Faşizmin zehri ve İmralı’nın çözümü – Zeynep KORKMAZ

0
1191

AKP-MHP faşist iktidarı düştü düşecek derken Türkiye halklarında büyük tahribatlar yarattı. Türkiye’de bu garip siyaset herkese bir ezber dil yapıştırdığı gibi, herkesi iki yüzlü, herkesi birbirini kandıran, ihbar eden, açığını arayan, ayıbını arayan bir düzeye düşürdü. Aynı gariplikte de insanları sürüler halinde toplayarak alkış tutturma, bağırttırma gibi ritüelleriyle de insanların özünü kirletti. Çünkü kendisi olmaktan çıkan ve başka iradelere bağlı olarak böyle tutumlara giren insanlar, kendilerine olan saygısını yitirirler. Türkiye’de birçok kötülüğün kaynağında toplumdaki insanların kendine saygısını yitirmesi vardır. Çünkü Türk devleti, faşist bir iktidarın ellerinde kontra bir akılla yönetilmekte ve tüm toplum kontra aklın malzemesi haline getirilmektedir. En fazla yıktığı değerlerden söz etmesi, artık kimseyi güldürmemektedir.

Bu iktidarın tomografisini içişleri bakanına bakarak çıkarmak mümkündür. PKK’nin bir kadın partisi olduğu söylemi ardından İmralı’da yangın çıktığını söylemesi öylesine bir ciddiyetsizlik değildir. Bu yangın, siyasi bir yangındır. Bu yangına dair mantıklı açıklamalar yapmak ya da aramak, sıradan cevaplar oluşturmak ve rahatlamak mümkün olmadığı gibi, tuzağa düşmekle eşdeğerdir. Kürt halkı dört parça Kürdistan’da bunu bilerek eylemler geliştirdi, Önderlik üzerindeki komployu kınadı, provokasyonları lanetledi, Önderliği sahiplendi ve tuzağa düşmeyeceğini gösterdi. Kürt halkının eylemleri sonucunda da 2 Mart’ta Önder Apo’nun ailesiyle görüş yapıldı. Bu görüşmenin içeriği basına kapsamlı olarak da yansıdı. Her bir tespitin kapsamlı değerlendirmeler barındırdığı bir görüşmeydi.

AKP-MHP iktidarı tersini söyleyip acayip sesleri yükseltse de, bu faşist iktidarın zehrini emmiş olan herkesin bilmesi gereken bir gerçek var. AKP-MHP sistemi Önder Abdullah Öcalan’a muhtaçtır. Ancak AKP-MHP faşist iktidarı, İmralı tecridini normalleştirmeye ve kamuoyunu tecride alıştırmaya çalıştı. Öyle bir duruma gelindi ki, şehitler verilerek yapılan görüşmeyi “çözüm” olasılığına yoranlar bile oldu. Bu koşullarda yapılan birkaç görüşmeyi bedellere değil de bir “çözüm süreci” nakaratına bağlamak, hızla boş umutlar yaratmak da üzerine eklendi. Oysa Türk devletinin kontra aklına göre, “çözüm süreci” denen süreç büyük bir düşmanlıkla tasfiye sürecinin makyajı olarak kullanıldı ve çözüm şifresi ardında çöktürme süreci organize edildi. Normalde tekil olarak bir insan böyle bir şey yapsa, bir gün oturup konuştuğu kişileri öbür gün öldürmeye çalışan insanın aklından şüphe edilir. Ancak iktidar tüm bunları yapa yapa faşizmi kurumlaştırdı.

Mehmet Öcalan’ın aktardığı gibi, görüşmenin olmasına iktidarın öfkesi büyüktü ve bundan dolayı da insanlık dışı aramalar yapıldı. M. Öcalan’ın tanımlamaları çarpıcıydı. “Rütbeliler, siyah gözlüklü askerler ve hepsi silahlıydı. Olağan üstü hal ortamını andırıyordu. Hepsi oradaydı. Çok kötü bir aramadan geçirildik.”

Önder Apo, görüşmede kişilerin kendine değil, halka hizmet etmesini belirtti. Bu, bir perspektif olduğu kadar siyasi sahada yaşananlara dair eleştiridir, pratikte karşılığı olan özeleştiri sürecinin başlatılması önemlidir. Yine medya çalışanlarına gönderilen selam, büyük bir moral yaratacağı kadar, büyük bir aşkla çalışmalara sarılmayı, her işi devrim aşkıyla yapmayı, direnişi yükseltmeyi gerektirir.

Şubat başlarından itibaren İdlib’te bir kördüğümle uğraşan AKP-MHP iktidarı umut bağlayıp tutunduğu Mart ayı başındaki Putin görüşmesine büyük anlamlar biçti. Tam bu görüşme öncesinden çırpındıkça daha fazla içine gömüldüğü durum ise bir çıkmaz durumuydu. Tek olumlu olan şey iktidarın “Rusya ile savaşmak gibi bir durumumuz yok” söylemine duyduğu güven, bir büyük gücü tümden karşısına almama amacıyla bırakılan pay idi.

Görüşmede dile gelen her konu çok önemlidir ve üzerine derin düşünmeyi, tartışmayı, Önder Apo’nun bu güçlü duruşunu toplumsallaştırmayı, pratikleştirmeyi ve söylenenin ötesine bakmayı gerektirir.

Görüşmeden iki gün sonra yapılacak Putin-Erdoğan diplomasisine bakarak, bu görüşmedeki kilit noktanın Suriye-Rojava konusu olduğunu belirtmek mümkün.

Önder Apo, Rojava’da emek verenleri kutlamış, başarılar dilemiştir. Bu başarı dileği şüphesiz içinde olunan yolun haklılığını göstermektedir. “Çözüm, çare şudur; Rojava’daki güçlerin Suriye bütünlüğü içinde daha geniş bir şekilde güç olmaları gerekiyor. Bu, Suriye’nin bütünlüğü için gereklidir. Rojava’daki oluşum Suriye’nin bütünlüğü içindir. Oradaki oluşumlar Kürtler, Araplar, Ermeniler, Hıristiyanlar güç olmazlarsa yarın Suriye’nin bütünlüğünü de sağlayamazlar. Suriye’deki strateji çok doğrudur ve orada çalışan, emek veren herkese ayrım yapmadan saygı ve selamlarımı iletin.”

Bu belirlemeler önemli ve Kuzey Doğu Suriye’deki Demokratik Özerk Yönetimin de amaçlarını özetliyor. Bu anlamda mücadele edilen, on binlerce şehit verilen çizgide ısrar edileceği, bu amaçların başarısı için mücadelenin büyütüleceği, kesindir. Aynı şekilde halkların demokratik ulus eksenli 3. çizgi direnişini derinleştireceği ve sistemin inşasında büyük adımlar atarak Suriye’nin demokratikleştirilmesi temelinde toplumsal varlıkların güvenceye alınması için çalışmaların yaygınlaştırılacağı da görülmektedir.

Türkiye’nin terör devleti söylemleri tükenmiş, terör gruplarının hamiliği de İdlib’e kadar gelmiş ve tıkanmış-tükenmiştir. Moskova’da yapılan görüşmelerden Erdoğan beklediğini bulamadıysa da nihayetinde Soçi’nin bittiği ve yeni bir sürecin başladığı söylentileri vardır. AKP-MHP kirli ittifakı bir dönemin daha sonuna gelmiştir. Bu hazan mevsiminde Esad’ın Türk soykırımcılığına özenen inkarcı söylemlerinin pratik karşılığı yoktur.

Ne olursa olsun, tüm dönemlerde tek geçerli hakikat vardır: Önder Apo’suz hiçbir çözüm olmaz.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here