Gizli tasfiyecilik ve çizgi devrimciliği

0
146

Nurettin DEMİRTAŞ 

PKK tarihi tasfiyecilikle mücadele tarihi olarak adlandırılır. Bu durum, dağlardan yurtdışı sahalarına, zindanlardan toplumsal-siyasal alana dek tüm mücadele alanlarını kapsamaktadır.

Önder Apo “devrimden korkuyorsunuz” dediğinde hareketimiz yeni dönemin tasfiyeciliğini “devrim yapmamak” şeklinde tanımladı. O gün bugündür gerilla mücadelemiz, devrim yapmak adına ne kadar fedailik gerekiyorsa onu esas alarak geliştirilmektedir. Ancak her alanda aynı hassasiyet görülmemekte, bu konuda ciddi bir farkındalık oluşmamaktadır. Bunun nedenlerini irdelemek gerekirse:

Potansiyel ve gizli tasfiyecilik

1-İçinde bulunduğumuz dönemin devrimsel özelliklerini, önceliklerini ve temel ihtiyaçlarını görmemek ve pragmatik yaklaşmak potansiyel tasfiyeciliktir. Bunda ısrar etmek gizli tasfiyecilik olarak görülmezse ideolojik mücadeleyi de doğru temelde yürütemeyiz.

Yaşadığımız süreçle bağlantılı ele alınmazsa belki bunlar tam olarak böyle değerlendirilmeyebilir ama süreç göz önündedir ve ölçüler buna göre olmak zorundadır.

2-Potansiyel tasfiyecilik her birimizdeki yetersiz yanlardır ama biraz daha derinleştiğinde ve ısrarı da barındırdığında gizli tasfiyecilik halini almaktadır. Sonuçta aynı kapıya çıktıklarını da belirterek diyebiliriz ki gizli tasfiyecilik duyguda, ruhta, düşüncede yaşanan fakat henüz açığa çıkmamış, gizli kalmış olan farklı bakış ve düşüncedir, ruhsal ve örgütsel kopuştur; ikna olmamak, inançsızlık, kendini esas almak, keyfi tutumlar, negatiflik, maddiyatçılık, liberalizm, bireycilik gibi durumların derinleşmiş ve normalleştirilmiş halidir.

3-Devrim yapmaktan, devrimi derinleştirmekten ve buna göre inşa etmekten alıkoyan ne varsa potansiyel veya gizli tasfiyeciliği ifade ediyor. Bunlar çoğunlukla da farkına varılmayan durumlardır. Fark etmek ideolojik ve örgütsel hassasiyet gerektiriyor.

Böylesi bir hassasiyetin gelişmesi için Önder Apo: “Her türlü çizgi dışılık tasfiyeciliğe, kayba götürürken, çizgiye bağlılık zafere götürür” demiştir.

4-Bunun tarihsel-toplumsal kaynağı egemen sistemin yarattığı kişilik zemininde aranmalıdır. Önder Apo’nun sosyolojik temelde çözümlediği bu durum büyük bir farkındalık yaratıyor ve dar-pratikçi, duygusal, günü birlik yaklaşımları aşıp ideolojik-politik mücadelenin derinleşmesini sağlıyor.

Önderlik “görevin başarılmaması suçtur, yenilgidir, son tahlilde tasfiye olmaktır” diyor. Her koşulda başarıyı esas almak yerine sürekli şikayette bulunmanın da tasfiyecilik olduğunu belirtiyor.

Dönemin en ciddi gizli tasfiyeciliği

Buna göre, şikayetçilik, gerekçecilik, maddiyatçılık ve bir de olay-olgucu yaklaşımlardan kaynağını alan “normalleştirme” bu dönemin en ciddi gizli tasfiyeciliği oluyor. Çünkü aşırı derecede kendine göre olmayı, çizgi karşıtlığını ve yenilgili ruh halini içeriyor. Tüm çabalara rağmen sonuç almayı engelliyor.

Tarihin bu kritik aşamasında sonuç alma önündeki her engel, her bireyci ve kendine göre tutum, tempo, tarz ve anlayış sorunu uluslararası komploya hizmet ettiği için bir tür tasfiyecilik olarak keskin şekilde mahkum edilmek zorundadır. Her şey soykırım tecridini yıkmaya dönük olmalı, onunla bağı kurulmalıdır. Yoksa iyi bir diplomasi yapıldığı düşünülen yerde bile gaflete düşüp komploya hizmet eder hale gelmek kaçınılmazdır.

Konu üzerinde çalışmak ve daha iyi anlamak için birçok kaynağımız bulunmaktadır. En son Heval Abbas’ın “Apocu Partileşmenin Temel Özellikleri” kitabında yaptığı değerlendirmeler özellikle potansiyel ve gizli tasfiyeciliği anlamak ve bu temelde mücadele yürütmek adına oldukça ön açıcıdır.

Örneğin tasfiyeciliği çok uzaklarda aramamak gerekir diyor; örgüt kararlarını tartışmak, kendine göre ölçüler oluşturmak ve dayatmak, zamanında düzeltme yapmamak, izleyici konumda kalmak, düşüncesini ve anlayışını açık etmemek, sorun çözmek yerine tıkatmak, her şeyi şakaya vurmak, ahbap-çavuş, sırdaş, aileci, dar-grupçu ilişki tarzları… Bunların hepsi yeri gelir kendiliğinden, yeri gelir zamana yayılmış, yeri gelir potansiyel ya da gizli tasfiyecilik şeklinde tanımlanır.

Açığa çıkmış olanı ihanet düzeyindedir fakat potansiyel durumlara bakıldığında “parçalı duruşlar, kopuk yürüyüşler, doğru düşünce ve karar üretememe, eylem gücündeki zayıflıkların kaynağı burasıdır. Başka yerde aramamak lazım…”

Bunun iyi niyetlerle ilgisi yoktur çünkü hep “ben” demekle başlıyor.

Bazen bireysel durumlar için gösterdiğimiz hassasiyeti örgüt ve halk değerleri için göstermiyoruz. İşte bu bile ne kadar sapma yaşadığımızın en açık göstergesi olmaktadır.

Abdullah el Harrâz “Ben demek hakkı sadece Tanrı’ya mahsustur!” demiş. Ben demek, inanılan değerlerin inkarıdır ve tüm tasfiyeciliklerin zeminidir.

TC soykırım sisteminin 100. yıldönümünde kimin ne kadar sonuç alacağını ideolojik mücadelenin gücünde görmek gerekiyor. Bu anlamda hangi alan olursa olsun çizgiye olmayan bir çalışmanın devletin 100. yıl hedefine hizmet edeceğini bilmek ve ona göre tutum almak gerekiyor.

İdeolojik bakışa ve hassasiyete kavuşmak

Mekan ve zamana göre inkarcılık ve tasfiyeciliğin çeşitli ihtimaller halinde ve özellikle de uluslararası komplo ve KDP işbirlikçiliğiyle bağlantılı olarak çok boyutlu olduğunu görmek, bir de süreçle bağını kurarak ideolojik-örgütsel mücadeleyi buna göre yürütmek başarının altın anahtarı olmaktadır.

Bu konuda ne aşırı indirgemeci olunabilir ne de çok soyut ve genellemeci… Bunlar her yerde rastgele kullanılacak kavramlar da değildir. Önemli olan bu ideolojik bakışa ve hassasiyete kavuşmaktır.

Ancak mücadelenin doğru yol, yöntem ve üslupla ve mutlaka örgütlü temelde geliştirilip alternatifinin oluşturulması gerekiyor. Yoksa sadece teşhir etmekle, değişmesi gerekenle değişmemesi gereken iyi tespit edilmezse bu anlayışlar giderilemez aksine dağıtıcı olunur, derinleşmesine yol açılır ve kaybedilir.

Önder Apo uluslararası komplo karşısında 3. Doğuş aşamasında devlet ve iktidar eksenli tüm eğilimlerin tasfiyeciliğin zemini olduğunu çözümlemiş ve yenilgiye uğratılamaz-tasfiye edilemez düşünce ve örgüt gerçekliğini tanımlamıştır.

Yenilenme, değişim-dönüşüm adına nerde bir çaba sergileniyorsa bunun tasfiyeciliğe ve özel savaş saldırılarına zemin sunmaması için doğru yer ve zamanda doğru üslupla gündemleştirme olmalı; yanlışlar her şeyden önce tarz, anlayış ve çizgi düzeyinde ele alınmalıdır. Yani gizli tasfiyeciliği görmek kadar onunla mücadele yöntemi ve zamanlamasında da gaflete düşmemek gerekiyor. Bu durumda zorluklar ne kadar ağır da gelse bununla baş edecek büyük bir başarı enerjisi ve iradesi ortaya çıkar.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here