Karayılan: İktidar özel savaştan sonuç alamayacak ve yenileceklerdir

AKP-MHP iktidarının Kürdistan’da yürüttüğü şiddet politikasına ilişkin konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, iktidarın yalanlarının sonu gelecek, özel savaşları sonuç alamayacak ve yenileceklerdir”

Stêrk TV’de yayınlanan özel programın 2. bölümünde, Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarına ilişkin konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “Türk sömürgeciliği Kürt toplumunda ajanlığı çok fazla yaygınlaştırmak istiyor. Özellikle de yurtsever ailelerimizin, şehit ailelerimizin çocukları üzerinde çok duruyorlar. Bu konuda yurtsever aileler kendilerini, çocuklarını, aile fertlerini korumalılar. Günümüzde yurtseverliğin birinci görevi ajanlara karşı mücadele olmalıdır. Düşman her yerde ajanlarını oluşturmak istiyorsa biz de her yerde mücadele etmeliyiz” dedi.

AKP’nin, Barış Annelerinin ve Cumartesi Annelerinin etkisini kırmak için Amed’de HDP İl binası önüne birkaç aileyi topladığını belirten Karayılan, bu ailelerin devlet tarafından kullanıldığına dikkat çekti. HDP’ye yönelik baskılara da değinen Karayılan, AKP-MHP’nin, HDP’yi yüzde 10 barajı altında bırakma hesapları yaptığını vurguladı. Kürdistan’da devam eden siyasi soykırım operasyonları sonucu binlerce Kürdün tutuklandığının altını çizen Karayılan, tutuklu ve şehit ailelerine sahip çıkma çağrısında bulundu.

Karayılan, Suruç’ta AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın akrabalarının yaptığı katliamda yaşamını yitiren Hacı Esvet Şenyaşar ile çocukları Adil ve Celal Şenyaşar için adalet arayan Anne Emine Şenyaşar’ın yalnız bırakılmaması gerektiği belirterek, “Şenyaşar ailesi büyük bir haksızlık yaşadı. Aileden 3 kişi öldürüldü ama ardından aileden bir kişi de tutuklandı. Şimdi o anne tek başına Türk mahkemesinin karşısında direniyor. Bu çok kutsal, çok değerli bir şeydir. Ama Suruç halkı böyle bir aileyi yalnız bırakmamalı. Neden o anne tek başına oradadır. Hiç mi bir akrabası yok, hiç mi kimsesi yok. O kişiler yalnızca Şenyaşar ailesini vurmadılar tüm Suruç’un onuru ve şerefini ayaklar altına aldılar” diye konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın Stêrk TV’de yayınlanan röportajın 2. bölümü şöyle:

Kürdistan’daki savaşta Türk devleti Kürt Özgürlük Mücadelesini, hareketinizi ve Kürt halkını etkisizleştirmek için ince yöntemler kullanıyor. Bu kullanılan yöntemlerden biri de ajanlaştırma politikalarıdır. Devlet ajanlığı yaygınlaştırıyor. Bu ajanlaştırmalara ile Kürdü Kürde karşı kullanmak istiyor, Kürt halkı buna karşı nasıl dikkatli olmalıdır?

Yalnızca hareketimiz için değil, hiç kuşkusuz ajanlaştırma ve sömürge politikaları hareketimize karşıdır ama Kürdün iradesini kırmak istiyor. Yani kirleterek, Kürtlükten uzaklaştırarak artık iyi bir Kürt olmaması için uğraşıyor. Bunun için de Kürtler üzerinde daha fazla duruyor. Satın alabileceğini satın alıyor, para veriyor, okutuyor. Ya düşürüyor ya da baskı ile teslim alarak illaki sonuç almak istiyor. Ne yapmak istiyor? Ajanlaştırmak. Ya toplumsal bir ajan ya siyasi ya da sıradan bir ajan olarak bilgi toplaması amaçlanıyor. Herkesi bu hale getirmek istiyor. Şimdi bunun için birçok farklı yöntemler uyguluyor.

Daha önce bir kişinin milis olduğundan haberdar olduklarında evlerini basıp, yakalıyorlardı. 90’larda da öldürüyor, infaz ediyorlardı. Ancak şimdi öyle yapmıyorlar. Yaşarken öldürüyorlar. İlk önce izliyorlar, bilgi topluyorlar, kaydediyorlar sonra da bir yerlere götürüp o belgeleri gösterip ajanlaştırmak için teslim almak istiyorlar. Kürdistan’da ajanlığı çok geniş bir şekilde yaygınlaştırmak istiyorlar. Bu konuda ben özellikle Kürdistan’daki yurtseverlere, yurtsever kurumlara, kendini Kürt, yurtsever kabul eden tüm partilere çağrı yapmak istiyorum. Herkes ajanlaştırmaya karşı tavır, tutum sahibi olmalıdır.

Toplumumuzda böylesi bir kültürü yaygınlaştırmalıyız yani insan kendini satmamalı, kendini korumalıdır. Her şeyden önce sen kendini korumalısın. Hiç kimsenin etkisi altına girmemelisin, kendini satma, kendini koru ve temiz tut. Bu dönemde kendini temiz bir yurtsever olarak tutmak da değerlidir. Hiç olmazsa bozulmuyorsun. Çünkü bu düşman herkesi bozmak, kirletmek istiyor. Yani düşman her yöntemi kullanıyor. İnsanların malını, ailesini, namusunu kullanıyor şantaj yapıyor. Özellikle de şimdi o tip kameralar yapılmış ki insanların yaşamlarını kaydediyorlar ve sonra da onlara karşı kullanıyorlar. Mesela ahlak dışı şeyler ve onun gibi konularda.

YURTSEVER AİLELERİ HEDEF HALİNE GETİRMİŞLER

Türk sömürgeciliği Kürt toplumunda ajanlığı çok fazla yaygınlaştırmak, toplumda kişiliksizliği hakim kılmak istiyor. Kimsenin kimseye inanmamasını sağlamak istiyor. Özellikle de telefon, elektronik sistemler ve telekomünikasyonun yaygınlaşması ile bir evin içinde zayıf olan bir birey düşürüyor ve ailesinin bundan haberi yok. Öyle bir hal almış ki ailede kimse kimseye güvenemiyor. Böyle örgütlenmeler açığa çıkıyor. Özellikle de yurtsever ailelerimizin, şehit ailelerinin çocukları üzerinde çok duruyorlar. Bakıyor ki bir ailede çok şehit var, çok bağlı orada bir ajan yaratmaya çalışıyor. O ailede kim zayıf, bunu tespit etmeye çalışıyor, kimin paraya ihtiyacı var, kimin cinsel olarak zayıflıkları var, ahlaken zayıflıkları var bunları araştırıyor ve bu yol ve yöntemle onları düşürüyorlar.

Bu konuda yurtsever aileler kendilerini, çocuklarını, aile fertlerini korumalıdırlar. Yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de düşürüyorlar. Evin büyüğü, ev sahibi yani biraz olsun çevrenize sahip çıkın. Günümüzde yurtseverliğin birinci görevi ajanlara karşı mücadele olmalıdır. Düşman her yerde ajanlarını oluşturmak istiyorsa bizde her yerde mücadele etmeliyiz. Bu şekliyle toplumun psikolojisi ile de oynuyor. Bir köyde, bir evde bile kimsenin kimseye inancı kalmasın istiyor. Toplumu dinamitleyip dağıtmak istiyor. Mesele bunların gerillaya, devrimcilere karşı olması değildir, kişiliği düşürmek istiyor. Bunun içinde Türk sömürgeciliği çokça masraf yapıp, para sarf ediyor. Bu iş için birçok kadro hazırlamış Türkler ama Kürtçe öğretilmiş bir Kürt gibi konuşuyorlar. Zaten kullandıkları Kürtler de var. Bunun için de herkesin bu tehlikeye karşı uyanık olması gerekiyor.

Türk devletinin HDP’nin önüne yerleştirdiği ve ‘PKK çocuklarımızı götürdü’ dedirttiği aileler konusuna dikkat çekmek istiyorum. PKK’nin karalanması için kullanılan bu ailelere dönük söylemek istediğiniz bir şey olacak mı? Kürt halkının bu özel savaş politikasına karşı duruş sergilemeliler?

Bu da Türk özel savaşının kirli bir oyunudur. Düşmanın bir oyunudur. Biliyorsunuz önceleri çok fazla faili meçhuller olmuştu, failler belliydi ama onlar meçhul diyordu. Kürt, solcu, yurtsever ve sosyalist birçok insan kaybettirildi. Birçok insanın akıbeti hala bilinmiyor. Bunun üzerine Cumartesi aileleri oluştu. Biliyorsunuz İstanbul’da her hafta Cumartesi günleri bir araya geliyorlardı. Bu Türk sömürgeciliği üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Hatta Erdoğan onları tasfiye edebilmek için bazıları ile görüşme gerçekleştirdi. Cumartesi annelerinin bir ağırlığı oluştu ve düşmanı zorladı daha Barış Anneleri ortaya çıktı, örgütlendi. Barış Anneleri de önemli bir rol üstlendiler. Barışın gelmesini, savaşın durmasını istediler. Kadınların, annelerin bir çalışması oldu.

Şimdi Türk sömürgeciliği aklınca Barış Annelerinin ve Cumartesi Annelerinin etkisini kırabilmek için böyle bir plan yaptı. Yani ne yaptı, aramızda olan bazı arkadaşların ailelerinden zayıf olan bazı anneleri – tabi hepsi anne değil- yani kadınlardan, yurtseverlik bilinci olmayanlardan bazılarını yukarıda bahsettiğimiz yol ve yöntemleri kullanarak bazı aileleri düşürmüşler ve HDP’nin karşısına çıkarmışlar. Böylece Kürt annelerinin iktidar üzerinde oluşturduğu baskıyı kırmak istiyorlar. Bunu da bizzat örgütleyenler Erdoğan ve Soylu’dur. Yani en üst düzeyden örgütlenmiş bir özel savaş olarak orada yürütülüyor. Bunlar bizim insanlarımızdır, Kürtler kandırılmışlardır ve devlet kendileri için onları kullanıyorlar.

Öğrendiğimiz kadarıyla bazılarının çocukları kaybolmuş bizim içimizde bile değiller yani bazı haberlere göre tabi bunu net olarak söyleyemem. Ama bizim içimizde olanlar için kimse kimseyi kaçırmamış ki! Biz gönüllü katılımı esas alan bir örgütüz. İnsanlar gelip bize gönüllü katılıyor. Diyorlar ki PKK kaçırmış, kendileri kandırılmışlar diyorlar ki; ‘çocuklarımız kandırılmış!’ Yani gerçekleri ters yüz ediyorlar. Onlar orada oturanlar onurlarını kaybetmiştirler, buradan tekrar söylemek istiyorum orada 10 yıl da otursalar bir şey elde edemeyecekler. Çünkü orada ailesi olan arkadaşlarımız onları reddetmişler. Ben bazı arkadaşlarla da görüştüm. Orada oturan anne, babalarını reddediyorlar. Çünkü bir gerilla onurdur, bir onurlu duruşu temsil ediyor. Halkının onurunu korumak için gerilla saflarına katılmıştır.

KÜRDİSTAN ANNELERİNİN GÖZYAŞLARINA SON VERMEK İÇİN DAĞLARA ÇIKTIK

Ailesi de gitmiş devlete, Türk istihbaratının piyonu olmuş. Bu durum o arkadaşlar için gerçekten ağır bir yüktür. İşte bunun için bu arkadaşlar o aileleri ailelikten attılar. Onlar arkadaşlarımızın ailesi değiller. Onlar kendilerini özel savaşın ajanlığının hizmetine sokmuşlardır. Pis bir oyunun içindedirler. Annelerin duygularını böyle kullanmak istiyorlar. Biz annelerin duyguları için bu yollara düştük. Kürdistan analarının göz yaşlarına son vermek için gerilla olduk ve dağlara çıktık. Onca Kürt genci zindanlardadır, onca Kürt genci şehit düştü, onların ne suçu ne günahı vardı. Bu devlet vahşi bir devlettir bir yandan her gün çocuklarının üzerine uçak gönderiyor, diğer yandan ise onları oraya oturtmuş, çocuklarına karşı savaşsınlar diyorlar.

Türk sömürgecilerinin, Erdoğan’ın bu kişilerin şahsında yaptığı artık onursuzluktur. Bu bir oyundur biraz onuru olan varsa da oradan hemen çıkmalıdır. Daha fazla onurunuzu kirletmeyin, gerçekten de çocuğunuz içimizde ise onlara da artık yük olmayın. Bir utanç kaynağı olmayın. Bunların yaptıkları gerçekten utanç kaynağıdır, insan bunlar dikkate almamalı. Kendini satmış bir insanı niye dikkate alacaksınız ki!

Bunca kan dökülürken, bunca insan zindanlara doldurulmuşken, dünyanın gündemine girmiş bir Kürt davası varken zayıf, parayla pulla baskıyla kandırılmış birkaç kişiyi oraya oturtmuşlar akıllarınca Kürt davasının büyüklüğünü kirleteceklerini, perdeleyeceklerini sanıyorlar. Onları öyle kullanmaya çalışıyorlar, bu konuda Türk devleti ve özel savaşı bir sonuç alamaz. O aileler içinde –zaten bizim içimizde olan arkadaşlar onları ailelikten reddettiler- bizim arkadaşlarımızın artık orada bir ailesi yok.

Kürt halkına yönelik siyasi soykırım operasyonları devam ediyor. Her gün tutuklamalar, gözaltılar var bu konseptin gittikçe genişlediği anlaşılıyor. AKP-MHP iktidarı tarafından bu konsept HDP’nin zayıflatılması için kullanılıyor. Türkiye ve Kürdistan’da demokrasi güçleri nasıl bir siyaset yürütmelidir?

Kürtler ve Türkiyeli sol, demokrat kesimlere yönelik özel savaş uygulamaları devrede. Çünkü Türk solunda da iki bölüm oluştu biri Kürt ve Kürdistan gerçeğini kabul eden solcu ve sosyalistler, gerçek anlamda demokrat ve vicdan sahibi olanlar da artık bu faşist rejimin hedefleri arasındadır. Toplumu sindirmenin, bastırmanın bir yöntemi de tutuklamadır. Yani tutukluyor, gözaltına alıyor, işkence ediyor. Mesela bazı insanlar var haklarında 10 dava açılmış. Hatta daha fazla olanlar var. Basına da yansıdı, TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan’ın durumu, sanırım şimdi tutuklu. Hakkında 80 dava açıldığı söyleniyor, bu davalar ile pes etmesini istiyorlar. Binlerce insanı tutukladılar.

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki; Kürdistan’da kim ki zindana düşmüşse onurlu duruşundan dolayı zindandadır. Zindana düşmek de şerefli bir durumdur. Bu yolda şehadet de büyük bir şereftir, onurdur, tutuklanmak da şereftir. Aslında tutuklanmayanlar kendilerine sormalıdır neden ben tutuklanmadım diye? Tutukluların her biri bilmelidir ki bu tutuklanma şerefli, onurlu bir duruş sahibi olunduğu için düşman sizleri tutuklamak, ya da ceza vermek istiyor. Cezaya çarptırılmak bir bedeldir doğrudur ama şeref, onur, insanlığı, değerleri ve adaleti koruduğun için, katliamcı, sömürgeci, faşist rejim tarafından cezalandırılıyorsun.

Bu her yurtsever ve demokrat insan için bir şereftir. Yani biz tutuklanmaktan korkmamalıyız. Bu süreçte bir ulus olarak özgür olmak ve var olmak istiyorsak şehadetten de tutuklanmaktan da korkmamalıyız. Bir halk şehadetten ve tutuklanmaktan korkmazsa kesinlikle özgür olacaktır. Sorunumuz şimdi yalnızca özgülük değil biz varlık yokluk savaşı yürütüyoruz. Çünkü varlığımız tehdit altındadır. Bizler varlığımız ve özgürlüğümüz için bedel vermeye hazır olmalıyız.

TUTUKLU İNSANLARIMIZIN AİLELERİNE VE ÇOCUKLARINA SAHİP ÇIKILMALI

Bunun içinde tutuklanan her kişi korkmamalıdır ama şöyle bir durum var. Tutuklanan biri olunca ailesi, çocukları ortada kalıyor. Tüm yurtseverlerin şöyle bir prensibi olmalıdır kimin sokağında biri tutuklanırsa hemen ailesine sahip çıkılmalıdır. Yani tutuklanan bir kişinin ailesi, çocukları perişan olmamalı. Bu önemli süreçte toplumumuzda yardımlaşma çok önemlidir. İnsanlarımızın birbirlerini sahiplenmesi gerekir. Kimse kimseyi yalnız bırakmamalıdır. Toplumsal bir yardımlaşma olmalı, biri tutuklandı mı ailesine sahip çıkılmalı, ne varsa paylaşılmalı bu çok değerli bir şeydir. Bu ulus olmanın işaretidir. Yurtsever halkımız bunu mutlak esas almalıdır.

Elinizde aynı şeyden iki tane mi var, nerede bir şehit ailesi, tutuklu ailesi varsa onlarla paylaşın. Yurtseverlik, vicdanlı olmak budur. İmanlı, din sahibi vicdan, sahibi bir insan böyle olur. Müslümanlıkta komşusu açken tok yatan bizden değildir denmiyor mu? Böyle bir tokluğu kabul etmemek gerekiyor değil mi? Komşularımız ile paylaşmamız gerekir bu da İslamiyet’in bir ölçüsüdür. Yalnızca İslam’da değil Êzidîlikte de Alevilikte de böyledir. Paylaşmak kutsal dinlerde vardır. İnanç açısından baksan da böyledir insani olarak da baksan böyledir. Yurtseverlik olarak da bakarsanız böyledir. Yani kim zindana düşerse onun ailesi sahipsiz aç kalmamalı, herkes onları sahiplenmelidir. Tüm yurtseverlerin birinci görevi budur. Böylece düşman tutuklama ve yakalamalar ile insanları pes ettirmek, teslim almak istiyor.

AKP-MHP, HDP’Yİ YÜZDE 10’UN ALTINA DÜŞÜRMEYİ HESAPLIYORLAR

Bir de siyasi soykırımdan sıkça bahsediliyor. Gerçekte tüm demokratik kitle örgütleri, sol, sosyalist ve tüm Kürt yurtseverleri üzerinde büyük bir baskı ve tutuklama var. Bilindiği gibi HDP içerisinde Türk sosyalist, sol ve demokrat çevreler ile Kürt yurtseverler yer alıyor. Devlet onlara çok yöneliyor. Sömürgecilik özellikle AKP-MHP iktidarı ömrünü uzatmak için seçim hesapları yapıyor. Rakamları karşılaştırıyor ve HDP’yi yüzde 10’un altına indirmenin hesaplarını yapıyor. Ya da kapatarak tasfiye etmeye çalışıyor. İktidarını devam ettirmek için HDP şimdi hedeftedir. Onları bizimle aynı tutmaya çalışıyorlar. Halbuki bizimle hiçbir alakası yok. Onlar başka, biz başkayız.

Benim gördüğüm kadarıyla, belki çok iyi de göremiyor olabilirim ama HDP çözüm için kurulmuş, misyon sahibi bir partidir. Kendi misyonunu böyle netleştirmiş, pozisyonlarını her türlü şiddete karşı duruş olarak ifade ediyorlar. Çözümde rol almak istiyorlar. Bir dönem bizim ile devlet arasında arabulucu oldular. Benim gördüğüm kadarı ile emekçi insanlar olarak baskı altındalar bunun içinde fazla bir şey söylemek istemiyorum ama kendilerini tam olarak ifade edemiyorlar. Bazı gerçeklikler vardır, Türkiye toplumu için de bangır bangır çağrı yapmalılar. Kendileri her türden şiddete karşı olduklarını söylüyorlar. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de huzur ve demokrasinin de gelmeyeceğini söyleyerek bir program oluşturmuşlar. Bu gerçekleri daha güçlü dile getirebilirler. Öyle tuhaf bir şey olmuş ki diyorlar PKK’nin devamıdır falan filan. Ne alakası var! Böyle bir şey yok bunun gerçeklikle alakası da yok.

Bunların hepsi HDP’yi iktidarları önünde en büyük engel olarak gören AKP-MHP’nin yalanlarıdır. Böyle bir şey yok varsa belgeleri açıklasınlar. Hepsi yalandır. HDP, Türkiye’deki sorunların çözümünün Kürt sorununu demokratik olarak çözümünden geçtiğine inanan bir parti. Şimdi Türk devleti şiddet ile sonuç almak istiyor, yani bizi hepimizi öldürecek, binlerce kişiyi öldürerek sonuca gitmek istiyor. HDP de bu bir çözüm değil diyor. Bu bir gerçekliktir, bir şeyler anlatmak istiyorlar. Bana göre HDP’nin sorumluları gerçeklerini güçlü bir şekilde dile getirebilirse Türk halkında da birçok kişi buna hak verecek ve kabul edecektir. Zaten bir kısmı kabul ediyor. Doğrudur basın yayın organları onlara kapatılmış, bir baskı altındalar buna da anlam veriyorum. Ama ne kadar imkan ve olanak varsa gerçeği yüksek bir ses ile dile getirmelidir. Çünkü gerçek olmayan bazı şeyler onlara dayatılıyor. Doğru olmayan bu şeyleri daha güçlü reddetmeliler ve bir cevapları olmalı.

TÜRK MAHKEMELERİNE KARŞI DİRENEN ŞENYAŞAR AİLESİ YALNIZ BIRAKILMAMALI

Tabi bu konularda dışarıdan bakan biri olarak değerlendirdiğim için tam olarak bilmiyorum, onlara akıl vermek de benim işim değil. Sorduğunuz için ben görüşümü dile getiriyorum. Bana göre kendilerini savunmada yetersiz kalıyorlar. Gerçekleri daha güçlü dile getirirlerse Türkiye toplumu tarafından kabul edileceklerdir. Türkiye’yi demokrasi ve huzura götürecek şey sorunların çözümüdür, AKP-MHP’nin şiddet kullanacağız demesi gibi değildir. Şiddet ile bir millet yok edemezler. Kürt halkı şiddet ile teslim olmaz ve Kürt davası da böyle son bulmaz. Bu büyük bir gerçektir.

Bir de çok büyük bir adaletsizlik var, hukuk falan kalmamış, AKP nasıl istiyorsa öyle yürüyor. Mesela şimdi Suruç’ta bir olay var, Şenyaşar ailesi büyük bir haksızlık yaşadı. Aileden 3 kişi öldürüldü ama ardından aileden bir kişi de tutuklandı. Yani bu adaletsizlik dünyanın neresinde var. İşte Erdoğan kendi yönetimi altında böyle bir adaletsizlik ve vicdansızlık yaşanıyor. Şimdi o anne tek başına Türk mahkemesinin karşısında direniyor. Bu çok kutsal, çok değerli bir şeydir aslında. Ama Suruç halkı böyle bir aileyi yalnız bırakmamalı. Neden o tek başına oradadır. Hiç mi bir akrabası yok, hiç mi kimsesi yok. Suruç halkı değerli ve onurlu bir halktır bu onlar için çok önemli bir konudur. O kişiler yalnızca Şenyaşar ailesini vurmadılar tüm Suruç’un onuru ve şerefini ayaklar altına aldılar.

Bu saldırı Suruç’un yurtseverliğinin tamamına yapılmıştır. Herkes bunu böyle bilmeli ve saldırıyı kendisine yapılmış kabul etmelidir. Bu şekilde aileye sahip çıkmalı, dayanışma göstermeli ve her türden adaletsizliğe karşı çıkmalı. Biz böyle yapmazsak zaten adaletsizliği de ortadan kaldıramayız. Böyle yapmazsak Türk soykırımcılığının vahşetini de engelleyemeyiz. İnsanlarımız bazı konularda elini taşın altına koymalıdır. Biraz medeni cesaret, sahiplenme gerekiyor. Suruç’ta yalnızca bir aile değil geniş bir çevre tutum sahibi olmalı, bu düşman saldırısında karşı kimse yalnız bırakılmamalı.

Son olarak Kürt halkına toplumuna vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Biz ülkemize dönük özel savaş yöntemleri yürüten soykırımcı, sömürgeci bir rejime karşı mücadele ediyoruz. Gerçeğimiz tarihin derinliklerinden gelen bir gerçekliktir, hakikati temsil ediyoruz. Biz adaleti temsil ediyoruz, adalet istiyoruz. Halkımıza büyük haksızlıklar yapılmıştır. Biz bunun mücadelesini yürütüyoruz. Fakat düşman da gerçekleri ters yüz etmek istiyor. Türk devleti Kürt halkını kabul etmiyor. Psikolojik savaşı yani yalanı alabildiğine geniş en üst düzeyden kullanıyor. Basın yayınlarını bunun için harekete geçirmişler. Türkiye’nin bekaa sorunu var diyorlar. Böyle bir şey yok, her şeyi kendileri için istiyorlar. Biz Türkiye’yi demokrat bir Türkiye yapmak istiyoruz. Diyorlar ki PKK Amerika ile birlikte bilmem şunla bunla Türkiye’yi parçalamak istiyor diyorlar bu da büyük bir yalandır. Böyle bir şey yok.

Biz Türkiye’ye demokrasi ve barışı getirmek istiyoruz. Biz Türkiye’de şiddeti ortadan kaldırmak istiyoruz. Biz bu faşist rejimi değiştirmek istiyoruz. Biz yalnızca Kürtler adına değil Türkiye halkları adın bölge halkları adına da mücadele ediyoruz. Biz varlık, özgürlük ve demokrasi savaşı yürütüyoruz. Ama bunlar şimdi her şeyi ters yüz etmek istiyorlar. Tüm demokratlar ve yurtseverler bu yalana karşı dikkatli olmalıdır.

Bunların en büyük yalanları neydi iyi hatırlayalım, Şêx Said zamanı kimse ile bir bağlantısı yoktu, Seyit Rıza hakeza aynıydı ama ne dediler; ‘dış güçlerin parmağı var.’ Bugün de aynısını yapıyorlar. Bunlar böyledir. Toplumlarındaki şovenizmi güçlendirmek için ırkçıları bir araya toplayıp diyorlar ki, ‘Bu Kürtler, İngilizlerle, Fransızlarla, Amerika ile ilişki içinde, Türkiye’yi parçalamak istiyorlar.’ Hepsi yalan. Bunların kendisi bizzat şimdi Amerika’nın yardımı ile bizle savaşıyorlar.

İşte Garê’de kimin yardımı ile bize saldırıp, yenildiler. Kim bunlara izin verdi? Irak toprakları üzerinde bir kuş bile Amerika’dan izinsiz uçamaz. Ama şimdi Türkiye’de yaratılan algı şu; ‘Amerika PKK’ye yardım ediyor, terör devleti kurmak istiyor.’ Tamamen yalan yani. Hem Amerika’dan yardım alıyorlar hem de böyle konuşuyorlar. İyi de Amerika aralarında benim de olduğum birkaç kişinin başına para ödülü koydu, yerimizi bildirene 5 milyon dolar verecek, eee bu nedir o zaman.

PKK BUGÜNLERE KENDİ ÖZ GÜCÜ İLE GELDİ

Hatta bu konuya ilişkin bir çağrım olmuştu; Amerika bu siyasetten vazgeçsin diye. Bazı kendine solcu diyen, ama gerçekte solcu olmayan, hiçbir sorumluluk taşımayan, istedikleri gibi konuşup, istedikleri gibi hareket edebilenler bu çağrımı eleştirmek istediler. Bu iş öyle değil biz ciddi bir mücadele yürütüyoruz, devrimciyiz. Biz her türden hegemonizme karşı mücadele veriyoruz ve bağımsız bir hareket olarak tırnak ucu kadar bile dışarıdan kimseden fayda görmedik. Biz öz gücümüzle bu günlere kadar geldik. Biz PKK böyle bir parti, böyle bir örgütüz. Ama bize binlerce kulp takıyorlar. “Amerika sizinle birliktedir” diyorlar, peki kim başkanımızı tutup size verdi? Kim size Serêkaniyê ve Girê Spî’ye işgal izni verdi. Kimin izniyle Efrîn’e girdiniz?

Bunlar 15 Şubat uluslararası komplosunun bir devamıdır. Ama yöneticiler toplumlarına yok diyor Amerika bu işin içindedir, ülkemizi parçalamak istiyorlar. Yalanları ile şovenist duyguları güçlendirmek, milliyetçi kesimleri Kürt halkına saldırtmak istiyorlar. Bunlar doğru değil tamamen yalan. Biz Amerika’nın doğru bir siyaset yürütmesini istiyoruz. Kürt davasını görsün, Türk faşizmine yardım etmeye son versinler, yeter! Biz Amerika’dan bunu istiyoruz yardım istemiyoruz. Hiçbir zaman da onlardan yardım istemedik. Bizim kendimize inancımız tamdır, bir gerçeğimiz var, biz öz gücümüzle mücadele edebiliriz buna gücümüz vardır. Kimseden yardım istemedik bu türden ilişkilerimiz de yoktur.

KÜRDİSTAN GERÇEKLİĞİNİ HERKES GÖRMELİ

QSD DAİŞ’e karşı mücadele ediyor, Amerika da orada yardım yapıyor. Türkiye’de bunu sanki tüm Kürdistan içinmiş ve PKK içinmiş gibi göstererek abartıyor, bir sürü şey de ekliyor. Böyle bir şey yok. Kendileri hala Amerika’dan yardım istiyor. Bakınız Erdoğan bu aralar “ben reform yapıyorum, insan hakları eylem planı açıklıyorum” diye allayıp pulluyor bunların sebebi nedir? ABD’nin yeni başkanı Biden ona telefon etsin diye! İlişkilerini Amerika ile yenilemek için yapıyor. Çünkü Trump gitti zora düştü. Kürt davasına karşı Amerika’nın yardımı ile bugünlere geldi. Yani kendisi Amerika’nın yardımı ile her şeyi yapıyor, bir Kürt Amerika’ya selam verince, işte QSD küçük bir şey alınca kıyametleri koparıyor.

Biz Kürdistan’ın gerçeğini herkesin görmesini istiyoruz. Amerika da Avrupa da, Türkler de görsün istiyoruz. Öldürmekle sonuç alınamaz bu gerçeği kabul edin, varlığımızı kabul edin. Kürtler bir ulustur ve iradesi vardır bunu kabul edin. Biz bunu istiyoruz. Ama onlar Amerika’nın, NATO’nun yardımı ile PKK’ye saldırıyorlar. Mesela bir Hulusileri var gidip NATO’ya ‘PKK, NATO’ya karşı” diyor. Yani “dünyada nerede kötü bir şey varsa bu PKK’nin işidir” dedirtmeye çalışıyor. Hani siz, “PKK’yi bitirdik” diyordunuz. Madem PKK’yi bitirdin niye gidip Brüksel’de NATO toplantısında saatlerce PKK üzerine demeç veriyorsun?

Gidip dönüyorsun, sonra yine bitirdik diyorsun. İşte bunlar böyledir hem onlardan yardım alıyorlar hem de PKK onlarladır diyorlar. Herhalde onların yöneticileri ile de konuştuklarında “bu bir iç meseledir, bu yüzden böyle konuşuyoruz diyorlar.” Benim gördüğüm kadarı ile o devletlerin de bir şey dedikleri yok. Erdoğan ne derse desin hiçbiri de çıkıp yalan söylüyorsun demediğine göre kendi aralarında fikir birliği yapmışlar. O mecbur böyle konuşacak diye karar kılmışlar böyle bir şey sanırım.

GARÊ’DEKİ KATLİAMI PKK’NİN ÜZERİNE YIKMAYA ÇALIŞTILAR

Silah ve siyasi desteğini onlardan alıyor. Yani Garê’ye nasıl gelebildin? -yine de yenildin- bu giriş iznini yeterli görmüyor, diğerlerinin de katılmasını istiyor. İşte Türk devleti böyledir dünyayı, tüm devletleri, Kürtler karşı harekete geçirerek Kürtleri yok etmek istiyor. Kimse Türk devleti yetkilileri gibi ustaca yalan söyleyemez. Bunlar yalanda o denli ustalaşmışlardır ki gerçeği yalan, yalanı gerçek gibi gösterebilirler. Gerçekten bu konuda ustadırlar. Sanki kendi yalanlarına kendileri de inanıyorlar. Sonra birde bakıyoruz ki gözleri yaşarıyor, demek ki kendi yalanlarına kendileri de inanıyorlar. Geliyor zulmediyor, katliam yapıyor sonra bunu bizim üzerimize yıkmaya kalkıyor.

Garê’de bombardıman ile bu esirlerin öldüğünü söyledik, çıkıp fotoğraf gösterip vücutları tek parça diyor. Biz sana parçalandılar mı dedik. Bakın kendiniz söylediniz 7 kapının ardında olduklarını. Parça onlara nasıl ulaşsın. Siz gaz kullandınız, gaz alçaklar. Vicdansızlar, siz insanlarınızı orada öldürdünüz. Siz gaz kullandınız, biz onların vücutlarının parçalandığını söylemedik ki. Bombardımanda yalnızca parçalama mı oluyor? İşte böyle yapıp kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar, neymiş işte fotoğraflarda vücutları tek parçaymış, PKK yalan söylüyormuş. Uçak bombaları ile olmadı diyorlar, yalanda uzmanlaşmışlar. İnsanları kandırabilirler. Kamuoyu algısına da yön verebilirler. Algı operasyonunu böyle geliştiriyorlar.

GERİLLANIN BAŞARILARI TÜRKİYE DEMOKRASİSİNİN DE ÖNÜNÜ AÇIYOR

Tüm bunlara karşı çağrım şudur; halkımız ve Türkiye demokratik kamuoyu ile demokrasi güçleri dikkatli olmalı. Bu faşist rejim Türkiye halkı ve Kürt halkı üzerinde hakimiyet kurmak istiyor. Kirli amaçları var, gerillanın bugün yürüttüğü mücadele Türkiye demokrasisine de hizmet ediyor. Bu yüz de yüz böyledir. Gerillanın başarıları Türkiye demokrasisinin önünü de açıyor. Bunlar gerilla karşısında başarılı olurlarsa Türkiye’de rejimlerini kalıcı hale getireceklerdir. Ama gerilla karşısında yenilirlerse bu rejimleri kökten yıkılacak. Bunun için de gerillanın bugün geliştirdiği mücadele varlık, özgürlük mücadelesidir.

Herkesin bunun bilmesi gerekiyor. Beklentimiz halkımızın ve Türkiye demokrasi çevrelerinin gerçeğimizi daha iyi anlamaları yönündedir. Özellikle de özel savaşa karşı halkımızın mücadelesi çok önemlidir. Halkımız bu mücadelede yer almalıdır. Toplumsal gücünü açığa çıkarmalı, eğer böyle olursa inanıyoruz ki artık iktidarın yalanlarının sonu gelecek, özel savaşları sonuç alamayacak ve yenileceklerdir. 

En Çok Okunanlar

İlgili Makaleler