Ferhat Kurtay’ın ablası: En büyük hayali Kürtçe eğitim vermekti

0
926

Diyarbakır Cezaevi’nde bedenlerini ateşe veren “Dörtler”den biriydi Ferhat Kurtay. “En büyük hayali Kürtçe eğitim vermekti” sözleriyle kardeşinden bahseden Rabia Kurtay, “Her biri bir memleketti” sözüyle O ve arkadaşlarını anlattı.

Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner. 12 Eylül Askeri Cunta döneminde işkence, kötü muamele, cinayet ve idamlarla gündeme gelen Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde 17 Mayıs 1982 tarihinde bedenlerini ateşe vererek tarihe “Dörtler” olarak geçtiler. Ateşi söndürmek isteyen arkadaşlarına, “Ateşi gürleştirin, su döken ihanetçidir” sözleriyle seslenen Dörtler, arkalarında bıraktıkları, “Bu eylem, mutlaka halka ulaştırılmalı. Eylem, Mazlum arkadaşın eyleminin devamıdır. Bizler Mazlum’un ardıllarıyız, eylem doğru anlaşılmalı. İhanet, teslimiyet ve baskılara karşı konulan bir eylemdir” notla adlarını tarihe yazdırdı.

Dörtler’den Ferhat Kurtay’ın ablası Rabia Kurtay, o döneme dair tanıklıkları ve son görüşmesini Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

HAKSIZLIĞI KABUL ETMEDİ

Kardeşiyle güçlü bir ilişkisinin olduğuna dikkati çeken abla Kurtay, kardeşinin kişiliğine değinerek, “Ferhat dürüst bir insandı. Arkadaşlarına arkadaşlık yapan biriydi. Çalışırdı ve aldığı maaşı arkadaşlarıyla paylaşırdı. Arkadaşları etrafında toplanırdı. Arkadaşlarıyla çok güçlü ilişkileri vardı. Urfa caddesinde o ve arkadaşları yürüdüğü zaman cadde dolup taşıyordu. Ondan sonra birçok arkadaşı o caddeyi kendilerine haram kıldılar. Artık orada yürümüyorlardı. Ferhat başını verirdi, ama sırrını vermezdi. Haksızlığı asla kabul etmezdi. Hak ve doğruluğun arkadaşıydı. Doğruluk için o tatlı canını ateşe verdi. Biz ölene kadar O fidanlar anılarımızda yaşayacak. O zamanlar elektrikleri gece saat 12’ye kadar verirlerdi. Ferhat hiç uyumadan çalışırdı. O zamanlar şimdiki gibi dershaneler yoktu ama o sürekli okuyordu. Çok çalışkan biriydi. Elektrikler kesildikten sonra da mum ışığında çalışmaya devam ederdi. Annem ve babam uyurdu, sadece ben ve o kalırdık. Sohbet ederdik” dedi.

‘KÜRDİSTAN’IN BÜTÜN ÇOCUKLARI BİZİMDİR’

Kurtay’ın cezaevine girmeden önce evlendiğini ve bir çocuğu olduğunu hatırlatan abla Kurtay, “Bir çocuğu vardı ama öldü. Çocuğu öldüğü zaman annem ağlıyordu. Ferhat, ‘Anne neden ağlıyorsun’ diye sordu. Annem ‘torunum öldüğü için ağlıyorum’ dediğinde Ferhat, ‘Kürdistan’ın bütün çocukları bizimdir’ dedi. O diyaloglar aklımızdan çıkmıyor” sözleriyle bir anıya değindi.

ARKADAŞLARI KARADENİZLİ DERDİ

Kurtay’ın en büyük hayalinin Kızıltepe’de Kürtçe anadilinde eğitim vermek olduğunu ifade eden abla Kurtay, “Ferhat birçok şey yazmıştı. Çok uzun zaman bende kaldı ama daha sonra bizi görmeye gelenler ‘geri getireceğiz’ diyerek, alıp o yazılanları bir daha getirmediler. Nasıl Kürtçe okuyacağımızı öğretiyordu. Herkes ona ‘Türksün’ diyordu. O da ‘Ben Kürdüm neden bana öyle diyorsunuz’ diye sorardı. Türkçe konuştuğu zaman şivesi kendini ele vermezdi. Aynı şekilde Kürtçe konuştuğu zaman da sade bir dil ile konuşurdu. Ama arkadaşları yine de ona ‘Karadenizli’ diye seslenirlerdi” ifadelerini kullandı.

CEZAEVİ GÖRÜŞLERİ

Kurtay’ı cezaevinde sürekli ziyaret ettiklerini ve Türkçe bilmedikleri için bir cümle dışında konuşamadıklarını hatırlatan abla Kurtay, “Daha ‘nasılsın’ demeden ‘bitti’ diyorlardı. Çok zordu. Kürtçe yasaktı ve bizler de Türkçe bilmiyorduk. Sadece ‘Ferhat nasılsın’ diye sorabiliyorduk. Ferhat’ta Kürtçe ‘iyiyim’ diyordu. O zaman da ona saldırıp dövüyorlardı. Biz her gittiğimizde bize ‘gelmeyin’ diyordu. Demek ki; her gittiğimizde onlara işkence yapılıyormuş. Ama kendimizi tutamıyorduk ve yine de gidiyorduk” sözleriyle cezaevi sürecini anlattı.

HER BİRİ BİR MEMLEKETTİ

Kardeşinin ve arkadaşlarının yaşamını yitirdiği dönemde, amca ve teyzesinin bu durumdan habersiz bir şekilde mahkemeye gittiklerini ve kardeşini bir başkasıyla karıştırdıklarını hatırlatan abla Kurtay, o gün yaşananları şu sözlerle paylaştı: “Mahkeme günüydü. Amcam ve teyzem mahkemeye gitmişti. Hayri Durmuş kalkıp konuşma yapmış. Onun yanında oturanı Ferhat sanıp moralleri iyi olmuş. Halbuki; Ferhat o zaman yaşamını yitirmişti. Eve döndüklerinde dediler ki ‘Ferhat konuşmadı.’ Ama mahkemeden sonra, onlara 4 kişinin yaşamını yitirdiğini söylemişler. 12 gün geçtikten sonra babam Antep’e gitmişti. Ferhat’ın çıkacağı umuduyla bahar temizliği yapıyorduk. Annem de ekmek hazırlıyordu. O sırada bir polis geldi. Polis, ‘annesine söylemeliyim’ diyerek, bizim eve geldi. O polis Ferhat’ın yaşamını yitirdiğini söyledi. Yengem o an ona saldırdı ve onu öldüreceğini söyledi. Amcam o polisi elimizden zor kurtardı. Allah bu durumu kimsenin başına getirmesin ve sadece bunu bize yaşatanlara yaşatsın. Ferhat’ın cenazesini almaya gittik. O esnada babam eve döndüğünde evin önündeki kalabalığı gördü ve sandalyeye oturdu sonra da sigarasını yaktı. Kimse ona Ferhat’ın yaşamını yitirdiğini söylemedi ama o anladı. Cenazeyi eve getirdiğimizde babamın feryadı başladı. Ferhat’ı da diğer kardeşimin yanına defnettik. Bu yolda iki kurban verdik. Her biri bir memleketti. Bu yolda düşen herkes öyleydi.”

FERHAT YAŞASAYDI…

“Ferhat, inançlı ve dürüst bir insandı ve bu uğurda yaşamını yitirdi” diyen abla Kurtay, Kürtler üzerinde halen baskının devam ettiğine dikkati çekti. Abla Kurtay, sözlerine şöyle devam etti: “İnsanlarımızı asarak öldürüyorlar ve bu şekilde bitireceklerini söylüyorlar. Bütün dünyada huzur sağlansın istiyoruz. Sadece Kürtler için değil bütün dünya için huzur gelsin. Allah insanları farklı renklerde ve farklı dillerde yarattı. Her insan bir toprak üzerinde dünyaya geldi. Dünya büyük. Bütün insanlara yeter. Birbirimize böyle yapmayalım. Kardeşçe birlikte yaşayalım. Artık bu zorbalık yeter. Daha nereye kadar sürecek? Annelerimiz, babalarımız acılarla yaşamlarını yitirdi. Bütün insanlar özgür olsun ve dünyaya huzur gelsin. Ferhat yaşasaydı o da bunu isterdi.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz