HBDH: Halkların Direnişi Büyüyor

0
588

HBDH Yürütme Komitesi, bugün yaptığı yazılı açıklamada, politik-askeri durum değerlendirmesinde bulundu.

Emperyalist kapitalist sistemin kriz ve bir tıkanma durumunda olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “2019’un ikinci yarısında dünyanın dört bir yanında 40’ı aşkın ülkede kitlelerin hareketi bunun somut kanıtıdır” vurgusunda bulunuldu.

Devletlerin silahlanma yarışı içine girdiğine de değinilen açıklamada, “Bu türden gelişmeler emperyalistlerin önümüzdeki döneme dair nasıl bir hazırlık içinde olduklarını da göstermektedir” denildi.

‘İKLİM KRİZİ YARATTILAR; 62 MİLYON KİŞİ ETKİLENDİ’

Açıklamada, “Emperyalist kapitalizmin aşırı üretim ve aşırı sömürüsü, dünyanın ekolojik dengesini bozmuş ve geri dönüşümsüz bir iklim krizi yaratmış durumdadır. Dünya Meteoroloji Örgütü, iklim değişikliği nedeniyle meydana gelen ‘doğal’ afetlerin 2018 yılında 62 milyon kişiyi etkilediğini açıklamıştır” diye belirtildi.

Milyonlarca insanın göç yollarına düştüğü ve mülteci haline geldiğinin de vurgulandığı açıklamada, “Başta emperyalist kapitalist devletler olmak üzere, hakim sınıflar ekonomik ve siyasi krizin ortaya çıkardığı sonuçları kendi iktidarlarının devamı için kullanma eğilimi içine girmiş; ırkçı, faşist, göçmen, kadın ve LBGTİ+ düşmanı politikalar içine girmelerine yol açmıştır” mesajı verildi.

İSYANLAR

Açıklamada, emperyalist kapitalist sistemin krizi ve uygulamaya koyduğu politikaların beraberinde işçi sınıfının ve ezilen dünya halklarının isyanını da getirdiğine işaret edilerek, “Özellikle 2019 yılının ikinci yarısında Güney Amerika’dan Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Asya’ya onlarca ülkede dünya halklarının yeni bir isyan dalgasına tanık olduk” diye kaydedildi.

İsyanlarda önderlik eksikliğinin yaşandığının belirtildiği açıklamada, “Önemli bir nokta da isyanlara önderlik noktasında devrimci ve komünist hareketlerin yaşadığı tutukluk ve geri duruştur. Bu objektif gerçeklik isyan dalgasının gerçek hedefe yönelmesindeki en büyük engeldir ve hareketlerin sistem içinde kalması, zamanla sönümlenmesi tehlikesine işaret etmektedir. Bu objektif durum aynı zamanda sübjektif güçlerin, devrimci ve komünist hareketlerin görevine de işaret etmektedir” denildi.

‘AKP REJİMİ İFLASI İŞGALLE AŞMAYA ÇALIŞIYOR’

Türk devletinin çöküş içinde olduğunun kaydedildiği açıklamada, şu değerlendirme yapıldı:

“TC rejimi AKP’li yıllarda tarihinin en büyük dış borcu sarmalında, ekonomik olarak iflas etmiş ve her zamankinden daha fazla olarak uluslararası mali sermayeye bağımlı hale gelmiş bulunuyor. Ortaya çıkan bütçe açığı, yeni zam ve vergilerle giderilmeye çalışılıp halkın daha da yoksullaşmasıyla sonuçlanırken, gelinen aşamada 7 milyona ulaşan genç işsizlik sayısı ve yüzde 60’ı yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfus, açlık ve borç batağında artık toplu intiharları seçiyor. Kısacası tam bir çöküş hali söz konusudur.

Emperyalistler arasında artan çelişkilerin sonucu olarak Türkiye’nin bulunduğu bölgede yaşanan askeri müdahaleler, vekalet savaşları doğrudan doğruya TC rejimini etkiliyor ve rejimin sözcüleri sürekli ‘beka meselesi’nden bahsediyor. Emperyalistler arası yaşanan dalaşın Suriye iç savaşında daha net olarak görünür olduğu bir gerçektir. TC rejimi başlangıçta ABD emperyalizminin bölgedeki jandarması olarak savaşta rol aldı. Kendi örgütlediği cihatçı çeteleri Suriye rejiminin üstüne saldı. Ne var ki, emperyalistler arası değişen dengeler, Rusya’nın bölgeye müdahalesi, özellikle Kürt halkı başta olmak üzere, bölge halkının Kobanê direnişi gibi tarihsel direnişleri hesapları altüst etmiştir.

(…)

TC rejimi başlangıçta hedefe koyduğu Esad rejiminin yıkılamayacağını görünce, bu kez daha yakın ve acil tehlike olarak Suriye Kürtleri başta olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye’de Rojava Devrimi’ni gerçekleştirerek kendi öz yönetimlerini oluşturan çeşitli ulus, milliyet ve inançlardan halkın kazanımlarına yönelmiştir.

Faşist Türk devleti, bölgede istikrarsızlığın temel kaynaklarının başında gelmektedir. Genel politikası Kürt halkına ve Türkiye işçi sınıfına dönük topyekûn savaş siyasetidir. Bulunduğu bütün alanlarda bu politika paralelinde Kürt halkının kazanımlarını yok etme siyaseti izlemektedir. Ülke içerisinde ve Irak Kürdistanı’nda gerillaya karşı kapsamlı askeri operasyonlar yürütülmektedir. Bu operasyonların amacı gerillayı tasfiye etmek, tasfiye edemediği noktada zayıflatmaktır.

Aynı zamanda Türkiye demokratik kamuoyu da faşizmin gözaltı ve tutuklama terörüyle hedef alınmaktadır. Faşizmin savaş politikalarına itiraz eden herkes, terörist ilan edilmektedir. Ülke içinde tam bir faşist abluka yaşanmaktadır. Kimi yorumcular yaşanan faşist abluka ve saldırıları 12 Eylül Askeri Faşist Cunta döneminden daha yoğun olarak değerlendirmektedir. Rejim sıkıştıkça hemen hemen her alanda kendi tarihsel rekorunu da kırmaktadır.

(…)

Yaşanan gelişmeler TC rejiminin içte yaşadığı kriz halini sınır dışında saldırgan ve provokatif bir siyaset izleyerek ötelemeye çalıştığını göstermektedir.”

‘ÖZ GÜCÜN KAZANDIRACAĞI GÖRÜLMÜŞTÜR’

Türk devletinin Rojava’ya dönük işgalci saldırılarının ele alındığı açıklamada, şunlar ifade edildi:

“Bölgede emperyalist kapitalist sisteme boyun eğmeyen, ona tabi olmayan Rojava’daki devrimci irade ve yönetimin varlığına ve yaşamasına müsaade edilmemiştir. Emperyalist kapitalist sistemle Rojava’da ortaya çıkan ‘toplum modeli’ bir kan uyuşmazlığı yaşamıştır. Emperyalistler ve bölge gericileri Ortadoğu gibi bir coğrafyada açığa çıkan bu devrimci gelişmeyi kendileri için bir tehdit olarak görmüşlerdir.

İkinci temel neden ise bölgede özgür bir Kürt yapılanmasına göz yummak istenmemesidir. Bu durum özellikle bölge devletleri açısından kendi ulusal sorunları bağlamında sorun teşkil edecektir.

Faşizmin emperyalistlerle iş birliği içinde Rojava’yı işgali beraberinde başka gelişmeleri de gündeme getirdi. Serêkaniyê direnişiyle birlikte halkların ve devrimci ve demokrat güçlerin Rojava Devrimi’ne, bölgede ve dünyada hiç olmadığı kadar büyük destek ve dayanışması sağlandı. Dört parçada Kürt halkında birlik fikri ve ihtiyacı hiç olmadığı kadar oluştu.

(…)

Elbette direniş ve teslimiyet arasındaki bir durumda fedai ruhla sonuna kadar direniş esas alınmalıdır/alınmıştır. İşgal saldırısının şiddeti bizlere büyük bedeller ve şehitler vermeyi getirecektir/getirmiştir. Ortaya çıkan ders ve deneyimlerin Serêkaniyê’de pratiğe geçirilememesi eksiklikler yaşandı. Beklenilen ve öngörülen düşman saldırısına karşı hazırlığın yetersiz ve zayıf kaldığı noktalar oldu. Halkın örgütlenmesi, askeri güçlerin kapsamlı bir saldırıya göre ciddi bir şekilde eğitilip hazırlanmaması; düşman saldırısına karşı yaratıcı taktik zenginliğin uygulanamaması, komuta kademesinde koordine yetersizliği, Bakur ve Türkiyeli ilerici ve devrimci güçlerin harekete geçirilememesi gibi eksiklikler söz konusuydu.  Ancak bu saldırılarda alınan kayıplarda yılgınlık ve karamsarlık yaratılmasına müsaade edilmemeli, savunma psikolojisinden saldırı psikolojisine geçerek karşılık verilmelidir.

Süreç içerisinde kendi öz gücüne dayanan bir anlayışla meseleye bakmanın daha doğru olduğu ispatlanmıştır.

Rojava Devrimi’nin kalıcı tek dayanağı, kendi öz gücü ve onunla dayanışma içerisinde olan dünya halkları ve devrimci güçlerdir.”

HBDH VE KADIN MÜCADELESİ

HBDH’nin ve kadın özgürlük mücadelesinin rolüne de değinilen açıklama, şu ifadelerle son buldu:

“Askeri açıdan HBDH bileşeni örgütler  Enternasyonalist Özgürlük Taburu aracılığıyla silahlı direnişe dahil olmuşlardır. İşgalcilere ve çetelere karşı kararlı bir mücadele verilmiş, bu yönüyle Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimciler önemli bir sınav vermiştir. Kuzey Doğu Suriye halklarından onlarca şehit verilmiştir. Bu savaşta Aynur, İmran, Ceren ve Demhat yoldaşlar şehit düşmüş, bunun dışında yaralanan yoldaşlar olmuştur.

Faşist rejimin uygulamaya koyduğu saldırganlık konseptine yönelik HBDH’ın Türkiye topraklarında ortaya koyduğu pratik, günümüz koşulları içerisinde, son derece anlamlı ve devrimci bir yerde durmaktadır. Faşist rejimin ülke içinde en ufak demokratik bir muhalefete dahi tahammül edemediği, faşist ablukanın ve saldırganın dizginsizce sürdürüldüğü koşullarda, HBDH’nin gerçekleştirdiği eylemler önemlidir.

Eylemlerin küçüklüğü büyüklüğü bir yana içinden geçtiğimiz süreçte faşizme karşı yanıt olunması anlamında önümüzdeki süreç açısından tarihsel bir değer taşımaktadır. “İntikam Birimleri”nin eylemleri bu anlamıyla devrimci direnişin sürdüğü, bütün faşist abluka ve saldırganlığa karşı devrimcilerin hesap sormaya devam ettiğini göstermektedir.

HBDH güçleri olarak süreçten gereken dersleri çıkartıp önümüzdeki savaş yılını bu temelde en güçlü şekilde örgütlemek temel görevimiz olmalıdır. Özellikle Rojava’daki işgale karşı aktif saldırı politikası izlemek ve işgali kanıksatmamak için güçlü politik kampanyalar yürütmek diplomatik çalışmalara hız vermek gerekir. Rojava’daki işgal saldırısına vurulacak her darbe Türkiye devrimine katkı sunma anlamına gelmektedir.

2019 yılında çok değerli isimleri şehit verdik. Adil Yıldırım (Taylan Kutlar), Özkan Aslan (Hıdır Çallı), Ozan Sökmen, Fırat Şeran, Alper Koçer Çakas (Fırat Çaplık), Çayan Kızılbaş (Umut Özsepet), Tamer Kasabalı (Fırat Yıldırım), Mahir Ernesto (Muhammed Tiril), Ceren Güneş (Özge Aydın), Aynur Ada (Göze Altınöz), İmran Fırtına (Yasin Aydın) ve Demhat Günebakan (Kerem Pehlivan) arkadaşlar şehit olmuşlardır. Bu arkadaşlar dışında HPG savaşçılarından Çiçek Botan, Demhat Faraşin, Cemil Amed, Diyar Xerib (Helmet Ark) başta olmak üzere birçok değerli komutan ve savaşçı arkadaşımız şehit olmuştur.

Devletin ve egemen ataerkil zihniyetin saldırılarına karşı son bir yıllık süreç içinde kadın özgürlük mücadelesinde önemli ve etkili eylemlikler örgütlendi. Kadın özgürlük mücadelesinin sesi ve öfkesi daha etkili ve görünür oldu. Gözle görülür bir şekilde Kadın duyarlılığı ve bilinci oluştu. Keza Leyla Güven şahsında sayın A. Öcalan üzerindeki tecrit ve izolasyona karşı zindanlarda başlatılan ve kısa sürede yaygınlaşarak ülke çapında süren açlık grevleri eylemlikleri kadın devrimci iradenin sarsılmaz ve yenilmez olduğunu gösterdi.

2020 yılında yürüteceğimiz mücadelede yoldaşlarımızın  anıları bizlere rehber olacaktır. Onlara sözümüz 2020 yılında TC faşizmine karşı devrim mücadelesini yükseltmek ve sokak ve meydanları mücadele alanlarına çevirmektir.”

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here