Gezi Davası Türkiye’nin aynasıdır… Cihan DENİZ

0
795

Ünlü Alman askeri strateji kuramcısı Carl von Clausewitz’in ve Lenin’in de sık sık alıntıladığı sözüdür “Savaş siyasetin başka araçlarla devamından başka bir şey değildir.”

Türkiye bugününe uyguladığımızda bu söz, “savaş iktidar içi mücadelelerin başka araçlarla devamından başka bir şey değildir.” Tabi bir de buna asıl “hukuku” da eklememiz gerekmektedir. Zira “hukuk” beki de dünya üzerinde başka hiçbir yerde olmadığı kadar Türkiye’de “iktidar içi mücadelelerin bir aracı haline gelmiştir.”

Bugün Türkiye’nin gerek iç politikada ama en çok da dış politikada yaşadığı git-gelleri ve yeniden gündeme getirilen “darbe” tartışmalarını açıklarken göz ardı edilmemesi ve mutlaka hesaba katılması gereken bir faktör, bugün Türkiye’yi “yöneten” iktidar bloğu içinde yaşanan gerilimler ve çatışmalardır.

Bu köşede sıklıkla vurgulandığı gibi, AKP’nin siyasi iktidarını sürdürmesi ve karşılığında içte ve dışta Kürt karşıtlığı temelinde Beyaz Türk Faşizmi ile Yeşil Türk Faşizmi arasında kurulan ittifak, tekçilik ve demokrasi karşıtlığı temelinde ne kadar uzlaşırlarsa uzlaşsınlar, taraflar tarihsel ve sosyolojik olarak bir birlerinden yerle gök kadar uzak olduklarından, uzun da değil orta vadede kendi iç çekişmeleri ile yıkılmaya mahkumdur. Tabii buna bir de iktidarın Yeşil Faşizm kanadında yaşanan iç parçalanma da eklenmelidir.

Bu bağlamda bakıldığında bir hukuk davası değil muhaliflere dönük bir cadı avı davası olan Gezi Davası Türkiye’de iktidar gerçeğini tüm parçalanmışlığıyla ve çürümüşlüğüyle temsil eden bir modeldir adeta.

İktidarın kendisine dönük muhalefetin mücadelesini bastırmak için hukuku nasıl araçsallaştırdığını, bununla da kalmayıp tüm hukuk ilke ve değerlerini nasıl tersyüz ettiğini görmek için Gezi Davası’na bakmak yeterlidir. Gezi Davası, iktidara karşı Türkiye tarihinin belki de en demokratik, en kapsayıcı ve meşru direnişi karşısında çaresiz kalan iktidarın çareyi “hukuku” kullanarak bu direnişi kriminalize etmekte bulmasının en meşum örneklerinden biridir. Her türlü güçler ayrılığı kırıntısını da ortadan kaldırarak tamamen kendine bağladığı bir yargının kararlarını bile tanımayacağını ve talimatlarıyla yargıya müdahale edeceğini ilan eden bir iktidar mı görmek istiyorsunuz. Dünkü karar sonrasında rejimin en üst noktasından yükselen tepkiye bakmanız yeterlidir. İlk önce Gezi Davası’ndan tutuklu Osman Kavala ile ilgili AİHM’in derhal serbest bırakılmalı kararını uygulatmamak, daha sonra ise mahkemenin beraat kararını kabul etmeyip karara karşı “beraat ettirmeye çalıştılar” şeklinde bir çıkış yapmak, tıpkı Selahattin Demirtaş davası ile ilgili AİHM kararı sonrası “karşı hamlemizi yapar işi bitiririz” sözü gibi, yargıya açık bir müdahale değil de nedir. Sonuç olarak, aynı zamanda Ali İsmail Korkmaz’ın katili polislerin, sanık değil mağdur olduğu bir dava, her şeyiyle Türkiye’ye ayna olmaktadır.

Ama sadece bunlar da değil; dün Gezi Davası’nda verilen karar, kararın kendisi olarak son noktada hukuka ve adalete uygun olsa da, aslında hukuki bir nitelik taşımaktan ziyade, bu bağlamda, iktidar bloğu içinde giderek keskinleşen güç kaybının hatta dağılmanın dışa vurumu olan siyasi bir karardır. Hatta Abdullah Gül’ün Gezi ile gurur duyduğunu açıklaması, Ahmet Davutoğlu’nun davadan çekildiğini açıklaması bir arada değerlendirildiğinde Gezi Davas’ında verilen beraat kararları siyasi bir meydan okuma olarak da değerlendirilmelidir. Nitekim gerek iktidar temsilcilerinin en tepeden başlayarak açıklamaları, gerekse de çamur medyasında karar sonrası konuşulanlar bunun iktidar tarafından da bir meydan okuma olarak okunduğunu ortaya koymaktadır. Bunlardan anlaşılan, örneklerine daha önce defalarca şahit olduğumuz gibi, bu meydan okumaya yanıtları bir kez daha kendi koydukları kuralları bile çiğneyerek “hukuku” ayaklar altına almak olacak. Nitekim hakkında beraat ve tahliye kararı verilen Osman Kavala’nın cezaevinde çıkmadan iktidarın işaret fişeğine uyan savcıların düzmece bir soruşturması ile tekrar gözaltına alınması nasıl gelişmelerin bizi beklediğini ortaya koymaktadır.

Bunun karşısında Gezi Davası kararı, tüm muhalifler ve ezilenler için önemli fırsatlar da sunmaktadır. İktidarın parçalanmışlığını ve güçsüzlüğünü ortaya koyan bu karar, iktidara karşı kazanılmış bir mevzi olmuştur. Buradan hareketle iktidarın daha da geriletilmesi mümkündür. Fakat iktidarın gerçekten geriletilmesi ancak Gezi Davası’na gösterilen hassasiyet ile Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, İdris Baluken ve diğer Kürt muhaliflerin davalarına gösterilen hassasiyet eşitlendiği gün mümkün olacaktır. Bunu başarmak da, tam da dayandığı radikal demokratik anlayış gereği, bu hafta sonu 4. Olağan Kongresi’ni yapacak olan HDP’nin en başat görevidir.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here