Karasu: Önder Apo’nun paradigması insanlık için bir milattır

0
139

Abdullah Öcalan’ın demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmasının insanlık için bir milatın gerçekleşmesini çizen Karasu, “5 bin yıllık erkek egemen devletçi sistemden intikam aldı. İnsanlığı devletçi özelliklerinden, devletçi hegemonyadan kurtardı. İnsanın üzerindeki bu devletçi hegemonyasını, bu devletçi ideolojinin hegemonyasını yerle bir etti, sarstı. Artık egemen sınıflar, devletçi sistem, sonunun başlangıcını yaşıyor. Önder Apo’nun paradigması ile bu devletçi sistemin sonunu getirecek bir ideolojik hamle, bir ideolojik çıkış noktası. Bu çok önemlidir. Şu anda bunun öneminin ortaya çıkması ancak daha da anlaşılacaktır” dedi.

“Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm” hamlesi temelli uzun yürüyüş ve direnişleri de selamlayan Mustafa Karasu, “Önder Apo’nun özgürlüğü ve Kürtlerin özgür ve demokratik yaşaması için Avrupa’da yakında 17 Şubat’ta büyük miting olacak. 17 Şubat’ta yapılan Köln’deki yürüyüşe bütün Kürtlerin katılması gerekiyor. İngiltere’den, İsveç’ten, Avrupa’nın onun tarafından, Kanada’dan, Avustralya’dan nerede Kürt varsa Köln’e koşmalıdır. Önder Apo’nun özgürlüğü için Kürt halkının tutumunu göstermesi gerekir. Önder Apo’nun Kürt halkı için ne ifade ettiği tutumlarıyla ortaya konulmalıdır. Ben bu direnişlerin önemli sonuçlarının ayrıştırılması” diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm” hamlesi kapsamında özgürlük yürüyüşlerini ve ve zindan direnişlerini, Abdullah Öcalan’ın demokratik, ekolojik ve kadıncı özgürlük paradigmasının gelişimini, 25 yıllık Uluslararası Komployu, yıl Mereş depremi, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler toplantısında demokratik siyaset ve ittifaklarının yanı sıra Kürdistan Özgürlük Gerilla’nın fedai direnişini Medya Haber TV’ye değerlendirdi. Karasu ile yapılan anlatımın tamamı şöyle:

Komplonun yıl dönümünde en başta 20-25 yıl İmralı zindanında büyük direniş gösteren, halkın iradesini, Kürtlerin kayıtlı seçimlerini temsil eden Önder Apo’yu minnet ve saygıyla selamlıyorum. 25’inci yıldaki komploları kınıyor, büyük bir öfkeyle komploculardan hesap soracağımızın, Önder Apo’yu da, Kürt halkını da özgürleştireceğimizin bir daha burada veriyoruz.

Ama 25 yıl gerçekten de bir halk önderliği açısından tarihi günler olarak geçti. Az değil; 25 yıl! 25 yıl zindanda olmak ve 25 yıl zindanda bu kişinin iradesini, onurluca, şampiyonluğuyla temsil etmek çok önemlidir, çok önemli bir durmaktur. Önder Apo 25 yıldır özel bir savaş altında, psikolojik savaş altında. Önder Apo üzerinde her türlü psikolojik baskı yapılıyor. Kürt halkının dayanıklı baskıda, insanlığında dayanıklı baskıda, kadınların üzerinde dayanıklı baskıda Önder Apo üzerinde sürekli psikolojik savaşın bir parçası durumunda. Önder Apo, bu baskılara karşı bir gün bile aman demedi. şema baskı var, şöyle: Acı var, şu var, bu var demedi. Soykırımcı sömürgeciliğin yürüttüğü mücadeleden intikamını aldığı bilinciyle hareket etti. Ve şunu da söyledi: “Esas zindanda olan sizlersiniz” dedi. Kürt halkı için, özgür ve demokratik yaşamayan halklar için, toplumlar için bunu söyledi. Var olan zindanda da olsa tutukluyla, özgürce özgür olduğu, hiçbir zaman özgürlüğün durmasından vazgeçmediği, bir saniye bile özgürlük tutukluluğu dışında yaşamadığı ortaya kondu.

KOMPLOCULARIN BAŞARILI OLAMAMASINDA GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ DİRENİŞLERİNİN BÜYÜK EMEĞİ VAR

Bu açıdan Önder Apo’nun bu 25 yıllık mücadelesi gerçekten incelenmeye, irdelenmeye değer. Hangi dönemde yaşadın? Günleri nasıl yakalandı? Bu halkın özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşması için, insanlığın özgürlük mücadelesinin başarılı olması için, kadınların erkek egemen sistemden kurtuluşu için hangi yoğunlaşmaları yaşadı, neler yapmak istedi? Bunları gerçekten araştırmak ve belgelemek, yazmak, roman konusu yapmak, edebiyat konusu yapmak, araştırma, inceleme konusu yapmak gerekiyor. Çünkü Önder Apo’nun yaşadığı koşullar çok ağır. Bir adada tek kişilik hücrede tutuldu. Daha sonra bazı arkadaşlar yanına getirildi. Ama görünürde hep bir adada tek kişilik hücrede kaldı. Önder Apo’nun mücadele ettiğini söylüyorlar var; “Ben ‘Güneşimizi Karartmazsınız’ direnişçilerinin, o şehitlerin özlemlerinin başlangıcı için burada sağlam duruyorum, direnişi yürütüyorum” dedi. “Güneşimizi Karartamazsınız” direnişinden büyük güç düzeyinde olduğunu söyledi. Bu olayla Önder Apo üzerinde komplo yürütülürken Avrupa’da, Türkiye’de, her yerde “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganıyla Önderlik çevresinde barikat kuran, şehit düşen tüm insanlarımızı minnetle, ile anıyorum. Onlar da büyük bir mücadele verdiler. Bugün eğer komplocular başarılı olmadıysa, komploya karşı büyük mücadele gerçekleştiyse bunların büyük bir emeği var. her zaman anmak gerekiyor. Yine işte 2018-’19 yılında zindanlarda Önder Apo üzerindeki baskılara karşı yaşamlarını ortaya koyuyorum tüm zindan direnişlerini de minnet ve saygıyla anıyorum.

Bugün zindanlarda Önder Apo’nun özgürlüğü için büyük bir direniş ortaya çıkıyor. Önder Apo’nun esaretine karşı tavrı ortaya koyan Viyan yoldaşı da burada saygıyla, minnetle anıyorum. O, açıkçası “Önder Apo’suz yaşam olmaz” dedi. Önder Apo üzerindeki esarete karşı bütün insanlığın, halkımızın, kadroların, herkesin tutum gösterimini ortaya koydu.

Önder Apo’nun esareti, güçlü tutumun ortaya konulması gerekiyor. Önder Apo 15 Şubat’ı “Kürt Soykırım Günü” olarak tanımladı ve bugün onun yılı olduğu gibi oruçlar tutuluyor. Bu 15 Şubat’ta da bütün halkımızın bu geleneğini sürdürerek oruçları tutulacağına devam edildi.

AVRUPA’DA NEREDE KÜRT VARSA KÖLN’E KOŞMALIDIR

Önder Apo’nun esaretine karşı 25 yıldır ne halkımız boş durdu, ne zindandaki yoldaşlarımız sessiz kaldı. Önder Apo’nun özgürlüğü için gerçekten de büyük bir mücadele içine girdiler. İşte Önder Apo’nun özgürlüğü ve Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşması için Avrupa’da yakında 17 Şubat’ta büyük miting olacak. Yine bugün Bakurê Kurdistan’da büyük bir yürüyüş yapılıyor. “Önder Apo’ya özgürlük, Kürdistan’a statü” sloganıyla birlikte bir kampanya vardı. Bugün Bakurê Kurdistan’da bu konuda büyük yürüyüşler yapılıyor. 17 Şubat’ta yapılan Köln’deki yürüyüşe bütün Kürtlerin katılması gerekiyor. İngiltere’den, İsveç’ten, Avrupa’nın onun tarafından, Kanada’dan, Avustralya’dan nerede Kürt varsa Köln’e koşmalıdır. Önder Apo’nun özgürlüğü için Kürt halkının tutumunu göstermesi gerekir. Önder Apo’nun Kürt halkı için ne ifade ettiği tutumlarıyla ortaya konulmalıdır. Ben bu direnişlerin önemli sonuçlarının sonuçları. Bütün direnişçileri burada saygıyla selamlıyorum.

KOMPLOCULAR BAŞI GÖVDEDEN AYIRARAK TASFİYE EDECEKLERİNİ DÜŞÜNDÜ

Önder Apo’ya yönelik bir komplo amacı gerçekleştirmekte. Komplocular Önder Apo’yu esaret esasına göre gövdeden ayırmış olacaklarını, gövdeyi de zaman içinde tasfiye edeceklerini. Böyle bir yaklaşımla hareket ettiler. Önder Apo’nun esaretini Kürtlerin özgürlüklerinin açıklamaları, PKK’nin açıklamaları olarak ele geçirdiler. Önder Apo’nun esareti ile bunların gerçekleşeceği düşünüldüler. Böyle bir yaklaşım içinde oldular. O anda Kürt isyanları olmuş, Kürt direnişleri oluşmuş, önderleri yakalanmış, idam edilmiş, ondan sonra bütün o direnişleri, o direnişin toplumsal olarak mevcut olanları ezmişler, anayasal olmuşlar. Yine 1970’lerde devrimci hareketin önderlerini idam etmişler, ondan sonra da Hareketler ezilmişler. Türk devleti Önder Apo’nun esareti ile böyle bir sonuç alınıp alınamayacağını. Buna inanmışlardı. Gerçekte de Önder Apo’nun esareti ile birlikte zaten uluslararası güçler “6 ay sonra PKK kalıyor” diyorlardı. Türk devleti de zaten “bitirdik” diyordu Önder Apo’nun esareti ile birlikte. Çok defa da dillendirdik.

Ertuğrul Özkök vardı; Hürriyet Yayın Yönetmeni’ydi. “Toprağa gömülüen savaş baltaları bir daha çıkmaz” diyordu. Önemli genelleyici, “Tarih, dünyanın en büyük birikiminin PKK olduğunu anlatıyor ama bunu da Türk ordusunun, Türk payının bastırıldığını söylüyordu”. 99’da böyle değerlendirmeler yapılıyordu.

O gün 25 yıl geçti. Önder Apo da büyüdü, hareketimiz büyüdü, halkımızın mücadelesi büyüdü. Halkımızın o günkü Önderliğine daha fazla sahiplendi. Uluslararası komplocuların, Türk devletinin gibi örgütü, halkın Önder Apo’dan koparacak resmi hesapları tutulmadı. Evet doğru; Komplodan sonra hemen komploculuk ortaya çıktı. Tasfiyecilik, aslında Uluslararası Komplo’nun yarattığı bir durumdu. Uluslararası Komplo olduğu için açıklamacılık oldu. Onun parçasıydı, ortaya çıkması bir oluşumdu. Ama kısa sürede açıklamalar oldular. Şu anda esameleri okunmuyor. Tarihin nasıl geçtikleri biliniyor.

ÖNDER APO’NUN İTİBARI, İDEOLOJİK GÜCÜNÜN ETKİSİ ARTMIŞTIR
Halkımızın üzerinde çok yoğun baskı okumak. Ama halkımız şu anda Önder Apo için ayakta duruyordu. Önder Apo’yu sahipleniyor. Bu sonuçlar başarısız kaldılar. Komplo olaylarına ulaşamadı. Evet, Önder Apo hala esaret altında, Önder Apo’yu hala özgürleştirmekmiş ama komplocuların amacını boşa çıkarmışız. Uluslararası komplocular hedefe ulaşmamıştır. Bugün hareketimiz Önder Apo’ya bağlıdır, halkımız Önder Apo’ya bağlıdır. Önder Apo’nun uluslararası alandaki dostları daha da güçleniyor. Önder Apo’nun itibarı daha da parlaktı. Önder Apo’nun komplo dönemindeki itibarı ile şu andaki itibarını karşılaştırdığımızda Önder Apo’nun itibarının etkisi, ideolojik gücün halk üzerindeki etkisi, örgütün üzerindeki etkisi, insanlığın üzerindeki etkinin daha büyük olduğu görülüyor. Bunu herkes kabul ediyor. Bu kısımlardaki ayrıntılar gibi bir durum gerçekleşmemiştir.

PARADİGMASIYLA TARİHİN EN BÜYÜK İNTİKAMINI ALDI
Önderliğin paradigması gerçekten çok önemlidir. Önder Apo’nun zindandaki yaşamının ürünüdür. O, zindan yaşamının ne kadar değerli olduğunu ortaya koyar. Tarihte böyle büyük yalnızlıklar, inzivaya çekilmeler, yoğunlaşmalar vardır. O yoğunlaşmanın sonucu insanlık için ortaya konulan düşünceler vardır, kurtuluş reçeteleri vardır, çağrılar vardır. Önder Apo da zindanda böyle bir yoğunlaşmaya girdi. Önder Apo zindana düşer düşmez, “Ben bu komploculardan nasıl intikam alırım” dedi. “Bu komplocuları nasıl boşa çıkarım” dedi. “Bu komploculardan nasıl hesap sorarım” dedi. İşte Önder Apo’nun hesap sorma biçimi, bu komployu gerçekleştirenlerin ideolojik temellerini, tarihsel temellerini, onların varlık gerekçelerini ortadan kaldıran bir paradigma ortaya attı. Ve böylelikle gerçekten tarihin en büyük intikamını aldı. 5000 yıllık erkek egemen devletçi sistemden intikam aldı. Bu çok önemlidir. İnsanlığı devletçi zihniyetten, devletçi hegemonyadan kurtardı. İnsanın üzerindeki bu devletçi hegemonyayı, bu devletçi ideolojinin hegemonyasını yerle bir etti, sarstı. Artık egemen sınıflar, devletçi sistem, sonun başlangıcını yaşıyor. Önder Apo’nun paradigması ile bu devletçi sistemin sonunu getirecek bir ideolojik hamle, bir ideolojik çıkış gerçekleşmiştir. Bu çok önemlidir. Şu anda bunun tarihsel önemi ortaya konuluyor ama daha da anlaşılacaktır. Yine kadınlar üzerindeki erkek egemenlik sistemi yıkan bir ideoloji ortaya koydu. Kadınları erkek egemen sistemden kurtaracak bir duruş, bir paradigma ortaya koydu. Bu çok önemlidir.

Doğaya karşı işlenen suçlar var. İnsanlık doğayla vardır, toplum doğayla vardır ama devletçi sistem, özellikle de kapitalist modernite güçleri toplumla doğa arasındaki bağı koparmıştır. Tamamen bir doğa karşıtlığı ortaya çıkmıştır. Bu doğa karşıtlığı aslında insan karşıtlığıdır, toplum karşıtlığıdır. Önder Apo buna karşı da çok güçlü bir ideolojik duruş ortaya koydu. Tüm bunlar Önder Apo üzerinde tecrit uygulanırken, Önder Apo insanlıktan, toplumdan, herkesten koparılmak istenirken, Önder Apo bu yoğunlaşmasıyla bu erkek egemenlikli devletçi sisteme karşı önemli bir tutum ortaya koydu. Önemli bir gelişme yarattı. Bunun sonuçları çok büyük olacak.

Önder Apo’nun paradigması insanlık için bir milattır. Önder Apo’nun bu çıkışı, gerçekten de o egemen-sömürücü sistemi yerle bir edecektir. Devletçi sistemi yerle bir edecektir. Kuşkusuz Marks, Engels ve klasik sosyalistler, sosyalist önderler de çok önemli değerlendirmeler yapmışlardır. Kapitalizme karşı, sömürücü sisteme karşı önemli bir tutum ortaya koymuşlardır. Ancak devletçiliği aşamadılar. Çünkü devletçilik, devlet, sömürüyü var eden, o sömürünün, o sömürücü sistemin sürmesini sağlayan bir sistem. Önder Apo, aslında bu paradigması ile sosyalistler için de çok büyük bir adım attı. Çok büyük bir aşama ortaya çıkardı. Sosyalistleri de, sosyal düşünceyi de devletçi zihniyetten kurtardı. Onlar için de büyük bir katkı sağladı.

Bütün bunlar tabii ki değer buluyor, daha da değer bulacak ve bütün insanlığa yayılacak. Bu düşünce şimdi yayıldı, yayılıyor, okunuyor, öğreniliyor. Özellikle kadınlar büyük bir heyecan duyuyorlar. Demokratik ulus anlayışı, milliyetçi dinci çatışmalara karşı büyük bir çözüm gücü ortaya koyuyor. Kürtler için de zaten büyük bir kurtuluş ideolojisidir. Kürtler de ancak demokratik ulus anlayışıyla, bu paradigma ile özgürlüğüne kavuşabilir. Dar milliyetçi yaklaşımlar, bırakalım Kürtleri özgürlüğe götürmeyi, soykırımla karşı karşıya getirir. Önder Apo’nun bu demokratik ulus anlayışı, bu halkların kardeşliğine dayalı çözüm anlayışı, bu devletçi anlayışa karşı tutumu da Kürt halkını, özgürlük mücadelesini çıkmazdan kurtararak mutlaka Kürt halkını özgür ve demokratik yaşama kavuşturacaktır. Bu yönüyle Kürt halkı da Önder Apo’nun bu düşüncesine büyük değer verecek, sahiplenecek, sahipleniyor. İnsanlık da sahipleniyor. Bu paradigma yaygınlaştıkça dünyanın çehresi değişecektir. Önder Apo’nun düşünceleri yayıldıkça insanlığın ufku genişleyecek. Bugünkü umutsuzluklar yerle bir olacak. İnsanlık büyük bir umuda kapılacak ve bu umut peşinde, bu umudu yaratan paradigma peşinde mücadele ederek, onu izleyerek kendilerini özgür ve demokratik yaşama kavuşturacaklardır.

‘ÖNDER APO’YA ÖZGÜRLÜK’ MÜCADELESİ KESİNTİSİZ SÜRDÜRÜLMELİDİR

Önder Apo üzerinde komplonun başlamasıyla birlikte “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganı etrafında Önder Apo’nun etrafında ateşten barikat kuran, büyük bir direnişe geçen şehitler, Önder Apo’yu özgürleştirme mücadelesinin nasıl olması gerektiğini, çizgisinin, ölçüsünün nasıl olması gerektiğini ortaya koydular. Bu bakımdan çok güçlü bir temele dayanıyor. Önder Apo’nun özgürlüğünü gerçekleştirmek için nelerin yapılması gerektiğini onlar zaten yaşamlarıyla ortaya koydular. Bir nevi onların direnişi, duruşu hepimiz için, bütün halkımız için bir talimat niteliğindeydi. O günden bugüne de gerçekten büyük fedakarlıklar yapılıyor, fedai eylemleri yapılıyor. Önder Apo için kendisini feda eden gençlerimiz var, kadınları var, erkekler var, yaşlılar var. Böyle bir mücadele tarihi içinden geçiyoruz.

Bugün bu 25 yıllık mücadele daha da yeni boyutlara taşındı. 10 Ekim’de “Önder Apo’ya özgürlük, Kurdistan’a statü” kampanyası gelişti. Önder Apo’yu okuma günleri gerçekleşti. Şu anda Bakur’da şehirlerde önemli bir yürüyüş var. Bütün bunlar Önder Apo’nun özgürlüğü için mücadelenin önemli bir düzey kazandığını gösteriyor. Şunu söyleyebiliriz. Şu anda Önder Apo’nun özgürlüğü için mücadele sıradan bir mücadele olmaktan çıkmıştır. Hem Kürt halkı için temel bir mücadele haline gelmiştir hem de uluslararası alanda insanlık, demokratik güçler Önder Apo’nun özgürlüğü için büyük bir mücadele veriyorlar. Şimdi bu halkımızın da gündemindedir, insanlığın da gündemindedir, demokrasi güçlerinin de gündemindedir. Giderek Önder Apo’nun özgürlüğü için yürütülen bu kampanya, mücadele tarihte görülmedik bir düzey kazanacaktır.Evet, Mandela için de büyük bir özgürlük kampanyası vardı. Bu, daha çok belli devletlerin de desteklediği bir kampanyaydı. Şimdi Önder Apo’nun özgürlüğü için yürütülen kampanya daha genişleyen, daha geniş kesimleri içine alan bir kampanyaya dönüştü, dönüşecek. Özellikle kadınların, gençlerin, sosyalistlerin, devlet sisteminden kurtulmak isteyen tüm demokratların katılımıyla önemli bir düzey kazandı. Bu vesileyle bu kampanyaya katılan bütün dostları saygıyla selamlıyorum ve bütün halkımızı selamlıyorum.

Bu mücadele kesintisiz sürdürülmelidir. Çünkü Önder Apo’nun özgürlüğü Kürt halkının özgürlüğüdür. Önder Apo üzerindeki bu kadar baskı ve zulüm Kürt halkı üzerinde soykırımı gerçekleştirmek içindir. Kürt halkının özgürlüğü ve Önder Apo’nun özgürlüğü arasında doğrudan bir bağ var. Kaldı ki bir halk önderliğine sahip çıkmazsa özgürlüğünü kazanamaz. Önderine sahiplenmeyen bir halk nasıl özgürlük kazanacak? Önderine sahiplenmeyen bir halk özgürlüğü hak edemez. Bu yönüyle dostlarımız insanlık, özgür ve demokratik yaşam için bu önderliğe sahip çıkması gerekiyorsa, bu önderliğe sahip çıkmadan dünyada özgür ve demokratik yaşam güçlü geliştiremez ise bu önderliğe sahip çıkmadan da Kürt halkının özgürlüğü sağlanamaz. Bu vesileyle bütün bu kampanyaya destekle destekleyenler bir daha selamlıyorum. Gerçekten onlar büyük işler yapıyorlar. Halkımızın gerçek dostlarıdır. Onlar insanlığın gerçek dostlarıdır. Onlar gelecekte de insanlığın onuru olarak anılacaklar. Bugün önderliğin kurtuluş için mücadele eden aydınlar, demokratlar, sosyalistler, filozoflar gelecekte insanlığın en değerli kişileri olarak, en değerli tutum gösterenler olarak tarihteki yerlerini alacaklardır.

ZİNDAN DİRENİŞLERİNİ SADECE AİLELERİN SAHİPLENMESİ YETMEZ

Zindan direnişlerini eskiden beri bir sahiplenme var. Daha 1980’lerde biz zindanda iken ailelerimiz gerçekten çok sahip çıktılar. Şu anda ailelerin bu direnişi sahiplenmesi, o 80’li yıllardaki ailelerin sahiplenmesine dayanıyor. O geleneğin devamcısıdır. O zaman da ailelerimiz zindan kapılarında baskı görüyorlardı, işkence görüyorlardı, gözaltına alıyorlardı, dövülüyor, hakaret görüyorlardı. Ama zindan direnişlerine, evlatlarına sahip çıkmaktan vazgeçmiyorlardı. Gerçekten bu da tarihi yazılacak bir direniştir. Ailelerin direnişi, ailelerin evlatlarına sahiplenmesi, aynı zamanda Kürt halkının özgürlüğünü sahiplenme, Kürt halkının varlığını sahiplenme, Kürtleri sahiplenmeydi. O günden bugüne bu büyük direniş sürüyor. Bu açıdan bu aileleri bütün halkımız sahiplenmeli. Bunlar halkımızın onurlu insanlarıdır. Bütün baskılara rağmen durmadılar. Evlatlarını sahiplenmekten vazgeçmediler. Soykırımcı Türk devleti en uzak yerlere evlatlarını sürdü, işkence etti ama yine de sahiplendiler. İşte 2018-19’da gördük; polisler nasıl yaşlı analarımıza yumruk atıyorlardı, iterek yollarda sürüklüyorlardı. Bütün bunlar karşısında direnişten vazgeçmediler. Bugün de sahipleniyorlar. Önemlidir. Aileler sahipleniyor ama ailelerin sahiplenmesi yetmez. Bütün halk sahiplenmesi gerekir. Çünkü bu zindandaki yoldaşlarımız hem bu halkın önderini sahipleniyor. Bu halkın önderini sahiplenerek halkın özgürlük mücadelesini veriyorlar.

Bu arkadaşlarımız, bu yoldaşlarımız, bu insanlarımız Kürt halkının özgürlüğü için oraya düştüler. Kürt halkı için zindanda eziyet görüyorlar. Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı için 20 yıl yatıyorlar, 30 yıl yatıyorlar. Hem de en zor koşullarda ah demeden, vah demeden, niye 10 yıl yattık, niye 20 yıl yattık, niye 30 yıl yattık demeden zindanda duruşlarını ortaya koyuyorlar. 30 yıl sonra cezaevinden çıkıyorlar. Yine aynı duruşlarını gösteriyorlar. 30 yıldır zindanda kalanların infazlarını yakıyorlar, çıkarmıyorlar. Pişmanlık duyacaksınız diyorlar; yine pişmanlık göstermiyorlar. O zindanda bu halkın iradesini temsil ediyorlar. Bu açıdan bütün halkımız, demokratlar, bu tutsak ailelerine sahip çıkmalıdırlar, onları yalnız bırakmamalılar. Onlar halkın onurudur. Onlar halkın yüz akıdır. Barış anneleri ve tutsak anneleri devrimimizin sütunlarıdır. Moral değeridir. Moral kaynağıdır. Bu bakımdan sahiplenme düzeyi var ama daha fazla sahiplenilmesi gerekir.

DEPREMİN HESABI SORULMADI

İlk önce Fırat’ın batısında Bakurê Kurdistan’da ve yine Hatay’da, Suriye’de depremde yaşamını yitirenleri anıyorum. Bütün ailelerine de sabırlar diliyorum.
Gerçekten de çok ağır bir deprem oldu. Özellikle Fırat’ın batısındaki Kürtler çok fazlasıyla etkilendiler. Yine Hatay’da Alevi Araplar da etkilendiler. Tabii ki Türk halkı da etkilendi. Çok ağır bir depremdi. Şunu söyleyebilirim; böyle bir deprem başka yerde olsaydı ve halk 4-5 gün sahipsiz kalsaydı orada yönetim, iktidar kalmazdı. Halk o devleti yıkardı. Gerçekten çok ağır bir depremdi. İşte Fırat’ın batısı ve Suriye’deki illeri toplarsak 20 milyon insan bundan etkilendi. Büyük bir travma yaşandı, acı yaşandı. Türk devleti her zaman olduğu gibi rakamlarla oynadı. Koronada rakamlarla oynuyor, depremde rakamlarla oynuyor, savaşta rakamlarla oynuyor. Bu zaten bir saygısızlıktır. Güya rakamları çok söylerse halkın morali bozulacak ya da kendi iktidarı için olumsuz bir imaj doğacak.

Gerçekler ne kadar ortaya konulursa tedbir o kadar olur, sahiplenme o kadar olur. Gerçekler ortaya konulmazsa tabii ki sahiplenme de, değerlendirme de o düzeyde olmaz. Şimdi 200 bin civarında insanın öldüğünden söz ediliyor. Geçen gün Murat Kurum ağzından kaçırmış; 150 bin demiş. Sonradan güya çevirmeye çalışmış ama bir kere ağzından çıkmış. Kendileri söyledi; “yüz yılın depremi” dediler.

Depremden en çok o sorumlu o dönemdeki Bakan’dı. Erdoğan övüyordu, televizyonlarda söylüyordu. Maraş’ta imar affı yaptık, Malatya’da imar affı yaptık, Adıyaman’da imar affı yaptık, Hatay’da imar affı yaptık, diyordu. Herkese mezarını satmış. Parayla halka mezarını satmış.

Sen 150 bin tane insanın, 200 bin tane insanın ölümüne sebep olmuşsun. Ve onlara bir hafta sahip çıkmamışsın. Sahip çıkma da şöyle. Bazı yerlerde sahip çıkma var. Tümüne sahip çıkma yok. Yüzde 10’una sahip çıkmış. Yüzde 80’i, yüzde 90’ı açıkta kalmış. Böyle bir deprem gerçekten çok acı.
Bu ağır deprem karşısında Türkiye’deki tutumu gördükçe gerçekten insan büyük öfke duyuyor. O insanların acısını görerek öfke duymamak mümkün mü? Türkiye’de 20 milyon insan etkilendi. Dünyada birçok devlet dört milyon-beş milyondur. Yunanistan nüfusu kadar insan yok olmuş. Böyle gerçekten ağır bir durum var.

O dönemde halk sahiplendi, biraz sivil toplumları sahiplendi. Gerçekten gençler sahiplendi. İşte Kurdistan’da da herkes gitti, Fırat’ın doğusundan gittiler, Fırat’ın batısındaki Alevi Kürtlere sahip çıktılar, yine Araplar’a sahip çıktılar. Çünkü Fırat’ın batısındaki bu depremden Kürtler gerçekten fazlasıyla etkilendi. Bu yönüyle bu deprem konusu unutulmamalı. Ama bu devlet unutturuyor işte. Ev yapacağım diyor, bu acılarla alay ediyor. Bu halkla alay ediliyor. Önemli olan, onların ölümünü engellemektir. Engellenmiyor mu dünyada? Engelleniyor işte. Depremler oluyor, çok fazla insan ölmüyor. Türkiye’de de 1999’da deprem oldu. Deprem vergileri aldılar ama hiçbiriyle depreme yatırım yapmamışlar. Sadece bundan dolayı bu devletin, bu deprem bölgesine olan iktidarın düşmesi gerekiyordu. Gerçekten de hesap sorulmadı. Bu çok ciddi bir durumdur.

MUHALEFETİN DÜNYAYI İKTİDARIN BAŞINA YIKMASI GEREKİYORDU

Depremdeki kayıpların sorumlusu AKP iktidarıdır. Deprem bir doğal olaydır ama doğa olayına tedbir alınır, sele tedbir alınır, yangına tedbir alınır, depreme tedbir alınır. Şimdi dünyada depreme tedbir alma çok gelişmiş. Şili’de bir dönem deprem olmuş, şimdi her türlü depreme dayanıklı bir şehircilik yapmışlar, sistem kurmuşlar. Japonya’da öyledir. En şiddetli depremin olduğu yerlerde tedbirler almışlar. Türkiye de deprem hattında ama AKP iktidarı, -biraz önce belirttiğim gibi- deprem vergilerini bile ranta çevirmiştir. Kendi yandaşlarına dağıtmıştır. Onları zengin etmiştir. Müteahhitlere vermiş. Diyor ki şu yolu yaptırdık, bu yolu yaptırdık. Sen önce insanların canını kurtaracak tedbirler alacaksın. Bu bakımdan ve tabii gerçekten bu iktidar suçludur, başta suçlu Erdoğan’dır. Ondan sonra İstanbul Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’dur. Bunlar suçludur. Ama muhalefet de gerçekten normal yaklaştı. İktidarın başına dünyaya yıkmaları gerekiyor. Bu iktidarın bu ölümleri gerçekleştirdiğini daha yüksek sesle, daha açık, daha net ortaya koymaları gerekiyordu. Halkın bundan bunlardan hesap sorması gerektiğini ortaya koymaları gerekiyordu. Yapamadılar. İşte sistem içi muhalefet biraz tehdit edilince eleştirilerini yumuşattı. Bu yönüyle bu depremde yaşamını yitirenlerin anısına bağlı kalınmadı. Onların anısına bağlılığın gereği olarak da hesap sorulması gerekiyordu. On binlercesi taşlar altında, kayalar altında, betonlar altında inleyerek yaşamını yitirdi. Bir saat sonra, altı saat sonra öleceğini bile bile orada can çekişti, ölümünü bekledi. Ve kimse koşmadı yardımına. Çünkü ona göre bir örgütlenme yoktu. AFAD dediler; ortada AFAD mafad yoktu. Ama bunun hesabı sorulmadı. Hala da çok gevşek bir yaklaşım var. Bunun gündemden düşmemesi lazım. Bunun peşini bırakılmaması lazım. Yakasına yapışılması lazım. Mayıs seçimlerde bile iyi teşhir edilemedi. Mayıs seçimlerinde bile AKP iktidarını en fazla teşhir edecek konuydu, yapılamadı. Şimdi yapılması gerekiyor.

ŞARK ISLAHAT PLANIYLA BU DEPREMDE SON ÇEKİÇ VURULDU

Şimdi yerel seçimlere gidiliyormuş. Sen yerellere ne yapmışsın? Hepsini merkeze bağlamışsın. Yerel yönetim bırakmamışsın. Yerel seçimlere giderken herkesin şunu düşünmesi lazım: Bunların yerel yönetim anlayışı ne? Halka irade veriyorlar mı? Şehirlerin iradesi var mı? Belediyenin iradesi var mı? Orada toplum örgütlü mü? Ankara’dan gelecek de Maraş’takini kurtaracak, Hatay’dakini kurtaracak. Böyle bir sistem. Bunun da sorgulanması gerekirdi. Bu kadar ölümlerin bir nedeni de, Türkiye’deki bu iktidarcı, devletçi merkezi sistem. Eskiden de Türkiye’de bu vardı. Bu AKP-MHP iktidarı daha da merkezileştirilmiş. Neredeyse her memur Erdoğan’ın ağzına bakıyor. Muhalefet de bu depremde insanları sahiplenemedi. İnsan şaşırıyor.

Kürt halkı da gerçekten çok eziyet gördü, yıkım yaşadı. Bir nevi Şark Islahat planındaki planlamaya bu depremle son çekiç vuruldu. Şark Islahat Planı’yla, Fırat’ın batısında Kürtleri tümden sürülmesi, Kurdistan’dan çıkarılması, Fırat’ın batısının tümden Kürtsüzleştirilmesi hedefleniyordu. Geçmişten beri yürüttüğü politika ile Maraş katliamı sonrası Fırat’ın batısını metropollere, İngiltere’ye, Avrupa’ya göç ettirdi. Önünü açtı. İnsan kaçakçılığı yapanları serbest bıraktı. MİT, insan kaçakçılarını örgütledi, onlara yol verdi. Onlar da herkesi Fırat’ın batısından çıkardı insanları, Avrupa’ya götürdü. Öyle ekonomik sıkıntı değil. Bu doğru değil. Ekonomik sıkıntı ise yine araştırılsın.

Fırat’ın batısındaki birçok Kürt köyü Türk köylerinden daha güzel, verimli. Ama Türk köylerinin hiçbirinde nüfus eksilmesi yok. Ama Kürt köyleri boşalmış. Demek ki bunun alakası yok. Ekonomi ile alakası yok. Tamamen bir devlet politikası, Kürtsüzleştirme politikası. Bu açıktır.

DEVLETİN KÜRTSÜZLEŞTİRME, ARAPSIZLAŞTIRMA POLİTİKASININ ÖNÜNE GEÇİLMELİ

Şimdi bu depremle birlikte Alevi Kürtleri, daha fazla metropollere, Avrupa’ya göç etmeye başlamıştır. Devlet bunu fırsat bilmiştir. Bu devletin karakterinin ne olduğunu buradan bile görebilirler. Teşvik etmiştir. Tabii sahip çıkılması gerekiyor. Fırat’ın batısındaki Alevi Kürtlere sahip çıkılması gerekiyor. Hatay’daki Alevi Araplara sahip çıkılması gerekiyor. Devletin depremi fırsat bilip Kürtsüzleştirme, Arapsızlaştırma politikasının önüne geçilmesi gerekiyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin bir parçası da budur. Çünkü Kürt soykırımının bir parçası bu. Demografi değiştirme, Kürtsüzleştirme, Kürtleri yurtlarından dünyanın her tarafına sürme, devletin politikası.
Bu yönüyle ben bütün Kürtlerin hem buradaki, hem Avrupa’daki, dünyadaki Kürtlerin, Fırat’ın batısındaki depremden zarar gören bütün Kürtlere, Kürt köylerine yardım etmesi, o köylerin yeniden canlandırılması, orada Kürtlerin yaşar hale getirilmesi gerekiyor. Bu herkesin görevidir, vicdani görevidir, ahlaki görevidir, yurtseverlik görevidir. Ben bu vesileyle de bu depremden dolayı köylerini terk edenlerin de tekrar köylerine dönmesi gerektiğini düşünüyorum.

Geçen gün Tacim Baba’nın Ankara’da öldüğünü duydum. Depremden sonra Ankara’ya gitmiş, orada ölmüş. İşte deprem gerçeği bu. Ona da Allah’tan rahmet diliyorum. Çünkü gerçekten güzel Kürtçe kilamlar söylüyordu. Kürtçe kilamlar söyleyerek Kürt sorununa, Kürt soykırımına karşı bir duruş ortaya koyuyordu. İşte depremden sonra köyünden kopmuş. Yaşı 80’e varana kadar köyünde iken deprem koparmış köyünden ve gitmiş Ankara’da vefat etmiş.

TÜRKİYE’DE KÜLTÜREL DEPREM VE KRİZ VAR

Türkiye’de depremler çok. Bu depremlerin nedeni nedir? Evet, depremler var ama bu depremler niye oluyor? Bunların bilinmesi gerekiyor. Toplumsal deprem niye oluyor? Şunun için oluyor: Kürt halkının özgürlüğünü bastırmak için, Kürt halkın özgürlük mücadelesini bastırmak, Kürtleri soykırıma uğratmak için toplumun dokusuyla oynanıyor. Toplum Kürt düşmanı yapılıyor, insanlık düşmanı yapılıyor. Toplumda toplumsal değer bırakılmıyor, ahlaki değer bırakılmıyor. Bütün toplumu da Kürt soykırımını gerçekleştirecek bir kitle haline getiriyorlar. Toplumsal depremin, krizin, bozulmanın nedeni bu.

Kültürel deprem deniyor. Nedeni budur işte. Kültür insanları insancıl olması gerekirken, demokrat olması gerekirken, haksızlığa, zulme karşı çıkması gerekirken, Kürtler nefes almasın diye bütün sanatçılar üzerinde baskı yapılıyor. Onların baskıya, zulme, haksızlığa karşı çıkmasının önüne geçiliyor. Sanatçılar susturulmuş. Sanatçı demek, vicdanı olan insan demektir. Baskıya karşı çıkacak, zulme karşı çıkacak, haksızlığa karşı çıkacak, eziyete karşı çıkacak, haksızlığa uğrayanın yanında olacak. Şimdi biraz haksızlığa karşı çıkan sanatçıyı bastırıyorlar, onlar da susuyorlar. Şu anda gerçekten Türkiye’de bir sanatçı depremi var. Kültürel deprem ve kriz var. Gerçek sanat ve sanatçı yok. Sanat ve sanatçı demek, egemenlere laf söyleyen, itiraz eden demektir, isyan eden demektir, halkın vicdanını ortaya koyan demektir. Şimdi sanat ve sanatçı iktidarın borazanı olmuş. Buradan kaynaklanıyor.

Ekonomik depremin nedeni belli. Savaştır, Kürt’e karşı savaş. Yargı depremi de öyle. Nedeni, Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak içindir. En ufacık bir demokratik kırıntı bırakmıyorlar. Çünkü Kürtler yararlanır diye yapıyorlar. Sorun Can Atalay değil, Kürtlerin özgürlük mücadelesi bu düzeyde olmasaydı ya da devlet Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için bu kadar antidemokratik bir anlayışta olmasaydı Can Atalay’a böyle bir yaklaşım olmazdı. Devlet depremi var, anayasa tanımıyor. Nedeni; en küçük demokratik bir hak olursa, bir nefes olursa Kürtler yararlanır diye bunlar yapılıyor. Bunun anlaşılması gerekiyor. Türkiye’deki bütün aydınların, demokratların, siyasetçilerin bu gerçeği görmesi gerekiyor. Bu gerçeği görmeden doğru siyaset yapılamaz. Doğru politika üretilemez. Doğru söz söylenemez. Gerçeklerden kaçınılmış olur. Gerçeklerden kaçmayacak ise, gerçekler söylenecekse bütün bu depremlerin, bütün sorunların, krizlerin kaynağının Kürt sorununun çözümsüzlüğü olduğunun, Kürtleri bastırmak için, ezmek için bu krizlerin ortaya çıktığının ortaya konması gerekiyor.

Bir yargı krizi var, şu an yargı falan yok. Şunu söyleyebilirim; gerçekten 12 Eylül’deki faşist, darbeci mahkemelerde olmayan bir şey var. Onlar bile bazı ölçülere dikkat ediyordu. Şimdi öyle değil. Şimdi talimatla yapılıyor. Mahkeme de yok, anayasa da yok. Bir Saray var, Saray’da bir özel savaş merkezi var, bir çevre var. Onlar nasıl olacak diyorsa öyle oluyor. Öyle bilmem mahkeme karar veriyormuş, mahkeme değerlendiriyormuş, öyle bir şey yok. Belki sıradan toplum içindeki bazı suçlar var, hırsızlık var. Belki onlarda mahkeme işliyor olabilir. Ama çok önemli konularda kesinlikle Türkiye’de yargı ve mahkeme kalmamıştır.

KÜRT DEMOKRATİK SİYASETİ TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLUYOR

Yerel seçimler önemlidir. Demokrasi yerelden başlar. Yerel irade varsa demokrasi vardır. Yerellerde demokratik bir yönetim, demokratik davranış, demokratik kültür varsa demokrasiden söz edilebilir. Bu açıdan yerel seçimleri önemsemek lazım. Demokrasinin kaynağı ya da demokrasinin temeli olacak, yönetimler seçilecek. Kuşkusuz Türkiye’de yerel yönetimler yasası çok sınırlıdır. Çok az yetki veriyor ama yine de yerel yönetimlerin halkın iradesinin ortaya konması açısından önemli. Çünkü geçmişte Kurdistan’da seçilen yerel yöneticiler, belediye eşbaşkanları önemli görevler gördüler. Demokratik kültürü ortaya koydular, demokratik tutum ortaya koydular. Rant peşinde olmadılar, halkın sesini dinlediler. Tabii istenildiği kadar olmasa da çok önemli bir yerel yönetim deneyimi ortaya çıktı. Bu bakımdan önemlidir.

Bu yerel seçim sürecinde en başta şunu belirteyim; Kurdistan’da ön seçimler yapılması çok önemliydi. Bu yerel demokrasi anlayışının, kültürünün gelişmesi açısından da önemliydi. Halkın da siyaseti sahiplenmesi açısından önemliydi. Siyaset halkın kendi işlerini sahiplenme, kendi işleri için kafa yorma işidir. Yoksa siyaset gidip tanımadığı birisini milletvekili seçtirmek ya da cumhurbaşkanı seçtirmek değildir. Demokratik siyaset, halkın kendi işleri için bu işi sahiplenmesi, bu işin içinde olması işidir. Demokratik siyaseti böyle anlamak lazım. Bu yönüyle ön seçimler önemliydi. Halk sahiplendi, bir heyecan yarattı, bir coşku yarattı. Bazı eksikler oldu tabii. Hazırsızlıklar olduğu anlaşılıyor. Ama Kürt halkının bir demokratik kültüre sahip olduğunu, böyle bir demokratik deneyimi sahiplendiğini ve heyecan duyduğunu, heyecanla ön seçime katıldığını gördük. Bu da Kürt halkı için, Kürt halkının özgürlük mücadelesi için, Kürt halkının demokratik yaşamı için önemli kazanımıdır. Bu bakımdan da bu yönlü çaba gösterdiler, kutluyoruz. İyi bir deneyimdi. Gerçekten önemliydi, örnekti. Türkiye’ye de örnekti.

Kürt siyaseti, Kürt demokratik siyaseti Türkiye’ye örnek oluyor zaten. Önderliğin paradigması Türkiye’ye örnek oluyor, dünyaya örnek oluyor. İşte eşbaşkanlık oldu, işte milletvekillerinin yarısı kadın oldu. Bunlar Türkiye’ye örnek oldu. Türkiye siyaseti üzerinde baskı kurdu. Geri gördükleri Kürtler bu kadar demokratikleşirken, eşbaşkanlık sistemine geçerken, milletvekillerinin yarısı kadın olurken Türkiye’de hala erkek egemen bir siyasetin varlığı açık. Özgür Özel’i bir süre önce dinliyordum. Diyordu; “İzmir’de şu kadar kadın belediye başkanı koyduk. Eskiden yoktu, şu kadar genci yönetime alıyoruz, kadınları yönetime alıyoruz.” Bunların hepsi bizim mücadelemizin yarattığı etkidir. Kürt demokratik siyasetin yarattığı etkidir. Bu bakımdan önemli bir çabaydı. Kürtler için siyasetin önemi şudur, Milletvekili seçiminde de, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de, yerel seçimlerde de ölçü şudur. Demokratikleşme geliştirecek mi geliştirmeyecek mi? Demokrasiyi güçlendirecek mi? Soykırımcı sömürgeci faşizme karşı bir mücadele ortaya konulacak mı, konulmayacak mı? Onları geriletecek mi geriletmeyecek mi? İşte kayyumlar silip süpürecek deniyor. Bu, demokrasinin gelişmesi için bir tutumdur. Soykırımcı sömürgeci faşizmin Kürt soykırım politikasına karşı bir mücadeledir. Kürtler açısından siyasetin ölçüsü böyle. Ele alınacak ölçü budur.

İTTİFAKLARI KÖTÜLEYEN ANLAYIŞLAR KÜRT DOSTU DEĞİLDİR

Doğru tutum; demokratikleşmeyi ne kadar geliştiriyor, demokrasiyi ne kadar geliştiriyor’u değerlendirmektir. Çünkü Kürtler için demokrasi ekmek su kadar ihtiyaçtır. Kürt sorununun çözümü demokratikleşme ile gelişir. Demokratik çözüm diyorlar her gün. Demokratik siyaset, demokratik çözüm istiyoruz, diyorlar. Demokratik çözüm nasıl gelecek? Demokratikleşme ile gelecek. Demokrasinin gelişmesi ile gelecek. Yoksa birilerinin aklına birden Kürt sorununun çözümü düşmeyecek. Demokratikleşme olursa bu yönlü adımlar gelişecek. Böyle görmek gerekiyor. Tabii ki bu seçim de demokrasi mücadelesinin bir parçası olacak.

Kürt halkı açısından, Türkiye halkıyla, Türkiye demokrasi güçleri ile ittifak içinde olmak, onlarla birlikte hareket etmek çok önemli. Kürt sorunun çözümünün buradan geçtiği bilinmeli. Bu bakımdan Kürtler uzun süredir, özellikle Önder Apo’nun yaklaşımları, perspektifleri çerçevesinde her yerde, demokrasi güçleriyle, sosyalist güçlerle, demokrasiden çıkarı olan toplumsal kesimlerle hep ittifak kurdu. Yakın zamanda Emek ve Özgürlük İttifak kuruldu. Bunlar önemlidir. Bunlara sahip çıkmak lazım. Demokratik siyasetin gelişi, demokratikleşmenin gelişi böyle olacak. Demokratik güçlerle, sosyalistlerle ittifak yapılarak yine Türkiye’nin en dinamik iki demokratik gücünün Kürtlerin, Alevilerin ortak tutumuyla, mücadelesiyle, ittifakıyla demokrasi mücadelesi gelişecek. Bu seçimlerde de bunlara mutlaka dikkat etmek gerekiyor. En başta Kürtlerin dikkat etmesi gerekiyor. İttifak konusunda, ortaklaşma konusunda herkes hassas olmalı. En fazla da tabii ki Kürt halkı olmalı. Çünkü Kürtlerin ihtiyacıdır. En fazla Kürtlerin demokratikleşmeye, demokrasinin gelişmesine ihtiyacı var. Bunun için büyük bedel ödüyorlar. 50 yıldır büyük bedel ödeniyor. Bu bakımdan tabii ki hem Türkiye’deki demokrasi güçlerini hem Kürdistan’daki demokrasi güçlerini ortaklaşarak, ittifaklarını güçlendirerek, var olan ittifaklara sahiplenerek, var olana, ittifaklara değer vererek bu mücadele yürütmek gerekiyor. Bazı çevreler ittifakları tıkayabilir, ittifaklar şöyle böyle diyebilirler. Kürt halkı bunlara kulak vermemeli. İttifakları tukaka eden, ittifakları kötüleyen anlayışlar Kürt dostu değildir. Kürtlerin iyiliğin isteyenler değildir. Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenler değildir. Onlar Kürtler yalnız kalsın diyenlerdir. Demokrat olmayan, demokrasiden yana olmayan, demokratik anlayış olmayan, halkların kardeşliğini düşünmeyen milliyetçi yaklaşımlardan Kürt’e hiçbir zaman fayda gelmemiştir, gelmez. Bu bakımdan Kürtler, demokratik siyasette, bu seçim sürecinde esas yaklaşımını demokrasinin gelişmesi ve demokratikleşme doğrultusunda geliştirmeli ve tutumlarını koymalı.

ŞİRAZELERİ BOZULMUŞ, HER ŞEYİ DIŞARIDA ARIYORLAR

Ocak ayında çok büyük eylemler oldu. Gerçekten bu eylemlerden sonra AKP-MHP iktidarının bu devletin insicamını anlamak için bunların yandaş kanallarını izlemek gerekiyor. Eylemlerden sonra bu kanallardakiler ne söyledikleri bilmiyorlar. O kadar dengeleri bozulmuştu ki! İşte bunlara bilgiyi kim vermiş, kim destek vermiş, şu bu vermiş diye tartışıyorlardı. Ruh hallerini böyle saçma sapan konuşarak ortaya koyuyorlardı gerçekten. O zaman anladık ki çok şaşırmışlar. Yıkılmış, büyük darbe yemişler.

Bizim gerillalarımız 50 yıldır bu mücadelede. 50 yıllık tecrübe var. Dünyada hangi gerilla hareketinin 50 yıllık tecrübesi var? Bizim gerillamız kadar büyük mücadele veren bir gerilla ordusu var mı? Türk devleti gibi NATO’nun ikinci ordusuna karşı 50 yıllık mücadele eden bir gerilla var. Tecrübeli gerilla var. Tabii ki eylem kapasitesi olacak. Bir de fedailer.

Bir de onlara şunu hatırlatırız. Önderlik şunu söylüyordu: “En büyük teknik insandır.” Ne kadar teknik varsa bunların elinde. Gerilla ise sınırlı imkanlarla donatılmış. Şuradan buradan alıyor. Sen dünyanın her tarafından her şeyi alıyorsun. Her şey alıyor, kendini koruyamıyor. Ne konuşuyorsun? 50 yıllık tecrübesi olan gerilla, fedai güç tabii ki eylem yapacak.

Bilmem Amerika bilgi vermiş, diyorlar. Sanki gerilla yeni eylem yapıyor ya. Şimdiye kadar ne kadar karakol basmış, ne kadar pusu atmış açık ortada. Bunu şunun için söylüyorum. Şirazeleri bozulmuş. Yani ne dediklerini bilmiyorlar. Suçlu bulmuyorlar kendilerini. Bunlar her şeyi dışarıda ararlar. Bir şey oluyorsa kökü dışarıdadır. Tabii bu kafayla da tabii bir yere gidemez.

Niye bu savaş sürüyor, bunlar niye fedakarlık yapıyor, niye bu eylemleri yapıyorlar? Çünkü sömürge altındaki bir halkın mücadelesidir 50 yıllık mücadelemiz. Bu genç gerillaların savaşa giderken ruh halleri var, ortadadır. Onun önünde kim durabilir? Asker ise orada korkudan “ne zaman gerilla gelecek? Aman gel tezkere gel” diyor. “Elli gün kaldı, tezkere kırk gün kaldı” diyor. Nasıl savaşacak? Ya da yoksuldur, parayla gelmiş oraya. Diğerleri ise fedai.

BU HALKIN ÖZGÜRLÜK TUTKUSUNU KİM ORTADAN KALDIRABİLİR?

Gerçekten o eylemler Türk devletini sarstı, şaşkına çevirdi. O andan sonra bağırıyorlar. Her eylemden sonra, “tek bir terörist kalmayana kadar şöyle yapacağız, böyle yapacağız” diyorlar. Söyledikleri bu. 50 yıldır söylüyoruz; bu halkın özgürlük tutkusunu kim ortadan kaldırabilir? Kürt halkının özgürlük tutkusu, özgürlük isteği ortada. Bu halkın özgürlük tutkusu bunu yaratıyor. Bu tutkuyu öldürebilir misin artık? 50 yıldır mücadelenin sonucu. Bütün Kürt insanı bu savaşın içinde büyümüş, bu savaşı görmüş, fedakarlığı görmüş, evlatlarının sömürgeciliğe karşı mücadelesini görmüş. İstedikleri kadar bağırsın çağırsınlar; Kürt gençleri direnecek. Engelleyebilir, sınırlayabilir ama aşılacak bunlar. Gerilla demek zaten sürekli tedbirleri aşmaktır. Savaşçı büyük güce karşı, kendisinden daha donanımlı güce karşı daha az imkanla savaşmak demektir. Diyorlar ya asimetrik savaş, işte gerilla budur. Zaten bunun için var tarihte.

KÜRT HALKININ YÜZDE 90’ININ KALBİ PKK’DEN YANADIR

En büyük teknik insandır. Yani insan çabasıyla, emekle o teknikleri boşa çıkaracak, çıkarıyor da. Gerilla önemli darbe vurdu, vuracak. Öyle gerilla bu Türk ordusunun bağırmasına, çağırmasına teslim olacak bir güç değil. Gerilla bir fedai gücü, 50 yıllık tecrübe var, halk desteği var. Kürt halkının yüzde 90’ının kalbi PKK’den yanadır. KDP alanlarındaki Kürtlerin de gönlü PKK’den yanadır. KDP baskı yapmasın, oraya gitsin bakalım nasıl karşılanacak. Gerçek bu. Böyle bir gerçek karşısında tabii ki o direniş ortaya çıkacaktır.

2023’te büyük bir mücadele sürdü. 2024’te bu mücadele devam edecek. Tabii ki Türk devleti bu mücadeleyi bastırmak için her yolu, yöntemi kullanıyor. Geçmişte de yoğun bir şekilde kimyasal silah kullandı. Taktik nükleer bombalar kullandı. En son yine kimyasal silah kullandı; 5 yoldaşımız şehit düştü. Kimyasal silahlı saldırıda şehit düşen yoldaşlarımızı, hem de tüm eylemlerde şehit düşen yoldaşlarımızı da minnet ve saygıyla anıyorum. Onların bu fedai ruhları bu mücadeleyi başarıya götürecektir. Onlar zaten eylemleriyle, fedai ruhlarıyla, bu direnişleri ile bu başarının güvencesi oluyorlar, garantisi oluyorlar. Bu mücadelenin yenilmezliğini ortaya koyuyorlar. Bu açıdan 2023 yılı, fedai güçlerinin yükseldiği yıl oldu. Bu 2024 yılında daha da devam edecek. Bunu böyle belirtebiliriz.

BU KADAR SALDIRI BİRAZ DA KDP’NİN İSTEĞİYLE OLUYOR

Tabii ki KDP işbirlikçiliği devam ediyor. Yine de gerilla bölmeleri çalışıyor. Gerillaya erzak, cephanenin yolları kesmeye çalışıyor. Ama Türk rejimine, Türk ordusuna her şey için yardım ediyor. Yaralarını almak için yardım ediyor. Böyle bir gerçeklik içindeyiz. KDP, Türk devletiyle birlikte savaşı, güya gerillanın yenilgisiyle sonuçlanması için çalışıyor. Ancak henüz olmuyor, KDP ve Türk devleti şimdi YNK’yi de bunun içine çekmeye çalışıyorlar. Bu kadar saldırı aslında biraz da KDP’nin iradesiyle oluyor. YNK’yi de acaba bu sistemin içinde ayrı ayrı çalışmaları yürütüyorlar. Bu kapsamda iki müştekinin gerilla mücadelesi nasıl ki bütün baskılara, bütün saldırılara cevap olduysa 2014’te aynı durmata mücadeleyi sürdürecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz