Mêrdîn: Özgürleşemeyen politikleşemez ve ahlaki düşünemez

0
282

ANF’ye bir röportaj veren Rewşen Mêrdîn, demokratik konfederalizm, ahlaki politik toplumun önemli, kadının bu konudaki öncülüğü konularında değerlendirmelerde bulundu.

ÖZGÜRLEŞEMEYEN POLİTİKLEŞEMEZ VE AHLAKİ DÜŞÜNEMEZ

Özgürlük hareketi olarak ahlak ve politikaya nasıl bir anlam yüklüyorsunuz?

Önderliğin ahlaki ve politik toplumun nasıl yaratıldığına ve kapitalist modernitenin toplumların içeriğini nasıl boşalttığına dair birçok belirlemesi var. Evren ve doğa milyarlarca yılda oluştu. Ahlaka günümüzde farklı bir anlam yüklenmektedir. Doğal toplumda ahlak, kelime olarak toplumun kendi varlığını sürdürebilmesi ve ayakta durabilmesi için toplum içerisinde oluşan kurallar bütünüdür. Toplumların kendi kararlarıyla yaşamlarını sürdürebilmesi için bu gerekliydi. Ortak akılla, toplumun vicdanıyla toplumun doğal kuralları geliştirildi. Ahlak ve politikayı doğal toplumda birbirinden ayrı ele alamayız. Yunan toplumlarında politika kelimesi, şehrin günlük olarak kendisini yönetebilmesi olarak ele alınıyor. Toplumların ihtiyaçlarını karşılamada yürütebilme gücü önemlidir. Ahlak ve politika birbirleriyle iç içedir. Eğer bir toplum özgür değilse kendi toplumu hakkında bir karara gidebilmesi ve bunu düşünebilmesi mümkün değildir. Özgürleşemeyen politikleşemez ve ahlaki düşünemez. Çünkü kendi toplumunu yürütebilme iradesini oluşturamadığı için dış güçler o toplumu yürütürler.

AHLAKİ POLİTİK TOPLUMUN ÖNCÜSÜ KADINDIR

Doğal toplum on binlerce yıl kadın öncülüğünde örgütlendirildi ve yürütüldü. Bir toplumda ortak bir şekilde yaşamını sürdürebilmen için ortak ve kolektif bir yaşamı esas almalıdırlar.  Dışa karşı kendini koruma açısından kanunlar oluşturuldu. Doğal toplum uzun yıllar kendini süreklileştirdi. Sınıfların çıkışıyla doğal toplumun etkileri zayıflatılmaya çalışıldı. İlk saldırı kadına karşı geliştirildi. Ahlaki politik toplumun öncüsü kadındır. Askeri şef, rahip ve şaman üçlüsü kadına karşı sistematik olarak kadının yaratımlarını elinden aldılar. Bugüne kadar doğal toplum ne kadar zayıf da olsa kendisini günümüze kadar getirmeyi başardı. Bu açıdan her birimiz kendimizi sorgulamalıyız. Toplumların iradesi tanınmıyor, iktidar toplumların tüm yaratımlarına el koyuyor. Ulus devlet dönemine geldiğimizde toplumlar kendilerini aşiretler, kabileler olarak yürütmektedirler. Devletin olduğu bir dönemde kendi kendilerini yönetmektedirler. Günümüzde toplumlarda şöyle bir algı oluşturulmaktadır. Devlet olmazsa toplumlar kendi kendilerini yürütemezler. Yüzyıllardır devlet olmadan toplumlar kendi yaşamlarını örgütleyebildiler.

Ulus devlet nasıl bir yöntemle halklar üzerinde sistemini oluşturmak istiyor?

Ahlak yerine hukuk sistemini, politika yerine devlet işleyişini oluşturmaktadır. Toplumları yürütebilmek açısından ahlakın yerine hukuk sistemini geçirerek halkların iradesini eline geçirmektedir. Doğal toplumun iradesi olan ahlak ve politikayı donduruyor. Toplumların kendi dili, kültürü, kimliği çerçevesinde yaşamalarına izin vermiyor. Hukuk herkes açısından aynı değildir. Hukuk devletin elinde bir koz olarak duruyor.

DEVLETİN OLDUĞU YERDE ÖZGÜRLÜK OLMAZ

Devletler kendi sistemlerini oluşturabilmesi açısından kendilerine göre hukuk sistemleri oluşturmaktadırlar. Bu oluşturulan sistem toplumların çıkarlarına göre ayarlanmıyor. Devletler kendilerini meşru kılabilmeleri için hukuk sistemini oluşturuyorlar. Devlet az bir zümrenin yönetim şekli oluyor. Devlet toplumları iradesiz ve ahlaki politik toplum özelliklerinden uzaklaştırarak kendi sistemini oluşturuyor. Politika toplumların kendi kendilerini özgür bir şekilde yürütebilmesidir. Devlet politikayı toplumların elinden alabilmek için çok farklı siyasi yöntemlere başvurmaktadır. Devletin olduğu yerde özgürlük olmaz. Devletin olduğu yerlerde ahlak ve politika yoktur.

Önder Apo ‘bir toplum kendi ahlak ve politikasını bürokrasi ve hukuka teslim ettiyse o toplum felç olmuş bir toplumdur’ diyor.

AHLAKİ POLİTİK TOPLUM TOPLUMUN GÜCÜDÜR

Eğer bir toplum kendisini bürokrasi ve hukuka teslim ettiyse kendisini iradesiz ve kimliksiz bırakmışsa yok oluşa doğru gitmektedir. Kürt toplumunda da devletin hukukuna karşı bir inanış karşısında insan şok oluyor. Bu bilmemeden ya da cahillikten geliyor. Uzun yıllar Kürt toplumu devlet kurumlarını birini bile esas almamıştır. Bugün de birçok alanda devlet iradesi kabul edilmemektedir. Devletin gerçekliğini tanıyor ve anlıyor. Devletin yönelimlerine asimile etmesi ve gerçekliğinden uzaklaştırılmasına karşı toplumlar, çözümü kendileri geliştirmeliler. Halkları iradesizleştiren hukuka karşı durmak gerekmektedir. Halkların varlığını inkâr ediyor ve sorunlarına çözüm üretemiyor. Her insan evinde mahallesinde istediği gibi hareket edemiyor. Birçok insan kendi yaşamına son veriyor, neden? Bunu yapan, ulus devlettir. Devletin oluşturduğu yönetim sisteminde toplumlar kendilerini irade olarak görmüyor. Toplumların kendilerini örgütlemesi gerekiyor. Buna öncülük edecek güç kadınlardır. Ahlaki ve politik toplumda kadın öncülük yaptı. Önderlik, demokratik, ekolojik, cins özgürlükçü toplum paradigmasını ele aldı. Buna göre kadınları ve toplumları eğitmeliyiz. Devlet toplumları kendi sistemini daha güçlü kılabilmek için eğitiyor. Kendi sistemini güçlendirmek için kendine göre bir toplum yaratmak istiyor. Bize düşen görev toplumları tarih, kültür ve dil anlamında eğitmeliyiz. Düşman gerçekliğini toplumlara tanıtmak zorundayız.

Ahlaki ve politik toplumun olduğu yerde devlet yoktur. Bu yüzden devlet toplumdan korktuğu için saldırı gerçekleştiriyor diyebilir miyiz?

Önderlik savaşların durması için dönem dönem ateşkesler ilan etti. Önderliğin geliştirdiği demokratik, ekolojik, cins özgürlükçü toplum paradigması halklar tarafından kabul görüldü. Toplumlar buna göre kendilerini eğittiler. Sadece Kürt toplumu değil tüm toplumlar bu paradigmaya göre kendilerini yapılandırmaya çalıştı. Tabii ki Kürt toplumu yüzyıllardır baskı, sömürü ve soykırımla yüz yüze kaldığı için daha fazla sahiplendi. Bu bilinçle kendisini örgütlemesi gerektiğini gördü. Kurdistan’da devlet kurumları işlevsizleşti. Devletin rolü ve misyonu bu alanlarda kalmadı. Toplum kendi sorunlarını kendi kendine çözümledi, devletin mahkemelerine gitmediler. Ekonomik ihtiyaçlar temelinde kendi kurumlarını oluşturarak kendi sorunlarına çözüm ürettiler. Devlet kendi savunma sistemini oluşturdu, toplumları savunmasız bıraktı. Oysaki doğal toplumun en temel özelliği, dış güçlerin saldırılarına karşı öz savunma güçlerinin oluşturulmasıydı. Günümüzde sadece askeri saldırılar değil kültürel saldırılar gerçekleştirmektedir. Özel savaş toplumlara sistematik olarak işkence uygulamaktadır. Toplumların kimliği, iradesi, tarihi kültürü yok edilmek isteniyor. Ahlaki politik toplumun geliştiği yerde iktidar, sömürü, talan yoktur. Toplumlar kendi kendilerini yönetir hale gelmişlerdir.

Önder Apo ‘bir sistem oluşturmak için diğer bir sistemin kendisini yok etmesi gerekmiyor’ diyor. Toplumlar kendi sistemlerini geliştirdikçe diğer kesimlerin etkisi azalmaktadır.

Devletin olduğu yerde de demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma çerçevesinde sistemimizi örgütleyebiliriz. Devlet günümüzde baskı uyguluyor. Devleti etkisiz hale getirebiliriz.

Kürt halkına karşı saldırılar hala devam etmektedir. Buna dayanarak Kürt toplumu ahlaki ve politik toplum özelliklerini taşıyor diyebilir miyiz?

Kürt toplumu yıllardır özünü koruyarak bugünlere gelmiştir. Bu kök Kürtleri bugünlere getirdi. Eğer Ahlaki politik toplum özellikleri korunmamış olsaydı, bugün ne Kürt ne de Kurdistan kelimeleri olmayabilirdi. Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri inkâr üzerinden kuruldu. Türk devleti Kürt toplumunu asimilasyondan geçirerek her türlü yöntemi Kürt halkına karşı uyguladı. Bugün Türk devleti varlık yokluk mücadelesini Kürt halkının soykırımı üzerinde yürütmektedir. Bu saldırılar karşısında Kürt halkının duruşu çok onurlu bir duruştur. Saldırılar karşısında sergilediği güçlü duruşu ahlaki ve politik toplum kültüründen almaktadır. Kurdistan’da birçok köyde halk kendi kendisini yürütmekte ve yönetmektedir. Devlet kurumlarını esas almıyorlar.

Kürt toplumu ahlak ve namus kavramlarını çok fazla karıştırıyor. Bu bağlamda Kurdistan’da kadın katledilmeleri fazlalaştı. Bu saldırılar devlet eliyle gerçekleştiriliyor. Bunları tam olarak bilince çıkaramama da eleştiri konusu değil midir?

Doğal toplumun kökleri toplumlar üzerinde etkilidir. Fakat devletin geliştirmiş olduğu asimilasyon da çok güçlüdür. Yurtsever olan, dilini kültürünü seven, toprağına bağlı olan kesim var, bir de yurtseverlikten uzaklaşmış devlet bürokrasisine teslim olan kesimler var. Kendi tarihi ve kültürüne karşıtlık yapıyorlar. Bu kesimler namusu kadın olarak görmekteler. Ülkemiz saldırı altında. Dindarlar da ‘eğer topraklarınız saldırı altındaysa namaz dahi kılsanız namazınız kabul edilmez’ diyorlar. Bugün Kurdistan’da sömürülmemiş bir adım toprağımız bile kalmamış, kültürümüz asimile edilmek istenmektedir. Toplumlara el uzatıyor, özellikle kadınlara şiddet, tecavüz, taciz uyguluyor. Doğaya karşı saldırı içerisindedir. Genel olarak toplumun tüm değerlerine karşı bir saldırı söz konusudur. Bu saldırılara karşı zihniyet anlamında yaşadığımız geriliklere karşı mücadele etmemiz gerekmektedir. Birincisi, toprağımıza sahip çıkmamız gerekiyor. İkinci olarak da toplum içerisinde kendi sistemimizi ve örgütlülüğümüzü oluşturursak hiçbir saldırı bizi boşa çıkaramaz. Devlet eliyle kadına karşı gerçekleştirilebilecek saldırıların öncesinden tedbirleri alınmak zorundadır. Kadının da kendisini örgütlü hale getirebilmesi gerekiyor. Genel örgütlenmelerimiz var fakat bu kadın sorunlarına tam olarak cevap olamamaktadır. Bunun için kadınların kendilerini her alanda örgütlemesi gerekiyor.

Topluma karşı gerçekleştirilen birçok saldırı var. Fuhuş, uyuşturucu özel savaş ayağı olarak Kürt toplumu içerisinde kendisine yer bulabiliyor.  İradesini devlete ve hukuka teslim etme oluyor.

Toplum içerisinde yaşanan saldırılara karşı mücadele gerekiyor. Devlet tüm gücünü Kürt toplumunun dağıtılması için bir araya getiriyor. Biz de bu yönelimlere karşı topyekûn mücadele ederek cevap vermek zorundayız. Birçok yerde eroin satan kişileri devlet korumaktadır. Bundan anlaşılıyor ki esas eroin işini yapan devletin kendisidir. Böylelikle toplumları zehirlemektedir. Yürürlükte olan yazılı hukuk Kürtlerin teslim alınması, iradesizleştirilmesi için hazırlanan bir hukuktur. Devletten umut beklemek katilinden umut beklemektir. Kürt toplumu olarak bunları iyi bilmeli ve çözümleyebilmeliyiz. Kürt toplumu kendi toplumsal sözleşmesini oluşturmalıdır. Biz de toplum olarak yüz yıllardır devletsiz bir şekilde yaşamımızı örgütleyebildik. Devlet kadın şahsında tüm toplumu yıkmak ve teslim almak istiyor. Bizim görevimiz kendini örgütleme, kendini koruma vb. devleti bu kadar gözümüzde büyütmemiz gerekiyor. Günümüzde her şey devlet için deniyor bu yanlıştır.  Doğru olan her şey toplum için olmalıdır.

Kuzey Kurdistan’da ve Rojava’da deprem oldu; bir kere daha açığa çıktı ki devlet halkın yardımına gitmedi, halk birbirine yardım etti. Rojhilat’ta namus adı altında bir kadın katledildi. Jîna Emînî’ye sahip çıkan toplumun kendisiydi.  Bir kez daha açığa çıktı ki, halklar ahlaki politik toplum çatısı altında birlikte yaşayabiliyorlar.

ÖZGÜRLÜK SORUMLULUKTUR

Yaşanan depremde halkın çoğu devlete çağrı yapıyordu, devlet nerede diye. Deprem olan yerde bulunan birçok kesim Alevi ve Kürtlerdi. Diğer bir alan da Hatay’dı. Orası da Araplardan oluşuyor. Devlet 4-5 gün sonra deprem alanına gitti fakat hiçbir teknik malzeme kendisiyle götürmemişlerdi. Deprem bölgesindeki halk devletin gerçeğini net bir şekilde gördü. Devlet halka sahip çıkmadı. Sadece Kürtler değil devrimci demokrat tüm güçler de devletin gerçek yüzünü gördü. Özgürlük de sorumluluktur, ahlakı ve vicdanı geliştiriyor. Burada açığa çıktı ki, devlet toplum için değildir, toplumun ihtiyaçları için değildir. Devlet, toplumların öldürülmesi ve yok edilmesi üzerinden kendisini güçlendiriyor. Bizi eleştiriyorlar, PKK neden devlet istemiyor diye. Önderlik bunu gördü. Devlet, toplumlar üzerinde baskı ve sömürü geliştiriyor.

Binlerce yıldır devlet halklara ne verdi?

Devlet küçük bir zümre için çalışıyor ve tüm toplumları da köleleştiriyor. Türk devletinin binlerce askeri ölüyor. Her şey devlet için diyor. Devlet o insanın ölmesine izin vermemelidir. Devlet toplumların savunması, özgür yaşaması için vardır. Ama devlet öldürüyor. Buna karşı halkların birliğini oluşturmalıyız.  

KJK’de demokratik ekolojik sistemi nasıl oluşturuyorsunuz?

KJK olarak konfederal bir sistem oluşturmak istiyoruz. Rojava Devrimi gerçekleşti. Meclis, komün örgütlenmeleri geliştirildi. Her mahalle, her köy kendi kendisini yönetiyor. Bu oluşum içerinde her kesimden, her ırktan, her dinden insanlar yer alıyor. Rojava’da Araplar, Kürt toplumu üzerinde çok ciddi bir asimilasyonu gerçekleştirdi. Rojava Devrimi içerisinde Araplar ve Kürtler dostça birlikte yaşamlarını sürdürüyorlar. Kadınlar da bu sistemin öncü güçleridir. Birçok kadın, “biz bu sistemi çok geç tanıdık, neden bize daha önce tanıtmadınız” diye bizi eleştiriyorlar. Halkların kardeşliğini, özgürlüğü, demokrasiyi geliştiren bir sistemdir. Yüzyıllarca devlet denetiminde baskı ve zülüm altında yaşamlarını sürdürmüşler. Bu sömürü ve baskı tüm toplumlar üzerinde yürütüldü. Rojava Devrimini kadın devrimi olarak adlandırıyoruz. Kadınlar tüm alanlarda öncü düzeyde yer almaktadır. Analarımız köylerde yaşanan sorunları çözebiliyorlar. Çocuklar ve gençler, kadınlar eğitim görüyor. Herkes tüm sorunlarını komünlerde, meclislerde çözümlüyor. Konfederal bir sistemdir. Bu sistem tüm dünyada umut oluşturuyor. Savunma sistemi de oluşturuldu. Kadınlar da savunma sistemi içerisinde yer alıyor. Kadınlar ahlaki politik toplumun öncülüğünü yapmaktadır. Ulus devletin zayıflattığı ahlaki politik toplum, Rojava Devrimiyle açığa çıktı ve temsilini buldu.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here