Önder Apo liderliğine sosyolojik bir bakış – Rohat BARAN

0
731

Önder Apo’nun doğum günü olan 4 Nisan kutlanıyor. Normal koşullarda 4 Nisan’da Kürtler ve demokrasi güçleri Amara’ya yürür, o topraklarda ve önderliğin doğdu evde doğum gününü kutlarlardı. Ancak bu yıl koronavirüs nedeniyle insanlar bir araya gelip Amara’ya yürüyemedi; dolayısıyla kutlamalar lokal gerçekleşti. Kimi evinde bir saksıda çiçek ekerek, kimi bahçesinde ya da daha genişçe bir alanda ağaçlar dikerek kendisi için günün anlam ve önemini ortaya koydu. Tabii hiç imkan bulamayanları da var, onlar da dünyanın çok kirlendiği günümüzde yüreğini ve beynini sağlam ve temiz tutarak, Önderlikle, onun düşünce ve yaşam felsefesiyle her şey çok güzel olacak temenni ve inancını tazeleyerek bu kutlamalara katıldı.

Önder Apo çok da önemli görmemesine rağmen neden Önderliğin doğum günü kadınlar ve gençler başta olmak üzere tüm toplum tarafından bu düzeyde görkemli kutlanır hale geldi konusu irdelenmeyi gerektirmektedir. Aslında cevabı herkes tarafından, biliniyor ve dillendiriliyor. Çünkü bu doğuş kendisiyle birlikte ideolojik, teorik, felsefi birçok doğuşun oluşum sürecini de getirmiştir de ondan! Önderliksel bir doğuş gerçekleşmiş bu durum giderek kızgın ateşte ısıtılmış ve tavında dövülmüş demirin suya konması ve çelikleşmesi gibi bir kişilik ortaya çıkarmıştır. Bu kişilik de kendisiyle birlikte insanlığın kök hücresi olan Kürtleri var etmiş ve toplumcu değerler için mücadele verir hale getirmiştir. Tabii ki sadece Kürtler için değil, Ortadoğu halkları ve tüm insanlık için sorunların kaynağının ve çözüm yolların neler olduğunu tarihsel bütünlüğü içinde ortaya koymuştur. Tarihe yeni bir anlam ve yorum kazandırmış, tarihin düz ilerlemeci bir mantıkla ele alınamayacağı anlayışını geliştirmiştir. Tarih ilkel komünal, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist aşamaları yaşamak zorunda değildir. Kapitalizm yaşanmadan da sosyalist topluma geçilebilir.

Toplumlar yaşamlarının yüzde 98’ini doğayla bütünlük halinde, devletsiz ve demokratik değerlerle geçirmiştir. Beş bin yıl önce ortaya çıkan devletçi uygarlıkla bu nehrin ikiye ayrıldığını, bunlardan birinin Devletçi uygarlık, diğerinin ise demokratik komünal değerler biçiminde aktığını ortaya koymuştur. Yani demokratik toplumcu değerlerin ve bunlar için mücadelenin her zaman var olduğunu ve bir köklerinin bulunduğunu, bu köklerin insanlık için esas olduğunu, toplum için sapma olanın devletçi uygarlık olduğunu ortaya koyarak sosyalist düşünce ve yaşama yeni değerler kazandırmıştır.

Yeni yaşamı ortaya çıkarmanın yolunu da döşemiştir; kadın özgürlükçü, ekolojik, demokratik toplum paradigması! Buna insanın insanla, insanın doğayla ve her şeyle sağlıklı ve demokratik ölçüler temelinde ilişki sistematiğinin nasıl olması gerektiğini ortaya koyan yöntem, ütopya da diyebiliriz. Ahlaki ve politik toplum, eko-ekolojik toplum, demokratik modernite sistemi! Özünde hepsi de kadın, gençlik, emekçiler, ekoloji ve diğer tüm sorunların çözüm yollarını içermektedir. İşte bundan dolayı herkes bu doğuşu kendisininki olarak görmektedir.

Bu önderliksel doğuşu sosyolojik olarak da ele almak önemli olacaktır. Sosyolog Max Weber liderlik konuları üzerinde oldukça araştırma yapmış ve kafa yormuş. Weber, “otorite” olgusu konusunda ulaştığı sonuçları üç başlıkta toplamaktadır. Birinci tip otoritelerin -Önderliksel doğuş dediğimiz- ancak babadan oğula geçmeyle mümkün olabileceğini söylemektedir. Yani ancak monarşik sistemlerin ya da aristokratik kesimlerin hakim olduğu durumlarda görülen bir tip olmaktadır. Padişahın oğlunun padişah olması, diktatörün oğlunun yeni yönetim olması gibi!

Kürtler, Med konfederasyonunu dışında tutulursa tarih boyu öyle devlete bulaşmış bir toplum olmamıştır. Bunun eksikliğini halen yaşayanlar bulunsa da Kürtlerin demokratik yapısını koruma anlamında olumlu bir özellik olmuştur. Ancak Kürtlerin içinde de beylikler, ağalıklar ve başka makamlar var olmuştur ve sadece bunlar babadan oğula geçen özellikler taşımıştır. Yani monarşinin hakim olduğu bir düzen neredeyse hiç olmamış, ama bu özellikler taşıyan yerel merkezi odaklar olmuştur. Özellikle Türk devleti Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı, Kürtleri de Türkleştirilmesi gereken toplum olarak gören politikalar izledikten sonra ağalık, şeyhlik, beylik gibi olgulara farklı roller de oynatmıştır. Nitekim 1960 ve 70’li yıllara bakılırsa -Sait Kırmızıtoprağı dışında tutuyorum- Kürtlük adına bir şeyler yapacağını iddia edenlerin çoğunun da bu karakterde olduğu görülür. Zaten bu ailesel, aşiretsel çıkarlar ve yönetimin babadan oğula geçmenin kaynak alındığı yer olan Başûr’da bu özellikler halen bir şekilde devam etmektedir.

Önder Apo’nun öncülüğünde gelişen PKK’nin oluştuğu süreçte yer alan kadrolara bakalım: Önder Apo: Urfa Halfeti’de doğmuş, Üveyş ve Ömer ailesinin köy yaşamında geçimini zorla sağlayan yoksul bir aileden geliyor, ama okumuş ve aydın bir kişilik. Haki Karer, Kemal Pir, Mazlum Doğan, M. Hayri Durmuş, Sakine Cansız, Ali Haydar Kaytan, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Rıza Altun vd de öyle! Her biri bir yerden olsa da ortak özellikleri yoksul bir aileden gelmeleri ve aydın insanlar olmalarıdır. Dolayısıyla Weber’in lider doğulan karakter dediği kategoride kast ettiği özellikler PKK ve Önder Apo gerçeğiyle uyuşmamaktadır. Çünkü Önderlik gerçekliğinde Weber’in belirttiği, verilmiş toplumsal rol anlamında bir statü ya da liderlik ortada bulunmamaktaydı.

Weber ikinci kategorideki otoriteleri de yasalara dayanan otorite olarak tanımlamaktadır. Yani yasaların ve devlet gücünün baskı, zor ve şiddetini arkasına alarak oluşturulmuş otorite! Ya da farklı bir mekanizmada yasaların normatif gücüyle dediğini yaptıran odak olmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın kendisini şu anda Türkiye’nin hakimi görmesi ve istediği her şeyi sözde yasalarla yaptırması buna örnek olarak verilebilir. Biliniyor, hiçbir yasa Önder Apo’yu Önder yapmadı. Hatta verili tüm yasalar, kanunlar, hukuk Önderliğe saldırdı, onu esaret altına aldı ve 21 yıldır mutlak tecrit ortamında tutuyor. Önderliğin düşüncelerine katılanlar da onunla yürüyenler de yasalarla değil, yoldaşlık anlayışıyla hareket etti. O düşünce gücüyle fedailik ve militanlık çizgisinde yürüdü. Dolayısıyla belirtilen bu özellik de Önderlik için geçerli olmamaktadır.

Weber belirttiği üçüncü tip otoriteye ise karizmatik liderlik demektedir. Bu önderlere örnek olarak devrimlere öncülük etmiş kişilikleri vermektedir. Ancak bu liderliği karalamak için karizmatik liderliklerin faşizmi getireceğini de eklemektedir. Kuşkusuz Weber’in belirttiği karizmatik liderlik özelliklerinin toplumları büyük bir kaosa da sürükleyebilirler belirlemesi dışındaki özelliklerin çoğunluğu devrim önderlerinin çoğunda bulunmaktadır. Ancak Önder Apo’da var olan bunun da ötesidir. Yani geleneksel yapıda olmayan, ama önderliksel bir doğuş gerçekleştirmiştir. İçinde bulunduğu koşullar bu karakterini ve özelliğini pekiştirmiş ve daha da güçlendirmiştir. Oluşturduğu Bu doğuşu ve otoriteyi hiçbir yasaya değil de tamamen ideolojik ve felsefi düşünce ve yeni yaşamı yaratma gücüne dayandırmıştır. Ama bütün bunları da karizmatik liderliğiyle gerçekleştirmektedir. Yani aslında toplumlar Önder Apo’yu ve doğuşunu Weber’in ifade etmediği dördüncü bir özellik olarak görmekte ve öyle yaklaşmaktadırlar.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here