Kubilay: Mehmet Tunç’un, Taybet Ana’nın adı çocuklarımızda, torunlarımızda yaşayacak

0
610

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Günay Kubilay, partinin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi.

‘CİZRE’NİN HESABI SORULACAK’

Kubilay’ın konuşmasının satır başları şöyle:
“4 yıl önce bugün Cizre bodrumlarında 189 insan yakılarak katledildi. Cizre’deki vahşete dair söylenecek çok söz var elbet. Emin olun, tarih Cizre’de yaşananları yazacak. Mehmet Tunç’un, Taybet Ana’nın adı çocuklarımızda, torunlarımızda yaşayacak. Bu katliamların hesabını sormak da bizim boynumuzun borcu. Kimsenin şüphesi olmasın, bu katliamın hesabını er ya da geç soracağız.

DEPREM, ÇIĞ VE KAZA

(…) Her üç olay da Türkiye’nin doğal afetlerin felakete dönüşmesini önleme noktasında büyük ölçekli kazalara karşı hazırlıksız ve yetersiz olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Bir İçişleri Bakanı var: Elinde kırbaçla dolaşıyor. Deprem olmuş, insanlar ölmüş. İnsanlar verdiği verginin nereye harcandığını soruyor. Bakan soru soranlara kırbaç sallıyor. Çünkü susturmak istiyor. Çünkü aynı gün Küba’da ve Japonya’da 7,4 büyüklüğünde deprem oluyor. Bir kişinin bile burnu kanamıyor. Ama Türkiye’de 6,8 büyüklüğünde bir depremde 41 kişi ölüyor. İkna edici yanıtlar olmayınca, geriye zorla susturmak kalıyor. İnsanlar, partiler, sendikalar, dernekler yardıma koşuyor, büyük bir dayanışma ağı kuruyor. Bakan yardımları yasaklıyor, ihtiyacı olanlara ulaşmasını engelliyor.
Çığa gelince, örneğin iktidar ikinci çığ ile ilgili olarak kamuoyuna yansıyan ‘AKP eski milletvekili ve Cumhurbaşkanı Danışmanı Gülşen Orhan çoğunluğu korucu ve askerlerden oluşan kalabalık bir ekiple bölgeye gitti ve oluşan sesten kaynaklı ikinci çığ düştü’ iddiaları var. İlgili şahsın sosyal medya açıklamasıyla yetinilecek, üstü örtülecek, konuşanlara kırbaç sallanacak bir durum değildir. İddialar bir an önce netleştirilmeli, soruşturma başlatılmalı, iddialar doğruysa gereken yapılmalıdır.
Uçak kazası da yaralılar konusunda büyük bir özensizlik ve tedbirsizliğin söz konusun olduğunu gösterdi. Yaralıların servislerle uçaktan alındığı, yaralanan insanları hızla kaza alanından uzaklaştıracak, ağır hastalara anında gerekli ilk yardımı yapacak hiçbir hazırlığın olmadığı görüldü.

İDLİB

İdlib’de her geçen gün savaş riski yükseliyor. Ortaya çıkan tablo; AKP-MHP iktidarı açısından son derece vahim bir durumu gözler önüne seriyor. Bir yanda Rusya ve İran’ın desteklediği Suriye ordusu bulunuyor, diğer yanda ise HTŞ ve ÖSO’ya kol kanat germek ve korumak için emir almış Türkiye askeri var. Suriye ordusu kendi topraklarını El Kaide uzantısı HTŞ çetelerinden temizlemeye çalışıyor. Türkiye orada ne yapıyor? Türkiye askerinin İdlib’de ne işi var?
Daha birkaç gün önce 8 asker İdlib’de hayatını kaybetti. Bu askerlerin İdlib’de ne uğruna öldüğünü, Türkiye’nin neden Suriye topraklarından askeri güçlerini çekmediğini Erdoğan açıklamalıdır.
Erdoğan ve kabinesi hem Suriye’de hem de Libya’da fena halde tuzağa düşmüş durumda ve bunun siyasi sorumluluğundan tekrar ‘kandırıldık’ diye kaçamaz. Rusya ile yapılan tüm anlaşmaların sahada karşılığının olmadığı açığa çıkıyor. Çünkü Suriye ordusunu ve Şam yönetimini bağlamayan hiçbir anlaşma uygulanabilir değil. Bu nedenle eğer Erdoğan, ‘Putin beni kandırdı’ derse, hiç kusura bakmasın, Erdoğan kendi kendisini kandırmış olacaktır.

‘TÜRKİYE SURİYE’DEN ÇIKMALI’

Meclis’te tek parti grubu olarak Suriye tezkeresine ‘hayır’ diyen ve ateşe benzinle gidenlerden olmadık ve olmayacağız. Türkiye kamuoyuna barışçıl, ilkeli ve erdemli bir dış politikanın gerekliliğini anlatmaya devam edeceğiz. Çağrımızı yineliyoruz; Türkiye, Suriye topraklarından kayıtsız, koşulsuz çıkmalıdır. Demokratik bir siyasal sürecin önünü açmalı, Suriye halklarının kendi kaderini belirleme hakkına saygılı olmalıdır.”

EKONOMİK ÇÖKÜŞ

Türkiye’deki gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşiyor ve yoksul ile zengin arasındaki uçurum daha da büyüyor. DİSK-AR’ın yaptığı açıklamaya göre; Türkiye, OECD ülkeleri içinde en kötü gelir dağılıma sahip üç ülkeden biri. Gelir dağılımı Türkiye’den bozuk olan ülkeler ise sadece Şili ve Meksika. Türkiye’de 16 milyon kişi yoksul, 18 milyon kişi de yoksulluk sınırında yaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2018 yılı sonuçlarına göre, yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 47,6’ya yükselmiş. En düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay ise, yüzde 6,1’e düşmüş. Yüzde 5’lik zengin kesim 2019’da zenginliğini yüzde 12,7 arttırmış.
3,5 milyonu bulan Suriyeli sığınmacıları misafir etmekle övünen AKP iktidarı, sığınmacıları ucuz emek gücü olarak görüyor.
Ekonomik krizin yıkıcı etkilerinin daha da büyüyeceğini söyleyebiliriz.

GRUP YORUM’UN DİRENİŞİ

Grup Yorum üyeleri uzun zamandır açlık grevinde. Açlık grevini ölüm orucuna dönüştüren İbrahim Gökçek 235, Helin Bölek 232’inci gününde. Sağlık koşulları oldukça kötü ve her an hepimizin yüreğini yakacak kötü bir haberle sarsılabiliriz. Grup Yorum’un avukatlığını yapan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve tutuklu ÇHD’li avukatlar müvekkillerinin haklı taleplerinin savunucusu olmak amacıyla 5 Şubat’tan itibaren itibariyle açlık grevine başlamışlardır. Peki, Grup Yorum üyelerini açlık grevine ve ölüm orucuna zorlayan neden ise Türkiye’nin içinde bulunduğu utanç verici siyasi tabloyu, ülkenin sürüklendiği kaotik siyasi durumu çok çarpıcı biçimde özetliyor. Grup Yorum üyelerinin talepleri: ‘Konser yasaklarımızı kaldırın, tutuklu üyelerimizi serbest bırakın, üzerimizdeki baskılara son verin.’
Bir ülke düşünün; muhalif şarkı söyleyen bir müzik grubunun konserleri söylediği şarkılar nedeniyle yasaklanıyor, gruba baskı yapılıyor, üyeleri tutuklanıyor. Böyle bir durum kabul edilemez. Grup Yorum’u beğenmiyor olabilirsiniz. O zaman şarkılarını dinlemezsiniz ama şarkı söylemelerini de yasaklayamazsınız. Bir müzik grubunun şarkı söylemek için açlık grevine başlaması, ölüm orucuna yatması, hangi partiden olursa olsun vicdanı olan hiç kimsenin kabul etmesi mümkün değildir. Buradan iktidara sesleniyoruz; Grup Yorum’un taleplerini derhal kabul edin, açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını sona erdirin.

KÜRDİSTAN’DAKİ KAYIPLAR

Son zamanlarda kayıplar Türkiye’nin öncelikli gündemleri arasında yer almaya başladı. Geçen hafta üzerinde durmuştuk. Dersim’de üniversite öğrencisi olan Gülistan Doku 34 gündür kayıp. Olayın şüphelisi Zainal Abarakov adlı şahıs yurt dışına kaçıyor, bölgedeki MOBESE kayıtlarına ulaşılamıyor, şüpheli herkesin ifadesi alınmıyor. Dersim’de bir bu tarz olaylara göz yumma, üstünü örtme, şüphelilerin korunduğuna dair kuşkular daha da güçleniyor.
Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde yaşayan ve İstanbul Keldani Kilisesi Papazı Remzi Diril’in babası 71 yaşındaki Hurmuz Diril ile annesi 65 yaşındaki Şimoni Diril’den de, 11 Ocak’tan bu yana haber alınamıyor. Çiftin kaybolduğu bölge askeri yasak bölge ve karakol komutanı ‘Olaya yasak getirildi. Ailesi dışında kimseyle bilgi paylaşmıyoruz’ diyor. Ne yazık ki çiftin bulunması için de yeterli çalışma yapılmıyor, kamuoyunun bilgi alması engelleniyor.
Bir ilginç kayıp haberi daha; hapishanedeki oğlunu ziyaret etmek amacıyla Batman’dan İstanbul’a gelen ve aynı gün akrabalarıyla görüşen Mehmet Bal’dan 24 Ocak’tan sonra bir daha haber alınamıyor. 7 gün 24 saat kameralarla izlenen bir şehirde, bir insan nasıl kaybolur? Biz bu ülkede insanların güvenliğinden ve yaşamlarından sorumlu bakan Soylu’ya soruyoruz; yukarıda adı geçen insanlara ne oldu, akıbeti ne durumda? Çıkıp başta kayıp yakınları olmak üzere kamuoyuna doyurucu, ikna edici açıklamalar yapın, kayıpları bulun.”

CEZAEVLERİ: İHLALLER VE HASTA TUTSAKLAR

Cezaevlerindeki hak ihlalleri ve işkence artarak sistematik biçimde devam ediyor ve artık yaygınlaşarak gizlenemez bir boyut kazanmış bulunuyor. Cezaevlerindeki hasta tutsakların tedavi edilmemesi, tedavi süreçlerinde ise kelepçe dayatılması, çıplak arama, gazete, dergi ve kitap kısıtlaması, koğuşlara yapılan baskınlar, kadınların erkek gardiyanlar tarafından aranması, banyolara dahi kamera yerleştirilmesi, darp, tehdit ve hakaret şeklinde süren işkence yöntemleri sık sık gündeme geliyor.
İki örnekle yetinelim; Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi Eğitim Kurulu Başkanlığı, çok sayıda kitap ve gazetenin tutuklulara verilmesini yasaklamış. Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nde hücrelerde keyfi biçimde arama yapılıyor ve aramalara özel harekât polislerini de katılıyormuş. 

CİZRESPOR’A IRKÇILIK

3’üncü Lig 2’nci Grup’ta mücadele eden Cizrespor Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve Merkez Hakem Kurulu’na (MHK) karşı güçlerinin yetmediğini belirterek, kendi sahalarında yapılan adaletsizlik, deplasmanlarda görmüş oldukları ırkçılık nedeniyle ligden çekildiğini duyurdu. Bu durum Türkiye spor tarihine geçecek kara bir leke olarak geçecek utanç verici bir gelişmedir.
Özellikle AKP-MHP iktidarı döneminde futbol evrensel barışa hizmet eden bir köprü özelliğini yitirerek, iktidarın ideolojik saldırı aygıtına ve hegemonya aracına dönüştürüldü.

REMZİYE YAŞAR’IN REHİNELİĞİ

15 Ekim 2019 tarihinde yapılan ev baskını ile gözaltına alınan ve 17 Ekim’de Yüksekova Belediye eşbaşkanımız Remziye Yaşar Hakkari 1’inci Ağrı Ceza Mahkemesi’nce adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildi. Ancak, savcılığın karara itirazı üzerine gece yarısı apar topar toplanan 2’nci Ağrı Ceza Mahkemesi heyeti, Yaşar’ın tahliye kararını reddetti. Bu karar, Türkiye’de yargı sisteminin nasıl işlediğini, ısmarlama kararlar verildiğini, kararların hukuksal dayanaktan yoksun siyasi kararlar olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş bulunuyor.

GEZİ DAVASI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi davası savcılık mütalaasında, tutuklu iş insanı Osman Kavala, mimar Mücella Yapıcı ve Yiğit Aksakoğlu hakkında ağırlaştırılmış müebbet talep etmiş. Savcının mütalaası Türkiye’deki hukuksuzluğun geldiği ve içine sürüklendiği vahim noktayı bir kez daha gözler önüne seriyor. Davayı Fetullahçı savcılar açmıştı, şimdi hiçbir şey olmamış gibi dava devam ediyor.
Herkesi 18 Şubat’taki Gezi Davası’nın 6’ncı duruşmasına davet ediyoruz.”

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here