Kampanya ve Gençlik Konferansı

0
145

Selahattin ERDEM

Geçtiğimiz hafta sonunun önemli olayı, kuşkusuz Paris’te yapılan “1. Dünya Gençlik Konferansı” idi. Dünyanın dört bir yanından gelen ve ülkelerindeki gençlik örgütlerini temsil eden üç yüzden fazla genç, Fransa Komünist Partisi’nin ev sahipliğinde üç gün boyunca dünya gençliğinin sorunlarını tartıştılar. Gençliğin sorunları elbette tüm insanlığın sorunlarıydı. Dolayısıyla insanlığın sorunlarını tartıştılar ve kapitalist modernite sisteminin ortaya çıkardığı toplumsal sorunlara çözümler aradılar.

Kuşkusuz dünya gençliğinin bu biçimde bir konferansta toplanması ve sorunları tartışıp çözümler araması çok önemlidir. Bu tarzda ilk konferansın yapılıyor olması da söz konusu toplantı ve tartışmaların önemini artırmıştır. Uzun süredir gençlikten yana böyle etkinliklerin pek görülmemesi, söz konusu konferansa dair umut ve heyecanı daha da büyütmüştür. 3-5 Kasım tarihleri arasında başarıyla yapılan bu konferans, bir yerde gençliğin kendi edilgenliğini gidermesi ve sürece müdahalede bulunması olarak görülmüştür.

Şimdi özellikle yaşlı kuşaklar kendilerine şunu sormaktadır: Neler oluyor? 1968 devrimci gençlik kuşağı yeniden mi doğuyor, yeni bir gençlik devrimi mi başlıyor? Örneğin Türkiye’de Dev-Genç yeniden mi doğacak? Diğer ülkelerde de 1960’lar sonu ve 1970’ler başındaki gençlik örgütleri yeniden ortaya mı çıkacak? Kuşkusuz söz konusu soruların içerdiği beklentiler önemlidir ve Paris’te yapılan konferans her bakımdan bu tür sorular sordurma ve beklenti yaratma gücünde olmuştur.

Tabii bu gücü açığa çıkartabilmek ve söz konusu sorulara ve beklentilere cevap olabilmek için, 1980’den sonra yaşananları ve gençliğin bu duruma nasıl getirildiğini iyi irdelemek gerekir. Tüm ülkelerde çok yoğun bir gençlik kitlesi bulunmasına rağmen, (ki Avrupa dışında da öğrenci gençliğin ileri düzeyde oluşması ve özellikle genç kadınların aktivitesinin her alanda daha çok artması bu yoğunluğu ziyadesiyle büyütmüştür) neden toplumsal ve siyasal yaşamda gençliğin etkisi aynı oranda gelişmemiş, hatta daha da geri düşmüştür? Egemen iktidar ve devlet sistemlerinin geliştirdiği özel savaş politikalarının bundaki rolü nedir? Dincilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik ve pozitif bilimcilik ideolojilerini şahsında harmanlayıp tekrar tekrar üreten kapitalist liberalizm bu süreçte gençliğe dönük hangi saldırıları yapmıştır? Bu süreçte doğru yaklaşılmayan ve kullanılmayan tekniğin, sporun, sanatın, seksin rolü ne olmuştur? Gençliğin toplumsal sorunlardan uzaklaştırılması tüm ülkelerde hangi gelişmeleri ortaya çıkarmış ve ne tür örgütlenmelere ve olaylara yol açmıştır? İşte bunlara ve benzer sorulara doğru, gerçekçi ve yeterli cevaplar verebilmek gerekir.

Zaten üç gün boyunca da dünya gençliğinin temsilcileri Paris’te esas olarak bunları tartışmışlar ve çözümler ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Örneğin, Konferans’ı “Kapitalizm bir seçenek değildir” belirlemesiyle başlatmışlardır ki, gerçekten de bu belirlemeyle çok büyük bir tarihsel gerçeğe parmak basmışlardır. Kuşkusuz kapitalizm ne bir seçenektir ve ne de bir zorunluluktur. Benzer biçimde kapitalist moderniteyi doğuran iktidar ve devlet sistemi de tarihsel bir seçenek ve de zorunluluk değildi. Tersine tarihsel bir sapma durumu olarak yaşandı. Böyle bir sapmanın da hiyerarşiyle, yani ataerkil zihniyetle, zorla, hileyle, yalanla bağı iyi bilinmektedir. Bütün bunların günümüz kapitalist modernite sisteminde zirve yapmış olduğu ortadadır.

Buna karşı Paris Gençlik Konferansı “Özgür bir dünyanın mümkün olduğu” ilkesinden hareket etmiş ve böyle bir dünyanın nasıl yaratılacağı sorusuna cevaplar aramıştır. Kuşkusuz bu belirleme de önemlidir ve her açıdan doğru cevaplamayı gerektirir. Fakat biz burada sadece bir noktaya dikkat çekmekle yetinelim: Özgür bir dünyaya ulaşmak için önce kendini özgürleştirmek gerekir. Özgür bir dünya ancak ruhen, fikren ve yaşamsal olarak özgürleşmiş bireyler ve topluluklar tarafından yaratılabilir. Aslında bir kişinin kendini özgürleştirmesi, kapitalist köleliğe karşı etkili bir özgürlük devrimi yapmak anlamına gelir.

Kuşkusuz biz burada üç gün boyunca Paris’teki Gençlik Konferansı’nın tartışıp cevaplar oluşturduğu konuların hepsini yazacak değiliz. Bunu yapmamız mümkün de değildir, böyle bir şey gerekli değildir. Zira toplanan gençler, kendi sorunlarıyla birlikte tüm insanlığın sorunlarını da gündemleştirip tartışarak gereken sonuçları çıkarmışlardır. Dolayısıyla sonuçlarını da tüm dünya gençliğine ve insanlığa kendileri taşıracaklardır. Araştıran, düşünen ve çalışan gençliğe güvenimiz ve inancımız tamdır.

Biz burada esas olarak Paris Gençlik Konferansı ile 10 Ekim tarihinde ilan edilen “Abdullah Öcalan’a Özgürlük ve Kürt Sorununa Çözüm” kampanyası arasındaki ilişkiye değinecektik. Zira daha Konferans’ın başlangıcında, “Konferans’ın Önder Apo’ya adandığı” duyuruldu. Biz bu duyuruyu şöyle anladık: 1. Dünya Gençlik Konferansı toplu olarak başlatılan Küresel Özgürlük Kampanyası’na katıldı. Bu, tüm dünya gençliğinin kampanyaya katılması anlamına geliyordu.

Böylece ilan edilişinin 25’inci gününde dünya gençliğinin katılımıyla Özgürlük Kampanyamız bir kez daha küreselleşti. Önder Apo’ya fiziki özgürlük kampanyasının öncülüğünü dünya gençliği Konferans kararıyla üslenmiş oldu. Zaten Konferans boyunca yapılan tartışmalarda da Önder Apo’nun geliştirdiği Demokratik Modernite Paradigması temel referans ve yol gösterici olarak ele alındı. Böylece Konferans sonuçlarının dünya gençliğine taşırılması, aynı zamanda Önder Apo’nun ekolojik, kadın özgürlükçü, demokratik toplum paradigmasının tüm gençliğe ve insanlığa taşırılması olacak. Konferans sonuçları dünyanın dört bir yanına taşırılıp pratikleştirildikçe, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için eylem kampanyası da tüm dünyaya yayılıp eyleme kavuşturulacak. Dünya gençlik örgütlenmesi ve eylemi Önder Apo’nun fikirleri öncülüğünde ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen eylem kampanyası temelinde olacak.

Bunun ne kadar önemli ve güç katıcı bir gelişme olduğu açıktır. Böylece Özgürlük Kampanyası sağlam bir örgütlülüğe ve emin ellere kavuşmuş demektir. Bir işe gençlik el atarsa, onu mutlaka başarıyla gerçekleştirir. Son konferansla da dünya çapında örgütlenme ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için mücadele etme hedeflerini belirlemiştir. Belli ki Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için eylemlerle gençlik örgütlenmesi küresel düzeyde iç içe gelişecek ve birbirini besleyerek her ikisi de başarıya ulaşacaktır.

Unutmayalım ki, bir Kasım ayının sonunda iki günlük tartışma toplantısı ile PKK kurulmuş ve 45 yıldır yaşanan tüm bu gelişmeleri ortaya çıkarmıştır. Şimdi Kasım ayının başında üç günlük bir toplantı ile de Küresel Gençlik Hareketi’nin temelleri atılmaktadır. Çok açık ki, bu bir demokratik modernite gençliğidir, demokratik sosyalizm gençliğidir. PKK’nin dört parça Kurdistan’daki gelişimi gibi, özgür gençlik hareketi de tüm dünyada gelişim gösterecektir. Bunun için her türlü veri vardır. Geriye iddia ve inanç, kesintisiz takip, sağa ve sola savrulmadan yürüyüş, biraz da cesaret ve fedakârlık kalmaktadır. Bunu da Paris Konferansı’nın fazlasıyla yarattığına inanıyoruz.

Yine inanıyoruz ki, bu temelde Kurdistan devrimci gençlik hareketi kendini yeniden örgütleyerek yeni ve güçlü bir hamle yapacaktır. Özellikle Türkiye’nin yığın halindeki gençliği, faşizm tarafından kullanılır olmaktan çıkartılarak, ikinci bir Dev-Genç hareketi antifaşist, demokratik devrim çizgisinde geliştirilecektir. Benzer biçimde Ortadoğu’da ve tüm dünyada devrimci ve demokratik gençlik hareketinin ve mücadelesinin gelişimi ivme kazanacaktır.

Bunlar temelinde Paris Gençlik Konferansı’nı selamlıyor, alınan kararları pratikleştirmede tüm genç militanlara üstün başarılar diliyoruz. Bu Konferans’la birlikte her alanda gençlik iradesinin gelişip renginin ortaya çıkacağına ve antikapitalist mücadelede yeni bir başlangıç yaşanacağına inanıyoruz. Elli yıl önceki genç başlangıcı, şimdiki gençliğin başarıya ulaştırmasını diliyoruz.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz