Heval Zîlan özgür yaşamın komutanıdır

0
281

Tanya HÊJAR

Tarihsel şahsiyetler, tarihi devrimlerde pek çok yeni ve farklı söz ve eylemle karşımıza çıkar. Bu sözler ve eylemler, eğer toplumun çıkarı içinse toplumsal sorulara ve kaosa büyük cevap olurlar. Sözlerin ve eylemlerin doğruluğu kişiliğin gelişmesine yol açar. Söz varsa ve eylem yoksa, hakikat arayışı eksik kalır, hakikatin mükemmel olması için söz ve eylemin bir olması gerekir.

Bunun için de gönül ve akıl bütünlüğüne ihtiyaç vardır. Kişinin duyguları yoksa fikir de eksik kalıyor yani kişi kendini egemen sistemden koruyan ve ahlak sahibi bir hakikat yolcusu ise o zaman etrafında yaşanan tüm olaylardan etkilenir, sorumluluk hisseder ve cevap vermeden duramaz. Dolayısıyla duygu ve fikirler bir olur, kişilik fiziksel varlığından kopar ve artık kendini düşünmez. Bütün varlığını toplumun varlığıyla birleştirir ve topluma yönelik tehlikeyi ortadan kaldırmak için kendini yok eder. Fiziksel anlamda yok olma, gerçekte bu yokluk kalıcılığa ve ebediyete dönüşür. Bu yüzden tarihin bir parçası haline gelen ve adı binlerce yıl unutulmayacak pek çok ölümsüz savaşçı ve kahraman vardır. Toplum minnetini bu şekilde gösterir. Tüm toplumların tanrı ve tanrıça haline gelen kahramanları vardır. Bu, toplumların mitolojisinde açıkça görülmektedir. Tanrısallık, kendini feda etme gerçeğinden doğar.

Kendini düşünmeyip daha çok toplumu ve toplumun özgürlüğünü düşünmek ve toplumun özgürlüğü için kendini feda etmek, toplumun bu fedaileri tanrı ve tanrıça olarak görmesini sağlar. Çünkü bu kişiler bireysel çıkarlarını düşünmezler, toplumu düşünürler ve onlar için kendilerini feda ederler. Toplum da bunu görür ve onları tanrılar mertebesine yerleştirir. Onlardan güç ve moral alır, onların varlığıyla toplumsal yaşamın korunacağına inanır. Bu yüzden her sıkıntıda onlara döner ve güç isterler. Bundan dolayı her şeyden önce, her insanın varlığı, onun toplum için taşıdığı anlamın önemine bağlıdır. Varlığımız toplumun varlığı için bir şeyler ifade ediyorsa anlamlıdır. Bu da demek oluyor ki, toplum bizim varlığımızı ve yokluğumuzu eylemlerimizle değerlendirebilir ve ona göre bize yer verebilir. İnsanların eylemleri onları tanrı-tanrıça veya sıradan, unutulan kişiler yapar.

Zîlan, bir Kürt kadını olarak partiye katılmadan önce bile toplumsal bir güce sahip ve bilinçli bir şekilde toplumuna hizmet için hareket etmiş, özellikle sağlık alanında yoksullara yardım etmiş ve hiçbir şekilde kendini düşünmemiştir. Bu bilimin gücüyle alakalıdır. Zîlan’ın mektuplarını okuduğumuz zaman bu tarihsel, siyasi ve toplumsal bilgi düzeyini görüyoruz. Bilgi kişinin kendi toplumunun tarihinden ayrı değildir ve çok derindir, bu bilgi düzeyi hakikat yoluna girmenin başlangıcı olur. Kürtlerin tarihinde düşman, Kürt halkının kültürünü ve kimliğini yok etmek için birçok il ve bölgede özel politikalar uygulamıştır. Bu özel politikaların uygulandığı şehirlerden biri de Meletî şehridir ve Zîlan bu şehirde doğup büyümüştü. Kürt olmanın yanı sıra Alevi kimliği de var ve bu da iki kez zulme uğramasına neden oluyor. Hem Kürtler, hem de tüm Aleviler bu kimlikleri nedeniyle baskı, zulüm ve soykırım altında yaşamış. Türk devletinin savaş politikaları sonucu Sünni Kürtler ile Aleviler arasında da çok derin bir bölünme yaşanmıştır.

Bu sorun Alevi Kürtlerin kendilerini Kürt olarak görmemelerine ve Sünni Kürtlerle ilişki kurmamalarına neden olmaktadır. Elbette bu düşman tarafından yaratıldı. Böl-parçala ve yönet politikasının sonucu oldu. Bu durumda Kürt ve Alevi olmak, en önemlisi de kadın olmak, tüm haksızlıklara birçok yönden göğüs germek ve çok derin acılar yaşamak anlamına gelmektedir. Önder Apo, “Bu şehir sınıfsal kimliğini, ulusunu ve kişiliğini kaybetmiştir” diyor. Zîlan da bu çelişkileri çok derin yaşıyor. Dolayısıyla bu siyasete bağlı yaşamı kabul etmemek devrimci olmasına yol açmış ve bu kararıyla düşmanın bütün siyasetini boşa çıkararak yenilgiye uğratılmıştır.

Zîlan’ın devrimci kararı, asimilasyon ve imha politikalarına karşı büyük bir isyandır. Zîlan’ın devrime katılımı araştırma, bilinç ve sorumlulukla gerçekleşti. Bu nedenle devrimi her adımda dikkatle takip ediyor. Rêber Apo’yu olabildiğince tanımak ve Rêber Apo’nun her kelimesini okuyup anlamak için özel bir çaba gösteriyor. Mektubunda Rêber Apo’ya ilişkin yaptığı değerlendirmeler şöyle: “Kurdistan tarihinde yaşanan bu gelişmeler Önder Apo’nun çalışmalarının sonucudur. Bu sevginin kaynağıdır. Kişiliğinde yeni bir insan tipi yaratmış ve insanların alabildiğine gelişebileceğini ispatlamıştır.”

Zîlan, Rêber Apo’nun Kürt halkı ve sosyalizm davası için hesapsız bir şekilde emek verdiğini, hizmet ettiğini, Önderliğin tüm halkı sevgiyle kucaklayıp birleştirdiğini ve Kürt halkının umudu olduğunu görür. Bu yoğunlaşma onu derin bir arayışa yönlendirir. 1996’da Önder Apo’ya yönelik Şam’da gerçekleşen suikast saldırısı Zîlan’ı daha hızlı ve ısrarlı bir şekilde eylem yapmaya yöneltti. Çünkü savaşın taktiklerinde bir çıkmaz girilmişti. Tekrarlanan taktikler düşmanı zora sokmuyor ve sonuç almıyordu. 

Taktik komuta, taktik yenileme konusunda çaresiz kalınıyor, bunun üzerine düşman gerillayı zayıf görüyor ve yönünü Şam’a çevirerek Önder Apo’yu hedef alıyor. Zîlan Dersim’deydi ama Önder Apo’ya yönelik Şam saldırısını çok derinden hissetmişti. Sadece bir yıldır mücadele alanında olan bir arkadaş için çok büyük bir düzeydi. Bu da Zîlan’ın siyasi derinliğini gösteriyor. Tehlikeyi herkesten önce ve daha hızlı fark etmek gerçek devrimcilerin özelliğidir. Önder Apo şahsında devrim tamamen tehdit altındadır. Zîlan uluslararası komployu tüm yoldaşlarından önce fark etmişti. Gerillanın bu saldırıya çok güçlü bir yanıt vermesi gerekiyordu.

Bunun sadece bir tepki değil, gelecekte en kritik zamanların taktiğine dönüşecek bir eylem olacağını gördü. Bu nedenle Zîlan, fedai eylemi partisinin gündemine koyan ilk kişi olur ve “Biz bu tarihi mirasa sahip çıkmak ve sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. Bu dönem fedai eylem yapma sorumluluğunu yüklüyor bize. Bu taktiksel bir adım, büyük bir moral ve Önderliğimize saldıran düşmana verilecek en iyi cevap olacaktır. Bu eylem düşmanı çıldırtacak ve moralini bozacaktır”. Bu yüzden Zîlan, eylemini çok ısrarlı ve dikkatli bir şekilde hazırlar. Hedefini arkadaşlarıyla tartışır. Hedef, Dersim Valisidir. Ancak Dersim’e gittiğinde kararını değiştirir.

Zîlan’ın istediği, eyleminin daha etkili olması ve daha fazla sayıda faşist ordu askerini hedef almaktır.  Böylece yeni dönem taktiklerini belirler. Yani bir gerilla tek başına bir tabur gibi eylem yapabilir ve düşmana büyük darbe vurabilir. Yeni taktik, bir gerilla timinin ince bir planla düşmana çok büyük darbeler indirip sonuç alabilmesi ve düşman için bir kabusa dönüşebilmesidir. Bu nedenle tek başına 30’dan fazla düşman askerini öldürmüş ve yaralamıştır. Zîlan’ın eyleminin etkisi, düşman üzerinde, halk üzerinde, gerilla üzerinde ve özellikle kadınlar üzerinde çok büyük oldu. Düşman böyle bir hareketi hiç beklemiyordu ve bu yüzden Kurdistan’ın bütün şehirlerini çok kolay ve rahat bir şekilde hareket etti. Eylemi ile düşman şaşkına döner ve artık rahat hareket edemez hale gelir. Kürt halkı Zîlan’da devrimci Kürt kadınının gücünü bir kez daha gördü ve tanrıçasına saygıyla yaklaştı. Binlerce çocuğa Zîlan adı verildi.

Gerilla, Zîlan’ın taktiğiyle geri döner ve kendini yeniden inşa eder. Gerçekleştirdiği eylemle bir sembol, çizgi ve tarz haline gelmiştir. Düşmanın vahşetine en sert cevabı veren, kadının binlerce yıldır inkar edilen ve görülmeyen gücünü ortaya çıkaran şehit Zîlan’ın yarattığı direniş çizgisi bugün savaş tünellerinde devam ediyor. ‘Jin Jiyan Azadî’ devrimi bugün tüm dünyada yankılanıyorsa, şehit Zîlan’ın, bu uğurda canını feda eden binlerce kahramanın ve Rêber Apo’nun emeği sayesindedir. Her zaman bu gerçeğin bilincinde yaşamalıyız ki kadınların tüm kazanımlarına sahip çıkabilelim.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here