Karayılan: CPT, İmralı işkencesini meşrulaştırarak komploda rol oynuyor

0
208

Özgürlük için de AKP-MHP faşist iktidarının soykırım politikalarına karşı direnme hakkını kullandıklarının altını çizen Murat Karayılan, “Arada bize bazı mesajlar gönderiyorlar. Biz barış istiyoruz, siz de açıklamalarınızda barış istediğinizi söyleyin, savunmanızı yaptığınızı belirtin, diyorlar. Eğer gerçekten Kürt halkıyla dost olmak istiyorlarsa bir çözüm bulunacak ve Kürt halkı da tüm bölge halkları gibi atalarının topraklarında özgürce yaşayabilecek. O zaman özgürlük için mücadele eden hiçbir Kürt örgütü ‘terör listesi’ne alınmayacak” diye konuştu. 

Öncelikle Uluslararası Komplo’nun 24. yıl dönümünde komploda yer alan tüm güçleri şiddetle kınıyorum. Heval Halit Oral ve Rojbîn Arap şahsında ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ şiarıyla bedenini ateşe veren tüm fedai yoldaşlarımızı anıyor, anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Onlar duruşlarıyla Uluslararası Komplo’ya karşı nasıl tavır alınması gerektiğini gösterdiler bize. Komplonun başında hayatlarını ateş topuna çevirerek komploya karşı durdular. Büyük bir irade ile Önderliğe sahip çıktılar. Cezaevlerinde, dağlarda, sokaklarda, şehirlerde sadece kadrolar değil, yurtseverler de aynı şekilde fedai eylem yaptılar. Komploya karşı ulusal bir refleks gösterildi. Elbette komplo Önder Apo şahsında halkımıza, halkımızın varlığına, geleceğine, özgürlüğüne bir saldırıydı. Bundan dolayı Başta Rojhilat’ta olmak üzere her yerde halkımız kahramanca, büyük bir cesaretle alanlara çıktılar, Önderliği sahiplendiler. Hala da alanlardalar. Kurdistan’ın dört parçasında, Avrupa’da birçok eylem yapıldı. O dönemde bu komploya imza atan ABD Dışişleri Bakanı, “Bu kadarını beklemiyorduk” diye açıklama yapmıştı. Yani halkımız kitlesel olarak komploya karşı durmuş ve Önder Apo’yu sahiplenmişti. Çünkü halkımız, bu saldırının Önderlik şahsında kendisine yapıldığını gördü. 

Önder Apo, İmralı işkencehanesinde bu zorlu koşullara karşı büyük bir iradeyle dimdik ayakta durdu. En zor, en ağır günleri karşıladı. Hepimiz çok kötüydük, eylemler yapmak istedik ama Rêber Apo, “Hayır, çözüm sadece bu değil. Bu da bir yöntem ama sadece bu yöntem yok. Komployu yenilgiye uğratmalıyız” dedi. Ve İmralı’da yürüttüğü siyasetle komployu boşa çıkardı. Önderlik daha sonra kadın özgürlükçü ekolojik paradigmayı geliştirdi. Düşman Önder Apo’nun çizgisini tamamen ortadan kaldırmak, tasfiye etmek istedi. Bunun için bu komployu yaptılar ama Önder Apo’nun çıkışlarıyla, halkımızın, Kürt kadınlarının, Kürt gençlerinin, tüm yurtseverlerin büyük bir iradeyle ayaklanması  sonucu komplo boşa çıktı. Böylece düşmanın amacının aksine Apocu hareketi daha da büyüdü. Eskiden sadece Kuzey Kurdistan’da vardı, şimdi dört parça Kurdistan’a yayıldı. Daha sonra kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite paradigmasının gelişmesi ile Önder Apo sadece Kürtlerin değil halkların önderi oldu. Bugün Rêber Apo’nun çizgisi 24 yıl öncesine göre çok daha güçlü. Belki 5-6 kat daha güçlü. Önder Apo, dünyadaki sorunların çözümünü demokratik modernite paradigması ile kamuoyuna sunmuştur.

Şüphesiz komplo boşa çıktı. Bu da direnişler, fedai eylemler, Rêber Apo’nun dahiyane çıkışları ve psikolojik işkenceye büyük bir iradeyle karşı çıkması sonucu oldu. Aynı şekilde özellikle kadın çizgisinin gelişmesi, Kürt kadınının iradesinin gelişmesi, kadın özgürlük hareketinin büyümesi, bunun bölgede ve dünyada yarattığı etki ile jin jiyan azadî ortaya çıktı. Fakat şunu belirtmek istiyorum; komplo hala devam ediyor. Komploya karşı büyük tepkiler, kitlesel eylemler ve siyasi bir mücadele de var. Apocu militanlar bugün dünyaya örnek olacak şekilde Zap, Avaşîn ve Metîna’da büyük bir mücadele sergiliyor. Yine Kürt siyaseti her türlü baskıya karşı direniyor.  Önder Apo’nun İmralı’daki duruşu başlı başına eşsiz ve çok anlamlı bir direniştir. Halkımızın duruşu da böyledir. Bunlar komplonun başarılı olmadığını gösteriyor. Ancak komplo devam ediyor. Halkımız eylemleri ile komploculara soruyor. Açıklama bekliyor. Bu komplo neden yapıldı? Kürt halkı size ne yaptı? Neden bu halka böyle saldırdınız? Sebebi nedir? Bu konuyu açıklayın. Muhakkak bir gerekçe belirtecekler ama ne olduğunu bilmiyoruz. Bunu açıklamaları lazım. Bu bir. 

CPT, İMRALI İŞKENCESİNİ MEŞRULAŞTIRARAK KOMPLODA ROL OYNUYOR

İkincisi; neden komplo hala kadar devam ediyor? Hareketimizin kuşatılması, hala ısrarla ‘terör listesi’nde yer alması ve CPT’nin tavrı komplonun devam ettiğinin en büyük ispatıdır. CPT, Avrupa Konseyi’nin işkencenin önlenmesine yönelik uluslararası bir kuruluşudur. Ancak İmralı konusunda CPT’nin tavrı tartışma konusudur. Gerçekten işkenceyi önleme rolünü yerine getiriyor mu yoksa işkenceyi önlemenin önünde engel mi oluyor; bu tartışma konusudur. CPT’nin açıklamaları şüpheli, Kürt halkının iradesini göz önünde bulundurmuyor, yalan söylüyor. CPT’nin kendisi bunu yapmıyor, bir çizgiyi temsil ediyor. Belli ki komploda CPT de bir kurum olarak yer alıyor. İmralı ziyaretlerinde işkenceyi normalleştiriyor, meşrulaştırıyor. Komploda böyle bir rol oynuyor. Rolünün öyle olmadığını söyleyebilir ama pratikte bu rolün hakkını veriyor. Biri bize açıklasın, bu ne anlama geliyor? 

Halkımız komployu Amerika, İngiltere, Almanya, İsrail’in geliştirdiğini biliyor ama bunlar dışında da komploda yer alan güçler var. Onlardan açıklama, izah bekliyor. Yani neden böyle bir komplo geliştirdiler ve neden devam ettiler? Ortadoğu’nun karanlığında var olan dogmatizm içinden DAİŞ gibi bir hareket ortaya çıktı. Bu hareket tüm dünya için bir tehditti. Ne Suriye devletinin ne de Irak’ın karşı koyamayacağı bir yöntem kullandılar. Nasıl durduruldu, ilk etapta kim bunları durdurdu? Önder Apo durdu. Önder Apo zaten Şengal için perspektif vermişti, Kobanê döneminde de seferberlik ilan etmişti. Önder Apo’nun savaşçıları fedai bir şekilde devreye girdi. O dönemde Şengal’e, Maxmur’a müdahale edildi, DAİŞ çetelerinin Hewlêr’e girmesi engellendi. Pêşmergeye destek için Kerkük’e müdahale edildi. Daha sonra YPG-YPJ’ye destek için Kobanê’ye müdahale edildi. 

Burada önemli rol oynadılar. Geçtiğimiz günlerde Kobanê’nin özgürleşmesinin yıl dönümüydü. Bu vesileyle, Kobanê’nin özgürlüğü için mücadele eden tüm kahraman şehitleri saygı ile anıyorum.  O direnişin nasıl geliştiğini biliyoruz. Özgür basın ve bazı yorumcular, ‘Herkes yönünü Kobanê’ye verdi, Kobanê’ye koştular’ gibi yorumlar yapıyor. Herkes biraz mücadele etmiş, öyle özgürleşmiş gibi yorumlanıyor. Hakikat biraz farklı. Kobanê’yi harabeye dönüştürüp tamamen yok etmek istediler. 

AB, ABD SİYASETLERİNİ DEĞİŞTİRMELİ

Böyle bir anda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, ‘Kobanê için yapabileceğimiz bir şey yok’ dedi. Dönemin Başbakanı Erdoğan da Antep’te, “Kobanê düştü, düşüyor” dedi. Ama sonra bir irade çıkıp “Hayır, düşmeyecek” dedi. O irade kimdi? Apocu iradeydi. Kimsenin önünde duramadığı bir güce müdahale etti ve YPG-YPJ’nin direnişini güçlendirdi. DAİŞ’i yenilgiye uğratan, İmralı’da mutlak tecrit ve işkence altında. Önderlik insanlığı büyük bir beladan kurtardı. Kadın özgürlüğünün gelişmesi, demokratik toplumun gelişmesi Ortadoğu’yu aydınlattı. Bu aydınlığa, bu güçler neden saldırdı? Bunu açıklamalarını istiyoruz. Neden aydınlığı karartmak istiyorlar? Eğer gerçekten Kürt halkıyla dost olmak istiyorlarsa bir çözüm bulunacak ve Kürt halkı da tüm bölge halkları gibi bu topraklarda, atalarının topraklarında özgürce yaşayabilecek. O zaman özgürlük için mücadele eden hiçbir Kürt örgütü ‘terör listesi’ne alınmayacak. Bu liste yanlıştır. AKP-MHP faşist iktidarı bu listeyi kendine gerekçe yapmış ve özgürlük mücadelesi veren bütün Kürtleri ‘terörist’ sayıyor. Ve onlara saldırıyor, her yerde devlet terörü yürütüyor. 

Güney’de, Şengal’de, Rojava’da, 40 yıldır Bakur’da Kürt halkına karşı yapmadıkları saldırı kalmadı. Bunu hangi gerekçe ile yapıyor? AB, ABD’nin PKK’yi ‘terör listesi’ne koymasını gerekçe yapıyor. ‘Listelerinde var, benim yaptıklarım meşru’ diyor. Buna dayanıyor, onlar da destekliyor. Bu destektir. Eğer destek vermeseler her gün halkı nasıl bombalayabilirlerdi? Örneğin, geçtiğimiz gün Rojava’nın Dêrik ilçesinde caddeyi bombaladılar, dükkanda olan bir insanımız ve bir çocuk şehit edildi. Nereden cesaret alıyorlar? Saldırıların sorumlusu bu güçlerdir. Bu yüzden bu güçler siyasetlerini değiştirmeliler. Artık yeter. Komployu artık sonlandırın. Halkımızın beklentisi de budur. 

Eğer bu siyaset sona ererse ne olur? Arada bize bazı mesajlar gönderiyorlar. “Biz barış istiyoruz, siz de açıklamalarınızda barış istediğinizi söyleyin, savunmanızı yaptığınızı belirtin” diyorlar. Biz de savunma yapıyoruz, biz zaten barış istiyoruz. Önder Apo demedi mi, “Bana bir şans verin, bir hafta içinde bu sorunu çözeceğim. Fakat bu kana susamış düşman kan dökerek, terör estirerek sonuca gitmek istiyor. Yani Kürt halkını katlederek sonuç almayı hedefliyor. Biz soykırım saldırılarına karşı direniyoruz. Özgürlük için ve AKP-MHP faşist iktidarının soykırım politikalarına karşı direniyoruz. Gerçek budur, direnişimiz bunun içindir. Biz onlara saldırmadık. Saldırılarına karşılık veriyoruz ve vereceğiz. Bu bizim evrensel hakkımızdır. Elbette barış istiyoruz ama saldırdıkları zaman onlara karşı asla geri adım atmayacağız. Sara ve Rûkenlerin ruhuyla onlara gerekli cevabı vereceğiz. Fedailerin ruhu ile cevap vereceğiz; kimsenin bundan şüphesi olmasın. 

BARIŞTA SAMİMİLERSE ‘TERÖR LİSTESİ’Nİ KALDIRIRLAR

Biz bir halkız ve iradeyiz. Bu topraklarda soykırım siyasetinin yürütülmesine müsaade etmeyeceğiz. Eğer düşman bunda ısrar ederse bu savaş on yıllarca daha sürer. Yanlarına bazı işbirlikçileri alıp biz kazanacağız derlerse ancak kendilerini kandırırlar. Kürt halkı kararını vermiştir, şehit fedailerin şahsında nettir. Komployu gerçekleştiren devletler politikalarında değişiklik yaparlarsa Türk devleti de çaresiz kalacaktır. Barış isteğinde samimi olan varsa önce bu ‘terör listesi’ni ortadan kaldırsınlar. 

Yine İmralı’daki bu mevcut politikaların sona ermesi lazım. Çünkü İmralı soykırım politikası temelinde inşa edilmiştir. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü temelinde bu sorun çözülebilir, Kurdistan ve Ortadoğu’da tam anlamıyla barış gelişebilir. Eğer bugün savaş hala devam ediyorsa bu komplocu güçlerin siyasetinden kaynaklıdır. Türk devletinin siyasetine destek veriyorlar ve bu yüzden Türk devleti her türlü silahı kullanıyor. Hiçbir sonuç alamıyorlar ama yasaklı silahları kullanmaktan vazgeçmiyorlar çünkü arkalarında uluslararası güçler var. 

VİYAN SORAN SIRADAN DEĞİLDİ

‘Güneşimizi karartamazsınız’ şehitlerinden biri olan Viyan Soran’ın şehadetinin 17. yıl dönümü. Viyan Soran şahsında reddedilen neydi ve Viyan Soran’ın eylemi ne anlam ifade ediyordu? 

Öncelikle heval Viyan Soran, Veysi Taş ve Mehmet Akar’ı hürmetle anıyorum. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Onlar komploya karşı fedai bir eylem yaparak bedenlerini ateşe verdiler. 

Heval Viyan yönetimimizde yer alan bir arkadaştı. KCK Yönetim Konseyi’nde birlikte görev yaptık. Genç bir arkadaştı; 22 yaşındaydı. Gençlik temsilcisi olarak seçilmişti. Başûrê Kurdistanlı olan heval Viyan, Caf aşiretindendi. Leyla Qasim’ın izinden gitti. Zaten ismi Leyla Wali Hisên’dir. Sıradan bir arkadaş değildi. Çok zeki, cesur, iradeli, korkusuz ve kendinden emin bir arkadaştı. Önder Apo’nun düşünce ve fikirlerini biliyordu, çok okumuştu. Gece gündüz yoğunlaşıyordu. Genç bir arkadaşın bu şekilde katılımı insana güç ve moral veriyordu. Tasfiyecilik sürecinde 12 kişiden oluşan PKK Yeniden İnşa Komitesi kuruldu. Heval Viyan da 12 kişilik komitede yer aldı. Bu görevini büyük bir emekle yerine getirdi. Programın hazırlanmasında, kongrenin yapılma planında, hatta salonun hazırlanmasında çok emek sarf etti ve sonrasında askeri güçlere katılmak istedi. Çok ısrar etti. Yönetici olmak istemiyordu. Belli ki baştan beri fedai eylem yapmayı hedeflemişti. 

Şimdi olduğu gibi o dönemde Önder Apo’ya yönelik ağır bir tecrit vardı. Mesela şu an da tecrit var ama tecridin kırılması için çabalar da var. Fakat o dönem bir sessizlik vardı. Heval Viyan bu sessizliğe karşı yönetimden biri olarak tepkisini ortaya koydu. Bedenini ateşe vererek herkese çağrıda bulundu. Ardından uzun bir mektup bıraktı, sanırım herkes okumuştur o mektubu. Yöntemi doğru bulmasak da, böylesine değerli bir militanı kaybetmek çok üzücüydü bizim için. Rêber Apo’nun durumuna dikkat çekmek için Heftanîn’de bedenini ateşe verdi. Üstelik o bölgenin komutanıydı, bizim için çok zordu. Ama eyleminin bir amacı vardı; mesaj veriyordu herkese. Herkesin uyanması için bir kıvılcım yaktı. Rêber Apo’ya nasıl sahip çıkılması gerektiğini, nasıl Rêber Apo’nun militanı olunur, nasıl fedai olunurun mesajını verdi. Biz o dönemde yöntemi doğru bulmadık ancak verilen mesaj çok anlamlıydı. 

Son günlerde de bu tarz eylemler yapılıyor. Veysi Taş, Mehmet Akar da benzer eylemler yaptılar. Bu dönemde bu tür eylemler ne kadar yerini buluyor ya da bulamıyor? Bu eylemleri genel olarak nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor; bu arkadaşların eylemleri birçok açıdan yorumlanmalı ve anlam çıkarılmalıdır. Heval  Bubo; yani Veysi Taş, 65 yaşındaydı. 45 yıldır gönüllü, yurtsever biri olarak hareket ediyordu. Defalarca kez zindana girip çıkmış. Toprağını terk etmemiş. Bazen arkadaşlar, “PKK’nin suyundan içen bir daha vazgeçemiyor” diyor. Yani heval Bubo da, PKK’nin ve Rêber Apo’nun ideolojisinin suyunu içmiştir. Heval Hayri Durmuş’u zindanda tanımıştı. Kopamıyordu; evi, ailesi, çoluğu çocuğu vardı. Ancak mücadeleyi bırakmadı. Sonunda imkanları çerçevesinde bir video çekti. O heval Viyan gibi kimse duymadan eylemini yapmak istemiş. Çektiği videoda söyledikleri çok çok anlamlıydı. “Tecridi kınıyorum ve böyle bir eylem yaparak protesto ediyorum” dedi. Bu şekilde canını feda etti. Şüphesiz herkese çağrıda bulunuyor. 

ÖLÜMSÜZLER TABURU ÜYESİ OLDULAR

Mehmet Akar’ın durumu çok daha ilginç. Kürt gencidir, bir süre evden kaybolur. Devlet hemen aileyi HDP’nin önüne getirip o ailelerin arasına koyuyor. Sonra çıkıp “hayır, ben buradayım” dedi. Yani, görünüşe göre, devlet onun üzerinde özel savaş politikası yürütüyor. Devlet, aileyi biraz oyuna getirdi. Mehmet’i evlendiriyorlar ama yüreğini, ruhunu zapt edemiyorlar. Yüreğindeki fedai ruh daha da gelişiyor, daha da güçleniyor. Bu kadar psikolojik savaşın içinde fedai ruhunu geliştirmiş. Kürtlüğünü güçlendirmiştir. Mesela Kürtçe yazıyor, bu çok anlamlı bir şey. Şunu da belirtmek istiyorum; heval Mehmet’in abisi heval Çiya Sîpan da fedai bir arkadaştı, Özel Kuvvetler’de (Hêzên Taybet) yer alıyordu. Kendini feda etmeye her zaman hazır olan iyi bir arkadaştı. 2016 yılında Türk devletinin saldırıları sonucu Kandil’de şehit düştü. Önemli görevlerini yerine getirirken şehit oldu. Çok değerli bir arkadaştı. Belli ki Mehmet Akar da abisi Çiya Sîpan gibidir. 

Böylesine zorlu, ağır koşullar ve saldırılar altında fedai ruhunu geliştirerek heval Zekiye Alkan’ın Newroz’da bedenini ateşe verdiği yerde o da aynı eylemi yapıyor. Ve “Bedenimi tutuşturan ateşin aydınlığı İmralı’yı aydınlatsın. Umudum odur ki bu eylem, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne vesile olsun” diyor. Çok kısa ve anlamlı bir şey söylüyor. Tüm Amed gençliğine, Kurdistan gençliğine çok önemli bir mesaj veriyor.  Hem Veysi Taş, hem de heval Mehmet Akar yaptıkları şey fedailiktir. Çok anlamlı. Eylemleri ile ölümsüzler taburu üyesi oldular. Çok anlamlı bir duruştur. Dediğim gibi özellikle gençler ve kadınlar anlam çıkarmalı. 

KENDİNİZİ DEĞİL DÜŞMANI YAKIN

Komploda yer alan güçler de heval Veysi Taş ve heval Mehmet Akar şahsında Kürt halkının artık yeter, bıçak kemiğe dayandı dediğini görüyorlar. İnanın, KCK Konseyi Eşbaşkanlığımız aynı günde açıklama yapmasaydı belki şimdiye kadar onlarca kişi aynı şeyi yapacaktı. İyi ki eşbaşkanlığımız, “Bunu kabul etmiyoruz. Geçmişte Rêber Apo da kendini yakma yöntemini kabul etmedi, biz de etmiyoruz, kimse bu yönteme başvurmasın. Kendinizi değil düşmanı yakın” dedi. Böyle önü alındı.  Komploda yer alan güçler ve Türk devleti bunu göz önüne almalı. Kürtleri öldürerek seçimde başarılı olacağını düşünen Erdoğan’a en büyük cevabı, heval Mehmet Akar verdi. Çünkü en çok Erdoğan bu aileler üzerinde duruyor. Kürt gençliği size böyle cevap verecektir. Komplocu devletler bundan ders, halkımız da anlam çıkarmalıdır. KCK Eşbaşkanlığımızın da dediği gibi bu doğru bir yöntem değil. Dönem komployu protesto etme değil, komployu yenilgiye uğratma dönemidir. Komplo yenilgiye uğradığında Rêber Apo’nun da fiziki özgürlüğü gerçekleşir. 

GERİLLA DÜŞMANIN YÜREĞİNDEKİ BİR HANÇER

Bunun için kendini yakmana gerek yok, düşmanı yakman gerekiyor. Ne sempatizanlar, ne yurtseverler, hele hele arkadaşlar yakma eylemlerini akıllarından geçirmesin. Şimdi 15 Şubat yaklaşıyor; arkadaşlar eskiden 15 Şubat’ta bu eylemi yapardı. Hareketimiz eleştirdi hatta bazılarını hiç ilan etmedi. Bunu da söylüyorum. Kimse bu yönteme başvurmamalı. Gerilla Rêber Apo çizgisinde kendini daha da derinleştirmeli. Yine gençler gerilla saflarına katılmalı. Gerilla bugün düşmanın yüreğine saplanmış bir hançer gibidir. Düşman bugün bir gerillayı şehit düşürmek için onlarca uçak kaldırıyor, milyonlarca lira masraf yapıyor. Çünkü gerilladan bu kadar korkuyor. Bu yüzden düşman karşısında irade olmak isteyen gerillaya katılmalıdır. Tüm gençlere çağrımdır; bu dönemde kimse bedenini ateşe vermemelidir. 

Rusya, Türkiye, İran ve Suriye geçtiğimiz günlerde bir araya geldi. Belli ki Kürt kazanımları üzerinden bir araya geldiler. Bu görüşmelere ilişkin neler söyleyeceksiniz? 

Doğrudur, biz de takip ediyoruz. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı farklı farklı planlar var. Rusya da komploda yer alan güçlerden. Belki yöneten güç değildi, ama komploda rolü vardı. Umarım Rusya Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir tavır almaz. Fakat herkes çıkarlarını esas alıyor. Bu da bugünkü siyasetin bir gerçekliği. Fakat Suriye’yi bu hale getiren de Erdoğan’ın siyasetidir. Suriye’yi yıktı, Suriye’deki bütün çeteleri etrafına topladı ve bu şekilde Kürt siyasetini yenilgiye uğratmak istedi. Daha sonra, “Gidip Şam’da namaz kılacağım” dedi. Suriye halklarının düşmanıdır Erdoğan. 

Başlangıçta PYD ve YPG’nin Türkiye ile ilişkileri vardı. PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etti. O dönemde Türk devleti ile aramızda ateşkes vardı. “Çözüm” denen bir süreçti ama çözüm süreci değildi. AKP bunu özel savaş bağlamında değerlendirdi. Ama diyalog vardı. O dönem Türk devletinin talebi Kürtlerin de Şam’a saldırmasıydı. Mesela açıkça Qamişlo’daki gümrük kapısına el koyun, size her şeyi vereceğiz dediler. Daha sonra Halep ve Şêxmaqsûd’a yönünüzü verin ki Halep düşsün, dediler. Halep’in düşmesini istediler. Bu şekilde Şam’a gideceklerdi. Kürtler bunu kabul etmedi. 

ŞAM YÖNETİMİ HATAYA DÜŞMEMELİDİR

Erdoğan’ın Kürtlere ve Rojava’ya dönük politikasını değiştirmesinin sebeplerden birinin bu olduğunu söyleyebiliriz. Tek nedeni değil elbette ama bu da bir nedeniydi. Kürt siyaseti çizgide ısrar etti, Suriye karşısında durmadı. Dursaydı Suriye yenilirdi. Suriye şimdi Rusya ve İran’a sırtını dayıyor. Ancak başlangıçta, örneğin 2012’de, 2013’te, Türkiye’nin dediği gibi Kürtler onlara karşı dursaydı başarısız olurlardı. Eğer bugün başarısız olmamışlarsa Rojava’da yürütülen Kürt siyasetinin ve Kuzey-Doğu Suriye’de inşa edilen özerk sistemin sonucudur. Bu politika sonucu Kürtler ve Araplar birlik oldu. Kürtler demokrasi yanlısı Araplarla birlikte DAİŞ’i yenilgiye uğrattı. Suriye bu şekilde ayakta kaldı. Gerçek budur. Bu yüzden Şam hükümeti bir hataya düşmemelidir. Beşar Esad hata yapmamalı. Tarihe bakın, Sayın Hafız Esad’ın onca saldırıya karşı nasıl ayakta durdu? Resmi veya gayri resmi olarak Kürtlerin desteğiyle oldu. Yine Saddam Hüseyin de Kürtlerle ilişkilenseydi, kendisinde bazı değişiklikler yapsaydı, büyük ihtimalle sonu böyle olmazdı. 

Kürt toplumu bu topraklarda kalıcıdır, kimse kendini şaşırmasın. Umarız Suriye hükümeti burada hata yapmaz ve Tayyip Erdoğan’ın elini güçlendirmez. Tayyip Erdoğan şu anda seçim taktiği yapıyor. Erdoğan şu an sıkışmış durumda. Suriye siyasetinde başarılı olamadı. Başarısız olmasının en büyük sebebi Kuzey-Doğu Suriye’nin direnişidir. Yani Suriye politikasında başarısız oldu. Bunun için de geçmişte yaptığı her şeyin tam tersini yapmaya çalışıyor. Çünkü çaresiz kalmış. Birincisi seçime gidiyor. Bundan dolayı Suriye için adım atıyor. Suriye’nin reddetmesi, kabul etmemesi lazım. Eğer kabul ederse büyük bir yanlışa düşer, kalan dostlarını da, vatandaşlarını da kaybeder. Bu hataya düşmemeli. Bu kana susamış, Suriye karşıtı, Kürt karşıtı, demokrasi karşıtı faşist bir rejimdir.  Kürt-Arap ittifakına çok sinirleniyor. Bunun için saldırmak istiyor. Suriye bu rejimin yanında olmamalı, karşısında durmalıdır. Umarız Suriye rejimi bu yaşananlardan ders çıkarır ve bu tür kirli bir siyasete girişmez. Bölge halkları kararını vermiş. Her türlü şartlarda direnecekler. Umarız Suriye yönetimi de bu gerçeği görür ve hata yapmaktan kaçınır.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Uluslararası Komplo’nun 25. yılına giriyoruz. Savaştaki gelişmeler, gerilla direnişi, İmralı direnişi, halkımız, Kürt siyaseti ve Kürt halkının dostları, Türkiye sol siyaseti, çıtayı yükseltti. Özellikle Zap, Avaşîn ve Metîna’daki mevcut direniş devam ediyor. Türk devletinin sonuca varamayacağını ortaya koyan bir irade gelişti. Türk devletini durdurdu. Medya Savunma Alanları’nı iki hafta içinde işgal etmek istediler ama iki yıldır işgal edemediler. Zap’ta hala bir savaş var. Zap’ın batısında savaş var, Zap’ın doğusunda savaş var. Bu bir iradedir. Önder Apo’nun duruşu, halkımızın iradesi, cezaevindeki yoldaşlarımızın iradesi bugün düzeyi yükseltmiştir.  

ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİ YENİ BİR AŞAMAYA GİRDİ

AKP-MHP faşizmi artık zayıflamıştır. Eğer bize karşı başarı sağlasalardı güçlenirlerdi. Şuan büyük bir ekonomik, siyasi, toplumsal kriz, açlık var. Sistem birçok alanda krize girmiş durumda. Kürt özgürlük mücadelesi, bugün aynı zamanda Türkiye’nin de demokrasi ve özgürlük mücadelesi olmuştur. Şu an sistemde ‘6’lı Masa’ dedikleri bir muhalefet var yani onlar kendilerine muhalefet diyor ama eğer AKP-MHP rejimi gerilla karşısında başarı sağlasaydı, 2021’de Garê’de, 2022’de Zap’ta başarı sağlasaydı seçime gider ve başarılı olurdu. Yani bugün asıl muhalefeti Kurdistan Özgürlük Gerillası ve Kurdistan Özgürlük Hareketi yapıyor. Kimse kendini şaşırmasın. Elbette Türkiye’nin hassasiyetlerine zıt olabilir ama kimse kendini şaşırmasın. AKP-MHP bizi yenseydi ya da İmralı’ya ile geri adım atsaydı rejimlerini sürdüreceklerdi. Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye Demokrasi Hareketi karşısında çelik bir irade gibi durdu. Bunu kimse unutmamalı.

Komplo’nun 25. yılında direniş yeni bir aşamaya girdi. Gerilla mücadelesi artık yeni bir aşamadadır. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi yeni bir aşamaya girdi. Bir de seçim var ve bu bağlamda yeni gelişmeler olacak. Bu dönem artık komplonun, faşist rejimin yenileceği ve mutlak tecridin kırılacağı dönemdir. Bundan dolayı mücadeleye daha güçlü katılmalıyız. Bu yılı özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini, Türkiye’nin demokratikleşmesini başarıya ulaştıracak, Önderliğin fiziki özgürlüğünü, Kurdistan’ın özgürlüğünü sağlayacak bir yıl yapalım. Bu şekilde bir katılım sağlayalım. Uluslararası Komplo’nun 25. yıl dönümünde komplocu güçleri yenilgiye uğratalım. 

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here