Kapitalist yaşam tarzı Koronadan çok daha ürkütücü – Eylem XELÎKAN

0
729

Demokratik yaşamın kapitalist yaşam ile savaşının en keskin olduğu bir anı yaşıyoruz. Kapitalizmin kaosundan çıkış yolunu ancak demokratik modernite insanının birikimi ve tarih bilincinin devreye girmesiyle sisteme karşıt hareketlerin dayanışma ruhuyla halkların dayanışması ortaya çıkacaktır.

Farklı kimliklerin dillerin ve inançların işkence görmenin nedeni olduğu bir dünyada bedenlerle birlikte neler katledilmedi ki? İrade, dil, toprak, emek hepsinin gasp edildiği coğrafyalarda şu günlerde bu gerçeklerin hepsi eve kapandı. Yaşam eve sığar evde kal çağrıları şimdilik tedbir gibi görünse de evlerde aşılanmaya çalışılan zihniyete baktığımızda dışarıdaki Koronadan daha tehlikeli bir hal almış durumda. Dayanışmadan ortaklaşmadan birbiriyle yaşamaktan ve paylaşmaktan uzaklaştırılan insanlar evde nasıl yaşayacak? Her şeyin sanallaştırıldığı ve dijital ortamlara sığdırıldığı birey ve toplumlar birbiriyle nasıl ve niçin konuşup yaşayacağını unutur hale gelmiş. Bir aradalık bilinci zayıflayan birlikte yaşamanın işkence gibi geldiği şu zamanlarda Koronavirüsle birlikte kapitalizmin yaşam ahlakı (sızlığı) bir kez daha gün yüzüne çıktı.

Kapitalizmin yaşam biçimi bir değil binlerce Korona salgınını salar. Ve bu son olmayacak. İnsanların evde birbirine tahammülü neredeyse yok denecek aşamada. Şu yasak kalsa da birbirimizden kurtulsak diyecek aşamaya gelindi. Aile içi şiddet kadın cinayetleri ayyuka çıktı. Çünkü insanların ortak değerlerinin hepsi uçurumlardan atıldı. Birbirini boğazlayan bıçaklayan bir toplum zihniyeti yaratıldı. Toplum, yaşamın güzelliğini yaşam aşkını unuttu. Yaşam birbiri üzerinde hakimiyet ve egemenlik kurmak üzerine örüldü. Birbiriyle sohbet etmek ortak masallar anlatmak oyunlar oynamak ortak yemekler yapmak ortak televizyon izlemek mazide kaldı. Evde kitap okuyun müzik dinleyin internet üzeri günlük sporunuzu aksatmayın yoga yapın vs vs… deniliyor. Ama ne yazık ki kitapların sarı sayfaları unutturuldu. Herkes köşesinde sanal dünyada. Önce gerçek ve demokratik dünyanın zihniyetine insanlar nasıl döner bunun eğitimi verileceğine habire Korona vesilesiyle milliyetçilik, cinsiyetçilik ve dincilik pompalanıyor. İktidarların değirmenine su taşıyan bazı mürekkep yalamışlar moralli olun Koronavüris hastalığını yenersiniz diyorlar. Evde yiyecek ekmek bulamayan insan nasıl moralli olsun. Kendilerinin köşkleri yatları katları ve yıllara yetecek stoklanmış gıdası ve malzemesi olan için Korana tehlike değil. Karantinayı tatil havasında şaşalı mekanlarda geçiriyorlar. Nasıl hissetsin ki işçiyi emekçiyi köylüyü.

Bedava maske dağıtmak sanki bir marifetmiş gibi akşama kadar reklamı yapılıyor. Bir yandan da medya yoluyla evde kal yaşam eve sığar söylemleri 24 saat söyleniyor. Fakat evde hangi lüks koltukta oturulur hangi mutfak malzemesine sahip olunur, hangi lüks eşya kullanılır, ne nasıl yenilir, içilir durmadan reklamı yapılıyor. Bunlara sahip olamama duygusu insanda moralsizliğe yol açıyor. Sonrada moralli olun deniliyor. Yaşam her şeye sahip olma arzusu ve hırsı üzerinden inşa edilip kışkırtılıyor olmayınca da patalojik bir toplum ve birey gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz. TV’lere çıkıp saatlerce konuşan psikologların yorumlarını dinlemek gerçekten sabır istiyor. Saatlerce kapalı mekan psikolojisi üzerinde süslü püslü kavramlarla yorumlar yapılıyor. Sorun mekanın kapalılığı değil sorun duygu düşünce ve zihnin kapatılmasıdır. Kapatılan, uyuşturulan, bastırılan, sorgulamayan beyin ve yürek nasıl sağlıklı olsun nasıl sağlıklı düşünsün ki insanın dürtülerinin tarihine kadar yani neredeyse neandartellere kadar iniyor oraya dayandırıp çeşitli psikolojik yorumlar yapılıyor. Ama içinde bulunduğumuz yüzyılın ve sistemin sosyo- psikolojik tahlilini yapmak ve bunu patır patır söylemleştirmek biraz mertlik istiyor. Bunu yapanlar düşünenler yani hakikat arayışçıları zindana atılıyor.

Çünkü gerçeği söyleyen ve bunun için mücadele eden vicdanlıdır, adildir, cesurdur. Şimdilerde cezaevlerinden bırakılanlar bu yürekli insanlar değil de tefeciler hırsızlar ve tecavüzcüler. Yani bunların vereceği zarardan korkmuyorlar fakat devrimcilerden korkuluyor.

Şu ana kadar kapitalizmin yaydığı virüslerin belki de en tehlikelisi ile karşı karşıyayız. Fakat kapitalist sistemin kendisi her gün mikroplu virüsler yayan ve toplumun tüm hücrelerine nüfuz eden bir sistemdir. Korona günlerini kapitalizmin vahşi zihniyeti ve gözleri kar hırsına bürünmüş hegemonlar yüzünden yaşıyoruz. Sokağa çıkarsan ölürsün evde kalırsan da açlıktan ölürsün. Yani her hâlükârda da öleceksin ha dışarda ha içerde. İşte ölüm böyle getiriliyor ve normalleşiyor.

Koronavirüsü kapitalist sistemin kök hücresidir. Kapitalist modernitenin bireyciliği geliştiren liberalizm ideolojisi, gerçekten de günümüzde insanlığı tehdit eden Koronavirüs gibi hızlı yayılmakta, etkili olmakta, dahası benzer bir biçimde insanların beynine hücum etmektedir. Nasıl ki Koronavirüs beyni koruyan hücreyi yok ederek fiziki ölüme yol açıyorsa, kapitalist modernite liberalizmi de insanların beynine hücum ederek zihniyet kırımlarını yaratıyor ve böylece fiziki olarak yaşayan, ama düşünce olarak asimile olmuşluğu, ölmüşlüğü temsil eden bir duruma getiriyor. Ulus devletçiliğin, endüstriyalizmin, kapitalizmin, erkek egemen kültürün katledici özelliklerinin tamamının bu virüste toplandığını görmekteyiz. Bu anlamda kapitalist sistemi tanımlamak, çözümlemek, sürekli sorun üreten yanını görmek-göstermek ve bunun nasıl aşılacağını bilmek gerekir.

Faşizmin en temel amacı umut ve iradeyi kırmaktır. Çünkü umudu kırılıp dağılan toplumlar ve bireyler, en kötü sistemlerle bile barışık yaşayabilirler. Ancak umudu olan toplumlar ve bireyler kesinlikle özgürlük ilkelerine göre yaşamanın direnişini oluştururlar. En zor koşullarda da olsa direnmenin zaferi getireceğini bilirler ve bunu esas alırlar. Faşizm, toplumumuza, tüm özgürlük arayışçılarına “ne yapsanız da kaybedeceksiniz” diyor ve toplumumuzun “biz ne yapsak da haklı da olsak kazanamayız” diyerek diz çökmesini istiyorlar. Tabi toplumumuz da, toplumsal mücadele örgüt ve kurumları da, özgürlük savaşçıları ve özgürlük adına mücadele eden tüm kesimler de faşizme şunu söylüyor: “Sen ne yapsan da, ne kadar saldırsan da, korkup karşımıza çıkamayacak kadar bizden kaçsan da, biz seni yeneceğiz, biz kazanacağız!” Bu iddia Kürt halkının iddiası olduğu kadar evrensel bir iddiadır ve tüm insanlığa umut oluyor. Tüm insanlığa ilham ve güç veriyor, enerji veriyor, tüm insanlığa kazandırıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz