Karayılan: Operasyonun adını ‘Pençe-Kilit’ koydular ama Zap’ta kilitlendiler

0
148

Türk devletinin, iki yıldır Irak’taki Kazımi hükümetinin oluruna ve KDP’nin de aktif desteğine, bütün modern teknoloji, yasaklanmış bomba ve kimyasal silahlara rağmen Medya Savuna Alanları’nı işgal edemediğini kaydeden PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “Bunda başarısızdır. Bu kesin ve net bir sonuçtur. Dolayısıyla AKP-MHP rejiminin planladığı Misak-i Milli sınırlarına ulaşma planının ilk hamlesi gerçekleştirilemedi. Bu plan Kürdistan Özgürlük Gerillası’nın yıkılmaz duvarına çarptı” diye konuştu. 

PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan ile söyleşimizin ikinci bölümü şöyle:

Siz de Türk tarafı da devam eden savaşın yıllık bilançolarını açıkladınız. Türk Savunma Bakanlığı hem rakamları çarpıttığı hem de kimyasal silah kullanımını inkar etti. Savaştaki durum nedir?

Öncelikle yıl içerisinde çok büyük ve değerli şehadetlerimiz yaşandı. 2022’de şehadete ulaşan tüm şehitlerimizi, değerli komutanlar Rêzan Amed, Nuri Yekta, Mizgîn Ronahî, Bager Gever, Avzem Çiya, Fedai Kobanî, Helbest Koçer, Doğan Jirkî, Zemanî Rojhat, Güven Doza, Mahir Mazlum, Ronahî Devrim, Aso Diren, Harun Şirnex, Cûdî Colemêrg ve Evîndar Kevok yoldaşların şahsında anıyor, onlara verdiğimiz söze sonuna kadar bağlı kalacağımızı ve anılarını özgür Önderlik, özgür Kurdistan yürüyüşünde yaşatma kararlılığında olduğumuzu vurgulamak istiyorum.  

Evet, Komutanlığımız yıllık bilançomuzu açıkladı. Biz 2022’nin yıl başında gerçekleştirdiğimiz çeşitli toplantılarda, 2022’nin mücadelemiz için çok önemli bir yıl olacağının tespitini daha baştan yapmıştık. Şimdi 2022’yi geride bıraktık. Yaşanan gelişmeler yıl başında yapılan tespitlerimizi doğruladı. Gerçekten de 2022, önemli bir direniş, savaş ve mücadele yılı olarak yaşandı. 

HPG olarak yıla ilişkin yayınlamış olduğumuz bir bilanço var. Bu açıdan ben burada, ‘Bu yıl içerisinde bu kadar asker öldü, bu kadar eylem yapıldı’ gibi konulara girmeyeceğim. Bunlara gerek de yoktur. Zaten yıllık bilançoda her şey açık, net ve genişçe yer alıyor. Bilançomuzun doğruluğu konusunda tam teminat verebiliriz. Belki kesin hatlarıyla tespit edilemeyen düşman kayıplarında farklar olabilir. Yine kimi netleşmeyen, araştırılan durumlar dışında rakamlar tamamen bilançoya yansıdığı gibidir.  Yani bizim şehadetlerimiz ve yine diğer elde edilen diğer sonuçlar bilançoda yazıldığı gibidir. Yılı ve sonuçlarını abartısız ve mütevazi bir biçimde değerlendiriyoruz. 

AKP-MHP rejimi, 2021’de yapamadığını, 2022’de gerçekleştirmek istedi. Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarını iki-üç haftada tamamen işgal edip Garê, Kandil, Şengal vb. alanlara kadar saldırı ve kuşatma planlarını birkaç ayda tamamlamayı planlamıştı. AKP-MHP rejiminin bu planı, Zap’ta takılı kaldı, tıkandı. Bu operasyonun adını ‘Pençe-Kilit’ koydular ama Zap’ta kilitlendiler. Bu herkesin görebileceği açık bir gerçekliktir. 

Türk devleti, iki yıldır Irak’taki Kazımi hükümetinin oluruna ve KDP’nin de aktif desteğine, bütün modern teknolojiyle, yasaklanmış bomba ve kimyasal silahlarla yürüttüğü bu savaşta Medya Savuna Alanları’nı işgal edemedi. Bunda başarısızdır. Bu kesin ve net bir sonuçtur. Dolayısıyla AKP-MHP rejiminin planladığı Misak-i Milli sınırlarına ulaşma planının ilk hamlesi gerçekleştirilemedi. Bu plan, Kurdistan Özgürlük Gerillası’nın yıkılmaz duvarına çarpmıştır. 

Türk yetkilileri, Kuzey Kurdistan’da da gerillayı bitireceklerini söylüyor, hatta rakam da veriyor. Neden bunu söylüyorlar, gerçekten mümkün mü?

Türk özel savaş bakanları ve yetkilileri, 6-7 yıldır hemen her sene işte ‘Bu yıl Kuzey’de tek bir gerilla bırakmayacağız, bitireceğiz’ diyerek söz verip binlerce operasyon yapıyor. 2022’de de Kuzey Kurdistan’da sayısı on binlere yaklaşan, operasyon gerçekleştirdiler ama amacına ulaşamadı. Doğru; biz bazı yerlerde kayıplar verdik fakat Türk devleti burada da başarılı değildir. Bu kadar devasa gücüne, imkan ve olanaklarına rağmen Apocu gerillanın sergilemiş olduğu kararlılık, irade ve taktik manevra karşısında istediği sonuçları elde edemedikleri açıkça ortadadır. Gerillanın bu direnişi, İmralı ve cezaevlerinin tüm baskılara karşı göğüs germesi, halkımızın direnişi ve demokratik siyaset alanının direnişçi tutumu, Kürt siyasetinde AKP-MHP rejimini başarısız kıldı. Bir kez daha şiddete dayalı soykırım politikalarının sonuç alamayacağı ortaya konuldu. 

Türk savaş bakanının kamuoyuna sunduğu bilgiler doğru değil, gerçeklerin çarpıtılmasıdır. Son bir yılda 4 binden fazla gerillamızın şehit edildiğini ileri sürüyor. Bu, kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. HPG ve YJA Star olarak 2022’deki toplam şehit sayımız 301 yoldaştır. Tabii onlar (Türk devleti) bizi ve QSD’yi birleştirerek rakam veriyorlar. O da ayrı bir çarpıtma konusudur. Bildiğimiz kadarıyla QSD’ye dönük verdiği rakamlar da gerçek dışıdır. QSD Genel Komutanlığı, birçok kez bunların doğru olmadığı yönünde açıklamalar yaptı. Türk devleti her gün bu yalanları söylediği için onlar da her gün cevap vermekten bıktı. Özellikle Rojava alanına dönük, bu savaş bakanının verdiği bilgilerinin gerçekle hiçbir alakasının olmadığını biliyoruz. Türk ordusu ve diğer güvenlik güçlerinin kayıpları, bizim kayıplarımızın 10 katıdır. Yani bizim kayıplarımız onlarınkinin onda biridir. Gerçek böyledir! 

Hulusi Akar ‘Pençe-Kilit operasyonu tamamlanmıştır’ mealinde bazı açıklamalar da yaptı. Hedeflenen veya bütün işgal edilmesi gereken yerlerin işgal edildiği anlamına gelen sözler söyledi. Bunlar kesinlikle doğru değil, bir çarpıtmadır. Hedefledikleri her yeri tutamadılar. Bugün hala Zap’ta çatışmalar yaşanıyor ve Türk ordusu içine girdiği durumdan çıkmaya çalışıyor. Esasen Zap’taki durum budur. Ben bu konuda bazı sorular sormak istiyorum. 

Kimdir sorularınızın muhatabı?

Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’a soruyorum; 

* Madem başarılısınız halen gerillanın elinde bulunan asker cenazeleri için ne diyorsunuz, bu konudaki izahatınız nedir? 

* Madem bu kadar başarılı ve hakimsiniz, neden gerillanın eline geçmemesi için 11 Eylül 2022’de askerlere cenazeleri yakın talimatı verdiniz? Askerler yakılırken, yakınında bulunan gerillalarımız yanan bu askerlerin görüntülerini çekmiş ve yayınlanmıştır. Merak ediyorum, siz bu görüntüler için ne diyorsunuz?

* Madem ‘Kilit’i tamamladınız niye Girê Cûdî, Sêdarê ve Girê Amediyê’den çekildiniz? Aslında tümünü kalıcı bir biçimde ele geçirmeye ve üslenmeye geldiniz. Buna rağmen Zap’ın batısında, gücünüz şimdi sadece iki noktada vardır. Bunu nasıl izah ediyorsunuz? Tümünü işgal etmeye geldiğiniz bu alanın sadece iki yerinde kalmaya çalışmanızı nasıl izah ediyorsunuz?

* Zap’ın batısındaki pozisyonunuz tam bir yenilgidir. Açık gözler önünde olan bu yenilginizin üstünü nasıl örteceksiniz? Hadi diyelim ki, şimdi bir otoritesiniz ve baskı uygulama gücünüz var, ‘milli ordu’ söylemine yaslanarak Türkiye’deki tüm basın yayın çevreleriniz etki altına alabilir ve susturabilirsiniz. Peki yarın bütün bu durumların üstünü nasıl örteceksiniz? Zap’ın batısındaki hezimeti itiraf etmek zorundasınız. 

* Pençe-Kilit operasyonunu tamamladığınızı açıkladınız. Peki şimdi Zap’ın doğusundaki Şêladizê nahiyesine bağlı Sîda ve Çemço köylerinin arazisinde devam eden şiddetli çatışmaları nasıl izah edeceksiniz? Burada erkenden sonuca gitmek için tank, top, uçak ve her türlü yasaklı silah ile yüz karası kimyasal silahları mütemadiyen kullanmanıza rağmen işgali tamamlayamayışınızı, Türkiye halkına ve kamuoyuna nasıl izah edeceksiniz? Şimdi orada bütün silahlarla sürdürülen büyük çatışmaları gizliyorsunuz. Bravo size, bütün medyayı elinize aldığınız için buna gücünüz vardır ama bunu daha ne kadar gizleyebileceksiniz?

* Daha etkili ve yoğun kimyasal silah kullanma talimatını verdiğiniz gün Türkiye Meclisi kürsüsünde bunun tam zıddını söylemenizin, kişisel psikolojinizle ne gibi bir ilgisi var? Sabah saatlerinde kimyasal kullanma talimatını vermek, öğlen saatlerinde de kamuoyu karşısında tam tersini ifade etmek, nasıl bir kişilik yapılanmasıyla izah edilebilir? Sizdeki söz ve eylemin bu denli tezatlığını nasıl izah edeceksiniz? Irak’ın ‘Kimyasal Ali’sinin’ yanında, bir de Türkiye’nin ‘Kimyasal Hulusi’si’ olarak tarihe geçmiş olmanız, acaba kişiliğinizdeki hangi özelliğinizin bir ürünüdür? 

* Siz, Tayyip Erdoğan’la birlikte, salt iktidarınızı sürdürmek uğruna son 8 buçuk ayda 2 bin 800 Türk halkının evlatlarının hayali planlama ve yanlış savaş taktikleriyle ölümlerine yol açtınız. Bunun karşısında hiç vicdan muhasebesi yaptınız mı? bu kadar insanın ölümüne yol açmanın sizin üzerinizde ne gibi etkileri oldu? 

Bunlara yanıt verebilir mi?

Eğer yüreği varsa kamuoyunda bunlara cevap vermeye ve tersini ispatlamaya çağırıyorum. Tersini ispatlayamaz, çünkü bunların hepsi birer hakikattir. 

Onlara sesleniyorum; elinizdeki F16’lara, SİHA’lara ve yasaklanmış silahlara güvenerek, Türkiye halkının evlatlarını bilimle izah edilemeyecek tarzda güçlerimizin üzerine sürdünüz. “Gidin ya ölün ya da alın” dediniz. Böylece o gencecik insanların ölümlerine yol açtınız. Siz bunun vebalinden kurtulamazsınız. 

Kimyasal kullandığınızı değil, araştırılmasını isteyenleri bile şiddetle bastırdınız, tutuklamalar yaptınız. Ardından da hiç utanmadan ‘kendiniz bir heyet oluşturduğunuzu, araştırmalar yaptırdığınızı ve temiz çıktığını, yani kimyasalların kullanılmadığını netleştirdiğinizi’ belirtiniz. Bu ne pişkinliktir! Buna kargalar bile güler! Eğer söylediklerinizde zerre kadar bir doğruluk ve kamuoyuna karşı sizde birazcık sorumluluk duygusu varsa buyurun şu an çatışmaların yaşandığı Sîda köyüne asfalt yol geliyor. Bu köy Şêladizê nahiyesine 8-9 km yakınlıktadır. Siz ve ortağınız KDP yol açın, bağımsız heyetler gelip araştırmalar yapsın. Eğer söyledikleriniz doğruysa doğruluğunuzu ortaya koysunlar. Siz ve ortağınız KDP, gerçeklerin üstünü sonuna kadar örtemezsiniz ama buna rağmen siz bağımsız heyetleri bu alana bırakamazsınız, çünkü bırakırsanız foyanız ve uluslararası yasalar karşısında işlediğiniz savaş suçlarınız açığa çıkacaktır. Sîda’ya yakın olan Saca köyünde, Kürt halkının 11 kahraman güzide evladını nasıl katlettiğinizi ilelebet gizleyemezsiniz. Bu mutlaka açığa çıkarılacak ve gerçek yüzünüz tüm dünyaya deşifre edilecek, hesap vermekten kurtulamayacaksınız. En iyisi şimdiden gerçekleri itiraf etmenizdir. Size bunu öneririm.

Bahsettiğiniz 11 gerilla, nerede ve nasıl şehit düştü, biraz daha bilgi verebilir misiniz? 

Ben öncelikle Saca köyü civarında bulunan Şehit Xursi savaş tünelinde kahramanca savaşıp şehadete ulaşan Ferman Kerim, Jînda Serhat, Sabri Cilo, Arvîn Tolhildan, Azad Pirsûs, Adar Çiya, Hêvî Welat, Sefkan Adar, Dilşêr Reqa, Helmet Viyan ve Harun Fırat yoldaşları saygı ve minnetle anıyorum. Onlar, Kurdistan halkının en cesur, en dürüst ve halkı için tereddütsüz kendisini adayan kahraman insanlardı. Onlar bizim kahramanlarımızdır. Biz o kahramanların büyük direnişi sayesinde bugün, bu düzeyde varız ve konuşabiliyoruz. Onlar yaşı küçük ve genç ama yürekleri büyük insanlardı. Apocu fedai ruhla donanmış, Önderlik çizgisinde aşk ile savaşan ve kendini feda etmede bir an bile gözünü kırpmayan büyük insanlardır. Biz onlara borçluyuz. Tüm halkımız bu güzide evlatlarını hiçbir zaman unutmamalıdır. Bu toplumdan süzülmüş, en sade, en cesur, en yetenekli, en zeki genç devrimcilerdi onlar. 

Bu yoldaşlarımız Şehit Xursi savaş tünelinde, kendilerini kimyasaldan korumak için tek bir odada toplanıyor. Hepsi tek bir odada, vücutlarına hiçbir mermi değmeden, yani yara almadan şehit düşmüşlerdir. Daha sonra olay yerine giden arkadaşlarımız, bu şehit arkadaşların görüntülerini de çekti. İleride gerekli olduğunda görüntüler de yayınlanabilir. Bu arkadaşların hiçbirine herhangi bir mermi veya bomba parçası değmemiş. Arkadaşlarımız tamamen kimyasal gazla şehit edilmiş. Hulusi Akar da Tayip Erdoğan da Devlet Bahçeli de işlemiş oldukları bu vahşi suçun üstünü örtemezler. Belki bugün saklamayı başarıyorlar ama yarın öbür gün örtemeyecekler. Siz bir devlet olarak, elinizde o kadar modern teknoloji var; onunla savaşacağınıza uluslararası yasalar tarafından yasaklanmış olan insanlık dışı silahları alçakça kullanıyorsunuz. Yasaklı ve öldürücü gazları namertçe, Kürt halkının evlatlarına karşı kullanarak katlediyorsunuz. Bunun hesabının sorulmayacağını mı sanıyorsunuz? Bunun hesabı sizden misliyle sorulacaktır. Bu halk ve bu halkın evlatları yaşadığı sürece yaptığınız bu vahşi uygulamaların hesabı yerde kalmayacak, er veya geç ama mutlaka sizden sorulacaktır. 

Bir söyleşinizde Amediyê’deki askerleri kastederek “o askerler ya oradan çekip giderler ya da hepsi ölür” şeklinde bir söz kullandınız. Bu sözün anlamı neydi ve neden böyle bir söz kullandınız? Bunun sonrasında Türk ordusunun Amediyê’nin birçok yerinden geri çekilme durumu yaşandı.  

Evet, bir TV programında böyle bir söz kullandım. Biz inandığımız şeyleri söyleriz. Özellikle halkımız ve kamuoyu karşısında sonuna kadar sözümüze bağlı ve dürüst olmada en yüksek düzeyi yakalamak amacında olan insanlarız. Bizim mücadeleden ve halkımızın özgürlük davasına hizmet etmekten başka hiçbir amacımız yoktur. Dolaysıyla ölçümüz; doğruluk, dürüstlük, mertlik ve açıklıktır. Bizler Hareket yönetimi olarak yapabileceğimiz şeyleri ifade ederiz. Eğer bir şeyler konuşmuşsak ve gerçekleşmemişse demek ki çaba göstermişiz ama gerçekleştirememişizdir. Biz söylediklerimizi yapmayı esas alırız. Apocu’nun en temel ilkesi, söz ile pratiğinin bir olmasıdır. Ben de buna çok bağlı bir biçimde davranmayı esas alıyorum. Oradaki askerler, ‘Ya çekip giderler ya da hepsi ölecektir. Bunun başka yolu yoktur’ biçimindeki sözlerim, bir doğruyu ifade ediyordu. O Amediyê sırtlarında ve Sêdarê’deki Türk güçleri için söylenmişti. Nitekim doğruluğu da ispatlandı. Vuruldular, kayıp verdiler ve sonra oradan çekilmek zorunda kaldılar. 

Eğer belirttiğiniz yerlerden çekilmeselerdi ne olurdu?

Şunu açıkça belirmeliyim ki; eğer iki gün daha oradan çekilmeselerdi o dediğimiz imha olayı gerçekleşirdi. Belki de oradaki komutanlık bunu fark etti ve yoğun hava saldırıları eşliğinde hızlıca oradan kaçıp kurtuldular. Bu durum aslında eleştiri konusu durumundadır. Yani oradaki komutanlığımızın bir yetersizliğidir. Zaman iyi değerlendirilmedi, gecikmeler yaşandı ve bu gecikmelerden dolayı şimdi eleştiriler yapılıyor. Belirttiğim gibi; Hulusi Akar bu askerleri ölüme göndermektedir. Orası, öyle askerlerin kalabileceği bir yer değildir. Kısaca bunların asker yaşamına ucuz yaklaşma ve ölümünü çok rahatlıkla göze alma durumları vardır. Doğru; bir amaca kilitlenirken kayıp da göze alınabilir ama bu şekilde hayali bazı planlamalarla insanları ateşe atma biçimde olmaz. Kısaca bu konuda bunları belirtebilirim. Orada söylenen söz, öyle boşuna söylenmiş bir söz değildi. Olabilecek bir durumdu. Nitekim olmaya yakın bir süreçte, belirttiğim gibi oradan çekilerek yakınlaşan sonun önüne geçmiş oldular. Aynı şeyi farklı yerler için de söylemek mümkündür. 

Türk ordusu, nerede yanlış yaptı ve neleri hesaba katmadı da çok kısa bir sürede ele geçirmek ve yerleşmek istediği alanlardan geri çekilmek zorunda kaldı? 

Belli ki; mevcut faşist rejim yönetimi, gerillanın dayandığı Apocu ideoloji ve felsefenin, fedaileşen gücünü iyi hesaplayamadı. Belki gücümüzün ideolojik kararlılığını bir ölçüde biliyorlardı ama bunun nasıl bir iradi güce dönüştüğünü kestiremediler. Bir de ‘‘KDP de bizimledir. Bu fırsatı kaçırmayalım, bize gereken istihbaratı, bilgiyi veriyorlar bu önemli bir olanak, büyük ihtimal Kürtler arası çatışmaya yol açabilir. Onlar da PKK’ye karşı kuşatma, yol kesme, ambargo uygulama gibi yöntemlerle sürece katılıyor ve bu bize büyük bir destek sunacaktır’’ diye düşünüp KDP’ye güvendiler. Ayrıca “elimizde İHA’lar, SİHA’lar, F16’lar, güdümlü füzeler var. Biz gördüğümüz yerde tepesine tepesine vurur ve hepsini tasfiye ederiz. Yani fedai de olsalar biz onlara fırsat vermeden sıcak istihbarata dayalı modern teknoloji ile ortadan kaldırırız’’ diye düşündüler. 

Açıklamalarınızda çokça taktik nükleer bombadan bahsediyorsunuz. ‘Nükleer’ denilince bazılarına abartılı geliyor. Bu bomba hakkında bize bilgi verebilir misiniz, bu bombanın ne gibi farklı etkileri var?

Taktik nükleer bomba, diğer bomba çeşitlerinden farklı, etkileri çok daha fazla olan bir patlayıcıdır. Tünel sistemi, geçen yıl Türk devletinin önüne aşılması zor bir engel olarak çıktı. Belli ki bu konuda da yasaklı olan taktik nükleer bombayı bir çözüm olarak gördüler. Taktik nükleer bomba, öyle bildiğimiz radyasyon yayan türünde değildir. Patlayıcının içerisine yumuşatılmış nükleer katılarak, tahrip gücü yükseltilmiş bir bomba çeşididir. Yani bu işlem yapıldıktan sonra dozajına göre etki gücü değişiyor, Türk devletinin elindekiler muhtemelen 1 kg bomba, 1 tonluk bomba değerinde yıkıcı bir etki yaratabiliyor. Aslında bu bombalar sadece NATO envanterinde vardır fakat biz geçmişte bu vb. silahların NATO ülkelerine dağıtıldığını biliyoruz. Şimdi Türk devleti onların izniyle mi kullanıyor, yoksa bir şekilde onlardan gizli mi kullanıyor, bunu bilemiyoruz. Bize karşı bu bombaları çok rahat ve vahşice kullanmaktadır. Bu bombaların 10 kilosunu bir tünelin içine bırakıyorlar. Bu 10 kg patlayıcı 10 tonluk bir bomba düzeyinde etki yaratıyor. Ayrıca bir de nükleerin patlamasından sonra yaydığı zehirleyici gazı da vardır. Çok geniş alana yayılan bir tarzda değil, çünkü burada yumuşatılmış uranyum kullanılıyor. Dolayısıyla belli bir mesafede öldürücü ve yıkıcı etkisi olan bir bomba çeşididir. Onlar galiba buna bel bağladılar. 

Onları yanılttığını düşündüğümüz şöyle bir durum yaşandı; 2021’in sonbaharında bu bombayı Gîrê Sor’da ve Werxelê’de uyguladılar. Orada şehadetlere yol açtı ve orada kalan güçlerimiz de geri çekildi. Tabii o noktalarda direniş sona erdirildi. Aynı zamanda taktik değişiklik yaparak diğer geri kalan bazı tünellerde sabit savunma tarzında değil de hareketli çatışma tarzına geçildi. Bu sadece daha iyi hazırlık için yapılan bir taktikti. Sanırım bu durum da onlarda yanılsamalara yol açtı. Artık bu yasaklanmış silahlarla kesin sonuç alabileceklerini düşündüler. Buna güvenerek, “biz bu bombayı da kimyasalı da kullanarak tüneldekileri tasfiye ederiz” dediler. 

Geçmişte Güney Kurdistan’da kimyasal silah kullanılmış. Kullanıldıktan sonra bütün pêşmerge güçleri Güney Kurdistan sınırlarının dışına çıkmıştı, yani alanı terk ediyor. Türk devletinin beklentisi de taktik nükleer silah, kimyasal silah, SİHA vb. teknolojilerle bizim güçlerimizi alandan çıkarmak ve kalanları da imha etmekti. Burada onlar, bir PKK’linin Apocu ideolojideki kararlılığı yanında taktik performansımızı da hesap edemedi. 40 yıldır bu Hareket’in askeri bir tecrübesi var ve bu tecrübenin yoğunlaştırdığı bir düzey söz konusudur. Bu açıdan onlar bizim taktik yeteneğimizi doğru tespit edemedi. Aslında bu konuda ellerinde belli düzeyde bir istihbaratın olduğunu da biliyoruz. Belli ki hayali projeler ve hayali askeri planlamalarla üstesinden geleceklerini sandılar. Halbuki bizim geliştirdiğimiz taktik çerçeve ve uyguladığımız savaş doktrini, ciddi ve büyük yenilikler taşıyan bir strateji ile sonuç almaya kilitlenmişti. Kesinlikle başarmayı hedefleyen bu yeni taktik açılım yanında sürece uygun bir hareket tarzını uygulamayı hedefledik. Belki alışkanlıklardan dolayı tam uygulanmadı ama SİHA da olsa, çeşitli gözetleme kameraları da olsa, KDP de olsa hepsini boşa çıkarmaya dönük bir hareket tarzıdır. Öz disiplin, ince kamuflaj ve derin gizliliğe dayanan bir hareket tarzını doğru uyguladığımızda tüm tedbirleri boşa çıkaran gerçek bir hayalet gerillası pratikleşmiş olacaktır. Bunun için daha çok çalışmamız ve arkadaşlardaki eski-klasik alışkanlıkları tam olarak aşmamız gerekiyor.

Türk devleti açısından üstünlük sağlayan teknikler karşısında sizin ne gibi tedbirleriniz veya tarz değişiklikleriniz oldu? 

Sorunuza şöyle cevap verebilirim; savaşta Türk ordusuna üstünlük sağlayan hava gücüdür. Mevcut durumda hava gücü olmazsa bizim karşımızda mümkün değildir. Biz hava gücünü dengelemek üzere iki ayrı taktik yaklaşımı geliştirdik; 

* Güçlerimizi, uzmanlığa dayalı tim tarzında araziye yayma ve böylece görünmez kılma. Bu arkadaşlarımızın kalabalık gruplar halinde tekniğe hedef olmamasını sağladı ama adeta araziyi tümden mayınlama gibi araziye tim yerleştirdik. 

* Yer altı kalelerini geliştirmekti. Evet, tarihte yer üstündeki kaleler savaşlarda büyük bir rol oynardı. Biz günümüzde bu kaleleri tersine çevirerek yeraltı kaleleri biçiminde örgütleyip geliştirmiş bulunuyoruz. Bu kaleler hava saldırılarını etkisiz kılıyor. 

Dolayısıyla güçlerimizin doğru hareket tarzı, araziye yayılma biçimi ve yeraltı mevzilenme düzeyi, onların elindeki teknik üstünlüğü dengelemeye dönük taktik bir performanstır. Onlar bunu göremedi. O kadar yoğunlaşmalarının olmadığı anlaşılıyor. Bunu kolayca aşacaklarını sandılar. Türk devleti, PKK’nin kolay bir lokma olduğunu düşündü ama pratik gerçeklik gösterdi ki PKK öyle kolay bir lokma değildir. PKK’nin askeri gücü, ideolojik kararlılığınin bu tür üstünlükleri dengeleyebilecek güçte ve yetenekte olduğu pratik sonuçlarıyla birlikte açığa çıktı. Yani öyle kolayca PKK’yi silip süpüremezler. Bu netleşti. Zap’taki durum bunun açık örneğidir. Bu nedenle doğru hesaplayamama ve doğru okuyamamalarından dolayı askeri açıdan devasa olanaklara sahip olmalarına ve KDP’nin de destek sunmasına rağmen tam iki yıldır Zap, Avaşîn ve Metîna’da çakılıp kaldılar. Bu alanlardaki denetimi tam olarak sağlayamadılar. Bu, pratikte görülen net bir sonuçtur. Kalıcı olarak yerleşmek için buralara gelmelerine rağmen bazı yerlerden geri çekildiler, çünkü çekilmek zorundaydılar. Biraz önce de belirttiğimiz gibi eğer gitmemiş olsalardı zaten imha olurlardı. 

Kurdistan Özgürlük Gerillası’nın geliştirdiği savaş performansı yeni bir durumdur. Belki de tarihte ilktir. Bu kadar modern teknolojiye karşı insan iradesine, yeteneğine ve kabiliyetine dayanan bir askeri gücün, yenilmezliğini ortaya koyması, düşmanın her türlü saldırısını boşa alıp darbe vurması yeni bir durumdur. Yeri geldiği için bir kez daha söylemek istiyorum; kayıplar bire 10’dur. Onların bu kadar teknolojisi olmasına rağmen böyledir. Mesela; Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarına, yıl içerisinde 4 bin 527 kez uçak saldırısı, 5 bin 701 kez helikopter saldırısı oldu. Toplam olarak 8,5 ayda havadan gerçekleşen saldırı 10 bin 228’dir. Düşünün bu alanların her metre karesine tonlarca bomba düşmüştür. Buna rağmen bugün hala orada yaşıyorsak ve direniş sürüyorsa kuşkusuz ki bu yeni bir durumdur. Ayrıca geçtiğimiz günlerde, bütçe görüşmeleri esnasında bir millet vekilinin parlamentoda ‘her bir obüs 5 bin  dolardır’’ dediği obüsler, bu alanlara neredeyse sürekli olarak dolu gibi yağdırılıyor. 

Bütçeyi de savaşa göre oluşturdular…

Türk ekonomisi neden bu hale geldi? bugün Türk emekçisi neden yoksulluk ve açlık sınırında yaşıyor? Türkiye geliri az olan bir ülke değil. Buna rağmen niye bu düzeyde bir yoksullaşma yaşanıyor? Bu rejim, Türkiye’nin gelirini önemli oranda savaşa harcadı ve harcamayı sürdürüyor. Kimisini açık bütçe şeklinde, kimisini de örtülü ödenek biçiminde, kimisini değişik kurumlar yoluyla vb. yöntemlerle bu ülkenin gelirlerini savaşa harcıyorlar. Meclis’te o milletvekili bir akıllı bombanın 1.2 milyon olduğunu söyledi. Bize karşı ne kadar akıllı bomba ve kimyasal kullandılar, bir hesap edin bakalım! Hükümet, Türk ekonomisini savaşa aktardı. Aynı zamanda bu alanlara dönük 3 bin 280 kez taktik nükleer bomba ve kimyasal gazlar kullanıldı. Bütün bunlara rağmen bizim 301 şehidimiz var. Bu şehitlerin hepsi sadece Zap, Avaşîn ve Metina’da değildir. Bütün mücadele alanlarımızdaki, toplam bir yılın şehitleridir. Bu askeri açıdan değerlendirilmesi gereken bir sonuçtur. Bir güç, her türlü silahın kullanıldığı, adeta savaş ortamının cehenneme çevrildiği bir durumda bu sayıda bir kayıp vermişse ve hala direnmeye de devam ediyorsa bu çok önemli bir sonuçtur. Gerillanın uyguladığı bu taktik perspektifin aynı zamanda kayıpların önüne geçen ve düşmana ağır darbeler vuran bir perspektif olduğu nettir. 

Sözünü ettiğiniz bu taktik perspektif farklı yerlerde de uygulanabilir mi?

Tabii ki uygulanabilir. Medya Savuna Alanları’nda şekillenen ve geliştirilen bu taktik çerçevenin, Kurdistan’ın diğer parçaları için de önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. Mesela; şimdi faşist AKP-MHP rejimi, Rojava’ya saldırmak istiyor. Eğer Rojava’daki savaşçılar ve halklar, burada açığa çıkan sonuçları iyi değerlendirirse Türk devleti öyle istediği gibi işgali gerçekleştiremez. Yoksul, elinde çağın teknik imkanları olmayan bir halk, kendisini ve topraklarını ancak bu taktik perspektifle savunabilir. Bizim son iki yılda Medya Savuna Alanları’nda ortaya çıkardığımız en büyük sonuçlardan birisi de budur. Bizim için en büyük kazanım, esas olarak bu taktik perspektifin netleşmiş olmasıdır. Tabii ki bu kolay olmadı. Bu sonuç çok değerli, kahraman yoldaşlarımızın emeği ve kanıyla ortaya çıkarılmıştır. Bu taktiğin ortaya çıkarılması tamamen şehitlerimize aittir. Şüphesiz bu, Önderliğimizin geliştirdiği ideoloji ve felsefe temelinde yoğunlaşan militanların taktik yaratıcılığı geliştirmesi ve büyük bir emek vermesi, gerektiğinde canını feda etmesiyle; yani kan ve emekle ortaya çıkan bir sonuçtur. Onun için bunlar çok önemli ve kutsi değerde sonuçlardır. Çok çok saygı gösterilmesi gereken bir düzey ve durumdur. Dürüst, gözü pek, cesur komutan ve savaşçıların taktik çerçeveye inanarak büyük bir cesaretle savaşmasıyla bir taktik gerçeklik halini aldı. Bedeli ödenerek ulaşılan bu değerli ve geleceğe de ışık tutacak tarihsel bir sonuçtur. 

Mücadele açısından 2022’de yaşanan gelişmeler, 2023’ü daha fazla önemli hale getirdi. 2022, gerçekten büyük bir direniş yılı olarak yaşandı. Bu büyük ve görkemli direnişin ortaya çıkardığı sonuçlar, daha çok 2023’te netleşecektir. İmralı’da Önder Apo’ya uygulanan psikolojik işkence ve Önderliğimizin buna karşı duruşu; yine bugün bütün cezaevlerinde zorbalığa, şiddete, işkenceye karşı gerçekleşen direniş; gerillanın ifade ettiğimiz yeni ve tarihsel direniş düzeyi çok önemli bir düzeye gelmiş bulunmakta. Öz savunma güçleri olarak YPS’nin, HBDH’ın Türkiye ve Kurdistan’ın çeşitli kentlerinde (her ne kadar rejim basını, özel savaş organları bu eylemleri ciddi bir biçimde sansürlemiş olsalar da) geliştirdiği direniş; yine Kürt siyasetiyle Türkiye sol-sosyalist demokratik güçlerinin, her türlü faşizan saldırılara karşı duruşu, bir bütünen devrim güçleri açısından geleceğe dönük çok güçlü bir gelişme potansiyelinin altyapısını oluşturdu. Bütün bunlarla beraber önemli bir mücadele yılını geride bırakırken, daha önemli bir mücadele yılının önümüzde durduğunu görmekteyiz. 

2023’ü, diğer yıllardan daha önemli kılan şey nedir, Kürtleri neler bekliyor?

Önder Apo, “Hareketimizin mücadelesi, nefes nefese bir mücadeledir’’ demişti. Hareketimiz her yıl bir nefes alıp bir aşamaya varıyor. Ardındaki yıl daha önemli ve farklı süreçlerle boğuşarak bugünlere kadar gelebildi. Genel olarak mücadelemizin bütün yılları böyle önemli çalışmalarla ve süreçlerle geçti. 2023’ün ise birçok açıdan daha farklı ve önemli olacağı şimdiden görülüyor. Belki de mücadele tarihimizin en önemli yılı olacaktır. Birçok açıdan belirleyici sonuçlara yol açacağı şimdiden belli.

Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bu faşist rejimin başta İmralı’da uyguladığı psikolojik işkenceyi vardırdığı nokta ve uyguladığı tüm faşist baskılar karşısında mücadelemizin ve bir bütün olarak Türkiye devrim hareketinin, demokrasi güçleri mücadelesinin gelmiş olduğu düzey ve bundan sonra alacakları tutum, önemli sonuçlar açığa çıkaracaktır. Bu kapsamda Türkiye’de gelişecek seçim süreci, daha fazla önem kazandı. Yine cezaevlerinde ve dışında gelişen mücadele ve gerillanın düşmanda yarattığı büyük Zap sendromu, Kuzey gerillasının kendisini savunma biçiminde gösterdiği direniş, onunla bağlantılı olarak diğer mücadele alanlarında yaşanan gelişmeler çok çok önemlidir.

 Türk devleti, Zap’ta tıkandı ve kilitlendi. Medya Savunma Alanları’nda kendisine zafer hikayesi yaratamadığı açığa çıktı ama AKP-MHP rejiminin seçimi kazanması için bir başarı hikayesine ihtiyacı var. Bu yüzden şimdi yönünü Rojava’ya çevirmiş bulunuyor. Buralara saldırı planları yapıyor. Rusya, Suriye ve Türkiye’nin ortaklaşa geliştirdikleri durum da yeni gelişmelere gebedir. 

Yine Doğu Kurdistan’da ve tüm İran’da gelişen ‘Jin jiyan azadî’ sloganı etrafında yükselen kadın öncülüğündeki halk hareketi var. Özgürlüğe ve demokrasiye olan tutkuyu gösteriyor. 

Bütün bunlar, içine girdiğimiz yılın birçok gelişmeyi içinde barındırmakta olduğunun habercisidir.

Söylediğiniz gibi Türkiye ve Kuzey Kurdistan seçim sürecine giriyor. Siz nasıl bakıyorsunuz? 

Evet seçime çok az bir süre kaldı. 2023 seçimleri, faşist AKP-MHP rejimi için kader anıdır. Onunla bağlantılı olarak bizler ve tüm Türkiye halkları için de büyük bir önem taşıyan bir sürecin yaşanacağı şimdiden bellidir. Yine soykırımcı faşist rejimin bu yıla kendince bazı roller atfetme durumu var. 2023’un hem Cumhuriyet hem de Lozan Antlaşması’nın 100. yılı olması nedeniyle kendilerince bazı şeyler atfetmektedirler. İşi tersinden ele alma durumları da var. Cumhuriyeti daha fazla otoriterleştirme, baskı ve şiddet aygıtına dönüştürme amacı çerçevesinde bir yönelim içerisindedirler. Oysa demokratikleştirme görevi de Türkiye halkları açısından en önemli görevdir. Demokratikleştirme, ancak bu faşist rejimin aşılmasıyla mümkün olacaktır. Faşist rejim ise çok önemli bir yol kavşağıyla karşı karşıyadır. Bütün gücüyle iktidarı bırakmama çabası içerinde olacaktır. Hem askeri hem siyasi hem diplomatik hem de ekonomik alanda bütün imkanlarını seferber ederek bu önümüzdeki birkaç ayda başarı elde etmek istiyor.

Bütün bu faşizan saldırılara ve baskılara karşı sizin, demokratik güçlerin ve Türkiye muhalefetinin izleyeceği yol çok önemli. Bu konuda neler yapılmalı?

Kuşkusuz bunlara karşı devrim ve demokrasi güçleri de düşmanı başarısızlığa uğratarak, faşist rejimi sona erdirme ve aşmayı hedeflemek durumundadır. Bu konuda özellikle bizim Kurdistan’da geliştirdiğimiz mücadelenin belirleyici bir rolü vardır. Şimdi Türkiye’de muhalefet denilen güçlerin durumunu görüyoruz. 6’lı Masa, kendi içerisinde bir bütünselliği olmayan, birbirinin arkasından dolanan bir yapıdır. Aslında mevcut durumda Türkiye’de AKP-MHP faşist rejimine karşı doğru dürüst ve ciddi bir iradenin ortaya koyulma durumu yoktur. Eğer bu faşist rejim Hareketimize karşı yürüttüğü saldırılarda başarılı olursa diğer dinamikleri toz duman içerisinde bırakarak, zafer naralarıyla Türkiye’yi adeta şovenizm dalgasıyla boğuntuya getirerek, sonuca gitmeyi hedefleyecektir. Bu açıdan burada asıl olan bizim mücadelemizdir. Gerillanın, halkımızın, bir bütünen Hareketimizin ve demokrasi güçlerinin faşizme karşı geliştireceği mücadele çok önemlidir. 

Özellikle soykırımcı rejime karşı, Önderliğimizin 50 yıllık mücadele sürecinin, bugün Hareketimizin şahsında zirvesel bir aşamaya gelmiş olması durumundan hareketle, biz önümüzdeki yılı mutlaka başarıyla taçlandırmak durumundayız. Biz tarihsel bir görevle yüz yüze bulunuyoruz. Süreç, önemli ve tarihidir. Tüm Türkiye halklarının geleceğinin belirleneceği bir dönemdir. Bu dönemde Apocu Hareket olarak bizim mücadelemizin büyük bir rolü olduğunun bilincindeyiz. Bu açıdan sorumlu davranma gayreti içinde olacağız. Her ne kadar kendilerine muhalefetim diyen kesimler, bize karşı tutum alıyor konumunda olsalar da bu faşist rejim, bize karşı geliştirdiği saldırılarda başarı elde etmesi durumunda yükselteceği şovenizm dalgasıyla birlikte kesinlikle sonuca gidecektir. Bu açıdan bizim mücadelemizin aynı zamanda bir Türkiye demokrasi mücadelesi olduğunu, Cumhuriyeti demokratikleştirmede önemli bir aktör olarak rol üstlenmemiz gerektiği açıktır.

Bu çerçevede sadece Kurdistan değil, bütün Türkiye ve bölge halklarına karşı sorumluluklarımıza sahip çıkmak durumundayız. Türkiye’de faşizmin değil, demokrasinin önünü açmada gerekenleri yapacak ve sorumluluklarımıza doğru bir biçimde sahip çıkarak, büyük gelişmelere yol açacak mücadeleyi başarılı kılmamız büyük bir tarihsel görevdir. Bu açıdan 2023, büyük gelişmelerin yaşanacağı bir yıl olacaktır. Bu şimdiden bellidir ve bunda bizim Hareketimizin direnişinin de ciddi bir etkisinin bulunduğu açıkça ortadadır. 

2023’ü mutlaka ama mutlaka başarılı kılmayı planlamış bulunuyoruz. Bu temelde önümüzdeki sürecin normal değil, olağanüstü bir süreç olduğunu, bu olağanüstü süreçte de olağanüstü bir katılım ve fedakarlıkla herkesin görevine sahip çıkması gerektiğini söylemek gerekiyor. Özellikle Kurdistan’da mücadeleci güçlerin, başta gençliğin ve kadının bu döneme doğru katılım göstermeleri, sonucun tayin edilmesinde önemli bir role sahip olacaktır. Kurdistan gençliği kendisini güçsüz görmemeli. Önündeki engelleri aşabilme gücü ve yeteneğinin olduğunu görmeli. Yaratıcı yaklaşarak kendisini örgütlemelidir. Bu dönem, gençliğin ve özgür kadın dinamiklerinin rolünü oynaması gereken bir dönemdir. Tabii ki esas ağır, yük bugün Önderliğimiz ve gerilla üzerindedir. Gençlik ve kadın hareketinin de yük omuzlayarak bu biçimde rolünü oynaması durumunda sürecin kesinlikle başarıyla taçlanacağını söylemek mümkündür.  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz