İhaneti ve devleti öldürmek

0
237

İskan AMED

İhanet de tıpkı devlet gibi yaşamın ve canlılığın düşmanıdır. Tek bir rengi vardır. O da kesif ve belirsiz bir tona sahiptir. Hainlerin hiçbir ahlakı ve inancı yoktur. Onlara kalan tek bir yaşam alanı vardır. O da iğrenç güdülerini tatmin etmektir. Hain ağaçtaki kurt gibi çürütür. Tek bildiği budur. Bazen ‘Ben haklı çıktım’ demek için insan ölümüne sevinir. Besin kaynağı kandır. Sevgisiz, cahil, güvensiz, her şeye kuşkulu bakar, hiçbir ütopyası yoktur. Sinsidir en izbe, en karanlık yerlerde pusuda bekler. O bir yok edicidir. Bu yüzden topluma, insana düşmandır. Sefil yaşamı dışında hiçbir şeye değer vermez. Aklı ve vicdanı başkasının malıdır. En yüksek parayı verene kendini satar. Bir piyondur. Bu yüzden rengi, duygusu, yüzü yoktur. O hep siliktir. Ve yaşamları çalmaya programlanmıştır. Hiçbir değere sahip değildir. O pazarda işlevine ve ihtiyacına göre değer kazanan veya kaybedendir. Gerçekte ise o kendisini satın alan sahibinin bile iğrendiği bir mahlukattır. Bu yüzden işleri bitince genelde sahipleri tarafından yok edilirler. Kürdistan halkının tarihi, Reyber ve Cemilê Çeto’ları iyi anlatır. 

Hain, iyinin, güzelin ve doğrunun en gizli, en derin düşmanıdır. Bin bir maskesinin altında tek bir yüze sahiptir. O da olmayan bir yüzdür. Bu yüz, hakikati düşman beller. O yüzden bütün acıların kaynağında bütün kirlerin içinde o vardır. Tarihin bütün kirli ve karanlık işlerinin başrol oyuncusudur. Satın alındığı için her şeyi satar. Vatanı, insanı, ahlakı, kutsiyeti ve bütün insani değerleri öldürmesi, varlığını kazanması için en elzem yanını teşkil eder. İnsana has değerleri bir kez yitirdiği için bir daha bulamaz. Arama zahmetine dahi kapılmaz. Daima ihanetine gerekçeler aramanın dışında hiçbir arayışı olmaz. Hep korku içinde yaşar. ‘Ben ne olacağım’ dışında bir amacı yoktur. 

Hainin vatanı ve ırkı belirsizdir. O bazen dilini bildiği halkının düşmanı bazen de katilidir. Sahibinin dili, gözü ve elidir. Düşünemez, iradesi yoktur, kimliksizdir. Utanma duygusu ölmüştür. Kendisi dışında herkesi enayi görür. Çalmaya programlanmıştır. Çaldıkça var olur. Hisleri ölmüş, sinirlerini yitirmiştir ya da hisleri ve sinirleri sadece bencil güdüleri için sivrilir. Sermayesi insan avıdır. Yılan gibi soğuk ve mesafeli bir avcıdır. Yaşamak için yaklaştığı her canlıya kazancı uğruna zehrini enjekte etmeye can atar. Onu tanımak zordur. 

Ama sömürge toplumlarda hainler bazen yüzlerini gizleme gereği dahi duymazlar. Hele sömürgeciler güçlüyse son derece pervasızlaşır, sahiplerinden bile daha büyük düşman kesilirler. Kürdistan’da korucular, ağalar ve çıkar grupları bu duruma eşsiz bir misaldir. Efendileri karşısında boyun büker, bir ‘Aferin’ almak için kırk takla atar, topluma karşı tam bir canavar kesilirler. İnsan tortusu hainler sırtlanları andırırlar.    

Hainin oyunları, yalanları ve hileleri çoktur. Belirsizlik esas kimlikleridir. Bazen dikkatli bir çift göz, can kulağı ile dinleyen bir kulaktır. Yok etmek için öğrenmek ve bilgi sahibi olmak zorundadır. Bir köpek gibi böyle eğitilirler. Sahibi tasmasını daima elinde tutar. 

Halk Kürt, vatan Kürdistan olunca, ihanette dünyada yaşanan hiçbir yerdeki gibi olmuyor ve gelişmiyor. Bir ailenin çıkarı, zenginliği, ağalığı her şeyin üstünde tutulur. Hükmederler, öldürürler ve kendi egemenlikleri altına alırlar. Sahiplerinin gücü ile elde ettikleri toprak, zayıf yoksulların bedeninde eriyen terle yeşerir. En büyük pay onlarayken diğerlerine yaşatacak kadar verirler. Böyle alıştırılmışlardır. Karın tokluğuna çalışmak ve kul olmak yoksulların önüne tek bir seçenek olarak bırakılır. Birde hiç çalışmadan kazanan din aliminin sahte cennet vaatleri fakirin, kulun ahiret kapısı olur. İntihar etmesi dahi yasaktır. Eğer intihar ederse cennetten men edilir. Çünkü ölene kadar kul olması tek kaderidir. Kürdistan’da hemen hemen her Kürt, bu ailelerin yaptıklarını bilir ve görür. Bilir bilmesine görür görmesine de hile ve oyunlarında sonu sınırı yoktur. 

Hain bazen dost yüzü takınır. En devrimci, en yurtsever geçinir. Mangalda kül bırakmaz. En çok o halkı düşünür. Ama daima halktan çok daha iyi koşullarda iş ve aş sahibidir. Paylaşmaz, bencildir. İmanı çıkarıdır. Çıkarı için durmadan aldatmak ve kandırmak zorundadır. Her şeyi tüketerek kendini var eder. Bu tiplerin rotası özünde kolay yoldan köşeyi bulma ve dönme odaklıdır. Kimliği dahi olmayan toplumunun egoist ve ukala tanrısıdır. Kim güçlü ise yeri onun yanıdır.   

Birde kendilerini kahraman gören veya göstermeye çalışan hainler vardır. Bunlarda devrim saflarından kaçan kaçkınlar ve döneklerdir. Zorluklara ve yokluğa gelmezler. Ellerinde olan da gidince soluğu, efendilerinin köhne sokaklarında ve içkili masalarında alırlar. Eski devrim anılarıyla ihanet pazarında dikiş tutturmanın tasasına düşerler. Her şeyden intikam almak için kollarının yenini sıyırıp, erkenden işe koyulurlar. Efendilerine akıl vermeye başlarlar. Kaçtıkları ocağı ateşe verdikçe yaşayacaklarını, başlarını kaldırabileceklerini ve şeref sahibi olabileceklerini düşünürler. Ve bunun için en ince ayrıntının kırıntısını dahi bırakmadan bilgi satarlar. Dertleri o sokaklarda bir tas çorba ve sıcak bir yuva bulmaktır. O yüzden kaçkınlar gözü doymaz düşkünlerdir. Alçaklık en belirgin özellikleridir. Aziz Veysi, Nizamettin Taş ve Sezgin Lezgin gibi tipler bu gerçekliğin en can alıcı şekilde dışa vurmasıdır. Kaçkınların ve döneklerin nefreti ne kadar da zehirli ve pis kokuyor?    

Kürdistan halkının devrimi zor ama insanlık için binlerce tecrübe ile doludur. Bu yüzden her şeyi farklı olduğu gibi gerçekliği de oldukça çarpıcı ve öğreticidir. Bu öğretici ve çarpıcı gerçeklik Kürtlere, ‘Devleti ve ihaneti öldürün’ diyor. Kürdistan ormanlarını kesip satanlar, bu halkın gerillasını katledip para yiyenler, Zap, Metîna ve Avaşîn’de askerlerin önünde yürüyenler, aile ve aşiret çıkarlarını önde tutan işbirlikçi ağalar, bu topraklarda devletin zulmünü esas yaşatan güçlerdir. Bunların etkisizleştirilmesi, Kürtlerin ihanete karşı alacağı net ve kesin tavırla mümkündür. Unutulmasın ki Kürdistan da ihanet biterse devlet ölür. 

Sömürgeci Türk devleti ölmemek için Kürdistan’da ihaneti yaşam kapısı haline getirmiştir. Türk devletinin içişleri bakanı ‘Gelin devlet kapısında doktor, avukat, mühendis ve polis olun’ diyor ve onursuz bir yaşamı dayatıyor. 

Evet, Kürtler okumalı, araştırmalı, bilim ve tekniğin en üst sınırlarında düşünce kurumları oluşturup, bu devleti hainleriyle birlikte tarihin çöp sepetine gömmelidir. Kürtlerin, devlet kapısında medet umması, esasta varlığını öldürmesidir. Kürtlerin varlıklarını değil, devleti öldürmesi tarihsel ve toplumsal adaletin de tecellisi olacaktır. Kürtler, devlete vergi vermeyebilir, okuluna gitmeyebilir, elektrik, su, kredi paralarını ödemeyebilir, devlet kapısını kendisine haram kılabilir. Bu beraberinde Kürtlerin, yaşamlarını örgütlemelerini ve oluşturmalarını sağlar. Türk devleti bireysel çıkarlar için Kürtlere toplumsal hakikatlerinden vazgeçmeyi dayatıyor. Toplumsal hakikatler olmadan insan bir hain olmaktan kurtulamaz.           

Bütün hainler, Türk devletinin operasyonları eşliğinde elbirliği ile PKK’ye saldırı içindeler. Amaçları PKK’yi yok edip, varlıklarını bir yüzyıl daha yaşatmaktır. Kürt halkı, kaderini bu hiçbir utanma duygusu olmayan zalimden daha zalim kesilen ihanetçilere asla teslim etmeyecektir. Ama Türk devleti ve hainler neden var güçleriyle artık gizleme gereği dahi duymadan PKK’ye saldırıyorlar? Bu şeref fukarası kişiler ve yapılar böylesine bir saldırı furyasına neden canla başla katılıyor? Çünkü PKK, onlara gerçekliklerini gösteren bir aynadır. Bu ayna karşısında kaybettiklerini görüyorlar. Kürdistan’da devleti ve ihanetçileri öldürmek için Deniz Poyraz’ın annesine kulak vermek yeterlidir. Anne granit bir yüzle, iki meşale gibi yanan gözlerle ‘Bir Deniz ölür, bin Deniz doğar’ dedi. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz