Kalkan: 14 Temmuz Direnişi Kürt soykırımına karşı verilmiş varlık ve özgürlük kararıdır

0
142

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin Lozan ile başlatılan Kürt soykırım kararına karşı verilmiş Kürt varlık ve özgürlük kararı olduğunu ifade eden Kalkan, “Kürt için yeni bir tarih biçme, yeni bir tarihi öngörme, yeni bir tarihi süreç başlatmayı ifade ediyor. Geçen 41 yıl boyunca Kurdistan’da özgürlük adına doğru söylenen her sözün, doğru yapılan her işin altında kesinlikle Büyük Zindan Direnişinin, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin etkisi vardır, imzası vardır. Yönlendiriciler vardır, verdiği ruh, yarattığı cesaret vardır. Onu etkileme durumu vardır” diye konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin Kurdistan Özgürlük Hareketi’nde yarattığı tarihi etkileri ve bıraktığı mirası, ANF’ye değerlendirdi.

PKK kadrolarını 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişine götüren felsefi bakış, ideolojik ve moral değerler nelerdir?

Öncelikle 41’inci yıl dönümünde 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişini selamlıyorum. Bu büyük kararlılığı özümseme çabalarımızın her zaman gelişeceğini belirtiyorum. Bu direnişi zafere taşıyan büyük devrimcileri; Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşları saygı, sevgi ve minnetle anıyorum.

Tarihin en anlamlı direnişlerinden biri olan 14 Temmuz Büyük Ölüm orucu eyleminin önünü açan direnişlerin sahibi olan Mazlum Doğan yoldaşı, yine Ferhat Kurtay öncülüğündeki Dörtler’i bu vesileyle saygı ve minnetle selamlıyorum.

1982 Zindan Büyük Zindan Direnişi kuşkusuz yeni bir başlangıç, yeni bir dönemeç. PKK tarihi açısından da, Kurdistan tarihi açısından da böyle.

DİRENİŞÇİLER ÇOK DERİN BİR TARİH BİLİNCİNE SAHİPTİLER

Böyle bir dönemeci yaratan neydi? Kuşkusuz buna vereceğimiz en yalın cevap, derin tarih bilinci olabilir. Zindanda direnen yoldaşlar, PKK kadroları, önderleri çok derin bir tarih bilincine sahiptiler. Önder Apo bu temelde eğitmiş ve hazırlamıştı. Çünkü Önder Apo’nun en temel özelliği, çok iyi bilindiği gibi, çok derin bir tarih bilincine sahip olması, yeni bir tarihi bakış açısını geliştirmesidir. Baştan itibaren gelişen bu süreç, paradigma değişimiyle birlikte yeni bir tarih felsefesi, çizgisi haline de gelmiştir.

Derin tarih bilincine sahip olmak ne anlama geliyor? Kuşkusuz en başta Lozan Anlaşması’yla ortaya çıkartılan Türkiye Cumhuriyeti devletinin karakterini, onun faşist, sömürgeci, soykırımcı zihniyet ve siyasetini derinden bilmek ve anlamak anlamına geliyor. Söz konusu yoldaşlar da; Mazlum Doğan’da, Hayri Durmuş’ta, Kemal Pir’de böyle bir bilinç, çok yüksek düzeyde vardı. İşte 100’üncü yıl dönümü yaşanıyor Lozan Antlaşması’nın. Bu antlaşmanın ortaya çıkardığı Türkiye gerçeğini, aslında dünya gerçeğini ve Kürtler için biçtiği kaderi çok derinden bilince çıkarmışlardı.

YÜKSEK TARİH BİLİNCİ, YÜKSEK SORUMLULUĞU ORTAYA ÇIKARDI

Ondan sonra gelişen süreçleri, katliamları, soykırımları, varlık ve özgürlük için direnen Kürtlere; Amed’de, Bingöl’de, Bitlis’te, Elazığ’da, Dersim’de, Serhat’ta neler yapıldığını çok iyi biliyorlardı. Doğu Kurdistan’daki direnişlerin başına ne geldiğinin bilincindeydiler. Güney Kurdistan’daki durumu çok daha iyi anlıyorlardı. Özellikle ‘75 yenilgisiyle birlikte KDP’nin de sonunun gelmesi temelinde Kürtlerin ve Kurdistan’ın ne ile karşı karşıya olduğunun çok derin bilincindeydiler. Yüksek bir sorumlulukla bu duruma yaklaşıyorlardı. Tabii bu bilinç çok yüksek bir sorumluluk yaratıyordu. Önder Apo “Kurdistan’ın bu durumunu ben yaratmadım. Kürt sorununu ben ortaya çıkarmadım. Kimlerin ortaya çıkardığı açıktır ve herkesin de gözü önündeydi. Görüyordu ama herkes görmezden geliyordu. Ben herkes gibi görmezden gelemedim. Sorumsuz davranamadım. Dolayısıyla sorunu ortaya koydum. Bütün yük üzerime bindi” dedi. Böyle derin bir sorumluluk, yüksek bir sorumluluk bilincine de sahiptiler.

Dünya halklarının yaşadıkları noktasında da önemli bir bilinç düzeyleri vardı. Küresel kapitalist modernite sisteminin ezilen halklar, sömürgeler, yeni sömürgeler üzerindeki uygulamaları konusunda önemli bir bilgi sahibiydiler. Vietnam deneyimini ve Vietnam halkına yöneltilen saldırıları, buna karşı Vietnam halkının direnişi üzerinde belli bir bilgi birikimleri ve önemli bir bilinç edinmeleri vardı. Yine Afrika’da, Latin Amerika’da ve Ortadoğu’da yaşanmış olan halklar gerçeği hakkında da bilgi sahibiydiler.

GİRİŞTİKLERİ MÜCADELE KURDİSTAN’IN KADERİYLE BİRLEŞTİ

Şunu bilmek lazım; derin bir tarih bilinci, yüksek bir sorumluluk duygusu ve büyük bir cesaret ve fedakarlık, söz konusu yoldaşları böyle bir tarihi direnme kararlılığına götürdü. Bu anlamda 12 Eylül 1980 faşist askeri rejimini çok iyi anladılar, tanımladılar. İşte Lozan Antlaşması’nın ortaya çıkardığı Kürt soykırım sistemini başarıya götürmek, tamamlamak üzere sistemin yarattığı TC ulus devletinin yeni bir saldırı hamlesiydi. Aslında NATO tarafından bunun organize edilip yönlendirildiğini biliyorlardı.

Giriştikleri mücadelede -zindana da düşünce- aslında zindanlarda kendilerinin kaderi ile Kürt halkının ve Kurdistan’ın kaderi çok yüksek düzeyde birleşti, bütünleşti. İşte böyle bir süreçte ne yapılmalı sorusuna cevap gerekiyordu. Bu cevabı en derin tarih bilinciyle Mazlum Doğan verdi. Böyle bir direnişin başlangıcını yapması onun derin tarih bilinciyle bağlantılıdır. Kürt yurtseverliğini derinden temsil eden Ferhat Kurtay ve diğer yoldaşlar verdiler. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin önü böyle açıldı. Direniş böyle gündeme geldi.

KÜRT’ÜN MAKUS TALİHİ 1982 DİRENİŞİYLE YENİLDİ

Sadece bilinçle yüksek sorumluluk duygusuyla mı oldu bu? Değil, yetersiz olur. Buna bir de başarıya inancı, özgürlüğe, kurtuluşa inancı eklememiz gerekiyor. Aynı bilinç gibi derin bir başarıya inanç, zafere inanç, mücadele edilerek kazanacağına inanç, Kürt halkının da özgür olabileceğine, buna hakkı olduğuna, mücadele edilirse bunun kazanacağına duyulan derin inanç böyle büyük bir kararlılığı ortaya çıkardı. Gerçekten de makus talihi yenmek deniliyor ya, Kürt’ün makus talihi 1982 Büyük Zindan Direnişiyle yenildi. Yeni bir tarih başlatıldı. Böyle büyük direnişlerle zafer kazanacağına dair büyük bir inanç, irade, güven oluştu ve böyle bir büyük direnişe girildi.

14 Temmuz Direnişi deyip geçmemek lazım. Her çeşit eylem yapabilir insanlar. Fakat bilelim ki insan soyunun yaptığı en anlamlı, en zor iş, kuşkusuz açlık grevi ve ölüm orucudur. Bunu böyle tanımlamamız lazım. Günlerce, aylarca, her an, her saat yaşam ve ölüm arasında pençeleşme ancak böyle derin bir bilinç yüksek, sorumluluk zafere inançla başarılabilir. Ve bu yoldaşlar başardılar. Kürt’ün onurunu yeniden kazandılar, kazandırdılar, onur kazanmanın yolunu gösterdiler.

14 TEMMUZ BİR MİLADI İFADE EDİYOR

Onurla özgürlük arasında bağ var. Kuşkusuz bir onurdan söz edeceksek, bu ancak iradeyle olur, özgür varoluşla yaşamakla olur. Yoksa öyle içi boşaltılmış bir kavram haline gelir. İşte bunun için 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişine bu anlam verildi.  14 Temmuz’a Ulusal Onur Günü denildi. Ulusal gidişin değiştirilmesi olarak görüldü. Bir milat. Faşist, sömürgeci, soykırımcı saldırı altında baş aşağıya giden, yok oluşa giden bir tarih var. Buna karşı direnerek, ölümüne direnerek var olma ve özgürlüğü sağlamayı ifade eden bir tarih de var. İşte 14 Temmuz böyle bir tarihi başlangıcı, miladı ifade ediyor. Her türlü olumsuzluğun yenilerek Kurdistan’da insanlığın özgürlük temelinde yeniden yaratılmasını, açığa çıkarılmasını ifade ediyor.

Bu bakımdan da kuşkusuz ki yerinde zamanında atılan adım oldu, bir tarihi başlangıç oldu. Önder Apo, “Parti içi çizgimizi temsil etmekte yeterliliğe sahip bir eylem, büyük bir köprü; ölümden yaşama, kölelikten özgürlüğe geçiş için atılmış sağlam bir köprü” dedi ve başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm işçi emekçilerin, Kürt halkının cesaretle, korkusuzca bu köprüden özgürlüğe geçmelerini istedi. Ve bu temelde özgürlük mücadelesine atılmaya çağrı yaptı. Önder Apo’nun çağrısı direnişin büyük etkisiyle birleşince daha sonraki bu 41 yıllık büyük mücadele ve tarihi gelişmeler ortaya çıktı.

Bunları bu temelde anlamak gerekiyor. Bu bakımdan 14 Temmuz, Lozan ile başlatılan Kürt soykırım kararına karşı verilmiş Kürt varlık ve özgürlük kararı oluyor. Kürt için yeni bir tarih biçme, yeni bir tarihi öngörme, yeni bir tarihi süreç başlatmayı ifade ediyor. 41 yıldır Kurdistan’ın dört parçasında, dünyanın dört bir yanında Kürt özgürlüğü adına, insanlık adına, Kürt özgürlüğü temelindeki insani gelişmeler adına yaşanan şeylerin hepsinde bu büyük kararın ve direnişin imzası vardır.

PKK DİĞERLERİ GİBİ EĞİLİP BÜKÜLMEDİ

Faşizme ve uygulanan vahşete karşı fedai tarzda gelişen direniş nasıl bir ideolojik doğrultu yarattı?

O sürece giderken, baştan itibaren PKK oluşurken, bu mücadelenin karakteri, yöntemleri, mücadelenin istediği cesaret ve fedakarlık üzerine yoğun tartışmalar kuşkusuz oluyordu. Bu PKK için olduğu kadar, PKK ile diğer örgütler arasında da oluyordu. 1970’li yıllar anımsanırsa ya da geriye dönülüp o dönemin belgeleri incelenirse, bu temelde çok önemli bir mücadelenin yaşandığı rahatlıkla görülebilir. Birçok kendine önder diyen kişilik vardı. Birçok hareket ve örgüt vardı. Kuşkusuz herkes Kürt halkının desteğini almak, Kürt önderi, Kürt örgütü olmak istiyordu. Kürtler özgür olsun diyordu. Fakat bunun nasıl sağlanacağı, elde edileceği, yaratılacağı sorusu sorulduğunda görüşler, yaklaşımlar, tutumlar farklılaşıyordu. Evet, Kurdistan kurtulsun, Kürtler özgür olsun, faşist, sömürgeci, soykırımcı zihniyet ve siyaset yıkılsın da, bu nasıl gerçekleşecek, nasıl bir mücadeleyle olacak? İşte buna farklı cevaplar verildi.

Birçok kişilik, hareket farklı cevap verdi, ikili davrandılar. Gerekirse silahlı mücadelede olur, fedai de olur ama işte imkanlardan, demokratik imkanlardan da faydalanmak gerekli diye işi reformizme, oportünizme kaydırdılar. Bireysel tutumlarını, varlıklarını, yaşamlarını Kürt halkının özgürce var olma ve yaşama gerçeğinin önüne koydular tabii. PKK bu yaklaşımları reddetti. Önder Apo bunları çok geniş bir biçimde değerlendirdi ve PKK kadroları bu değerlendirmeler temelinde kendilerini eğitti. Bu yaklaşımlarla değil Kurdistan’da özgürlüğü sağlamak, faşist soykırımcı saldırılar karşısında ayakta kalmak, kendini yaşatmak bile mümkün değildi. Çünkü çok somut örnekler vardı. Kurdistan’ın bütün parçalarında daha önceki süreçlerde soykırımcı saldırılara karşı direnişler olmuş hepsi katliamla ezilmişlerdi. Öncüleri, liderleri, komutanları vahşice idam edilmişlerdi, katledilmişlerdi. Bu açık bir gerçekti. Dolayısıyla ortada değişen bir durum yoktu. Eğer mücadele ederek bu durum değiştirilmezse, bu uğurda mücadele ediyorum diyen herkesin başına gelecek olan oydu. PKK bu konuda somut olanı, gerçek olanı söyledi. Eğilip bükülmedi. Bireysel yaşam dürtülerini halk varlığının ve özgürlüğünün önüne geçirmedi. Bireysel çıkarcı davranmadı. Dolayısıyla, yani varlık ve özgürlük kazanacaksa büyük bir cesaret ve fedakarlıkla direnileceğini, büyük direnişle olacağını baştan itibaren ortaya koydu. Böyle eğitildi kadrolar. Böyle bir direniş kadroları oldular.

ÖZGÜRLÜĞÜ KAZANMAK İÇİN NE GEREKİYORSA YAPILMALI

Zindana düşüldüğünde de PKK öncü kadroları, militanları bu bilince sahiptiler. Ama tabii zindanda da bütün imkanları ve fırsatları denediler. Dikkat edilirse ilk elden sert çatışmaya girmediler. Varlık ve özgürlük mücadelesini etkili yürütebilmek için koşullar, sunduğu imkanlar, fırsatlar nelerdir diye düşündüler, buna baktılar ve bunların gereklerine göre mücadele etmeye çalıştılar. Fakat cuntanın, faşist soykırımcı cuntanın saldırıları yoğundu. Zindanlara dayatılan itirafçı yapma, teslim alma aslında belleksizleştirme, bilinçsizleştirme saldırıları planlı, örgütlü bir biçimde hızla geliştirildi. Bunlar yeniden yeniden değerlendirmelere götürdü. İşte bu değerlendirmeler içerisinde yine bilinç ve inanç düzeyi tabii ki doğru sonuçlar ortaya çıkardı. Neyi öğretti? Söylenenler yapılmalı. En önde söyleyenler en önde yapmalı. Özgürlüğü kazanmak için mücadele neyi gerektiriyorsa, yerinde ve zamanında büyük bir cesaretle, fedakarlıkla o yapılmalı. Mazlum Doğan’daki oluşan bilinç kesinlikle bu oldu. Zafere inancı, bugünü gören, Kürt’ün özgürlük bilincini edindikçe geliştireceği mücadeleyle nasıl büyük tarihler yaratabileceğini o günden görebilen, buna inanan o derin bilinç ve inanç, söz konusu cesaret ve fedakarlığı yarattı. Fedai çizgisi böyle oluştu.

Şunu gösterdi: Zindana dayatılan zulüm karşısında fedaice direnilirse var olunur. Onun dışında özgürce, insanca yaşama imkanı yoktur. Ya insani olarak ruh ve bilinç yok edilecek, posa kalacak, öyle yaşanacak ya da maddi yaşam aşılarak, özgürce manevi yaşamın kapıları açılacak. Bunun başka yolu yoktu. Onun için Kemal Pir, “Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” dedi.  Bu çok önemliydi, çok anlamlıydı. Yaşam uğruna ölündüğü zaman ancak yaratılabiliyor, anlamlı ve değerli olabiliyor, özgür olabiliyor. Yaşam hakikati gerçekte bunu ifade ediyor. Felsefi bakış, anlayış kendini bu biçimde gösteriyor. İşte bu bilinç ve irade böyle bir çizginin oluşumuna götürdü: Fedai çizgisi.

14 TEMMUZ FEDAİLİĞİ BİLİNÇLİ BİR EYLEMDİR

Bunu yanlış anlamamak lazım. Tabii ki bir ideolojik duruştu, doğrultuydu. Fedai duruşu, fedai eylemlilik ile bazı örgütlerin yaptığı intihar eylemcilerini kesinlikle birbirine karıştırmamak gerekli. Onların çoğu parayla oluyor, kandırılarak oluyor, fanatikleştirerek oluyor. Ama dikkat edelim, büyük zindan direnişinin; 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eyleminin ortaya çıkardığı fedailikte kesinlikle böyle bir durum yoktur. Öyle fanatizm, şu bu yok. Bilincin ve inancın en derin hali vardır. Bunu en çok somutlaştıran da 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eylemidir.

NATO’ya dayalı 12 Eylül faşist askeri cuntası her şeyi denedi, her yolu denedi. Örneğin bu eylemcileri kandırarak direnişlerinden caydırmaya gücü yetmedi. Ne dedi cunta şefi Kenan Evren Dağkapı’da konuşurken, büyük ölüm orucu direnişinin gerçekleştirdiği zindanı göstererek? “Burada öyleleri var ki, kafalarını koparsanız inançlarından, düşüncelerinden vazgeçiremiyorsunuz”. PKK ve 1982 Büyük Zindan Direnişi karşısında 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi karşısında onun ortaya çıkardığı bilinç, irade, fedailik karşısında yenilgisini bizzat kendisi ilan etmek zorunda kaldı. Bu önemli bir durumdu, anlamlı bir durumdu . Direnişin nasıl büyük bir bilinç, irade, inanç zaferini ortaya çıkardığını gösterdi.

1982 Zindan Direnişi böyle bir zafer yarattı. Fedailik çizgisini zaferle birleştirdi. Bilinçle, inançla birleştirdi. Fedakarlığı ve cesareti bilinç, inanç ve zaferle yoğurarak, birleştirerek oluştu. Fedai çizgisi, PKK için yeni bir ideolojik çizgi oldu. Ondan önce de çok fedakarca mücadele yürütmek istedi. Zindanlarda büyük direniş yapmak, büyük savaşçı olmak, bu uğurda yaşamı feda etmek, şehit düşmek. Bunlar hep değerlendiriliyordu, biliniyordu. Buna bir hazırlık vardı.

DİRENİŞİN ZAFER KAZANAN TARZINI YARATTI

Ama bunun pratikte nasıl yaşanacağı, öncelikle zindan direnişinde gündeme geldi, kendisini gösterdi. Mücadelenin, direnmenin tarzını; her koşulda, her ortamda, en zor, imkansız ortamda bile direnip kazanılabilecek tarzını ortaya çıkardı. Böyle bir bilinci, iradeyi ortaya koydu. Başka yerlerde yapıldığı gibi bir intihar eylemi, şu bu değil. Öyle herhangi birilerinin yönlendirdiği bir durum değil. Zorla ya da bilmem şu vaatle yapılan bir durum değil. Tamamen görerek, bilerek ve anlayarak, öncesini sonrasını değerlendirerek, sonuçta zaferi görerek bir direnişti. Kemal Pir onu da söyledi o mahkeme salonlarında. “Ben bu harekette zaferi görüyorum” dedi. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişine, o zihniyetle, bakış açısıyla, anlayışla yürüdü. Bütün diğer devrimciler de öyleydi. Dolayısıyla, zaferi gören bir yaklaşımı, çizgiyi, fedailiği oluşturdu.

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin; yani 1982 Büyük Zindan Direnişinin PKK mücadelesine katkıları nelerdir?

  1. Gericiliğe, faşizme, sömürgeciliğe, soykırımcı ilaha karşı mutlaka direnme gerekir kararı.
  2. Bu direnişin fedai çizgisinde olması gerektiği anlamında çizgiyi ortaya koymak.
  3. Bunun her koşulda gerçekleşebileceğini ispatlayarak direnişin zafer kazandıran tarzını yaratmak.

Daha sonraki bütün bu gelişmeler, Kurdistan’daki mücadele, gerilla her şey, bu büyük karar ve böyle büyük başlangıç üzerinde gerçekleşti.

KURDISTAN’DA 41 YILDIR DOĞRU GİDEN HER ŞEYİN TEMELİNDE 14 TEMMUZ VAR

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin ideolojik, felsefi ve moral değerler yönüyle yarattığı sonuçlar ve bıraktığı direniş geleneği günümüze kadar nasıl sürdürüldü? Bu miras bugün nasıl yaşatılıyor?

41 yıllık bir tarihi süreç var. Bu 41 yılın her anı büyük fedai direnişleri ile, mücadelelerle dolu, büyük gelişmelerle dolu. Zindanda Mazlumların, Ferhatların, 14 Temmuz direnişçilerinin verdiği karar, başlattığı çizgi temelinde Kürt halkının, gençlerinin, kadınlarının, emekçilerinin kendilerini yeniden yaratmaları durumu söz konusu. Bu kesinlikle böyle. Bunu böyle bilmeliyiz.

Şunun altını bir kere daha çizmek lazım. Geçen 41 yıl boyunca Kurdistan’da özgürlük adına doğru söylenen her sözün, doğru yapılan her işin altında kesinlikle Büyük Zindan Direnişinin, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin etkisi vardır, imzası vardır. Yönlendiriciler vardır, verdiği ruh, yarattığı cesaret vardır. Onu etkileme durumu vardır. Kürt gençleri, kadınları bu büyük direnişin etkisiyle mücadeleye yürüdüler, partiye katıldılar, gerilla olma cesaretini gösterip dağlara çıkabildiler. Bu anlamda bu 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucuna en anlamlı cevap, tabii 15 Ağustos 1984 Büyük Gerilla Atılımı oldu. 14 Temmuz direniş çizgisini dağa taşımayı, gerillada somutlaştırmayı ifade etti. Bu çok önemliydi, anlamlıydı. Böyle bir gerillanın nasıl geliştiği, nasıl hazırlandığı, böyle bir gerilla olma adımının nasıl atıldığı tarihi olarak biliniyor. Böyle bir sürecin adım adım geliştirilmesinde ve bu büyük direnişe dönüştürülmesinde Önder Apo’nun belirleyici, öncü, eğitici, yönlendirici gücü rolü de biliniyor. Bunu kesinlikle böyle görmek, bilmek, tanımak gerekli. Bu anlamda 14 Temmuz fedailiği, 15 Ağustos gerillacılığıyla ile dağa, ovaya, şehre taştı. Öncü militandan, geniş toplumu içine alacak, onu mücadeleye çekecek araçları yaratmaya, öncü direnme gücünü, gerilla gücünü yaratmaya götürdü. Gerillanın fedailiği 1990’ların serhildanlarını ortaya çıkardı. Demokratik ulus gelişmesine yol açtı. Hem kadın özgürlük devrimini başlattı hem de demokratik ulus olma sürecini geliştirdi. Sömürgeci, soykırımcı, baskı ve egemenlik ile atomlarına kadar parçalanan, birbirinden kopan, en küçük nedenlerle birbiriyle kavga eden, Kürt insanından, toplumundan; özgür, eşit, adil, kardeşçe, demokratik yaşam için birbiriyle kenetlenen, birbirlerine her türlü gücü, desteği veren, tarihsel Kürt toplumsallığını özgürlük ve demokrasi temelinde yeniden yaratan Kürt demokratik uluslaşmasını, bunun özelliklerini, bireyini ortaya çıkardı. Kültürünü, iradesini, ölçülerini, bu temelde fedaice var oluşu, yaşamayı yarattı. Bu oldukça önemli.

90’lı yıllarda Kürt serhildanlarında bu büyük mücadele yaşandı. Nusaybin’den Cizre’ye, oradan Lice’ye kadar Kurdistan’ın hemen her köyü, kasabası, her birimi ve böyle bir eyleme kalktı, bilinçlenme ve örgütlenme yaşadı. Bu ne anlama geliyordu? Kürt toplumunun sömürgeci soykırımcı sistemden kopuşu anlamına geliyordu. Kültürel soykırım rejiminden kopuş, ona karşı demokratik toplum olma, toplum olarak var olma, demokratik uluslaşma süreci içerisine girmeyi ifade ediyordu. Gerilla ve serhildanlarla önemli bir süreç geliştirdi.

SON 25 YILDA DA İMRALI DİRENİŞİ ETRAFINDA GELİŞİYOR

Son 25 yılda da bu durum, tarihin en büyük ve anlamlı özgür insan duruşu ve direnişi olan İmralı direnişi öncülüğünde, etrafında şekilleniyor, gelişiyor. Öncesinde de Önder Apo, 70’lerin başından itibaren böyle bir bilincin, iradenin, inancın, cesaret ve fedakarlığın, yürüyüşün yaratılmasına hep öncülük etti. Her şeyin yaratanı oldu. Son 25 yılda İmralı, işkence ve soykırım sistemine karşı gösterdiği tarihin en büyük ve anlamlı direnişiyle bu öncülüğünü çok daha güçlü bir biçimde yaptı. Bu fedailik 15 Ağustos 84’te gerilla adımı oldu, gerilla direnişinde yeni bir parti öncülüğü ortaya çıktı. Fedai partileşme, PKK’nin fedaileşmesi bu temelde şekillendi. Diğer parti ölçülerinden koparak kendi ölçülerini yarattı. Yine böyle bir parti öncülüğünde, yani serhildana kalkan, fedaileşen, kendi varlığı ve özgürlüğü için yaşayıp mücadele eden Kürt halk gerçekliği, demokratik uluslaşması ortaya çıktı. Son 25 yıldır da Önder Apo’nun İmralı direnişi etrafında yeni bir paradigma ile, ekolojik demokratik kadın özgürlükçü paradigma ile; yani Kürt sorununun, kadın sorununun, işçi-emekçilerin sorununun, ekolojik sorunların, iktidar ve devlet sisteminin ortaya çıkardığı tüm toplumsal sorunların çözüm yolunu ortaya koyan yeni bir paradigma temelinde Kürt toplumunu eğitme, bilinçlendirme, örgütleme, eylemliliye çekmeyi ifade eden, Kürt sorununun çözümü temelinde aslında kadın özgürlüğünü, bütün azınlıkların kendi özgürlüklerini geliştirmesini, Türkiye’yi demokratikleştirecek, Ortadoğu’ya demokrasiyi getirecek ve insanlığı bu ulus devlet faşizmden kurtaracak yeni bir mücadele sürecinin gelişimini sağladı.

Bütün bunlar fedaileşmede derinleşme ile oldu tabii. Gerillada Zîlan fedailiği, serhildanda, Vedat Aydın’dan tutalım onlarca, yüzlerce fedailik, son 25 yılda da bizzat İmralı direnişinin temsil ettiği fedai direniş çizgisi, tabii ki bütün partiye, gerillaya, kadın ve gençliğe, bütün Kürt toplumuna, dört parça Kurdistan’a ve yurt dışına yayıldı. Kürt özgürlük mücadelesinin etkisiyle insanlığa yayıldı. İşte Rojava’da özgürlük devrimi oldu 19 Temmuz Devrimi. En önemlisi DAİŞ faşizmi gibi insanlığın başına bela olmuş bir güce karşı direnme Kürt varlığını ve özgürlüğünü koruma, bu temelde de insanlığı böyle bir vahşetten kurtarma sonucunu ortaya çıkardı. Bunlar bu fedai çizginin uygulamalarıdır, pratikleridir ve bugün artık kökleşmiştir. Yani düşmanın bu kadar saldırı yaparak, baskı uygulayarak böyle fedailik geliştirme değil de itirafçı yapma, ezme bilinçten, inançtan düşülerek ruhunu, maneviyatını yok edip Kürt’ü posa haline getirerek kölece istediği gibi kullanma çalışırken, buna karşı direniş, Kürt özgürlüğü temelinde insanlığın yeniden yaratılmasının önünü açtı. Bu çok önemli. Bunu iyi kavramamız lazım, anlamamız gerekli.

Önder Apo şunu dedi; “Bir saldırı, baskı, zulüm beni öldürmezse o zaman büyük gelişmeler yaratmama zemin olur, kazanmama zemin olur.” İşte dikkat edelim, 12 Eylül faşist rejimi zindanlarda uyguladı. Daha sonraki o topyekun faşist soykırımcı saldırı rejimi 90’ların başında halka dönük uyguladı. 25 yıldır İmralı’da Önder Apo’ya dönük uygulanan bir imha edici, soykırımcı, tasfiye edici saldırı var. Bu saldırılara karşı direnmenin yolunu, yöntemini bulma, cesaret ve fedakarlığını geliştirme, doğru tutumunu gösterme de bütün saldırıları kırıyor. Karşıtı olarak, alternatifi olarak özgürlüğün, demokrasinin, kardeşçe yaşamın yol ve yöntemlerini geliştiriyor. Bu böyle tarihi gelişmelere yol açıyor. Böyle büyük bir mücadeleyle Kurdistan’daki fedai çizgisi topluma kazandırdı. Faşist, soykırımcı, sömürgeci zihniyet ve siyasete de öldürücü darbeler vurdu, kaybettirdi. Önder Apo şunu da söyledi; “Boşuna saldırıyorsunuz. Artık saldırılarınızın sonuç alması değil de sahiplerine de zarar verecek duruma gelmesi söz konusudur.” Fakat bu çevreler anlamak istemediler, dinlemediler ya da menfaatçi yaklaştılar bu sözlere. Sonuç ortadadır. Kim öyle yapıyorsa daha çok batağa çakılıyor, daha çok çıkmaza giriyor. Kendisinin sonunu getirdiği gibi Türkiye’yi de felakete götürüyor. 1990’ların o çetecileri JİTEM’cileri nasıl götürdülerse şimdi AKP-MHP faşist çetecilik de tıpkı DAİŞ saldırganlığı gibi Türkiye’yi yeniden bir felakete götürüyor.

MİRASI DOĞRU ANLAMAK VE BAŞARIYLA UYGULAMAK…

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin yarattığı bu mirasa sahip çıkmanın ölçüsü ve sorumlulukları nelerdir?

Tek cümleyle ifade edebiliriz. Bu direnişe sahip çıkmanın bir tek ölçüsü vardır; bunu doğru anlamak ve başarıyla uygulamak. Böyle bir direniş çizgisinde, fedai direniş çizgisinde yaşamak ve mücadele etmek… Başka yolu yoktur. Bu direnişe sahip çıkmanın ölçüsü bu. Onu uygulamanın tek yöntemi de bu. Başka türlüsü saptırma olur. Bunun net bilinmesi lazım. Bu da büyük bir bilinç, irade, inanç işi oluyor. Kendini eğitmeyi, yeniden yaratmayı ifade ediyor. Bu iktidar ve devlet sisteminin, erkek egemen zihniyet ve siyasetin, faşist, soykırımcı, köleleştirici anlayış ve saldırıların bu kişilikte ve toplumsal bünyede ortaya çıkardığı özelliklerin tümünü -Önder Apo savunmada dedi- kusarcasına kaldırıp atmak, onlara karşı amansız bir mücadele yürütmek, onların hepsine karşı olmak, bu gerçeği görmek ve bu temelde sonuç alıcı zafer kazanıncaya kadar mücadele yürütmek. Bu kesinlikle böyle. Bu direnişler öyle ucuz yaşam yaratan işler değildir. Birileri, kendi basit maddi yaşamlarını güçlendirsin diye ortaya konmuş şeyler değillerdir. Kaldı ki Kürt halkının, kadınların, insanlığın durumu ortada. Ne büyük felaketler yaşanıyor. Bunların hepsini gidermek için mücadelenin yolunu açtı bu direnişler. Onun çizgisini yarattı. Öyle basit, günlük, geçici, sınırlı, sadece bu döneme özgü de değil, geleceği de aydınlattılar bu konuda. Bütün olumsuzluklara, saldırılara, sorunlara karşı doğru mücadelenin ve başarının yolunun ne olduğunu gösterdiler.

BU DİRENİŞ EVRENSELDİR, FELSEFESİ DE İDEOLOJİK ÇİZGİSİ DE…

Kısacası hata yapmamak lazım. Böyle ucuz yaklaşım içinde kimse olmamalı. Dar ve yüzeysel de yaklaşmalıyız.  Kendimize göre düşünce üretip kendimizi kandırmayalım;

o zaman öyleydi şimdi değil, zindanda öyleydi dışarıda değil, bilmem şunda öyleydi böyle. Bunların hep uydurma şeylerdir. Bu direniş evrenseldir. O direnişin felsefesi de, ideolojik çizgisi de evrenseldir. Her yerde, herkes için geçerlidir. Onu parti militanı da yapar, gerilla savaşçısı da yapar, yurtsever halk da yapar, kadın da yapar, genç de yapar. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin ortaya çıkardığı fedai çizgi, parti militanı içindir, gerilla savaşı içindir, savaşan halk içindir, özgürlük için mücadele eden herkes içindir. Özgürce var olmanın, özgür, eşit, adil, demokratik bir yaşama ulaşmanın ve bu yaşamı sürdürmenin yolu bu. Başka türlüsü yok. Diğer yollar hep hile kokuyor, aldatma kokuyor, çıkar kokuyor, bireycilik kokuyor, maddiyatçılık kokuyor. Bunların hepsinden uzak olunacak. O bakımdan 14 Temmuz gerçekliğindeki fedailik, herkes içindir. Parti fedaidir, gerilla fedaidir, kadın fedaidir, genç fedaidir, bütün halk fedaidir. 14 Temmuz çizgisi, böyle herkesi içine alan bir fedailik çizgisidir, bunu böyle bileceğiz, anlayacağız. Böyle bir fedailik tabii bir felsefedir, anlayıştır, zihniyettir, bir bakış açısı, bir hakikat algısıdır. Böyle bir fedailik bir yaşam tarzıdır, ideolojidir. Böyle bir fedailik, bir mücadele tarzıdır. Örgütlenme, eyleme geçme bir ilişki tarzıdır, insanların birbiriyle ilişkilenmesi, komünal yaşam ve kolektif çalışma temelinde birbiriyle bütünleşmesi, birbirini iten, zayıflatan, darbe yiyen, geri geriye çeken, zarar veren değil; eğiten, örgütleyen, çeken, onlara kazandıran, güçlendiren bir çizgidir. Özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik, demokrasi, paylaşım temelinde yeniden eğitme, oluşturma, yaratma; böyle bir insana dayalı olarak toplumu yeniden yaratma, var etme çizgisidir.

14 TEMMUZ BÜYÜK BİR MİRAS YARATTI

Büyük bir miras bu, kimse altından kalkamaz. Tayyip Erdoğan bile zayıf döneminde bu direnişlerin geliştiği zindanın kapısının önüne gitti, oradan güç almaya çalıştı. Şimdi daha fazla zalim oluyor. Kenan Evren’i cebinden çıkartır bir zalim haline geldi. Ayrı bir mesele o. Ama güç almada, oraya dayanmak durumunda kaldı. Böyle o kadar etkileyici bir durumu var. Herkesi etkiledi. Herkesi doğru yolda yürüyerek, zayıflıktan kurtulacak hale getirdi. Bunlar birer gerçek. Bu anlamda büyük bir miras yarattı.

41 yıldır Kürt toplumunu, Kürt kadınını, gencini yürütüyor, partimizi yürütüyor, gerillayı yürütüyor. Bu komuta altında 41 yılda 41 binden fazla şehit verdi partimiz, gerillamız, halkımız. Tarihin en anlamlı kahramanlığını ortaya çıkardı. En yiğit özgürlük yürüyüşünü ortaya çıkardı. Kadınla erkeği yoldaşça fedailik çizgisinde birleştirerek yaşamı ve mücadeleyi ortak bir biçimde en anlamlı halde yaratır hale getirdi. Bunlar tarihin en önemli gelişmeleri, en büyük mirasları.

Şimdi bile hiç kimse 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişine söz söyleyemiyor, dikkat edelim. Öyle bir eylem ki, işte karşıtını bile etkisi altına alıyor. Daha ilk anında düşmanı, en büyük karşıtı olan Kenan Evren’i etkisi altına aldı. Şimdi onun çizgisini yürüten Tayyip Erdoğan’ı etkisi altına aldı. Tarihin büyük eylemleri böyle oluyor. Ustalar böyle diyorlar. Yani bir eylemin büyüklüğü, onu karşıtları üzerinde bile yarattığı etkiyle ölçülüyor. İşte 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi, en büyük karşıtlarını bile diz çöktürüp ondan etkilenir ve ona yalvarır hale getirdi. İşte büyüklüğü bu kadardır. Etkinlik gücü bu kadar çoktur.

Bunun büyük bir miras olduğu açık. Kimse yok edemiyor, herkes faydalanıyor. Burada tehlike nedir? Bunu çarpıtmak, işte bu çizgiyi çarpıtmak, yani özgürlük bilincine yanlışlık getirmek, direnme çizgisinde, esas olarak da fedai çizgisinde o fedaileri ortaya çıkartan zihniyette, felsefi bakışta, ideolojik duruşta, örgütsel ve eylemsel tarzda savrulmalar, sapmalar yaratmak. Sözde sahip çıkıyormuş gibi görünüp ama el altından tersyüz etmek, sahtece sahip çıkmak. Bunlar tehlikeli. Hangi biçimde, isimde, hangi görüntüyle olursa olsun, bu sahte sahip çıkmaları karşı olmalıyız, karşı durmalıyız.  Zaten 14 Temmuz’un kendisi buna izin de vermiyor. Bilincini de kendisi yaratmış, çizgisini de kendisi ortaya çıkarmış, tarzını da çıkarmış, zaferini de kazanmış. Öyle çarpıtılması kolay değildir. Kimse ona tevessül etmemeli. Fakat yine de olabilirse en ciddi tehlike burada olabilir. Anlamamakta olabilir, Anlam çarpıtması yaşatmak da olabilir. Bunlardan uzak durmak lazım.

Doğru sahip çıkabilmek için belirttim. Doğru anlamak ve başarılı uygulamak lazım. O çizgiyi yaşamak ve hayata geçirmek gerekli. Bunun zaferler kazandırdığı açık. 41 yıldır böyle oldu, 42’nci yılda da böyle olacak. Önümüzdeki tarihi boyunca bu eylemin, direnişin etkisi hiçbir zaman azalmayacak. Tazeliğini, canlılığını her an, her yıl dönümünde çok daha güçlü koruyacak ve özgürlüğe yürüyen insanlığa öncülük etmeye devam edecek. Bunlar temelinde bir kere daha bu direnişin yaratıcıları, yürütücüleri, kahraman şehitlerini saygı ve minnetle anıyor. Direnişin 42’nci yılında 14 Temmuz fedai direniş çizgisini daha doğru anlayıp başarılı uygulayacağımızı belirtiyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz