorunlu bir gereksinmeyi karşilasin diye bu işlere adanmiştir. Yapilmasi gereken basit ve sadedir. Ama mutlak anlamda da gereklidir. Bunu böyle anlayacaksiniz ve bunun için bir firsat, bir imkan yakalamişsiniz, bunu büyük mutluluk vesilesi bileceksiniz. Buna yükleneceksiniz, bundan çikiş arayacaksiniz. Ancak bununla biraz kendinizi var edebileceginizi, ulusal olarak, toplumsal olarak var edebileceginizi asla unutmayacaksiniz veya bunun dişinda bir rota, bunun dişinda bir varlik nedeni kendiniz için tanimayacaksiniz.

Inaniyorum ki bu aşamada PKK’de gerçekleşen, bu vazgeçilmez degerlere baglanma durumudur. 1991 hamlemizde her zamandan daha fazla ülkeye baglanmak durumu gelişmiştir. Yine emegin sahiplerinin durumu, dayanişmasi gelişmiştir. Partinin öncü güç olarak buna yol açma, büyük engellemelerle de karşilaşsa, çözüm gücü olma, onun hem teorik, hem pratik ifadesi ilerlemiştir. Öyle ki toplumsal mücadelelerin en anlamlisi bu yil içinde kendini yüze vurmuştur. Serhildanlar çok ciddi bir toplumsal mücadele örnegi olarak halkin gündemindedir. Yine öncü gücün savaş tarzi olarak gerilla yol alacaga benziyor. Ne kadar da engel dikilse, yine sagdansoldan ne kadar çekiştirilmek, boşa çikarilmak istenilse, öncü gücün yol açiciligi halkin ülkesine, emegine sahip çikmasini, korumasini, onun örgütlenmesini ilerletiyor. Bunlar önemli gelişmelerdir.

Iddiali olanlar, bir şeyler yapmak isteyenler, kendini bulmak isteyenler, var etmek isteyenler için ki bu bizde gerçekten mümkünse her gün yeniden doguş anlamina da gelir. Eger insan olarak olmak istiyorsak, bu yeniden bir doguştur. Imkanlar bunun için oldukça gelişmiştir. Bütün bunlari gerçekten ilerlemiş bir sosyalizmle saglamamiz unutulmamalidir ki bizi alabildigine tarihin her türlü geriliginden kurtaracagi gibi, insanligin önündeki temel sorunlari aşmada da bizi iddialı kılar. Birey olarak, toplum olarak iddiali kilar.

PKK gerçekten bunu başariyla bugüne kadar saglayabilmiş bir harekettir. Insanin özgücüne dayanma giderek onu bir halkin özgücüne dönüştürme, örnek bir biçimde ve hem de çok geri koşullardaki halkimiz için de gerçekligine göre onur vericidir. Coşku saglayicidir. Biz, bununla kendimizi buldugumuza eminiz. Sosyalizmden esinlenmemiz giderek sosyalizmin bilimine daha fazla sarilmamizi, ona ödünsüz, tavizsiz bir biçimde başta parti içinde olmak üzere, giderek halkimizin mücadelesinde hem savunmamiz, hem eylem kilavuzu olarak altinda yol almamiz bizi var etmiştir.

Denilebilir ki, her halktan daha çok bizim halkimiz için sosyalizm temel yaşam degeri anlamina gelir.

Biz ulus olarak da, toplum olarak da sosyalizmin öncülügünde diyebiliriz ki kendimizi tanidik. Tanimaktan da öteye var etmeye çaliştik. Halen de çalişiyoruz. Eger bugün PKK sosyalizmin en iddiali partilerinden biri ise bunun anlami biraz da bir halki bu ideolojinin kilavuzlugunda gerçekleştirmiş olmasidir. Dolayisiyla bizim sosyalizmi savunmamiz süreklidir.

Sosyalizmi hiçbir halkin içindeki, hiçbir ulusun içindeki partiyle kiyaslanmayacak düzeyde savunmamiz anlaşilirdir. Bu temelde diyoruz ki, 1 Mayis işçi sinifinin birlik ve dayanişma gününde

Yaşasin Sosyalizm!

Yaşasin 1 Mayis!

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerinden derlenmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz