Hagiasophia, Erdoğan ve M. Kemal ile savaşı

0
791

Ava NEŞE KALP

Dinler yayılma biçimiyle birlikte, sembolleri olan ve endoktrinasyon merkezleri olarak kullandıkları binalarını (mabet) da dikmeye başlarlar. Dünyanın pek çok yerinde dinlerin heybetini göstermek için yapılan devasa kiliseler, camiler, tapınaklar var. Bu devasalığın arkasında, insanlara kendi varlıklarının hacimsel küçüklüğünü ve dolayısıyla zavallılığını hissettirecek psikolojik bir hesap var. Bu yapıları dikebilmek için önemli bir maddi güç gerekmektedir. İşte bu güç, din ve iktidarın iç içe geçtiği, yayılmacı dinlerle devletlerin simbiyotik ilişkisidir: kolonyalizm. Kolonyal ideolojilerin dinleri olarak Hıristiyanlık ve İslam için Hagiasophia, ideolojik ve stratejik bir alandır. İdeolojik bir alan olarak olarak Hagiasophia, Doğu ve Batı, Hıristiyanlık ve Müslümanlık ve bahsedilmez ama aslında Pagan ve Hıristiyanlık arasındaki savaşın en önemli cephelerinden biri olagelmiştir. Hagiasophia aslında Constantine I tarafından MS 325 yılında bir Pagan tapınağı olarak inşa edilmiştir. Çeşitli dönemlerde tamir ve tadil edilerek, en son 537 yılında Justinian I tarafından bugünkü biçimine kavuşturulmuş bir yapıdır. Dolayısıyla 1700 yıllık bir cephe ve rehinedir. Ve yayılmacı İslam jargonuyla “kılıç hakkı” olarak tanımlanan, “Fetih” denen, gasp ve yağma hareketinden elde edilen en önemli ideolojik ganimettir. Hagiasophia’nın değeri bu anlamda onun İslam’dan da yaşlı olan varlığıdır. Dimdik ayakta duran yaşlı bedeni ve bu bedenin taşıdığı devasa geçmiş… Kıymetli… Bütün bu savaş, yıkım ve depremlere direnmiş bir tanıklık… Bu tanıklıkta inşa edildiği dönemin dinsel sembolizmi ve sonrasında işgal edilen İstanbul ile birlikte duvarlarına yapay olarak monte edilen, kıymetli bedeniyle hiçbir uyum taşımayan Arapça levhalar ve binayı süngü gibi etrafını çeviren minareler… Ve zoraki dönüştürmenin yarattığı bedensel itiraz. Aşağılık kompleksi ve tarihinin derinliklerinden devam eden şişkin egolu, vasat, zorba ve zorbalıkların, başkalarının inançlarına saygısızlığın tarihidir Hagiasophia… İptal edilen 1934 tarihli Bakanlar kurulu kararı ile birkaç siyasal İslam kafalı tipin namaz kılması karşılığında, hem başka bir inancın geçmişine saygısızlık, hem bu kadar kıymetli bir binanın hoyratça kullanıma açılması, hem de uluslararasında ve dolayısıyla dinler arasında yol açacağı toksik etki düşünüldüğünde, zayıf mantıklı şişkin egolu narsistlerin tüm dünya için nasıl birer tehdide dönüşebileceklerinin yaşayan örneğidir Erdoğan. Bir kere bu kararı ve Ayasofya’nın namaz kılmaya açılması tarihini Lozan Antlaşması ile aynı tarihte olmasını da dikkate alırsak, Erdoğan’ın hedefini daha açıkça görmek mümkün. Pek çok insan bunun “laik Cumhuriyet”in kuruluşunun tarihi olarak siyasal İslamcıların “laik cumhuriyeti” bir şeriat devletine dönüştürmenin işareti olarak okumaktadır. Elbette bunda doğruluk payı vardır. Ama bana göre Erdoğan’ın narsist yapısının kendine özel nedenleri daha fazla rol oynamaktadır. Bunlardan en önemlisi bana göre hem taklit ettiği, hem de kendisine rakip olarak aldığı Mustafa Kemal ile savaşıdır. Her ne kadar yaptıkları siyasal İslam ile seküler nasyonalizm arasındaki çatışma gibi görünse de Erdoğan’ın M. Kemal’in nasyonalist karakteriyle olan benzerliğini unutmamak lazım. Yani tamamen ümmetçi falan da değil. Bu nedenle onun pek çok eyleminde M. Kemal’i yenme güdüsü daha fazla rol oynamaktadır. Atatürk Orman Çiftliğini gasp edip üstüne kendisine saray dikmesini, Atatürk Kültür Merkezini keyfi olarak yıkmasını, yaptığı eylemleri “Atatürk de böyle yapıyordu” biçimindeki savunmalarını da bu çerçevede okumak gerekir. Bu nedenle Lozan tarihinde Ayasofya’yı ibadete açmasının ardındaki önemli motivasyonlardan biri, kendisine rakip olarak belirlediği M. Kemal’i adım adım yenme isteğidir. Muhtemelen yakında Anıtkabir’e sıra gelecektir. Büyük bir ihtimalle kendisini oraya gömdürecektir. Hagiasophia kararında, İmamoğlu’nun Fatih’in portresini satın alması sanırım burada önemli bir başka faktör. Erdoğan ve ekibinin düşünmediği bir hamle olduğu ve o cenahta ciddi bir tahribatta bulunduğu anlaşılıyor. Yani Erdoğan’ın sermayesi olan Osmanlı “ecdad”ının en nadide parçasının İmamoğlu’nca ele geçirilmiş olması büyük bir travma. İmamoğlu, rakibi olan M. Kemal’in günümüzdeki temsili muhtemelen. CHP’nin kendisine rağmen İstanbul seçimlerini kazanmış adayı ve anketlerde kendisini geçen fani… Siyasal İslamcı narsist bir kafanın nasıl çalıştığını bilen birinden gelen ve Erdoğan’a hata üstüne hata yaptıran biri de aynı zamanda İmamoğlu. Hamlesi Erdoğan’ı cevap vermeye zorlayarak ve Erdoğan’a, -bana göre hayatının hatasını da yaptırarak- Fatih Sultan Mehmet’in el koyduğu kiliseyi camileştirerek bir karşılık vermeye zorluyor. İmamoğlu’nun da pek farkında olduğu bir siyasal İslamcı düşünme biçimini manipüle etme yeteneği ile kazandığı hamle üstünlüğü yani… Erdoğan’ın hamlesinin köpürteceği düşünülen İslamcı ve nasyonalist dalga, sanırım yoksulluk, işsizlik ve pandemi yorgunu bir toplumda pek karşılık bulamayacak bir dönemde olması işi daha da dramatikleştiriyor. Ama esas bonus uluslar arasındaki karşılığı olacaktır sanırım. Hep birlikte göreceğiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz