Eren: Her Kürt bireyi devrimci halk savaşının cesur ferdi haline gelmeli

0
65

PKK İnanç Komitesi Üyesi Cihan Eren, Kürtlerin, kendilerine Türk’üm diyerek gelen dincilere de laik milliyetçilere de kanmaması gerektiğini belirterek, “Namazları kazaya bırakacak günlerden geçiyoruz. Herkes elini vicdanına koysun ve ‘bu halkın en yiğit ve güzel evlatları kimyasal silahlar altında savaşıyorken ben ne yapıyorum, ne yapabilirim?’ sorusunu kendine sorsun’’ dedi.

PKK İnanç Komitesi Üyesi Cihan Eren, ANF’nin sorularını yanıtladı.

PKK’nin kuruluş yıldönümü yaklaşıyor, 45. yıla giriliyor. PKK ile Kürdistan halkının ilişkisini nasıl tarif ediyorsunuz?

Başta Rêber Apo olmak üzere tutsak yoldaşlar ve şehit ailelerimiz şahsında Kürdistan halkı ve dostları ile HPG/YJA Star komutan ve savaşçılarının 45. Parti Yılı’nı kutluyorum. Haki Karer ve Sara yoldaşlar şahsında tüm şehit yoldaşları anıyor, bağlılık sözümü yineliyorum. Kürtler, genç kızları ve oğullarının fedaice savaştığı Metîna-Zap-Avaşîn’de, 45. Parti Yılı’na insanlık tarihini etkileyecek büyük bir zafere emin adımlarla yürüyerek giriyor.

PKK, Kürdistan’da demokratik Kürt uluslaşmasına öncülük eden bir harekettir. Böyle bir hareketin seveni, taraftarı ve sempatizanı olmak yüce bir duygudur; saflarında nefes almak değerlidir, mücadelecisi, savaşçısı olmaksa sorumluğu büyük, anlamı da kutsaldır.

Rêber Apo’nun tarih ve toplum düşüncesi, Kürt halkını tarihi ile buluşturmuştur. Kimliğini, bilinçli yaşama iradesi kazandırmıştır. Bu düşünce PKK olmuş, mücadele ederek Kürt halkının itibarını büyütmüş, insanlık ailesi içinde de onurunu yükseltmiştir. Kürt insanının ülkesi, değerleri, onuru ve geleceği için savaşmasını, özgürce yaşamaktan başka bir yaşamı kabul etmeme zihniyetini ve ahlakını kazandırmıştır. Bu anlamda PKK, Kürdistan toplumu için özgürlük zihniyeti ve ahlakı olmuştur. PKK ile Kürtler arasında “PKK halktır” sloganında da anlaşılacağı gibi ruhsal bütünlük kurulmuştur. Kürtler, PKK ile xwebûn sürecini yaşamaya başlamıştır. PKK, Kürtleri kendisi için yaşayan, çalışan ve mücadele eden bir halk yapmıştır. Kürtler, PKK ile kendini bulmuş ve güzelleşmiştir. PKK, Kürtlere doğru ile yanlışı, yurtseverlik ile ihaneti birbirinden ayıracak duygu ve düşünceyi kazandırmıştır. Kürtler, 21. yüzyıla bu duygu ve düşüncelerin ifadesi olan kadının öncülük ettiği yurtseverlik bilinciyle girme ayrıcalığına kavuşmuştur.

Kültürel soykırım ile mücadelede tarih bilincinin önemi nedir, bunda PKK mücadelesi nasıl bir rol oynadı?

Ulus devlet, iktidarcı güçlerin fiziki ve kültürel soykırım aracıdır. Türk ulus devleti söz konusu olduğunda ise soykırımcılığın temel politika haline getirildiği görülür. Sömürgeci soykırımcı Türk devletini kuranların çoğu, birkaç on yıl içinde milyonlarca insanı katletmiş katillerdi. Bunlar Kürtlere karşı da fiziki katliam yanında kültürel soykırım yapmıştır.

Kültürel soykırım uzun sürer, önü alınmaz ve karşı mücadele ile boşa çıkarılmazsa fiziki soykırımdan daha tehlikeli sonuçlara yol açar. Çünkü daha yok edicidir; daha çirkinleştirici, toplum yapısını bozucu ve ahlaksızlaştırıcıdır. Kültürel soykırım, yaşamın her alanını, yaşamdaki hemen her şeyi hedefler, bir halkın her şeyini sömürgecinin istediği içerik ve biçimde dönüştürmeyi amaçlar. Duygudan düşünceye, dinden dile, kültürden sanata her şey, kültürel soykırımın hedefine alınır. Bu saldırı, birkaç kelimeyle de olsa dilini konuşmaktan düşmana kurşun sıkmaya kadar, çok geniş bir cephede mücadele verilerek yenilgiye uğratılabilir. Kürtler bunu yapmaya çalışıyor.

Kürtler, kültürel soykırıma karşı, dil ve kültürel zenginliğini, geçmişlerinin derin dinsel hafızasını, günümüzün demokratik özgürlükçü bilinciyle güncelledikleri kadar kazanacaklarını bilmelidir. Her Kürt ferdi, mutlaka tarihini, dinsel geçmişini okumalı, öğrenmelidir. Bu bilinçle etnik anlamda soysuz, tarihleri masal, dil ve dinleri yapay Türk-İslamcı faşistlere karşı direnmeli, devrimci halk savaşının cesur birer neferi olmalıdır.

Önder Apo, Kürtlere tarihlerinin büyük olduğunu, insanlık tarihinde öncülük rolü oynadığını fakat güncelde yaşadıkları yaşamın lanetli bir yaşam olduğunu söyledi. Bunun bilincini verdi, vermeye de devam ediyor. PKK de bu bilinçle Kürtlerin onur ve şerefle yaşamasını kesinleştirmek, süreklileştirmek istiyor. PKK, Kürtlerin özgürlüklerini elde etmesi için nasıl yaşaması ve mücadele etmesi gerektiğini de gösteriyor, öğretiyor. Bu yöntem, Kürtleri halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesinin öncüsü bir halk yapmıştır. Böylece Türk egemenlerinin “kart kurttan türemiş kırolar”, Fars egemenlerinin “hizmetkar küçük kardeş”, Arap iktidar İslamcıların “cin soyundan türemiş ve güvenilmez” dediği Kürt’ten, insanlık değerlerini temsil eden, bölge halklarına demokrasi ve eşitlik mücadelesinde öncülük eden bir konuma yükselme oldu. ‘Jin jiyan azadî’ kültürü ile de dünyanın devrimci, dönüştürücü halkı olmaya başladı. 45. PKK Yılı’na bir de bunun gururunu yaşayarak giriyoruz. Bu, Kürtlerin yaşadığı değişim ve dönüşümdür, devrimdir ve gelişmedir. Şehit ailelerimiz şahsında tüm Kürtlere ve insanlığa bir kez daha kutlu olsun. Bunca soykırım saldırılarına rağmen yaratılan bu gelişmede, halkımızın tarihini tanıması, kültürüyle yaşaması, dinsel geleneğini bilmesi ve ahlaki değerlerini terk etmemesi bilincinin de rolü büyük olmuştur.

Kürt tarihinde ve yaşamında dinin ve inancın yeri nedir, Kürt Halk Önderi din ve inançlara nasıl bakıyor, Kürtleri nasıl tanımlıyor?

Rêber Apo’nun belirlemeleri ışığında şunları ifade etmek mümkündür; Kürtler inancı, vicdanı ve ahlaki değerleri güçlü bir halktır. Kendine ait mitolojisi ve dinsel geçmişi vardır. Kürtler dinsel değerlerinden güç alarak etnik kimliğini geliştirmiş az sayıdaki halklardan da biridir. Bunu başarmış ilk halk olma olasılıkları da yüksektir. Din bilincinden maddi kültür yaratmak, örgütlenerek mücadele etmek ve etnik kimlik değerleri geliştirmek, yaratıcılık isteyen bir iştir. Kürt bilincinde mitolojik ve dinsel çağda yaratılmış toplumsal ve ahlaki değerler önemli bir yer kaplar. Bu bilinç, günümüzde Kürtleri dinsel-inançsal olarak diğer halklardan ayrı bir yerde tutmaktadır. Kürtlerin iktidarlarla ilişkisinde mitolojik ve dinsel hafızasının etkisi incelenmeye değer bir konudur. Kürt aydınlarının ve tarihçilerinin sosyolojik analizlerle bu konuları derinlikli işlemesi çok önemlidir.

Önderliğimiz din ve inancın toplumdaki yerini ve önemini erkenden fark etmiştir. Bu, PKK’nin Kürtleri inanç duygusunun bir topluma vereceği gücü doğru temelde geliştirmesine yol açtı. Böylece Kürtleri kendini yaratma sürecine inanarak soktu ve bu alanda devrim gerçekleştirdi. Kürtlerde dinsel-inançsal alanda belli bir zihniyet devrimi gerçekleşmiştir demek mümkündür. Örneğin yurtsever Kürtlerde bir inanç olarak “Önderlik demişse doğrudur” sözü oturmuştur. Kürt yurtseverleri için en bağlayıcı yemin “bi xwîna şehîda”dır. Kürt tarihçiler, etnologlar, sosyologlar, sanatçılar bunun ne anlama geldiğini yeterince biliyorlar mı? PKK’den önce Kürtleri kültürel soykırımla yok etmek isteyenler, inanç adı altında halkımızı hurafelere, mucizelere inandırmak için Kürt kılıklı bazılarını görevlendirmişti. Bunlar halkımızı din adı altında kandırıyor ve kullanıyordu. Bu saldırı çok önemli oranda etkisiz kılınmıştır. Kürtler, TC’nin eskiden hurafecilikle görevlendirdiği bu kötü niyetlilere inanmamaya başlayınca, devlet onları hain ve kontra olarak görevlendirdi.

PKK’nin Kürtleri bilinçlendirip yurtseverlik ölçülerini yükseltmesi, 1990’ın başında da serhildana kaldırmasıyla bu hain ve kontraların, içinde yurtsever din alimlerimizin de olduğu binlerce Kürt’ü katletmeye başlaması tesadüf değildir. Ergenekon’un JİTEM örgütü bunları Hizbullah adı altında bir katiller güruhu olarak, Türk-İslam sentezci Erdoğan ve AKP ise Hüdapar adıyla din yalancısı, istismarcısı ve ajan ağı için kullanıyor. Sömürgeci soykırımcı TC, iktidar kliklerinin faşist renklerine göre, Kürt hainlerinin yerini ve konumunu da kullanma biçimini de değiştiriyor. En nihayetinde yöntemi değiştirse de amaç değişmiyor; Kürtler ülkelerinde dini, dili ve kültürü ile özgür olmasınlar istiyor. PKK, Kürtleri dinle kandırıp kendine abd (kul) edenlere, Müslüman Kürtleri dün sarhoş ve kardeş katili Osmanlı halifelerine; bugün yalancı, hırsız ve halklar katili Erdoğan ve AKP-MHP rejiminin hizmetine sokup para, mal ve mülk kazananlara karşı mücadelenin de adıdır. PKK, tarih bilincidir, insandan adil olmasını ister. Tarihe, dine ve inanca saygılı olmasını bekler. Dolayısıyla PKK, Kürt halkının dinsel ve inançsal değerleriyle buluşma yolunu hem açtı hem de öğretti. PKK, ilk günden itibaren Rêber Apo’nun perspektifleri sayesinde Kürtler ile inançsal kimlikleri arasındaki bağın doğru kurulması gerektiğine inanmıştır; PKK, Kürt halkını, kendine ait ve kendine has inançsal bir geçmiş yaşadığının derin bilinciyle örgütlemiştir. Kürtlerin bu alanda ayrı bir tarihi, yarattığı bir kişilik ve kültürü söz konusudur.

Kürtlere dönük soykırım saldırıları, dinsel ve inançsal değerlerini de hedefleyip bozdu mu, Kürtlerin inancı da mı asimile ediliyor?

Son 200 yıldır Kürt kültürel soykırımının en tehlikelisi, ulusal inkar ve kimliksizleştirmenin en kapsamlı saldırısı, din silahı kullanılarak yapılıyor. Bu saldırıda Kürt ulusal inkarı ile inançsal değerlerinin inkarı ve yozlaştırılması paralel götürülmek isteniyor. DAİŞ katliamlarında da gördüğümüz gibi milliyetçi Arap egemenleri, Kürt inanç değerlerini kendi gerçekliklerini deşifre ettiği için Kürtleri düşman görüyor; Fars egemenleri binlerce yılık ortak tarihimizi kendilerine mal edip “bizi yoksul evsiz küçük kardeş yapmak” için daha ince ve hissettirmeden saldırıyor; Türkler ise “yoksulluklarını ve evsizliklerini” bizden çalarak, evimizi işgal ederek gidermek istedikleri için Kürt etnik ve dinsel kimliğine saldırıyor

Bizlerin hücrelerimize kadar hissetmesi, ders çıkarması gereken en hayati mesele, sömürgeci soykırımcıların bize karşı bizzat tarihsel ve toplumsal değerlerimizi silah olarak kullanması meselesidir. Bu saldırı biçimi halk olarak ne duruma düşürülmek istendiğimizi anlamamızı sağlayacak gerçekliktir. Başta Türk sömürgeciliği ve soykırımcılığı olmak üzere birçok çevre ve güç, bunu en fazla din ve inanç değerlerimizi kullanarak yapıyor. Örneğin bizzat Kürt inancı ve kimliği olan Alevilikle, Kürt Alevilere Türk’sünüz, deniliyor. Türklerin Müslümanlaşmasında rol oynamış, mezhebe ve tarikata bağlamış, Türk egemenlerinin övündüğü birçok padişahını eğitmiş, terbiye etmiş bir gelenekten, Türk devleti için Kürtleri katleden katilliğe düşenler ne kötü ve günahkardır! Yani Müslüman Kürtlerden bir kesim, halkına düşman yapılmıştır. İşte dünün katili bugünün Hüdaparcıları ortadadır. Korucuların ağzından Allah peygamber ve Kur’an hiç eksik olmuyor. Halbuki sömürgecinin Kürtlere saldırısı, yabancı birinin evinize girip her şeyinize el koyduktan sonra sizi dışarı atması gibidir fakat korkaklar, teslimiyet içindekiler, bencil ve çıkarcılar bunu böyle anlamak istemiyorlar. Bu husus bazılarının imanının kirletildiği anlamına gelir. Maalesef Kürtlerde dinini, imanını para, mal ve mevki için satan bir kesim yaratılmıştır. Padişahlara akıl veren, gerektiğinde şehzadeleri tokatlayan Lalalık düzeyinden, ırksız ırkçılara, dinsiz dincilere yalakalığa düşülmüştür.

Sömürgecilerin, Kürtlerin inançsal değerlerini sadece bozmadığını, kendilerini güçlendirmeye yarayan kısımları kendilerine mal ettiğini, hatta bu değerleri Kürtleri katletmek için kullandıklarını mı söylemek istiyorsunuz?

Evet. Kürtler, din ve inanç alanında kadim değerlere sahip bir halktır. Kürtlerde dindarlık ile iyi ve doğru insan olmak aynıdır. Kürtlerin havsalasında biri dindarsa ya da ben dindarım diyorsa o kişi iyi ve doğrudur. Bu İslam’dan önce Kürtlerde oluşmuş kadim bir bilinç olup kişilik özelliğine dönüşmüştür. Sömürgeciler, Kürtlerin bu özelliğini Kürtlere karşı kullandı. Halen de kullanmaya çalışıyorlar. Kendilerini dine inanmış gibi gösterip Kürtleri kandırmaya çalışan son saldırgan ve sömürgeci güç Türk-İslam rejiminin AKP’si oldu. Her gün Kürtlerin ağzından TC yetkilileri için “biz de Müslümanız, Müslüman Müslümana bunu yapar mı, insan bu kadar vicdansız olur mu?” sözlerini duyuyoruz değil mi? Bunu en çok Müslüman Kürtler dillendiriyor. Müslüman Kürtler başta Türkler olmak üzere herkesin kendi gibi inandığını sandıkları için bu cümleleri kullanıyor. Irkçı bir Türk ağzını yamultup Arapçayla dua etse bile iyi biri olduğuna, kendisinden kötülük gelmeyeceğine inanan Kürtler hiç de az değildir. DAİŞ’e kadar da Kürtlerin çoğu Arap iktidar İslamcıları “seyit” ve “şerif” bilirdi. Soylarını bu iktidar İslamcılara dayandırmaktan gurur duyardı. Yine Erdoğan ve AKP’nin Kürtlerden destek almasında da bu zihniyetin etkisi olmuştur. Çünkü Kürtlerden hatırı sayılır bir kesim son 5 yıla kadar da Erdoğan’ın iyi bir Müslüman olduğuna inanıyordu; AKP’ninse İslamcı bir parti. Başta Müslüman Kürt halkımız olmak üzere tüm Kürtler hiç kimseyi kendileri gibi düşünmemelidir. Onların yüreklerine ve beyinlerine nakşolmuş “dine inanan herkes iyidir, kötülük yapmaz” zihniyetinin ve düşüncesinin sadece ve sadece kendilerine has bir özellik olduğunu adları gibi bilsinler. İster Reya Heq Alevi, ister Müslüman Kürt olsun, başkaları da kendileri gibi inansın istiyorlarsa yani “bir dine inanan her insan iyidir, ahlaklıdır, kötülük yapmaz” diyorlarsa böyle bir insanlık durumu için mücadele etmekten başka yolun, PKK’den başka yöntemin olmadığına da adları gibi inanmalılar.

Kürtleri iktidar İslam’ın Selefi, İhvancı ve Türk-İslam sentezci anlayışlarına karşı bilinçlendiren, koruyan mücadelede Kürt Halk Önderi’nin etkisi nasıl oldu?

Önderliğimizin insanlık için en büyük hizmeti, kadın özgürlük ideolojisini geliştirmiş olmasıdır. Bu tartışmasızdır. Önderliğimizin toplum bilime, Müslüman halklara yaptığı hizmetlerinden biri de dine doğru yaklaşmamızı geliştiren tespitleridir. Önderliğimizin toplum-inanç-ahlak-demokrasi ve özgürlük arasındaki organik bağı çözümlemesi halklarda zihniyet devrimine yol açacaktır; putlaştırılmış birçok dogmayı kıracaktır. Rêber Apo, toplumsal değişim ve dönüşümde temel belirleyici değerin, iyiyi bilme bilinci ve inancı olarak ‘ahlak’ ve iyiler arasında en iyisini seçme bilinci anlamında ‘politika’ tespitinde bulunmuştur. Bu tespitin yapılmasında dini sosyolojik, tarihsel ve toplumsal bir değer, bir hakikat bilme ve arama yöntemi olarak tanımlamasının da payı büyüktür. Önderliğimiz savunmalarda PKK mücadelesini İbrahimi geleneğe benzetmiş, Ortadoğu’ya (Lübnan-Suriye) ilk çıkış yolculuğunu da, Hz. İbrahim’in izindeki hicret şeklinde tanımlamıştır. Hz. Muhammed’e çağının en büyük devrimcisi demiştir. Kendini Müslüman bir sosyalist olarak da tanımlamıştır.

Önderliğimizin özellikle de 1994’ten itibaren din konusunda derin çözümlemeler yaptığını biliyoruz. Kürt alim ve seydalara çok büyük değer verdiğini, Şehit Mele Abdurrahman-i Timoqi için “Kürdistan’da en çok sevdiğim ihtiyar” sözünden de anlaşılıyor. Hizbulkontranın, Türk soykırımcıların emriyle katlettiği onlarca Kürt seydasını defalarca andığı, anılarına bağlı kalınması gerektiğini, bu seydaların Muhammedi mücahitler olduğunu da defalarca ifade etmiştir. DAİŞ saldırıları gelişince Demokratik İslam Kongresi önerisinde bulunarak, Kürtleri ve diğer Müslüman halkları faşist, milliyetçi dinci istismara karşı uyarmış, görüşleriyle yol göstermiştir. Şunu çok rahatlıkla belirtebiliriz ki; Önderliğimiz ile Kürt seydalar arasında çok özel bir duygu ve bağ vardır. İmanı ve ameli Muhammedi olan seydalarımız ve dost alimler, Önder Apo’nun ne yaptığını, nasıl bir insan olduğunu çok iyi biliyor, demokratik İslam değerlerine büyük hizmette bulunduğuna inanıyor.

Sadece Müslümanlar değil, Êzîdî, Alevi ve Yarsan-Kakai Kürtler de Önderliğimizin inançlarına değer verdiğini, onları derinden anladığını biliyorlar. Önderliğimiz, 1970’lerde “ben Dersîm’i görünce Kürdistan için mücadele kararlılığım daha da netleşti, kesinleşti” demiştir. İmralı koşullarında bile Êzîdîler için defalarca uyarıda bulunmuş, görüş ve önerilerini paylaşarak ne kadar hassas olduğunu, duyarlı yaklaştığını göstermiştir. Yarsanların kendisine gönderdiği selamı karşılıksız bırakmamış, kadim inançlarını bozmadan yaşamalarını, Kürtlüğün en zengin birikimi olduklarını belirtmiştir.

Önderliğimizin 1990’lardan itibaren derinleştirdiği, yeni paradigmasıyla da netleştirdiği görüşleri, Kürt halkında büyük bir karşılık bulmuştur. Halkımız kendini bu düşüncelerle eğitmektedir. Bu düşünce ve tespitler, Kürtlerin inançlarıyla doğru ve ahlaki temelde buluşmasını sağlamaktadır. Hain ve iş birlikçi gruplar dışındaki Kürtler, bugün dinsel bağnazlık içinde debelenmiyorsa, Kürtler Türklerdeki gibi laik-dinci gibi iktidarcı ayrımlara pirim vermiyorsa, yüzde 99’u Müslüman ve çoğu Şafii olan Amed’e Reya Heq Alevi Ocakzadesi bir kadını yüksek oyla belediye eşbaşkanı seçebiliyorsa, medresede okumuş bir başka Şafii Kürt siyasetçi de aynı kentte Türkmen Aleviler için cemxane açabiliyorsa, başka bir Alevi Kürt belediye eşbaşkanı da Şafii Kürtlere cami yaparken Alevi Kürtlerden destek alabiliyorsa… bu ve benzeri gelişmeler, Kürtlerin dinsel zihniyette demokratik değişim ve dönüşüm yaşadığını gösterir. TC, bu gelişmeyi Erdoğan ve AKP ile bozmak, boşa çıkarmak istedi, ancak başarılı olamadı. Türk sömürgeciliğinin, Erdoğan ve AKP eliyle Rojhilat haricinde Kürdistan’da kirlettiği, aldatıp kullandığı bir kesim vardır. Ancak ifade ettiğimiz devrim niteliğindeki gelişmeyi de kimse inkar edemez. İşte bu demokratik ve yurtsever bilinç, Önderliğimizin düşüncelerinin halkımız içindeki etkisinin düzeyini gösteriyor.

Kürt dinsel geleneğine Türk-İslam sentezci dinci faşistler de kendilerine laik diyenler de saldırıyor. Peki bunların kullandığı yöntemler arasında nasıl bir fark var?

Türk egemenleri, ağırlıkta Müslüman Kürtlerle, Türkmen-Türk halkı ise Yarsan-Kakai ve Reya Heq Alevi Kürtlerle ilişki içinde olmuştur. Örneğin Osmanlının kuruluşunda Şeyh Edebali, imparatorluk aşamasında Mola Goranî ve Akşemseddin, Osmanlılarla ilişkideki alim Kürtlere örnektir. Yavuz halifeliği gasp edince halk olarak da Kürtlerin Osmanlıyla ilişkisi gelişmeye başlamıştır. Halklar ilişkisi kapsamında Vefailik üzerinden gelişen Babailik ve Bektaşilik ise Yarsan-Reya Heq Alevi inancının Türkmenleri dönüştürmesi, etkilemesidir. Müslüman Türkmen-Türklerdeki Sünnilik de Kürtlerden çok etkilenmiştir. Hanefi mezhebi, Kürt-Fars damgalı bir mezheptir. Türklerdeki Nakşilik ve Nurculuk, Kürt alimlerin geliştirdiği yorumlara dayanıyor. Ahmet Yesevi, Kürt olduğu söylenen büyük alim Yusuf Hemedani tarafından eğitilmiştir. Mevlana ve Şems, Kürtlerin analık ettiği dinsel geleneğin içinden çıktılar. Egemen ulus psikolojisinden de beslenen milliyetçilikten ötürü Türklerin çoğu bu gerçekleri kabul etmeye hazır olmasa da hakikat tam olarak budur. Türk-İslam sentezci faşistler de laik milliyetçiler de bu gerçekleri çok iyi biliyor. Kürtlere karşı büyük bir kompleks içindedirler. Hatırlanırsa, okul kitaplarından “Araplardan sonra Müslüman olmuş ve sahabesi olan halk Kürtlerdir” bilgisini veren cümleyi çıkardılar. İslam ve tarih konularını işlemiş birçok kitap Türkçeye tercüme edilirken, tahribat yaptıkları, Kürt ve Kürdistan isimlerini çıkardıkları ya da yanlış yazdıkları da deşifre olmuştur. Her iki faşist klik, en başta Kürt dinsel geleneğinin sahip olduğu tarihi gerçekliği saptırmak istiyor.

Kendilerine ilerici, solcu, demokrat, Kemalist gibi sıfatlar takmış laik Türk egemenleri, Müslüman Kürtleri geri ve yobaz görür. Alevi Kürtleri bozulmuş Türk, Horasan’dan gelmiş Türkmen gibi bir şey olarak kabul ediyorlar. Bunlar kendilerindekini Kürtler üzerine atarak adeta bozuk ve sorunlu kişiliklerini deşarj ediyorlar. Türk ulus devletinin bu iki cenahı, Türk halkında “sizden aşağıda ve sizden daha berbat durumda Kürtler var” psikolojisi yaratarak, Türk ve Türkmen halkının ahlakını bozuyor; köle gibi çalıştırıyor, aç ve işsiz bıraktığı halde halinize şükredeceksiniz, diyor. Madenlerde katledip bu da kaderinizdir, razı olacaksınız tehdidinde bulunuyorlar. Bunu her iki faşist klik adına en çok son 20 yılda Erdoğan ve AKP yaptı.

Türk-İslam sentezci faşistler, Kürtlere “hepimiz Müslümanız, bir ümmetiz ayrımız gayrımız olmaz, kardeşiz, Kürt ve Kürdistan demeye ne gerek var, zaten ölüp gideceğiz” diyor. Ve ekliyor “hepimiz Türk’üz, Türkiye de Türklerindir”. Bunlardaki de böyle bir hastalık işte. Beyaz ve yeşil Türk faşistlerinin kafasındaki Kürt düşüncesini, algısını, resmini, kısacası tanım ve tarifini bilinen siyasi, sosyal ve psikolojik kavramlarla anlatmak mümkün değildir. Kürt ve Kürdistan konusunda devletçi Türklüğün tüm çeşitleri hastalıklıdır. Ağır gelebilir, başta anlaşılmamasından kaynaklı kaba da görülebilir, ancak başka bir kelime de bulmak zor olduğundan bu Türklük biçimine “sapık Türklük” ya da “Kürt fobili Türklük” demek yerinde olacaktır. Bu zihniyettekiler, AKP MHP iktidarıyla maalesef Türkmen ve Türk halkının bir kesimine de bu hastalığı bulaştırdı. Bu, Türkmen-Türk halkının geleceğini çok tehlikeli yerlere sürükleyebilecek bir duygu ve düşünce biçimidir. Kürt düşmanlığı, Anadolu Türklüğünü bitirebilir. Bu nedenle temelini İttihatçıların attığı, laik milliyetçi CHP tarafından da sürdürülen resmi devletçi Türkçülüğün bu topraklarda yok edilmesi çok hayırlı sonuçlara yol açacaktır. Bu Kürtler kadar Türkmen ve Türk halkına da kazandıracaktır. Tam bu noktada yapılması gereken başlıca şeyin, her iki halkın devrimcilerinin, demokratlarının, yurtseverlerinin, vicdan ve ahlak sahibi dindarlarının hızla birleşmesidir. Ortak mücadele platformu olarak kurulmuş olan Emek ve Özgürlük İttifakı’nın büyütülmesidir. Bu ittifak, Kürtler kadar, Türkmen-Türk halkının geleceğini de sağlama alacaktır.

TC, AKP-MHP iktidarıyla birlikte toplumsal her değere saldırıyor. Gerillaya karşı kimyasal silah ve yasaklı bombalar kullanıyor. Kendi askerlerini bile yakıyor. Bu dinci ve faşist yapı, bugün Kürt halkının dini değerlerine karşı hangi yöntemleri kullanarak saldırıyor?

Erdoğan ve AKP, dini argümanlar kullanarak kendini Kürtlere anlatmaya başlamıştı. Elinde Türk bayrağı, parmaklarıyla Rabia işareti yaparak değil, tuttuğu Kürtçe meali Kur’an ve eliyle dostluk belirtisi selam işaretiyle dolaşmıştı. Sonra DAİŞ’i Kürtlere saldırttı. Sonuç alamadı, Diyanet öncülüğünde bizzat kendisi saldırmaya başladı. Kürt katliamı yaptı. Kur’an ayetleriyle başlayan propagandası, öz yönetim direnişinde ayetler eşliğinde Kürt gençlerini diri diri yakmak şeklini aldı. Efrîn işgalini de 90 bin camide okuttuğu salalarla başlattı. Bakurê Kurdistan’da adeta her sokakta bir Kur’an kursu, her mahallede bir medrese açmışlar. Cami minberleri Kürtlere küfür kürsüsü yapılmış. Kürtler, Türk-İslam sentezci faşist dinciliğe kanmayınca bu defa soykırımcı sömürgeci Türk devleti, Başûr ve Bakur’u Hüdapar’ın emrine vermeye başladı. MİT, görünüşte Kürt İslamcıları olan birtakım çevrelerle ilişkilenmiştir. MİT, kendisine Kürt adı takmış bu çevreleri PKK’ye ve yurtsever Kürtlere karşı kullanmaya çalışıyor. Hewlêr, bu tür Müslüman kılıklı Kürtlere merkez yapılmak isteniyor. Bu gruplara dayalı kimin başka ne tür bir hesabı var şimdilik bilmiyoruz. MİT’in akıl hocalığında, Barzanilerin de parasıyla bir Kürt DAİŞ’i mi Hamas’ı mı kurulmak isteniyor? Kürdistan özgürlük hareketine karşı bu Kürtlük bu defa da MİT ve Barzanilerce mi devreye sokulacak? Tüm bu kirli işler Hewlêr’de yapıldığı için ABD bu işin içinde var mıdır? Tüm bu hususlar anlaşılması gereken önemli mevzulardır.

Êzîdîlere karşı Barzani’nin özel bir kini olduğunu biliyoruz. 3 Ağustos 2014 Şengal katliamı olmadan birkaç gün önce Barzanilerin has adamlarından birinin ağzından “güçlerimiz Êzîdîler için savaşmak, ölmek istemiyor” sözünü Mexmûr’da duymuştum. Êzîdîleri hedef alan Türk saldırılarının, Parastin’ın yer bilgileriyle olduğunu çok iyi biliyoruz. Êzîdîleri Kurdistan’dan kaçırtan da KDP’dir. Bunu MİT ile birlikte yapıyor. Êzîdîleri kamplarda rehin tutuyorlar. Êzîdîlerin iradesi kırılıp teslim alınmak isteniyor.

Reya Heq Kürt Alevi süreğine ve Türkmen, Arap Alevilere karşı da yoğun bir saldırı vardır. Aleviliği, Kültür Bakanlığındaki bir müdürlüğe bağlı kültür derekesine düşüren devlet kararı için, Kılıçdaroğlu üzerinden türban ile ortam hazırladılar. Böylece CHP’nin hazırladığı bu ortamla Alevilerin inkarı resmileştirilmiş oldu. Artık ayrı ve farklı bir inanç olarak Alevilik yasaktır. TC devleti bundan sonra son çıkardığı yasaya uymayan Alevileri, terörist, bölücü ve dış mihrakların uzantısı olarak görecek, suçlayacak ve baskısını artıracaktır. Hareket olarak Alevilerin büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğunu hep söyledik. Alevilerin birlik içinde mücadelesinin önemli olduğunu da vurguladık. Türk-İslam sentezci dinci faşistlik yok edilmeden, Kürt sorunu demokratik siyasi yolla çözülmeden, Alevi sorunun çözülemeyeceği, Aleviliğin inançsal kimliğinin tanınmayacağını sürekli söylüyoruz. Son gelişmeler bir kez daha söylediklerimizin doğru olduğunu, faşist tekçi TC’ye karşı mücadeleden başka seçeneğin olmadığını göstermiştir.

Bu saldırıları boşa çıkarmak, bu faşist ve dinci rejimi etkisizleştirmek için inanç alanına düşen görevler nedir?

Bu dinci ve faşistler için din ve etnik kimlik, iktidar ve para kazandırdığı kadar anlamlıdır. Anlamlı olabileceklerse ancak Türk-İslam sentezinin tanımladığı “Müslümansa Türk’tür” ve “Hanefi mezhepli olursa bizdendir” kategorisindekilerdir. Bu açıdan kimse kendini aldatmamalıdır. Türk-İslam sentezine göre Müslüman demek sol karşıtı, Alevi karşıtı ve antidemokratlık demektir. Laikim diyenler içinse İslam, devletin hizmetindeyse, asker yetiştiriyorsa dindir. Her iki faşist kliğin İslam konusunda ortaklaştıkları şeyse Kürtleri Türkleştiriyorsa, Osmanlı topraklarını geri getirebiliyorsa, bu olmuyorsa da dış politikada emperyal çıkarlara hizmet edebiliyorsa dindir, kutsaldır ve işe yarıyordur. Bu bir iddia değildir. Diyanet’in varlığı, Türk ordusunun bir bileşeni haline getirilmiş selefi cihadist çeteler, Alevi köylerine kadar götürülen camiler, Aleviliği Kültür Bakanlığındaki bir müdürlükle kontrolle alma, Müslümanlık ile Kürt ve Kürdistan yan yana getirildiğinde Kürtleri milliyetçi, ümmetin birliğini bozan deme vb… bu zihniyetin ürünüdür. Kürt sembollerine hakaret edenlerin, Kürt kentlerini kendi bayrakları, lider dedikleri kişilerin resim ve heykelleriyle doldurması da hakeza. Bu nedenle Kürt halkı, kendisine Türk’üm diyerek gelen, devlet veya devletle bağlantılı sivil toplum kuruluşları adına gelen dincilere de milliyetçilere de kanmamalıdır. Yine başka bir anlayışa sahipmiş gibi konuşan laik milliyetçilere de aldanmamalıdır. Kürtler, Erdoğan ve AKP politikasından Türk siyasi partilerini daha iyi tanımış oldular. Dolayısıyla Kürtler, çizgisi ne olursa olsun, devlet bağlantılı bir Türk siyasi partisinin alternatifinin başka bir Türk siyasi partisi olamayacağını çok iyi idrak etmelidir. Bu durumun da Önderliğimizin İmralı’da esir tutuluncaya kadar böyle olacağı bilmelidir. Bu gerçekliği birbirimize kavratabilmeliyiz. Kürtler, Diyanet’e ve yurtsever olmayan tarikat ve cemaatlere bağlı camilere de gitmemelidir. Gidenler ikna ile vazgeçirilmelidir. Şehitlerimize sahip çıkmalı, kitlesel törenlerle defnetmeli, cenazelerini kendilerine layık konuşmalarla, sloganlarla uğurlamalıyız. Şehit ailelerini yalnız bırakmamalı, manevi ve gerektiğinde maddi destek vermeliyiz.

Halk olarak her türlü barbarlığı ve vahşeti yapan sömürgeci soykırımcı bir çete devletiyle savaştayız. Bir de bu gerçekliği Xudaya (Allah) inanır gibi özümsemeliyiz, bilince çıkarmalıyız. Gereklerini yerine getirmeliyiz. Mekkeli müşriklere, Medineli münafıklara taş çıkartan, edep ve erkandan bêpar cahiller ile savaştığımız bir an olsun unutulmamalıdır. Namazları kazaya bırakacak günlerden geçiyoruz. Devrimci halk savaşıyla kazanacağımız bir döneme girmiş bulunuyoruz. O zaman herkes elini vicdanına koysun ve “bu halkın en yiğit ve güzel evlatları kimyasal silahlar altında savaşıyorken ben ne yapıyorum ne yapabilirim?” sorusunu kendine sorsun. O zaman herkesin yapabileceği bir şeyler olduğu görülecektir. Günümüzde Kürt halkının Alî ê Kîmewî yanında bir de Erdoğan ê kîmewî gibi bir düşmanı vardır. Rêber Apo daha önce bir hadiste de geçen “bir kötülüğe elinle, bunu yapamıyorsan da dilinle karşı çık, hiçbir şey yapamıyorsan ortak olma oradan uzaklaş” mealindeki sözü dikkate alarak Kürt halkına seslenmişti. Bugün herkesin “diliyle ve eliyle” yapabileceği çok şey vardır. Çünkü insanlar geçmişteki kadar çaresiz değildir. Teknik çok gelişmiş. Eylem için birçok eşya, teknik, madde bulunabilir. Her tarafta bolca hedef de vardır. Kurdistan’da Türk devletinin ajanlaştırdığı, eroin ve fuhuşla düşürdüğü onlarca kişi var; ormanlarımızı keserek cennet Kurdistan’ı cehennem yapmak isteyenler var. Müslümansak bu tür kişiliklere Hendek savaşında peygamberi arkadan vurmaya çalışanlara benzer yöntemlerle yaklaşmalıyız. Aleviysek bunlara Küfeli diyelim, tavır koyalım.

AKP-MHP rejiminin, Müslüman Kürtlere karşı yeni bir saldırı başlattığı görülüyor. Bunlar Kürtler içine nifak sokmak istiyorlar. MİT’in içinde çalıştığı, örgütlediği bir kesim de bu yapılardır. JİTEM’in, Hüdaparcıların içinde çıktığı Hizbullah’ı 1990’larda nasıl kullandığını çok iyi biliyoruz. Son dönemlerde Başûr ve Bakur’da başka cemaat ve tarikatların da ajanlık için eğitildiği görülüyor. Bunlar hem ajanlaştırılıyor hem de din istismarı yaptırılarak Kürt Müslümanlar kirletilmek, ahlaksızlaştırılmak isteniyor. Böylece bir yanda Kürt ulusunun birliğinin önüne geçileceği hesapları yapılıyor, diğer yanda da Kürtleri başka mezhep, tarikat ve devletlere karşı kullanmak amaçlanıyor. Kürtler son 200 yılda ilk defa Kürt ulusal birliğini, modern anlamda ulusal mücadeleyi dini değerlerle başlatmıştır. Bu noktadan inkarcı, sömürgeci soykırımcı bir güce ajan olacak noktaya düşmek, Kürt ulusal birliğini engellemek kabul edilmemelidir. Kürt halkının seydalarını, alimlerini, yurtseverlerini, gencecik evlatlarını katledenler, Müslüman da Kürt de olamazlar. Olsa olsa münafık olurlar. Kürt halkı bunlara gereken dersi verecektir. İşte içinde bulunduğumuz dönemde bir de bu tür saldırılara karşı mücadele etmek gerekir.

PKK’nin 45. yılına giriyoruz. Önderliğimiz, PKK mücadelesini peygamberlik geleneğinin bugünkü temsili olarak tanımlamıştır. “Bir lokma bir hırka” demiş pir ve derviş geleneği, PKK’de yaşanıyor. “En büyük cihat nefsi terbiye etmektir” demiş geleneğin sahabisi, aziz ve azize kişilikleri de PKK saflarında yaşıyor ve yaşatılıyor. Parti olarak temsil ettiğimiz geleneğin büyük değerini ve anlamını bilerek ve verdiği güçle kendimize daha büyük güvenerek 45. Parti Yılı’na giriyoruz. Bu bizim için aynı zamanda yeni bir mücadele yılı da oluyor. Müslüman, Êzîdî, Yarsan-Kakai ve Reya Heq Alevi, yani her inançtan Kurdistanlıların yeni mücadele yılında ulusal, vicdani ve ahlaki sorumlulukları gereği devrimci halk savaşı tarzıyla her zamandan daha güçlü katılacağına, kendi kimlik ve değerlerini koruyacağına inanıyoruz.

Bir kez daha yaşam felsefemiz, intikam yeminimiz olan şehitlerimizi anıyor, başarılar diliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz