Kalkan: İttifak politikasında hata çoktu

0
329

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Serxwebûn gazetesinin Mayıs sayısında ‘Sonucu belirleyen ideolojik mücadeledir’ başlıklı yazısında, birinci turun ardından seçim sonuçlarını değerlendirdi. Seçimin adil ve eşit zeminde olmadığını; seçim sonuçlarını da yaşanan oyunlar, hileler, adaletsizlikler, baskı, tutuklamalar temelinde değerlendirmek gerektiğini belirten Kalkan, bunları da gözardı etmeden ortaya çıkan tabloya bakıldığında üç parçalı bir coğrafyanın görüldüğünü söyledi; 

* Bu parçaların bir tanesi Kurdistan’dır. Kuzey Kurdistan yine kendi haritasını ortaya koydu. Bu sefer daha bütünlüklü ortaya koydu. Dersim’deki zaferle bunu çok daha somut kıldı. Düşmanın, Fırat’ın batısına dönük Maraş Katliamı’ndan bu yana yürüttüğü soykırımcı saldırıları biliyoruz. O kırılamamıştır. Buna rağmen yine de belli bir oy alımı var. Biraz da bu bölgelerde yok edilmek istenen Kürtlük, kendisini Çukurova’da, Mersin’de, Adana’da ortaya koyuyor. Adana da bu seçimde biraz zayıf düştü. Aslında ittifak hataları buna yol açtı. Yine de Mersin’in, Adana’nın, Antalya’ya kadar uzanan hattın sonuçları biraz da Fırat havzasındaki Kürtlüğün kendisini ifade etmesi oluyor. Antep’ten Mersin’e kadar uzanan hat, Maraş, Adıyaman, Elazığ, Urfa hattında eritilmek istenen Kürtlüğün duruşunu temsil ediyor. 

*  Bir diğeri Akdeniz ve Ege kıyısından İstanbul’a kadar uzanan hattır. CHP ya da Millet İttifakı denen ittifakın başarılı olduğu alan orası. 

*  Bunların ortasında kalan, Orta Anadolu, Karadeniz denen alandan Ege’nin içlerine kadar da ayrı bir üçüncü bölge ortaya çıkıyor. 

Üç yaşam tarzı

Aslında mevcut durumun, üç ideolojik duruş, üç yaşam tarzını ifade ettiğini kaydeden Kalkan, şöyle izah etti: 

* Kurdistan, özgür yaşamı, demokrasiyi temsil ediyor. Demokratik sistemi, kadın özgürlüğü temelindeki özgür yaşamı, toplumculuğu ifade ediyor. 

* Ege ve Akdeniz kıyısında kapitalist modernitenin tümden hakim olduğu, onu dört dörtlük yaşamaya çalışan bir ideolojik duruş var. Baştan beri CHP’de temsilini bulan böyle bir Kemalist modernite durumudur. Tümüyle Avrupa’yla bütünleşmek isteyen, Avrupa moderni-tesinin uzantısı olarak ortaya çıkan böyle bir ideolojik duruş, yaşam tarzı duruşundan bahsedebiliriz. 

* Bir de bunların arasında kalan, AKP ve MHP’nin seçim kazandığı, birinci parti olduğu ırkçı-şoven-milliyetçi-Turancı faşist Türklüğe temel teşkil eden bir toplumsal, ideolojik duruş, yaşam tarzı, ayrı bir topluluk oluşturma durumu var. 12 Eylül döneminin ortaya çıkardığı bir yeni toplumsal yapı oluyor. AKP- MHP burada sermayesiyle, zihniyetiyle, sosyalitesiyle, yaşam tarzıyla, ideolojik duruşuyla yeni bir toplum yarattı. Bu eğilim, bir yandan Tür-kiye metropollerini, Ege ve Akdeniz kıyılarını fethetmeye çalışıyor, diğer taraftan Orta Asya’ya kadar Türklüğü birleştirmeye çalışıyor. Böyle geniş, yayılmacı bir hedefi var. 

Partilerde ciddi değişiklikler

Seçim sonucunun, Türkiye siyasetinde AKP-MHP faşizminin yıkılarak yeni bir yönetimin kurulmasına yol açmamasının, siyasi partilerde çok ciddi değişikliklere yol açacağığını, bazılarının siyasi hayatını sona erdirecek gibi göründüğünü kaydeden Kalkan, “Hiçbir siyasi güç bu ortaya çıkan sonuçların etkisi dışında kalamaz” dedi. 

AKP neden hala birinci

AKP’nin 21 yıldır yönetimde olmasına ve yıpranmasına rağmen ittifaklar oluşturarak yeniden seçim kazanır duruma gelmesinin izahının doğru yapılması gerektiğini belirten Kalkan, bazı basın organlarının “en çok kaybeden AKP’dir, Tayyip Erdoğan’dır” diyerek, Kürt Özgürlük Hareketi adına da bunu yazıp söylediklerine dikkat çekti. Kalkan, “Aslında biz öyle söylemedik. Tersi geçerlidir. Evet, AKP 7 puan geriledi fakat yüzde 49.5 oy aldı. Hala birinci konumda” dedi ve bunun salı olduğunu, devletin tüm gücünen seferber deilmesini gözardı etmeden şöyle açıkladı: 

* Gerçekten örgütlüdürler. Türkiye’de sistem içerisinde örgüt, parti ele alındığında AKP ve MHP kadar örgütlü güç yoktur. Parti örgütleriyle en iyi onlar çalışıyor. 

* Diğer temel bir neden de ideolojik çalışma yapmasıdır. AKP, İslami ideolojiyi aldı Türk milliyetçiliğinin kuyruğuna taktı, güdümüne soktu. AKP, MHP’lileşti. MHP milliyetçiliğinin AKP’ye de hakim olduğu bir durum ortaya çıktı. AKP-MHP ittifakı, Cumhur İttifakı, bir ideolojik duruşu temsil ediyor. Buradan ideolojik duruşun, mücadelenin gücünü görelim. Bu temelde eğitimi, kültürü, sanatı, edebiyatı, hepsini devlet imkanlarını kullanarak, cumhuriyetin ilk 50 yılındaki kaza-nımlarını, Kemalizm denilen şeylerin hepsini bir yana iterek, İttihat ve Te- rakki Türkçülüğünü, Enver Paşacılığı geliştirerek Türkiye’ye ideolojik olarak hakim kıldılar. Böyle bir toplum oluşturdular, insan eğitiyorlar, harıl harıl zihniyet oluşturuyorlar. Kemikleşmiş bir kitleleri var. Türkiye’nin çok önemli bir bölümünde hakimiyet kurmuş. İnsanları, gençliği, kadınları eğitip zihni olarak kazanıyorlar. Bu anlamda bir ideolojik duruşları, mücadeleleri, çalışmaları var. Onunla kazanıyorlar. Türkiye’nin zihniyet yapısını sosyolojisini, toplumsal yapısını değişirdiler. Yeni bir topluluk, sınıf, zihniyet ortaya çıkardılar, tarih bilincinden yaşam tarzı ve dünya bakışına kadar bir bilinç, bakış açısı oluşturdular. 

Kürt toplumunun da duruşu öyle

Dikkat edilirse ideolojik duruş gösterenler oy alıyor. PKK de Kürt yurtseverliğini geliştirdi, Kürt toplumunda da hakim olan duruş ideolojik duruştur. Herhangi bir ekonomik imkan, sosyal imkan vermiyor. Hatta huzur bile vermiyor. Savaş içine çekiyor ama zihniyet oluşturuyor, yeni bir düşünce, duygu geliştiriyor. Yurtseverliği hakim kılıyor. Kurdistan’da da benzer duruş vardır. AKP-MHP ile PKK mücadelesinin yüzde 80’den fazlası esas olarak bir ideolojik çatışma, ideolojik mücadeledir. Ekonomik, sosyal, siyasal mücadele alanları tali alanlardır. Yüzde 20’sinin içinde yer alanlardır, esas mücadele ideolojik mücadeledir. Aslında esas çalışma ideolojik çalışmadır. Dolayısıyla şu görülüyor; ideolojik çalışmayı önemseyen, esas alan partiler gelişme sağlıyorlar, toplumda etkinlik kazanıyorlar, toplumsal temel oluşturuyorlar. Böyle yapmayanlar kaybediyor.” 

Toplumdan kopuklar

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın hala particilik açısından zayıf, hatta elit kaldığını; toplumcu, toplumun içinde çalışan, eğiten, örgütlenen, örgütleyen partiler konumunda olmadığını vurgulayan Kalkan, “Kendilerini sol, sosyalist, özgürlükçü tanımlamalarına rağmen toplumdan kopuklar. Bürokratik yapıları, yaklaşımları çok önde. Dolayısıyla toplum içinde çalışma yürütmüyorlar. Biraz öyle heyecana kapılıyorlar, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yarattığı hazır kitleye dayanıyorlar, nasıl olsa kitle hazır, çok fazla gerek yok gibi bir havaları var” dedi. 

Öyle çantada keklik yok

“Öyle olmaz” diyen Kalkan, şöyle devam etti: “Bu seçimler gösterdi ki halk içinde çalışılmazsa, kitleler eğitilip örgütlendirilmezse kazanılmıyor. Yani öyle oy çantada keklik değildir. Çok çalışan, kitlelere giden, kitleleri eğitip örgütleyen kazanıyor. Emek ve Özgürlük İttifakı partilerinin de böyle bir sorunu var. 

İttifak politikasında hata çok

Bu seçim açısından ittifak politikalarında hata çok oldu. Daha çok sol-sosyalist, demokratik ittifakı öne çıkardılar, oraya kaydılar. Türkiye’deki demokratikleşmenin temeli sol, sosyalist olmak zorunda fakat bu güçleri birleştiremediler. Emek ve Özgürlük İttifakı seçime bir listede giremedi. Bir partide girmeleri onlara oy kazandıracaktı. Hatta aritmetik hesabın ötesinde sinerji yaratarak her partinin gücünü aşan düzeyde oy elde edeceklerdi. Onu yaratamadılar. 

Ayrı liste büyük hataydı

Yeşil Sol Parti ile TİP’in aynı listede seçime girememesi büyük bir hataydı. Yine Sosyalist Güçbirliği İttifakı’nın Emek ve Özgürlük İttifakı’na çekilememesi durumu var. Sonuç olarak sol-demokratik ittifakı öne çıkardılar ama onları da birleştiremediler.

Mesele sadece sol ittifak değil

Kürt ittifakını biraz gerçekleştirmeye çalıştılar. AKP, Hizbulkontrayı ittifaka çekerek bunu darbeledi. “Kurdî İttifak” denilen gelişmeleri önlemek için hemen Hüda-Par’ı yanına çekti. Sol dışında kalan İslami çevreleri demokrasi ittifakının içine çekemediler. Geçmişte Demokratik İslam Hareketi vardı, onlar önemli bir güçtü. Mesele sadece sol ittifak değil. Tüm demokratik güçleri kapsayan bir ittifak olmalıydı. Böyle bir ittifak oluşturamadılar. İttifak politikalarını başta ele alıp değerlendirerek, tartışarak başarılı bir biçimde uygulayamadılar. Öyle olacağı seçimin başlangıcında belliydi. Tek listeyle girmeyince oylar bölünecekti, nitekim bölündü de. Şimdi 12 milletvekilinin bundan dolayı kaybedildiğini belirtiyorlar. Bu da tartışmaya yol açacak.” 

Kendi kendine propaganda

Diğer bir noktanın ise propagandayı sadece kendilerine yapma durumu olduğunu kaydeden Kalkan, Emek Özgürlük ittifakı, Yeşil Sol parti’nın daha çok kendi tabanını harekete geçirdiğini, coşku, heyecan yarattığını söyledi. Kalkan, şunları belirtti: “Biz de bütün kitleleri harekete geçirdiğini düşündük ama öyle değildi. Kendi kitlelerini bu denli ağır baskı, zulüm, katliam altında bu kadar coşkulu kılmaları ulaşılan moral düzeyi bakımından gerekliydi, iyiydi, yanlış değildi ama yetersizdi. Sadece onunla kalınamazdı. Bu kendi kendine propaganda, ajitasyon yapma, kendi kendini inandırma oluyor. Oysa başkalarını kazanma sorunumuz vardı. Aslında seçim çalışmaları bunun üzerine oturmalıydı. Orada da eksiklik oldu.”

Herkes gerçeği görmeli

Çok yönlü olmanın, bütünlüklü çalışmanın önemli ama esas çalışmanın ideolojik çalışma, esas mücadelenin ideolojik mücadele olduğu gerçeğinin görülmesini isteyen Kalkan, şunları yazdı: “İdeolojiden kaçan, dar siyasetle, yüzeysel bir coşku ve heyecanla toplum yönlendirilemez. Devrimci gelişme, değişiklik yaratılamaz, geniş kitleler kazanılamaz. Toplumu eğitmek gerek, eğitim de yüzeysel bir ajitasyonla olmaz. Derinlikli bir ideolojik çalışmayla, propagandayla, sanatla, edebiyatla, kültürel devrimle olur. AKP-MHP yeni bir topluluk oluşturdu. Kürtler de bir duruş gösteriyorlarsa aslında Önder Apo’nun çalışmalarının ortaya çıkardığı ideolojik, kültürel gelişme sonucundadır. Bunu görmemiz lazım. Zaten bunu bildikleri için, Kürt toplumunda kafa karışıklığı yaratmak için hep Önderliği gündeme getirdiler. Dikkat edelim seçim tartışmaları sürecinde, bu yönlü bir değişiklik yaratmak istediler.

CHP ve Millet İttifakı neden başaramadı?

CHP’nin hala tümden yok olmadıysa kısmi de olsa Avrupa standartlarındaki kapitalist, modernist yaşam tarzını esas almaları, temsil etmeleri, bunu yaşatmalarına; buna yatkın toplumsal kesimleri bilinçlendirmeleri, eğitmelerine dayandığını belirten Kalkan, metropollerde hala AKP-MHP hakim olamadıysa, CHP varlığını sürdürüyorsa orada da bir ideolojik duruşun varlığına işaret etti. “Ama CHP buna sahip çıkamadı, ideolojik olarak bu yaşam tarzına sahip çıkamadı. AKP- MHP’nin ideolojik saldırılarına karşı ideolojik duruş ve mücadele, onlara karşı bir ideolojik çalışma yürütemedi, yürütemiyor” diyen Kalkan, şöyle devam etti: 

“Millet İttifakı, Cumhur İttifakı’ndan öyle farklı, somut bir şey ortaya koymadı. Başkanlık sistemini kaldırıp yerine parlamenter sistemi koyacağını, yani 5 sene önceki sistemi yeniden getireceğini söyledi. Bu, yenilik değil. Zaten o sistem 5 sene önce vardı. Krize, çıkmaza girdi, çözüm üretemez hale geldi de Erdoğan o çözümsüzlüğe dayanarak bu sistemi getirdi. Dolayısıyla Millet İttifakı’nın söylediği bir geriye dönüştür. 

Çok yüzeysel ve basit

Aslında restorasyon dediğimiz budur. Çözüm üretemiyor. Mevcut rejimde yaratacağı gerçek bir değişimi de yok. Sadece siyasi sistemde yapacağı dar bir değişiklikten bahsediyor. Yani çok yüzeysel, basit, şematik bir değişiklik, değişim isteme durumu var. İşin özünde, ideolojik olarak herhangi bir değişiklik yok. Tarih, toplum, yaşam anlayışı ve zihniyetinde bir değiştirme yoktur. Sadece böyle bir değişikliği öngördüler. Dolayısıyla bu durum insanlara çok bir şey kazandırmaz. 

Ona karşı AKP-MHP’nin argümanları toplumda daha güçlü, etkileyici, söylemleri daha inandırıcı oldu. Geçmişi ortaya koyuyor, değişiklik bunun için oldu diyorlar. Dolayısıyla etkili oluyorlar. 

Millet İttifakı çok etkilenecek

Millet İttifakı bu sonuçlardan daha çok etkilenecek. Güya adaydı, yeni yönetim olacaktı, anlaşılıyor ki şimdi varlığını da sürdüremeyecek. Kendi iç çatışmaları, çelişkileri orada ortaya çıkacak. AKP-MHP’de olanlar, onlarda yoktur. Örneğin böyle bir parti çalışması yoktur. O düzeyde yapmıyorlar. Daha çok kendi kendilerine propaganda ettiler, kendi tabanlarına hitap ettiler. Seçim çalışmaları da öyle oldu. AKP-MHP gibi örgütlü parti değiller. Parti örgütlülükleri çok gevşektir, tabanda, derinde kitle çalışması yapan bir parti konumunda değiller, üst-elit, bürokratik bir siyaset, parti anlayışları var. 

Diğer yandan ittifakta hata yaptılar. Öncelikle Meral Akşener’in ayrılıp geri dönüşü ittifaka zarar verdi, kaybettirdi. Diğer yandan CHP karşıtı olan diğer dört partinin CHP listesinden seçime  girişi ne CHP’ye bir şey kazandırdı ne de diğer partilerin gücünü ortaya çıkardı. Belli ki hiçbir partinin tabanı bu ittifakı kabul etmedi, benimsemedi, bu doğal bir durumdu da. 

 Cumhuriyet boyunca çatışma halinde olan, kavga eden iki akımı getirdiler CHP’nin içinde birleştirdiler, ne CHP içine girenler CHP’ye oy verdi, ne CHP’liler onlara oy verdi. Dıştan, yüzeysel bakıldığında çok birlik halinde seçime girdikleri gibi bir görüntü vardı. 

Kazanacağını sananlar yanıldı

CHP’nin, Millet İttifakı’nın birinci olacağını düşünen bakışı böyle yanıldı. Bu ya nılgıyı yaşadık. Çok bütünlüklü olduklarını, bunun seçim sonuçlarına yansıyacağını düşündük. Oylarını aritmetik olarak topladığımızda yüksek çıkıyordu ama gördük ki seçim aritmetik toplamdan oluşmuyor. Tersine hiçbir şey kazandırmadı. 

AKP’ye, ittifakı oy kazandırdı. CHP ve AKP’den kopan partiler, geçmişte de AKP’ye karşı mücadele etmediler. Bir defa AKP’den kopanlar AKP’ye karşı açık, net, kesin bir mücadele yürütmediler. Adeta korku, ürküntü içerisinde küçük grup halinde kaldılar. Adeta CHP’ye sığındılar, CHP’nin sırtından onlarca milletvekilliği kazandılar. 

Elbette ki bu yönetimden CHP’nin tabanı bunun hesabını soracak. Türkiye’nin temel so- runlarını gündeme getirip, bunlara çözüm öneren bir yeni siyaset ortaya koyamadılar. Kürt sorununu hiç tartışma gündemine bile almadılar. Kadın sorununa sahip çıkmadılar, yine gençliğe ilişkin bir programı yoktu. Kısaca AKP-MHP’yi aşan bir siyasi duruş ortaya koyamadılar. Savaş sorununu nasıl çözeceklerine dair net bir politika belirleyemediler. Hiçbir temel so- runa yeterince sahip çıkmadılar. 

Kılıçdaroğlu kaldıkça kaybeder

Bizim geçmişteki kanımız şuydu: Tayyip Erdoğan’dan önce Kemal Kılıçdaroğlu gitmeli. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin başında kaldıkça Tayyip Erdoğan iktidardan düşürülemez. Bunu defalarca dile getirdik, paylaştık. Peki bu niye böyle? Çünkü gerçekten de temel sorunlarda ayrı bir düşüncesi yoktur. AKP’nin MHP ile birlikte Kemalizmi ortadan kaldırıp yerine Enverciliği geçirmesi yönündeki çabalarının hiçbirisine karşı çıkmadı. Sanat, edebiyat, kültür çalışmalarında AKP-MHP Türkiye’nin eski sanat birikimini ezerken o sanatçılara sahip çıkmadı, göz yumdu, seyretti. Onlara sahip çıkarak kendilerine oy veren Avrupa modernitesinin yaşam tarzını aktif savunan, bu temelde AKP-MHP’yi eleştiren, ona karşı mücadele eden bir tutum göstermediler. Dolayısıyla onların yöntemiyle AKP-MHP aşılamaz. 

Faşizm dolu dizgin saldıracak

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, bu seçim sonuçlarından sonra iktidarın nasıl bir politika izleyeceğini de şöyle yazdı: “Faşizm dolu dizgin saldıracak. Esas olarak kendine meşruiyet kazandırmak için hedefi PKK ve Kürtler olacak. Şimdiye kadar olduğu gibi, hatta onu aşan düzeyde önümüzdeki dönemin antifaşist mücadelesi, PKK’nin ve Kürtlerin omuzuna binecek. Bu mücadelenin yükünü PKK ve Kürtler taşıyacak. Faşizm, ezmek için saldıracak fakat buna karşı direnişin de dayanağı, desteği olacak. Bakın, Kurdistan toplumu ayakta, dikkat edilirse herhangi bir gerileme yok. 

Bu, düşmanın ideolojik saldırılarını, asimilasyonunu göğüsleyecek, Kürt toplumunu kendi yurtseverlik gerçeği temelinde eğitecek, bilinçlendirecek, örgütlü kılacak bir çalışma yürütmektir. Siyaset de buna dayanır, savaş da. İdeolojik çalışma ve eğitim toplumda olmazsa ne siyaset başarılı olur ne de askerlik. Toplumdan kopuk siyaset, askeri çalışma olmaz. Bizim de en çok değerlendirmemiz, ders çıkartmamız gereken bir yan da bu oluyor. Bizde fazla dar askeri ve siyasi yaklaşım var. Siyasi ve askeri mücadelenin temelinin ideolojik mücadele olduğunu, eğitilmiş ve örgütlendirilmiş topluma dayandığını, siyasi ve askeri mücadelenin böyle bir toplum temelinde yürütüldüğünü görmüyoruz, görmek istemiyoruz. Toplumdan kopuk duruyoruz. Öyle bir toplumsal çalışmaya girmiyoruz. Dolayısıyla siyasetimiz üst siyaset oluyor, savaşımız bir öncü savaşı, dağ ile sınırlanmış gerillanın savaşı olarak kalıyor. Bu durum bizi çok fazla daraltıyor. 

Kesinlikle böyle bir duruma düşmemek lazım. Buna hazırlıklı olmalıyız, bu mücadeleyi sadece askeri boyutla da sınırlandırmamalıyız, siyasi-askeri, esas olarak da ideolojik, tüm boyutlarda çok yönlü yürütebilmeliyiz. Bunun için de hazırlıklarımız olmalı. 

Faşizme geçit vermeyen Kurdistan ve Kürtler oldu. Tayyip Erdoğan’ın birinci turda seçilmesini engelleyen Kürtler oldu. Dolayısıyla kedine karşı çıktı diye şimdiye kadar var olandan daha fazla Kürt toplumunu düşman görecek. Zaten yanındaki ortakları MHP ve Hizbulkontra yeminli Kürt düşmanlarıdır. Özgür Kürt’e düşmanlar, saldırı halindeler. Dolayısıyla daha fazla Kürt düşmanlığında derinleşecekler.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz