Halkların Demokratik Birliği (HDP) ve Özel Savaş Rejimi (AKP) – Amed PİRAN

0
910

Özel Savaş rejimi son dönemde kendisine karşı darbe hazırlığı içinde olunduğunu, Erdoğan’a suikast yapılacağını söyleyip dursa da bunun yapacağı darbeye meşruluk kazandırmak için bir oyun olduğu kısa zamanda ortaya çıktı. Böylece HDP’li Leyla Güven, Musa Farisoğlu ve  CHP’li Enis Berberoğlu’nun vekillerini düşürerek kendi darbesinin düğmesine basmış oldu.  Aslında uzun süredir hem korona virüsünü kullanarak halkı eve kapatması ve hem de yaşanan baskılara karşı çıkanları yüklü para cezaları kesmeleri, tutuklamaları, katletmeleri darbe hukukunu normalleştirmek içindi.

Şimdide aynı şeyi yapıyorlar. “Onaylanmış cezaları vardı” diyerek vekilliklerin düşürülmesi ve ardından tutuklamaların gerçekleştirmesi yapılan darbeyi normal göstermeye dönük algı oluşturmak içindi. Özel savaş rejimi meclisteki çoğunluğunu kullanarak, hukuk sistemini kendisine göre revize ederek, dahası buna göre atanmış hakim ve savcıları  sahaya sürerek muhaliflere yönelik cadı avına dönüştürme sürecine girdi.

Önümüzdeki süreçte meclise gelecek siyasi partiler yasası da darbe rejiminin daha güçlü örülmesi için atılan adımlardan biri. Barolara, sivil toplum örgütlerine yönelik darbe ise yolda. Meclise yapılan darbe ile  topluma güç gösterisinde bulunuldu. İstediğimizi yaparız mesajı verildi. Böylece AKP-MHP’den başlayan kopuşları engelleyeceğini sanıyorlar. Ancak kazanın kaynadığının onlarda farkında. O nedenle olası serhildanlara dönük tedbir geliştiriyorlar. Bir polis cehennemine dönüşen Türkiye’de bir de vurma yetkisiyle donanmış bekçiler sokaklara salarak göz dağı veriyorlar.

Bu yönüyle özel savaş rejimi adım başı polis ve bekçilerin gözetiminde bir yaşam örüyor Türkiye halklarına. En küçük bir itirazda şayet dayak yenmemiş, vurulmamış olunsa ki, son dönemde polis ve bekçilerin şiddet haberlerine bakıldığında bu çok zor. Ancak yine kurtulmuş sayılmaz. Bu sefer özel savaş rejiminin atadığı savcı ve hakimlerin adaletsiz kararlarıyla cezaevinde işkenceye maruz kalınabilir.  

Sosyal medyadan dillendirilen en küçük bir itiraz ve eleştiri soruşturulma, tehdit  ve hatta ceza konusu olabilmekte. Düşünce ve fikir özgürlüğü uzun bir süredir Türkiye halklarının elinden alındı. Ve hatta önümüzdeki dönemde özel savaş rejiminin yetkili elamanlarından Devlet Bahçeli’nin önerisiyle artık devletten alınan kodlarla sosyal medya mecrasına katılabilecek yasayı meclisten geçirmek istiyorlar. Ancak, özel savaş rejimine bağlı yüzlerce yazılı ve görsel medyadan, Pelikan, Ebabil hesaplarından ve binlerce ak trolle söz de aranan Yeşil adlı kontur gerilla elamanın adını da kullanarak herkesi tehdit etmek onlara serbest.

Bu özel savaş rejiminin Türkiye halklarına karşı uyguladığı bir diğer darbe de elbette ekonomik olarak yoksullaştırma, işsizleştirme ve ahlaki olarak çürütmedir. Öyle ki toplumu yoksullukla boğuşmaktan kafasını kaldıramaz hale getirmek istiyor. Sadece özel savaş rejimi borç altında değil, toplumun yüz de ellisinden fazlası borç altında. Toplumun sisteme olan tepkisini bildiklerinden toplumu teslim almak için yumuşak karnından vuruyorlar. Buradan teslim almak istiyorlar. Önce eşeğini kaybettiriyor, sonra buldum, istediğimi yaparsan geri veririm diyorlar. Geliştirdiği politikalarla önce işsizleştirip, yoksullaştırıyor sonra ahlaksız, adaletsiz, hırsız, katil düzene nedamet getirirsen karnın doyar diyorlar.

Özellikle Türkiye muhalefetinin en güçlü dip dalgası olarak kabul edilebilecek kadınlara yöneliyorlar. Ev de iş yerinde, kamusal alanda ve siyasette her alanda ilk yöneldikleri kadın olmakta. Çünkü kadın hareketleri Türkiye’deki muhalefetin omurgası durumunda. Sadece direniş öncüsü değil, aynı zamanda Türkiye halklarının birleştirici çimentosu durumunda.

Mevcut siyasete hakim olan iktidarcılık, milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik gibi toplum karşıtı politikalara karşı kadınlar daha fazla bir araya gele bilmekte. Bu da özel savaş rejiminin politikalarını boşa çıkarmakta ve hatta rejimi daha fazla sorgular hale getirmekte.

En son anketlerde özel savaş rejimi yüzde 44’lerden yüzde 30’lara düşmüş durumda, bu da AKP-MHP özel savaş rejiminin kendisine alternatif olacak yapıların üzerine daha fazla gideceğini gösteriyor. CHP ve HDP”nin olası bir ittifakını engellemek istiyorlar. Hatta ortam yaratabilirse HDP’yi kapatma, getirecekleri siyasi parti yasasıyla Davutoğlu ve Babacan’ın partilerinin seçime girmelerini engelleme ve  topluma öncülük edecek sivil toplum örgütlerine, odalara yönelip, örgütlemelerine hukuk yoluyla dağıtıp buraları da ele geçirmek istiyorlar. Çünkü, özel savaş rejimine kaybettirecek kilit parti HDP. O nedenle en çok da HDP’nin üzerine gidiyorlar. Muhalefetin en dinamik motor gücü Kürtlerin üzerine gidiyorlar.  Yapılan soykırım operasyonlarının temel amacı bu.

Evet, yarattıkları korku iklimini her yere hakim kılmaya çalışıyorlar. Toplumu nefes alamaz duruma getirmek istiyorlar. Başka türlü ayakta kalamayacaklarını görüyorlar. Çünkü her geçen gün bu özel savaş  rejiminden kopuşlar gerçekleştirmekte, iktidar ve rant kavgaları daha fazla yaşanmakta. Çözülme artmaktadır. Bu da onları aşırı bir korku ve paniğe sevk etmektedir. Bu kadar pervasızca saldırmalarının nedeni bu. Çünkü İktidarlarını kaybettiklerinde gidecek yerlerinin olmadığını biliyorlar. O nedenle iki kişinin bir araya gelmesinden bile korku duyuyorlar.

O zaman muhalefete düşecek görev, birbirlerine dönük bütün bagajları bir tarafa koyup, özel savaş rejimine karşı demokratik birliği gündeme almalı. Demokratik Türkiye’nin inşası için mecliste, sokakta, eylemde her yerde bir arada olunmalı. “Şu parti ya da bu parti yan yana görünürse tabanları etkilenir” diyenler yanılıyorlar. Bu bir özel savaş propagandası. Amaç, muhalefeti parçalama. Herkeste biliyor ki, halk demokratik birlikten yana. İstanbul yerel yönetim seçimleri bunu fazlasıyla gösterdi.

Siyasi partiler ve özellikle CHP özel savaş rejiminin bu oyunlarına halen yedekleniyorsa, o zaman en çok da tabanda bir araya gelinmeli. HDP ve bileşenleri bu konuda öncülük rolünde ısrar etmeli. Her yer, her alan bir mücadele sahası haline gelmeli. Mitinglerde, eylemde, sosyal medya mücadelesinde bir arada olunmalı. Kimse susmamalı, yerinde durmamalı. Herkes ayakta olmalı. Özel savaş rejimi darbesiyle geliyorsa toplumun üzerine, toplumda birbirine kenetlenerek, örgütlenip direnişe geçerek bu saldırıyı durdurmalı. Başka da bir yol yok. Aksi halde sadece Kürtlerin değil, bütün Türkiye halklarının geleceği özel savaş rejiminin kirli politikalarına kurban edilecek. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz