‘Önder Apo üzerinden ömürlerini uzatmak istiyorlar ama nafile; yıkılacaklar!’

0
201

Medya Haber’de yayınlanan özel bir programda konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, İmralı tecridini konuştuğu, evrensel ve ulusal yasaları hatırlattığı, ‘suç işlemeyin’ dediği için tutuklanan gazeteci Merdan Yanardağ gibi birkaç sol, sosyalist, aydın, demokrat, sanatçının da dillendirmesi halinde rejimin İmralı sistemini yok etmek zorunda kalacağını söyledi. Kalkan, “Korkudan tutukladı. Bir iki kişi daha söylerse İmralı sistemini yok etmek zorunda kalacaklar. Sürdüremezler. Daha fazla ondan korkulduğu için bu kadar alelacele boğmaya çalıştılar, sesini kesmeye çalıştılar Merdan Yanardağ’ın. Demek ki çok zayıflar. Güçlü olsalar böyle yapmazlar. Zayıf oldukları için Önder Apo üzerinde baskı uyguluyorlar. Her sıkıştıklarında, başarısız kaldıklarında bununla kendi ömürlerini uzatmak istiyorlar ama nafile; yıkılacaklar!” dedi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Kalkan, tecridi kırmak, faşizmi ve soykırım sistemini yıkmak için mücadelenin daha planlı ve örgütlü kılınmasına ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın, İsveç’in NATO’ya girişi karşılığında Kürt pazarlığı yaptığına işaret eden Kalkan, “Lozan sürecinde 100 önce pazarlık konusu Musul, Kerkük’tü; şimdi İsveç’in NATO’ya üye olması durumu…  Bütün NATO’ya şunu kabul ettirmek istiyor: Lozan’ı güncelleyeceğiz, Kürt soykırımını herkes kabul edecek, NATO bana arka çıkacak, yani Kürt soykırımının destek gücü olacak. Dayatılan bu!  Böyle olursa ilk Kürt soykırımının hukuki temellerini, siyasi gücünü oluşturan Lozan Anlaşması, kendi işlevini NATO’ya devredecek. NATO, Kürt’ü inkar ve imhanın sistemi haline gelecek. NATO’ya dayanarak ikinci yüzyılda da Kürt katliamını soykırımını yürüterek tamamlayacaklar. Bu tehlikeli bir durum. NATO toplantısı olacak. Biz inanıyoruz, öyle sadece İsveç’te değil NATO’da sağduyu hakim olacak. Bu dayatmayı kabul etmeyecekler” değerlendirmesinde bulundu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’ın değerlendirmeleri şöyle:

Öncelikle İmralı direnişinin mimarı Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Tecrit 28 aydır sürüyor. Tecrit de değil; bilgi yok. İmralı sisteminin kendisi bir tecrit sistemi, izolasyon sistemi, bir soykırım sistemi. Kürt sorunundan kaynaklanıyor, Kürt soykırımının en temel kurumu oluyor, deniyor. Bunlar doğru değerlendirmeler. 28 aydır bilgi yok, mutlak iletişimsizlik var. Sanki normal ilişkileri var da herhangi bir iş yapamıyor, bilmem siyaset yapamıyor gibi değil. Hiçbir hukuk kuralı uygulanmıyor, aile ve avukat görüşü olmuyor. Mutlak iletişimsizlik hali var. Bu 28 ayı buldu, sürdürülüyor. Sabri arkadaş belirtti; bu böyle gitmez. Gitmez tabii. Bunu bu biçimde götürürüz, böyle kabul ettiririz; PKK’ye de gerillaya da, Kürt halkına da kabul ettiririz, kanıksatırız Kürt kadınlarına, gençlerine deniliyor, öyle umut ediliyor ve hesap ediliyorsa büyük bir yanılgıdır.

MÜCADELEYİ DAHA PLANLI, ÖRGÜTLÜ KILMAYA İHTİYAÇ VAR

Çağrılar oldu eylemler için; biz katılıyoruz o çağrılara. İmralı tecridini kırmak için ayağa kalkmak lazım, ayakta olmak lazım. Normal bir yaşamda olmamak gerekli. Normalin ötesinde bir yaşam, mücadele halinde olmak lazım. Mücadeleyi tabii ki içte, dışta, siyasi, hukuki her boyutta yürütmemiz gerekli. Önceki programlarda da belirttik biz; mücadele duvarları parçalar, tecridi kırar, soykırım sistemini yıkar, faşizmi yıkar. Yani faşist soykırımcı zihniyet ve siyaseti yıkar, özgürlüğü, demokrasiyi sağlar. Buna inanmak lazım. Bu temelde de daha etkili mücadele geliştirmek gerekli. Mücadeleyi daha planlı, örgütlü kılmaya ihtiyaç var.

Fakat şunları da bilmek gerekli. Merdan Yanardağ bazı gerçekleri tümüyle hızlı bir biçimde ifade etti. Önemliydi, biz onu önemsiyoruz. İmralı’da tecrit var. Var ve yani o sistem hukuki bir sistem değil. Avrupa hukuku, TC hukuku bile işlemiyor.

Orada hukuk işlese Önder Apo’nun özgür olması lazım. Fiziki olarak da bu doğru bir tespittir. Doğru bir değerlendirmeyi iki yıldır hatta daha öncesinden beri de söylüyoruz biz. Avrupa sisteminde de öyledir. 25’inci yılını doldurdu. 15’inci yıldan itibaren bu vardı. 10 yıldır geçerli olan bir durum bu. Hukuki açıdan bu yıl son noktasıdır. O bunu biliyor, ifade ettiği o. Bu gerçekleri biz de ifade ettik. Hukukçuları göreve çağırdık. Hiç dikkate alınmadı diyemeyiz ama çok fazla yankısı da olmadı, sonucu olmadı, kısmi oldu. Halbuki daha fazla olmalı. Bir aydın olarak Merdan Yanardağ, bu gerçeği ifade etti. Ne dedi? Aslında bunu herkes görüyordu Türkiye’de. AKP’lisi de görüyor, MHP’lisi de görüyor, CHP’lisi de görüyor. Sol sosyalist olanları da, Kürt’ü de görüyor. En çok da AKP ile MHP’liler görüyorlar. Çünkü onlar bu sistemi yürütüyorlar. Ama görmezden geliyorlar. Bilinçli olarak bunu yürütüyorlar ve böyle bir sistemi sürdürmek istiyorlar. Merdan Yanardağ, işte böyle bir noktada “kral çıplak” dedi, “anne bak kral çıplak!” dedi. Sonrasında kıyamet koptu. Öyle bir durum oldu ki, böyle hemen ertesi gün suçsuzu sorgusuz, yargısız hapse koydular; sen nasıl böyle söylersin diye. Vay PKK yandaşı, vay bilmem ne! Bir hain olarak gösterdiler adeta.

HUKUK ÇEVRELERİ İMRALI SİSTEMİNİ DİDİK DİDİK ETMELİ

Korkutmaya çalışıyorlar herkesi. Bu çok iyi anlaşılıyor, öyle anlaşılmaz bir durum değil. Sindirmek, korkutmak istiyorlar. Öyle bir durum yaratılmak isteniyor ki, Önder Apo’ya ilişkin her türlü söylemi, resmi kriminalize etmek, suç unsuru haline getirmek istiyorlar. Böylece hepsini suçlu hale getirmek istiyorlar ki, bu faşist soykırımcı katliam saldırılarını sürdürebilsinler. İşin gerçeği bu. Yoksa herhangi bir hukuki dayanakları yok.

Hukuk çevreleri İmralı sistemini didik didik etmelidirler. Yurt dışında etmelidirler, ülke içinde etmelidirler. Avrupa hukukuna göre İmralı sistemi ne ifade ediyor? TC hukukuna göre neyi ifade ediyor? Demokratik hukuka göre ne ifade ediyor? Ahlaka göre, toplumsal ahlaka göre ne ifade ediyor? Bunlar değerlendirilmeli. Hepsinin çok önemli değerlendirme ve çözümleme konusu yapılması lazım. O zaman gerçekler daha iyi görülür. Böyle işte bir kişi “hukuk işlemiyor” deyince hemen ikinci gün böyle zindana konmaz. İş bu noktaya geldi.

Şunları söylemek isterim aslında; Türkiye’de ben solum sosyalistim, aydınım, demokratım, sanatçıyım diyen herkes bunu söyleyebilmeli. Demokratik siyaset bunu en ileri düzeyde ifade edebilmeli. Çünkü demokrasinin bir gereği bu. Türkiye demokratikleşmesinin ölçütü İmralı’daki işleyiştir. Çünkü İmralı bir yönetim oldu. 1987’de OHAL ilan ettiler. Kurdistan’da bir OHAL rejimi kurdular. Türkiye OHAL rejimiyle ilan edilir hale geldi. 10 yıl öyle götürdüler. Ondan sonra da İmralı sistemini kurdular. Bu sefer de İmralı üzerinden bütün Türkiye’yi tam bir faşist, sömürgeci, soykırımcı diktatörlük olarak yönetiyorlar. Bakın, her şeye yansıyor. Zindanların durumu nedir? Dışarıdaki insanların durumu nedir? Dış ilişkiler nedir? Yani TC devletinin ve Türkiye toplumunun bütün imkanları İmralı temelinde yürütülen soykırım için pazarlanıyor, yönlendiriliyor. Durum bu noktaya geldi.

Bu bakımdan ben şunları söyleyebilirim. Aslında yakın dönemde bir seçimden geçtik. Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu, Merdan Yanardağ’ın söylediklerini söyleyebilseydi, ben inanıyorum şimdi cumhurbaşkanıydı. Olmasa bile alternatif bir şey söyleyen, politika üreten, yani Türkiye’ye yeni bir yön verebilen bir liderdi. Ama ne kazanabildi, ne şimdi öyle bir konumu kaldı. Millet İttifakı için de bu geçerli.

TÜRKİYE’NİN SARTRE’LERE İHTİYACI VAR

Biz o zaman da söyledik; yani bu konuda gerçekten bir gizli yönetim var. Derin devlet deniliyordu eskiden buna. O derin devlet, derin yönetim işliyor. Herkese böyle yapılıyor ki hiç kimse gözünü açmasın, herhangi bir şey söylemesin. Tam bir hakimiyet, diktatörlük, denetim. Basın üzerindeki baskı… Örneğin bir-iki gün sonra bunları ifade eden, haber yapan basıncıları mahkemeye çıkaracaklar. Direndiler şimdiye kadar. Hepsini selamlıyorum. Bu faşist, soykırımcı zihniyetle siyasetin dışında hiçbir şeyin ifade edilmesini istemiyorlar. Mevcut Tayyip Erdoğan yönetimi böyle bir yönetim haline gelmiştir. Dolayısıyla buna karşı çıkmak lazım. Bu iktidara karşıt olan herkes, aslında bunlara karşıt olmalı. Bunlara karşıt değilsen neye karşısın? Şurada şu ekonomi olmadı, burada bilmem toz kalktı; bunlarla bir şey olmaz. Sadede gelelim, ciddi olalım. Türkiye çok ciddi bir felakete sürüklendi, daha fazla da sürükleniyor. Gerçekten böyle gitmez. Bu kadar baskı patlatır. Hiçkimse boyle durulacağını sanmamalı. O bakımdan da bazı yüksek sesler çıkmalıydı. Örneğin Merdan Yanardağ’a büyük bir destek olmalıydık. Çıt çıkmıyor. Neredeyse kendi kanalı bile “öyle değildi de böyle” diye revize etmeye çalışıyor. Ayıp! Bir kere bir söz söylemiş, umut ediyoruz. Bir yiğit insandır, sözünün üzerinde durur. Hiç tereddüt etmeden zindana gitti. Türkiye’nin böyle yiğitlere ihtiyacı var. (Jean Paul) Sartre’lere ihtiyacı var. Sartre, Fransa’nın Cezayir sömürge savaşını çıkışıyla durdurdu. İşte öyle yiğit seslere, düşüncelere, gerçek aydınlara, demokratlara ihtiyacı var Türkiye’nin. Bugünkü durumda Türkiye’yi bu sonu gelmez tehlikeli savaştan çıkarabilmek, kurtarabilmek için Türkiye’nin biraz demokratikleşmesini, kendine saygın hale gelmesini, toplumun, Türkiye’nin kaynaklarıyla daha refah içerisinde yaşar bir konum kazanması için böyle yiğit seslere ihtiyacı var. Böyle olmalı. Biz bunu bekliyorduk. Önemli, anlamlı bulduk ama yani ne kadar sürdürecek? Bir Sartre olabilecek mi? Destek böyle mi olmalıydı? Dikkat edilirse böyle sanki AKP- MHP faşizminin ya da Tayyip Erdoğan Cumhur İttifakı faşizminin böyle sindirme, baskıyla, terörle kriminalize ederek sindirme politikasının etkisinde kalma çok fazla var. Aman ben olmayayım, benden uzak dursun da ne olursa olsun gibi… Bunlar kırılmalı, aşılmalı.

ÖNDER APO GERÇEĞİ BİR TURNUSOL KAĞIDI GİBİDİR

Özellikle sol, sosyalist çevreler, devrimci demokratik güçler buna öncülük etmeliler. Nasıl bizi, İmralı’yı görmeden Türkiye’de siyaset yapacaklar, demokratik Türkiye’yi arayacaklar? İmralı’nın bu açık, soykırımcı, faşist, sömürgeci gerçeğini görmeden, ona karşı olmadan, onu yıkmadan Türkiye’ye nerede demokrasi gelecek, nasıl demokrasi gelecek, nasıl özgürlükleri olacak? Mümkün değil. Sosyalizm nasıl olacak? Asla olmaz. Bunu herkesin böyle bilmesi lazım. Biz hep söyledik, toplum da söyledi. Çözümün anahtarı İmralı’da. Önder Apo’ya yaklaşım, Önder Apo gerçeği bir turnusol kağıdı gibidir. Kimin ne olup olmadığını net ortaya çıkarıyor. Şimdi de açığa çıkıyor işte. Tayyip Erdoğan nasıl yeniden cumhurbaşkanlığını gasp etti? Bu sessizlikten, bu tutumdan dolayı gasp etti. Bu oldukça daha da gasp eder. Herkes bunu bilmeli, kendini sorgulamalı. Dolayısıyla doğru tutuma gelmeli, biraz örgütlenilmeli. O zaman mücadele olur ve yıkılır. Bu çok haksız, çok hukuksuz. Korkuyor işte. Korkudan tutukladı. Bir iki kişi daha söylerse İmralı sistemini yok etmek zorunda kalacaklar. Sürdüremezler. Daha fazla ondan korkulduğu için bu kadar alelacele boğmaya çalıştılar, sesini kesmeye çalıştılar Merdan Yanardağ’ın. Demek ki çok zayıflar. Güçlü olsalar böyle yapmazlar. Zayıf oldukları için Önder Apo üzerinde baskı uyguluyorlar. Tabii arkadaşlar açıkladılar; geçmişte İmralı’da neler yapıldı? Her türlü zulüm, baskı yapılıyor. Biz bunları biliyoruz. Bu, korkudan dolayıdır. Her sıkıştıklarında, başarısız kaldıklarında bununla kendi ömürlerini uzatmak istiyorlar ama nafile; yıkılacaklar!

KÜRTLER LOZAN’LA BAŞLATILAN SOYKIRIM SÜRECİNE KARŞI 100 YILDIR DİRENİYOR

Lozan Antlaşması’nı herkes biliyor. En çok ifade edilen, tartışılan bir antlaşma. 24 Temmuz 1923’te imzalanmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun önünü açmış. Kürt’ü inkar ve imhayı yasal hale getirmiş, Kürt soykırımını başlatmış olan bir anlaşma. Birinci Dünya Savaşının sonuçları olarak ortaya çıktı. İngiltere ve Fransa öncülük etti. Kemalist hareketle uzlaştılar. Aslında öncesi vardı; Sevr vardı, Mondros Mütarekesi vardı. Kemalist hareket onları etkisiz kıldı. Lozan’da yeni bir anlaşma imzalamaya zorladı İngiltere ile Fransa’yı. Peki neyle yaptı, kimin desteğiyle yaptı?

Kazım Karabekir’in komutasında bir Osmanlı ordusu kalmıştı, biraz demokratik şeyler Ege’dekilerde vardı. Çerkes Ethem gibi… Ama esas dinamik güç, işgale karşı güç Kürt gücüydü, Kürt halkı idi, Kürt halkının desteğiyle oldu. Lozan’ı imzalayana kadar son derece böyle herkesi kapsayan, birleştiren gibi davrandılar. Birleştirici, bütünleştirici oldular. Ama Lozan’ı imzaladıktan sonra tekçi ulus devlet faşizmi süreci başladı. TC böyle bir zihniyet ve siyasetle kuruldu.

Bundan sonra da aslında Anadolu’yu işgalden kurtaran, kurtuluşu sağlayan güçler, bir bir tasfiye edildiler, imha edildiler.  Kazım Karabekir de öyle oldu. Çerkes Ethemler de öyle oldu. Zaten Mustafa Suphiler hiç ülkeye sokulmadılar. Tabii en çok da Kürt halkına saldırıldı. Yani Misakı Milli tersyüz edildi. Amasya Tamimi ortadan kaldırıldı. 1921 Anayasası, Kürtlere muhtariyet unutuldu. Mustafa Kemal’in bu yönlü açıklamaları unutuldu. Ondan sonra uluslarası desteğe dayalı olarak yeni bir Kürt soykırım süreci başlatıldı. Bu Bakur’da oldu, Rojava’da, Başûr’da, Rojhilat’ta oldu, Yüzyıldır böyle bir saldırı altında Kürtler. 100 yıldır da bu faşist, sömürgeci, soykırımcı saldırıya karşı direniyorlar. Yiğitçe, kahramanca direniyorlar.Yüz binlerce, belki milyonlarca şehit verdiler. Bu direnişin yarısı değişik parçalarda, değişik önderlikler altındaki direnişlerde oldu; ikinci yarısı ise Önder Apo ve PKK öncülüğünde oluyor. Son 50 yılına PKK ve Önder Apo damgasını vuruyor, Önder Apo’nun öncülüğünde gelişen direniş vuruyor.

Bir Lozan nasıl ortaya çıkartıldı? Kürtlük pazarlık konusu yapılarak çıkartıldı. Yani Kerkük, Musul meseleleri dendi. Kürtler üzerinde kendi aralarındaki çıkar çelişkilerini Kürtler üzerinde pazarlık yaparak, Kürtleri inkar ve imha sistemine alarak uzlaştılar. Kurdistan’ın değerlerini paylaşarak yaptılar bunu. Bu çok nettir.

ERDOĞAN KÜRT SOYKIRIMINI BÜTÜN NATO’YA KABUL ETTİRMEK İSTİYOR

Bu anlaşmanın 100’üncü yıl dönümü yaşanıyor. Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı yönetimi, ikinci yüzyılı ilan etti, “Türkiye yüzyılı” ilan etti. Aynı zihniyet ve siyaseti yürütmek istiyor. Aynı sistemi sürdürmek, Lozan’ı güncellemek istiyor yani. Aslında İsveç’in NATO’ya girişi pazarlığı çerçevesinde yaşananların altında bu var. NATO’ya bu durumu kabul ettirmek isteniliyor. Lozan sürecinde 100 önce pazarlık konusu Musul, Kerkük’tü, şimdi İsveç’in NATO’ya üye olması durumu… Bunu bir koz olarak ele geçirmiş Tayyip Erdoğan yönetimi. Bütün NATO’ya şunu kabul ettirmek istiyor: Lozan’ı güncelleyeceğiz, Kürt soykırımını herkes kabul edecek, terörizm adı altında Kürtlüğü yok etme saldırılarını ben yapacağım, NATO bana destek verecek, arka çıkacak, siyasi askeri destekte bulunacak, kimse karşı çıkmayacak, herkes kabul edecek bunu. Dolayısıyla herkes Lozan çizgisine gelecek. Yani Kürt soykırımının destek gücü olacak. TC’nin Kürtlere yaptığı her şeyin suç ortağı olacak. Dayatılan bu! Aslında yapılan pazarlık bu. Bilmem şurada antidemokratik yasalar var, bazı Kürtler var; geri gönderilecek mi, gönderilmeyecek mi, şu bu deniliyor. Onlar boştur! İşin aslı bu. Bu temelde yoğun bir müzakere ve pazarlık var. Zorlayarak İsveç’e de, NATO’ya da bunu kabul ettirmeye çalışıyor Tayyip Erdoğan yönetimi. Yapılan bu.

PAZARLIKLA LOZAN’IN İŞLEVİNİ NATO’YA DEVRETMEK İSTİYOR

Şimdi böyle olursa Lozan’ın yerine NATO geçecek. İlk Kürt soykırımının hukuki temellerini, siyasi gücünü oluşturan Lozan Anlaşması, kendi işlevini NATO’ya devredecek. NATO artık aynı işlevi görecek, Kürt’ü inkar ve imhanın sistemi haline gelecek. NATO’ya dayanarak ikinci yüzyılda da Kürt katliamını soykırımını yürüterek tamamlayacaklar. Bugün Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nı yönetim yapan, onlar eliyle politika yürütülen TC devletinin amacı budur. Kesinlikle yapılan pazarlıklar, bu temelde, Kürt pazarlığı bu çerçevede yapılıyor. Bu bilinmeli.

NATO bunu kabul edecek mi? NATO’nun o kadar üyesi var. Türkiye’den dayatılan bu faşist soykırımcı zihniyet ve siyaseti kabul ederek bir bunun yürütücüsü mü olacaklar? Yani NATO bir soykırım gücü mü olacak? Avrupa Birliği, faşist soykırımcı zihniyet ve siyasetle mi olacak? İsveç bunu kabul edecek mi? Biz önce söyledik, edilmemeli diye ama bir sürü pazarlık yaptılar. Al gülüm ver gülüm yapıyorlar kendi aralarında. Tehditler var, baskılar var.

Örneğin hemen bu şeyler yoğunlaştığında İsveç’te Kuran yakıldı. AKP var, arkasında Türkiye var. Aynı Olof Palme’nin 28 Şubat 1986’da katledilmesi gibi. Gece saat 10’da katledildi. Sabah 6’da Türk gazeteleri, “Katil Apocu mu” diye manşet attılar. Onu da biliyoruz. Onun da arkasında Türk kontrgerillası vardı. Tümüyle onların şeyi değildi ama içindeydiler. Şimdi de Hakan Fidan zaten bu tür işlerin adamı. İlk icraatı herhalde İsveç’te bunu yaparak İsveç üzerinde, bütün NATO üzerinde baskı oluşturup kendi şeylerini kabul ettirmek istiyorlar. Çünkü belirttik ya İmralı sistemi yürütülemez, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşması lazım. Bunu artık hiçbir Avrupa yasası, Amerika yasası sürdüremez. Dünyanın neresinde olsa sürdürülemez. Önder Apo dışında kim olsa şimdi bütün uluslarası sistem ayaktaydı. Kürtler olduğu için kimse yapmıyor. Bu nereye kadar sürer? Kürtler de bunu teşhir ediyorlar, mücadele ediyorlar buna karşı. İşte bu kadar mücadele var. Tayyip Erdoğan yönetimine Türkiye’de de, Kurdistan’da da bu kadar karşı oy çıktı. Yani Kürtler yüzde 75 oranında Tayyip Erdoğan’ı ve Cumhur İttifakı’nı reddettiler. Bugünkü Türkiye yönetimi Kürtlerin yönetimi değildir, Kurdistan’ın yönetimi değildir. Niye Avrupa ses çıkarmıyor? Başka yerde olsa kıyamet koparırlar. Şimdi reddedilmiş bir hükümet Kürtlere zulüm üzerinde yürütüyor. Elbette ki İmralı’da da katliam yapar, buna ses çıkartılmazsa NATO’ya da kendi zihniyet ve siyasetini dayatır. Bu açık.

Belçika’daki komite açıklama yaptı. Önceki mahkeme kararları da öyleydi. Biz tehlike görmüyoruz, dediler. Dahası ne yaptılar? 2002’de Avrupa Birliği PKK’yi terör örgütleri listesine aldı, diyorlar. Kim istemiş? Türkiye Cumhuriyeti devleti! Düşünebiliyor musunuz? Ateşkes var sözde. Yani çözüm arayışları var. Ecevit hükümetidir. Ama o halde Avrupa’dan PKK’yi terör listesine almasını istemiş ve Avrupa Birliği de kabul etmiş. Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi ne diye kalmış ki?

Derler ya mızrak çuvala sığmıyor artık. Kürtler mücadele etmezken her şeyi kılıfına uyduruyorlar, her türlü baskıyı, katliamı yapıyorlardı. Şimdi o kadar yapamıyorlar. Bazı dostlar var, dürüst insanlar var. Dünyanın değişik yerlerinde de Önder Apo çabalarıyla, değerlendirmeleriyle, görüşleriyle İmralı sistemini çoktan parçaladı. Dünyanın her tarafına ulaştı. Aydınlara, sanatçılara, işçilere, emekçilere, kadınlara ulaştı. Onlara gerçekleri gösterdi. Kendi gerçeğini de tanıttı onlara. Dolayısıyla herkes biraz aydınlandı. Baskı oluşturuyorlar üzerinde.

İNANIYORUZ Kİ NATO BU DAYATMAYI KABUL ETMEYECEK

NATO Genel Sekreteri gerçekten de ayıp ediyor yani. Neymiş efendim, İsveç’te buna karşı çıkanlar var. PKK bunu yaptırıyormuş. Ne alakası var? PKK’nin İsveç’in NATO üyeliğiyle hiçbir şeyi yok. Üye mi oluyor, ne oluyorsa olsun. Ama bunu Kürt soykırımı temelinde yapamaz. Kürtlerin soykırımı pazarlığı üzerinde yapamaz. Bütün istenen bu, söylenen bu. Tayyip Erdoğan yönetiminin Kurdistan’da yaptıklarına Avrupa ve İsveç, NATO ortak olmasın deniliyor. Gerçek bu. Niye çarpıtılıyor? Tamamen bir çarpıtma. Gerçekle hiçbir alakası yok o sözlerin. Pazarlik yapıyorlar. Para pazarlığı yapıyorlar, çıkar kavgası var. Ne alıyorlar Türkiye’den? Türkiye ne veriyor bu kişilere? Geçmişte biliyorsunuz, Rojava’da da ABD’nin bilmem elçileri falan vardı; Türkiye’yle ne kadar çıkar, işbirliği yaptıklarını basın yazdı, deşifre oldu. Basın araştırsın, incelesin bu konuları. Böyle bir durum var yani. Şimdi tehlikeli bir durum. NATO toplantısı olacak. Biz inanıyoruz, öyle sadece İsveç’te değil NATO’da sağduyu hakim olacak. Bu dayatmayı kabul etmeyecekler. Zaten dayatma İsveç’e olmuyor ki! Bütün NATO’ya oluyor. Eğer böyle yaparlarsa, biraz kendilerine dünyada yer bulurlar. Böyle yapmazlarsa mevcut Türkiye’deki zihniyet ve siyasetle, Avrupa için, Amerika için ne zaman, ne tür faşist diktatörlükler olur da 70-80 yıl önceki duruma nasıl gelinir, onun kaygısını yaşamak lazım.

1982 BÜYÜK ZİNDAN DİRENİŞİ PKK’NİN İKİNCİ DÖNEMİNİ BAŞLATTI

Lozan’a karşı yüzyıldır direniyor Kürtler. İşte Şêx Saîd önderliğinde Amed, Elazığ, Bingöl, Bitlis hattında direndiler. Ardından Serhat’ta direndiler, ardından Dersim’de direndiler, Rojhilat’ta direndiler, Başûr’da direndiler. Bu direnişi son elli yılda da PKK devraldı. Önder Apo yeni bir özgürlük direnişi tanımladı, örgütledi. Geçmiş direnişlerden dersler çıkardı, onların zayıflıklarını gidermeye çalıştı. Bu temelde direnişi kesintisiz 50 yıl sürer hale getirdi. Yenilmez kıldı. Bu çok önemli. 50 yılını aştı, 51’inci yılındadır böyle bir direniş. Bu çok önemli. Kurdistan tarihinde ilk defa oluyor 

PKK direnişinin de tabii önemli durakları var, dönemleri var. Birincisi Önderliksel çıkış ve partileşme. Bu dönem bu direnişin zihniyet temelini ortaya çıkardı. Kürt sorununu, Kürtlere dayatılan sömürgeci soykırımcı zihniyeti, siyaseti ortaya çıkardı ve buna karşı nasıl bir mücadele edilmeli, geçmiş mücadeleler neden başarılı olmadılar; onları değerlendirdi ve yeni bir direnişi hazırladı.

İkinci dönem, buna karşı aktif mücadele dönemi. İşte bu ikinci dönemi, 1982 Büyük Zindan Direnişi başlattı. Mazlumların, Ferhatların direnişi bunun önünü açtı, hazırladı. Onların başlattığı direnişi ideolojik zafere 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi götürdü. Bu büyük direnişe özgürce varolma ve yaşama direnişine karar verdi. Bunun tarzını ortaya çıkardı, ideolojisini belirledi, fedailiğini yarattı, zaferle birleştirdi. Böylece Lozan Antlaşması’nın ifade ettiği faşist, sömürgeci, soykırımcı zihniyet ve siyasete, onun saldırılarına karşı PKK’nin siyasi ve askeri direniş süreci bu 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu’nun sonuçları temelinde gelişti.

Bu bütün partiye, gerillaya, ülkeye geri dönüş için bir çağrıydı. Halka, bütün partiye direnişe başlamak, ne olursa olsun direnmek için bir çağrıydı. Zaten özeleştiri temelinde oldular. Hayri yoldaş, “mezar taşıma borçlu yazılsın” dedi. Kurdistan’da özgürlük, özgür yaşamak isteyen, silahlı direniş esas olmak üzere direnmek durumundadır, diyerek  temel kararı verdi. Kürt’e zindanda dayatılmak istenen o itirafçılık ruhunu, bilincini yok edip posalaştırma, Kürt’ü bitirme, kültürel soykırımla bitirme tarihini sona erdirerek özgürce var olma ve yaşama sürecini başlattı. Bir direnişin miladı oldu. Özgürce var olma iddiasını, bilincini, iradesini, kararlılığını, cesaret ve fedakarlığını ortaya çıkardı. Toplumun, sömürgeciliğe karşı mücadeleyle özgürlüğünü kazanma onur ve şerefine ulaşmasını sağladı. Onun için PKK, 14 Temmuz kararlılığını Ulusal Onur Kararlılığı olarak tanımladı. 14 Temmuz’u Ulusal Onur Günü ilan etti. O kararla Kürt’ün makus talihi yenildi. Sömürgecilik altında yok oluş tarihi durdurularak özgürce var oluş tarihi başlatıldı. Büyük bir karardı. Çok anlamlı bir değerlendirmeydi, tespitti. Çok yaratıcı bir tarzdı. Yine Önder Apo, Parti çizgisini başarıyla temsil etmede yeterli bir eylem, dedi. Bu temelde büyük direniş oldu ve kazandı. Tarihin en anlamlı ve en büyük direnişlerinden biridir.

14 TEMMUZ DİRENİŞİ 41 YILDIR HÜKMÜNÜ İCRA EDİYOR

Lenin diyor ki; bir eylemin büyüklüğünün esas ölçütünü, onun karşıtları üzerindeki etkisi belirler diyor. Eğer karşıtlarını da, deyim yerindeyse “imana” getiriyorsa, o kadar büyüktür bu eylem. İşte 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi her bakımdan böyle büyük bir eylem. Çünkü bu düzeyde etkide bulundu. Hemen en büyük karşıtı olan Kenan Evren’e daha kapıda suçunu itiraf ettirmek zorunda bıraktı. “Başaramıyorum. Orada öyleleri var ki, başlarını kessen bilinç ve amaçlarından uzaklaştıramazsın” dedi.

Faşist şef Tayyip Erdoğan, o zayıf döneminde gidip o direnişin olduğu kapıda neredeyse günah çıkarır gibi ağladı. Bunları biliyoruz. Oradan güç almaya çalıştı. Yani karşıtlarını itiraf etmeye zorladı. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi, böyle bir direniştir.

PKK’nin o birinci dönemdeki teorik, ideolojik, politik gelişimini, stratejik ve taktik olma yönündeki şekillenmesini ete kemiğe büründüren, toplumsallaştıran, tarza-taktiğe kavuşturan ve büyük eyleme dönüştüren sürecin başlatıcısı oldu 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi. Böyle anlamalıyız, böyle değerlendirmeliyiz.

41 yıldır bütün gelişmelerin altında imzası var. Dolayısıyla 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması’na en büyük darbeyi vuran eylemdir 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu. İkisi de Temmuz ayında oldu. Bir Temmuz gününde Kürt’ü yok etmeye karar verenlere karşı yine bir Temmuz sıcaklığında, Amed’de, Büyük Ölüm Orucu Direnişi ile Kürt’ü özgürce var etme kararı verildi. Bu da tarihin en büyük kararıydı. 41 yıldır hükmünü icra ediyor. Hala herkes bunun baskısı altında. Hala çok canlı etkisi toplum üzerinde olduğu gibi sürüyor. Herkes üzerinde etkisi canlı. Böyle görmemiz, anlamamız lazım.

Bu temelde 41’inci yıl dönümünü yaşıyoruz, 42’nci yılına giriyoruz. Bu kararlılığı, Kürt halkının Ulusal Onur Günü’nü kutluyorum. Bu büyük eylemi 41’inci yıl dönümünde de selamlıyorum. Direnişin büyük şehitleri Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Arif Çiçek yoldaşları saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Yaşayan gerçektirler onlar. 41 yıldır bize komuta edenler onlar. Yol gösterenler onlar. PKK’nin mücadele tarzını, taktiğini ortaya çıkardılar. En zor koşullarda mücadele edilip kazanılabileceğini gösterdiler. Bunun tarzı olarak fedailiği yarattılar. Bu çok büyük bir bilinç, inanç ve sorumluluk işiydi. Kürt toplumunu, kadınını, gencini bu ilkelerle eğittiler. Önder Apo, en güçlü çözümlemeleri, tanımlamaları direniş üzerine geliştirdi, topluma taşırdı. Ve sonuç Lozan Antlaşması’na karşı büyük bir direniş sürecinin başlaması oldu. Çok önemli bir durumdu, çok ciddi bir gelişmeydi. Böyle anlamamız, değerlendirmemiz gerekli. 42’nci yılda da 14 Temmuz fedai ruhunu daha çok edineceğiz, hareket ve halk olarak 14 Temmuz direniş ve zafer çizgisinde kendimizi daha çok sorgulayıcı olacağız. Sorguluyoruz, yeniliyoruz, eğitiyoruz. 42’inci yıl mücadelesini, önceki 41 yılda çıkartılan dersler temelinde, 14 Temmuz çizgisine uygun olarak, zafer gerçeğine uygun olarak daha etkili yürütüp daha büyük kazanacağız.

14 TEMMUZ’UN FEDAİ DİRENİŞ RUHU GERİLLA İLE ZİRVEDEDİR

14 Temmuz kararı, ölüm orucu eylemiyle zafer kazandı, kendi hükmünü icra etti. Öyle başkasının tanımlamasına, değerlendirmesine gerek yoktu. Bir şey başlattı ve bir çağrı oldu. Bu çağrıya Önder Apo, parti öncülüğü, gerilla karşılık verdi. Temel güçlü pratikleşmesi, 15 Ağustos 1984 gerilla atılımı oldu. Daha sonra 90’ların başında kadın öncülüğündeki halk serhildanları gelişti. Bu da demokratik ulus atılımıydı. Demokratik uluslaşma sürecinin başlangıcıydı. Ulusal diriliş devrimi dedik buna. Kadın özgürlük devriminin başlangıcıydı aynı zamanda. O da büyük hamleydi. 12 Eylül faşist askeri rejimini bu direnişler ve gelişmeler yenilgiye uğrattı, başarısız kıldı. Bunları tersine çevirmek için 12 Eylül faşist askeri darbesiyle saldıran Lozan Anlaşması’nın zihniyet ve siyaseti, 1990’ların sonunda da uluslararası komployla saldırdı. 25 yıldır da uluslarası komploya karşı İmralı direnişi öncülüğünde süren büyük bir özgürlük mücadelesi var. Önder Apo her zamankinden daha fazla bu özgürlük mücadelesini, zihniyetini, oluşturduğu paradigma değişimiyle ideolojik politik çizgisini belirledi. Tarzını, taktiklerini geliştirdi ve pratik olarak da İmralı direnişiyle öncülük etti. Bu direnişi gerilla kahramanca yürütüyor. Kadın ve gençlik hareketlerimiz yürütüyor. Dört parça Kurdistan’da ve yurtdışındaki halkımız yürütüyor. Rojava Özgürlük Devrimi’ne kadar gitti bu süreç.

Şimdi o 14 Temmuz ruhunu, fedai çizgisini devralarak Lozan Antlaşması’nın sömürgeci soykırımcı zihniyet ve siyasetine karşı en güçlü siyasi ve askeri eylem birliği geliştiren gerilla, bu zihniyet ve siyaseti bir yerde paramparça eden gerilla, şimdi de İmralı direnişi öncülüğünde yürütülen yeni paradigma temelindeki özgürlük ve demokrasi mücadelesine öncülük ediyor. 14 Temmuz’un fedai direniş ruhu ve çizgisi Zap’ta, Avaşîn’de, Metîna’da, Kuzey Kurdistan’ın dört bir yanında, Kurdistan’ın diğer parçalarında savaşan, direnen, mücadele eden gerillada yaşıyor, temsil ediliyor.

Aynı ruh şimdi zirvededir. Apocu fedai ruhu diyoruz buna. Bu temelde bir gerillalaşma, öz savunma gelişimi, bilinç var. Böyle bir mücadele de oluyor şimdi.

Geçen süreç oldu, bir ara eylemsizlik oldu. Düşman buna uymadı. Ama o da süreç tamamlanınca ortadan kalktı ve büyük bir gerilla direnişi sürüyor. Yani gerilla işte hem 14 Temmuz ruhunu ve çizgisini temsil ediyor hem de Lozan’a karşı süren büyük özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapıyor. Bu adeta açık bir gerçek. Bunu gerçekten de o 14 Temmuz ruhu ve çizgisiyle yapıyor. Yani işte o tünellerde, timler halinde gerillanın geliştirdiği direniş her yerde geliştirildi. Dağda, ovada, şehirde geliştirildi. Direniş bu temeldedir.

SAVAŞ DAĞDA, OVADA, ŞEHİRDEDİR; MÜCADELE DAHA DA GELİŞECEK

Merkez karargahımız son ayın bilançosunu verdi. 13 Haziran’da eylemsizliğe son verildiğini ilan etmişti KCK yönetimimiz. Zaten önceden de düşmanın saldırıları vardı ama gerilla, ondan sonraki saldırılara karşı yürüttüğü direnişin bilançosunu ortaya koydu. Yeni düşman saldırılarına dair bilançolar ortada. Taktik nükleer silah, kimyasal silah kullanımı daha fazla artırılarak sürüyor. Bu bir ay içerisinde 3 bin-4 bine ulaşan sayıda bombardıman var. Düşman bu kadar saldırı yürütüyor. Buna karşı gerillanın kahramanca direnişi var, Düşmana vurduğu darbeler var, şehitleri var.

Bu vesileyle son dönemde AKP-MHP faşizminin saldırıları karşısında direnerek şehit düşen tüm yoldaşları saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Bu direnişin kahraman şehitleri şimdiye kadar gerçeği temsil ettiler, bundan sonra da gerçeğin gelişimine öncülük edecekler. Buna inanıyoruz.

Bir savaş durumu var, ciddi bir savaş durumu. Düşman saldırıyor ama saldırılarının hesabını soran, intikamını alan bir mücadele gücü de var. Kurdistan Özgürlük gerillası kesinlikle bu rolü oynuyor. Bu savaş, Medya Savunma Alanlarındadır, Kuzey Kurdistan’ın bütün stratejik bölgelerindedir. Bu savaş ovada, bu savaş şehirdedir.  Şehirlerde de önemli bir hareketlilik var. Öz savunma birimlerinin HBDH milislerinin, YPS savaşçılarının, gençliğin desteğiyle geliştirdikleri mücadele var. Bu eylemsizliğin ortadan kalkmasıyla birlikte daha belirgin hale geldi. Başarılı eylemler de oldu. Xakurkê’den Botan’a kadar, Metîna’dan Kuzey’in belirli alanlarına kadar. Bu başarılı eylemleri kutladık biz, direnen gerillayı selamladık. Dağdaki kadar ovadaki ve şehirlerdeki direnişçileri de selamlıyorum bu vesileyle.

Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı faşizminin yeni Kürt soykırımını gerçekleştirmek, Türkiye’de faşist diktatörlüğü kurumlaşttırmak için geliştirdikleri saldırılara karşı yürütülen bu direnişlerin hepsini selamlıyorum. Çok önemli, çok anlamlı. Umut ediyor ve inanıyorum ki gittikçe daha çok örgütlü olacak, daha çok gelişecek. Toplumun dinamik kesimlerine yayılacak.

Faşizm saldırı demektir, katliam demektir. Saldırıyor. Dikkat edelim; Kürtçe türkü söyleyene saldırıyor, bilmem biraz özgür yaşamak isteyene saldırıyor, hak isteyene saldırıyor; her yerde katliam var, baskı var, zulüm var. Zindanlar ağzına kadar doldurulmuş. Bir 14 Temmuz arifesindeyiz ve 14 Temmuz ruhuyla, büyük bir direnişle zindanlar ayakta kalıyor, yaşıyorlar. O ruhu temsil ediyorlar. Ama AKP-MHP faşizmi de tıpkı 12 Eylül faşist askeri diktatörlüğü gibi devrimciliği, insanlığı zindanlarda boğmak için saldırı yürütüyor. Bunlara karşı hesap soran direniş gelişecek, gerilla ve özsavunma direnişi gelişecek, yayılacak. Halkın direnişi gelişecek, Her türlü mücadele, hak arama mücadelesi gelişecek. Biz buna inanıyoruz. Bu temelde bir kere daha şehitleri saygıyla anıyor, gerillayı ve özsavunma direnişini selamlıyorum.

LOZAN VE KÜRT SOYKIRIMCI ZİHNİYET YIKILACAK!

11’inci yıldönümünde Rojava Özgürlük Devrimini de selamlıyorum. Bu devrimi geliştiren Kuzey Doğu Suriye halklarına başarılar diliyorum, devrimin büyük şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum.

DAİŞ’e karşı savaştı bu devrim. İnsanlığı DAİŞ belasından kurtardı. Yaklaşık 10 yıldır… Şimdi yargılayacağız bu çeteleri, diyorlar. Aslında zaten her gün yargılanıyorlar. Eylemleri, direnişleri bir yargılamaydı ama suçluları daha çok ortaya koymak, suç ortaklarını daha çok teşhir etmek için elbette ki birçok şey yapılabilir. Önemlidir, anlamlıdır. Rojava Devrimi kesinlikle Lozan Antlaşması’na karşı, ona darbe vurma temelinde gelişen bir devrim. Dikkat edilirse bu yönüyle Başûr’dan farklıdır.

Başûr, mevcut yönetimiyle, Lozan Antlaşması’nın uzantısı biçiminde, şimdi NATO’ya devredilmek istenen Kürt soykırımcı zihniyet ve siyasetinin beşinci kolu olarak Kurdistan’da yer alıyor. Bu çok net. Başûr’daki KDP yönetimi, bu beşinci güçtür.

Herhangi bir çelişkisi yok, bir karşıtlığı da yok. Ama Rojava öyle mi? Kuzey ve Doğu Suriye öyle mi? Değil. Kuzey ve Doğu Suriye, Lozan Antlaşması’nın soykırımcı zihniyet ve siyasetini yıkma temelinde gelişen bir devrim zaten. Birkaç gündür tartışıyorlar da. Lozan Antlaşması’nın etkilerini, onları nasıl ortadan kaldıracakları gündemiyle tartışma yürüttüler. Önemli, anlamlıydı. Herhalde önümüzdeki günlerde başka tartışmalar da olacak. Yurt dışında da olacak O yönlü açıklamalar oldu. Lozan’ın 100. yıl dönümünde Kürtler birlik temelinde özgürlüklerini talep edecekler. Kendilerine dayatılan soykırımcı sömürgeci zihniyet ve siyasetin kaldırılmasını isteyecekler. Artık yeter diyecekler. Bu gidişe dur diyecekler. Başka türlü de olmaz zaten.

19 TEMMUZ DEVRİMİ’NİN İDEOLOJİK, KÜLTÜREL VE ÖZ SAVUNMA BOYUTU DAHA DA DERİNLEŞECEK

Ama artık yeni yüzyıl ne Lozan gibi olacak ne de Lozan kendini NATO’ya devredebilecek. Tam tersine yıkılacaklar, ortadan kalkacaklar. Bu anlamda Rojava Devrimi hem Lozan soykırımcılığına karşı gelişen önemli bir hamleydi hem de büyük bir gedikti Lozan’ın ortaya çıkardığı sömürgeci, soykırımcı zihniyet ve siyasete karşı. Bu çok anlamlıdır, tarihidir, önemlidir. Aslında 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin, fedai çizgisinin, ruhunun bedene dönüşmesi, anlam bulması da oluyor. Zaten o da bir Temmuz gününde gelişti. Lozan da 24 Temmuz’da oldu. Temmuz ayı da çok önemli. Ona karşı gelişen en büyük direnişler de 14 Temmuz ve 19 Temmuz olarak hep Temmuz ayında oldular. Biz umut ediyoruz, bundan sonra daha çok bilinçli, örgütlü olarak bu özgürlük hamlesi devam edecek gelişerek. Daha büyük sonuçlar alacak. İdeolojik ve kültürel olarak devrimi derinleştirecek. Siyasi olarak bu sömürgeci soykırımcı zihniyet ve siyasetin ortadan kaldırıldığı bir mücadeleyi ortaya çıkartacak. En önemlisi kendini savunacak. Yediden yetmişe toplum öz savunma bilinciyle kendisini eğitecek, örgütleyecek, her türlü saldırı karşısında varlığını, toprağını, özgürlüğünü savunacak. Bu bilinç var, bu yönlü gelişmeler var, açıklamalar var.

Dikkat edilirse, bunu yok etmek için saldırılar da var. Hiç durmuyor. Gerillaya nasıl saldırılıyorsa, İmralı’da baskı, zulüm nasıl geliştiriliyorsa benzer bir işgal saldırısı aslında Rojava Devrimi’ne karşı da hep var. Astana görüşmeleri yaptılar. Rusya’dan da, İran’dan da bazı destekler almaya çalışarak, zaten NATO’yu bir biçimde kendine bağımlı kılarak, aslında İsveç pazarlığına bunu da koyuyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri tasfiye etmek için düşünüyor, çaba harcıyor. AKP-MHP faşizminin şimdi öyle planları var. Bir yandan Medya Savunma Alanlarına dönük hazırlıklar yapıyor yeni işgal saldırılar geliştirmek için, diğer yandan da Rojava’ya,  dönük yeni işgal saldırıları geliştirmeye çalışıyor, hazırlanıyor. Bunun farkındayız. Ama zaten günlük olarak da hiçbir kural hukuk dinlemeden saldırı halinde baskı yapıyor, katliam yapıyor. Bunlara karşı direnişler var. Umut ediyoruz bu saldırılara karşı daha bilinçli, örgütlü, sonuç alıcı mücadele gelişir, gelişmeli de.

Bu vesileyle bir kere daha 19 Temmuz Devrimi’ne cüret etmesi, cesaret etmesi, onu 11 yıl dünyanın bir özgürlük ışığı olarak yaşatması ve insanlığın baş belası olan DAİŞ’i yenilgiye uğratarak insanlığı bu beladan kurtarması, dolayısıyla devrimin 11. yıl dönümünde Kuzey ve Doğu Suriye halklarını bir kere daha selamlıyorum. Demokratik ulus çizgisinde gerçekten önemli bir pratik ortaya çıkardılar. Her türlü baskıcı zulüm, sömürücü güce karşı halkların, insanlığın demokratik komünal dayanışmasını ve yaşamını, çekirdeklerini ortaya çıkardılar. Bunlar yeni şeylerdir, cüretli gelişmelerdir, önemli adımlardır. İnanıyoruz ki 12. yılda ve sonrasında bunun ideolojik kültürel boyutlarıyla daha çok derinleştirecekler. Öz savunma boyutunu daha çok geliştirecekler.  Ve Lozan’a karşı açtıkları gediğin büyümesini ve Lozan Antlaşması’nın tarih sahnesinden silinerek Kurdistan’ın özgür hale gelmesini sağlayacak mücadelenin önemli bir parçası olacaklar.

ÇÖKTÜRME EYLEM PLANINI KÜRESEL SİSTEM YÜRÜTÜYOR

Saldırılar demokratik siyasete karşı olmadı sadece. İmralı’ya karşı oluyor, gerillaya karşı oluyor, Rojava’ya karşı oluyor. Dikkat edelim, her yerde, her yönde bir saldırısı var Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı faşist diktatörlüğünün. Seçimden sonra hızla kuruluşunu sağlayarak böyle topyekun faşist soykırımcı saldırıyı çok ileri boyutlarda geliştirmeye çalışıyor. Niye? Çünkü büyük bir muhalefet vardı; bu muhalefet örgütlenmesin, kendini yenilemesin, düzenlemesin, faşist diktatörlüğü yıkacak etkili bir mücadeleye yönelmesin diye saldırılar geliştiriyor. Bundan korkuyor, büyük korku içerisinde. Böyle bir şey olursa yıkılacak. Seçim bunu gösterdi, buna önemli katkılar sundu. Zaten bu mücadele öncesinde de vardı. Seçim de buna katkı sundu. Seçim sonrasında da bütün parçalar, halk, gençlik, demokratik siyaset yeni bir mücadele sürecine girerse faşist diktatörlüğü yıkabilir. O kaygı ile göz açtırmama temelinde en ileri düzeyde saldırı yürütüyor. Elindeki bütün imkanları kullanıyor. Hiçbir hukuk ve ahlak kuralı dinlemiyor. Yani şu an AKP-MHP faşizminin her tarafa hayasızca bir saldırısı var. Bu çok açık. Bunu böyle görmemiz lazım.

Aslında bu saldırılar bir süreden beri geliştiriliyor. Bu çöktürme eylem planı denen planlama anlaşıldı ki, aslında bir Türkiye planlaması değil; bu, Kürt soykırımını yürüten küresel soykırımcı sömürgeci zihniyet ve siyasetin bir planlaması. Yani küresel sistem yürütüyor. Tayyip Erdoğan ve AKP, bu kürt soykırımını yürütme, PKK’yi imha etme planının pratik uygulamasının koordinatörü konumunda. Onlar koordine ediyorlar. Saldırı, DAİŞ eliyle yürütüldü, MHP eliyle yürütülüyor, KDP eliyle yürütülüyor, HÜDAPAR KONTRA eliyle yürütülüyor. Aslında bunlar tetikçi güçler, saldırı güçleri. Bunları bilmemiz lazım.

GERİLLAYA KARŞI SAVAŞI DAİŞ VE MHP ÇETECİLİĞİ YÜRÜTÜYOR

İşte “Kobanê Davası” görülüyor. Bu davayı Hizbulkontra ortaya çıkardı. 90’larda ne yaptığını biliyoruz. Şimdi yeniden kullanmak için koordinatör olan Tayyip Erdoğan, yanına aldı. KDP’yi zaten bu doğrultuda kullanıyor. DAİŞ’i nasıl saldırttı, biliyoruz. Gerillaya karşı savaşı da DAİŞ ve MHP çeteciliği yürütüyor. Öyle ortada bir ordu filan yok. Gerçekten çeteci bir saldırı var. Hangi ordu gelir, o tünellerde o tür saldırılar yapar? Hangi ordu böyle şeyler kullanır? Bir tane cenazenin ele geçmemesi için her türlü çabayı harcıyorlar. Geçen yıl ne tür şeyler oldu Medya Tepesinde bir kişi alınacak diye? Bazıları cenazeleri kalmasın diye yaktılar. Nehirlere attılar, kimsenin eline geçmesin diye. Bunlar hep devşirme topluluklar. Onu çok iyi görmemiz, anlamamız gerekli yani.

Geçen gün diyorlardı; Süleymancılar cemaati, bilmem dünyanın neresinden çocukları kaçırıp getirip hazırlıyormuş. Türkiye’de durmadan çocuk kayboluyor zaten. Dikkat edelim; bu göçü Türkiye yarattı aslında. Teşvik etti. Temel yol hattı Türkiye’dir. Doğudan batıya, güneyden kuzeye, batıya. En çok göçmenin geldiği ülke, Türkiye diyorlar. Ne yapıyor Türkiye? Bunu tamam, Avrupa’ya bir tehdit olarak kullanıyor destek almak için. Sadece o mu? Seçiyor önemli unsurlarını. Tıpkı o geçmişteki yeniçeri devşirmesi gibi çeteleştiriyor, kullanıyor işte. Gerillaya karşı kullanıyor, Rojava’ya karşı kullanıyor. Türkiye’de, Kuzey Kurdistan’da halka karşı kullanıyor. Her türlü özel savaş saldırısını, baskısını yapıyorlar. Dünyayı da bununla tehdit ediyor. Böyle bir devşirme şey var, yeniçerilik var. Çetecilik var yani. Bunu böyle görmemiz gerekiyor.

TAYYİP ERDOĞAN VE AKP’YE KOORDİNE ETTİRİYORLAR

İşte belirttiklerimiz, bu çete unsurları oluyor. Pratiği bu çeteler yürütüyor. Koordine eden Tayyip Erdoğan ve AKP’dir. Siyasetini örgütlüyor. Derin devlet diyor işte. Derin devlet denen, dış güçler denen, aslında Kürt soykırımını zihniyet ve siyaset olarak yürüten güçler de bunu böyle bir çöktürme eylem planı olarak ortaya çıkardılar. Tayyip Erdoğan’ı teslim aldılar, koordine ettiriyorlar. Bir dönem Demirel’e de koordine ettirdiler. Özal’ı alaşağı ettiler, Demirel’i iktidara getirdiler. Bunun içindi. Şimdi benzer biçimde topyekun faşist, soykırımcı özel savaşı Tayyip Erdoğan’a koordine ettiriyorlar. Böyle bir saldırı var.

Bunları görmeyen, buna dikkat etmeyen bazı çevreler de var. Kendilerine göre PKK’yi suçlamaya kalkmışlar. Gerillayı suçlamaya kalkıyorlar, demokratik siyaseti suçlamaya kalkıyorlar. Başarısız olunduğu, sonuç alınamadığı, buna bağlı olarak parçalanacağı, dağılacağı biçiminde bir sürü beklenti, umut içerisine girmişler. Biz bu sözleri ve sahiplerini iyi tanıyoruz. 50 yıldan beri de tanıyoruz ve mücadele ediyoruz. Bunların kim oldukları, ne yaptıkları, kimlere karşı mücadele ettikleri bilinen bir gerçek. Bunlar yeminli Önder Apo ve PKK düşmanlığı yaptılar şimdiye kadar. Aynı şeyi şimdi de sürdürüyorlar. Fakat demokratik siyaset de kendini savundu; buradan size ekmek çıkmaz, dedi. PKK olarak ben de belirteyim; sadece “ekmek çıkmaz”ın ötesinde bir topyekun, planlı küresel saldırı varken, buna karşı İmralı’dan Zap’a, Rojava’dan Bakur’a her alanda her gün şehitler vererek kahramanca bir direniş yürütülürken buna dil uzatmak, her şeyden önce hadsizlik, kendini bilmezlik, yani büyük bir ihanet aslında. Böyle nasıl denebilir? İnsan çok şey ifade etmek de istemiyor. Çünkü bir anlamı yok. Değeri yok yani.

Ben söyleyeyim burada; her şeyi PKK yürütüyor, Kürt halkı yürütüyor, Kürt kadınları ve gençleri yürütüyorlar. Dikkat edelim, Kürt halkı dimdik ayakta, PKK dimdik ayakta. Acaba etkiler miyiz, şöyle yapar mıyız ve geriye iter miyiz diye umut edenler boşa umut ediyorlar. Yanıldılar. PKK dimdik ayakta, gerilla direniyor; PKK bütün direnişi örgütlüyor, saldırıları kırıyor; faşist, soykırımcı zihniyet ve siyaseti teşhir ediyor. Yani şimdiye kadar PKK zayıftı, saldıranlar güçlüydüler; bir sonuç alamadılar. Şimdi PKK çok güçlü, onların öyle herhangi bir sonuç alacağı yok. Hadlerini bilip biraz yerlerinde oturmayı bilseler, biraz da dürüst ve namuslu olabilseler çok iyi olur. Onun bunun ajanlığı yaparak, oradan buradan üç beş kuruş alıp kendini yaşatmak marifet değil. Kimin ne yaptığını, nasıl yaşadığını iyi biliyoruz. Eğer iş teşhire gelirse kimler zararlı çıkar ortada. Bizim her şeyimiz açık, teşhir etmek isteyenler varsa buyursunlar. Ama biz bazılarını teşhir edersek bu dünyada yaşayacak yüzleri kalmayabilir. İş bu düzeyde. Böyle olmamalı. Bu bakımdan endişe duyanlar varsa, bu tür şeyler etkilemiş ise, yani toplum da, çeşitli kesimler de etkilenmesinler. Böyle bir şey yok. PKK özgürlük mücadelesini daha güçlü yürütüyor. Faşist, soykırımcı zihniyet ve siyaseti yıkılma noktasına getirdi. Özgürlüğe her zamankinden daha yakın ve bunu kısa sürede de sağlayacak. Bu umutla ve inançla mücadele ediyor. Bu bakımdan kaygılanmaya, kaygı duymaya çok gerek yok. Fakat mesele bu değil tabii. Sadece kaygı duymayalım değil ama diğer yandan, yani dünyayı kendine bağlayarak, herkese kendini pazarlayıp bir şeyler herkesten kopararak biriktirip Kürt toplumunu yok etmek için alçakça bir saldırı var. Hiçbir hukuk ve ahlak kuralı, özgürlük ve demokrasi ilkesi tanımayan bir saldırı. Gerçek bu. Bu saldırı sürüyor, gelişiyor. Bunun karşısında mücadele ediyoruz. Bunda bir sorun yok. Ama şu var: kaygılanmamak değil de saldırı gerçeğini iyi görmek, ona karşı mücadele görev ve sorumluluklarının bilincine daha çok varıp, yaratıcı yöntemlerle, yeni tarzlar ile birleşik güçleri ortaya çıkartarak anti-faşist demokratik devrim mücadelesini daha güçlü geliştirmektir. Sorun bu yani. Böyle koymamız lazım. Diğer türlü koyarsak; aman durumlar iyidir, oturalım; öyle değil tabii.

APOCU GENÇLİĞİN ROL ALMASI GEREKEN BİR DÖNEMDEYİZ

Ne yapmalıyız? Gerçeklerimizi görmeliyiz. Kendimizi de düşmanı da iyi tanımalıyız. Düşman saldırılarını anlamalıyız. Bu saldırıları kıracak bir direnme gücünü, bilincini, iradesini, inancını, tarzını, yöntemini geliştirmeliyiz. Buna göre bir mücadele etmeliyiz. Herkes mücadele etmeli. Gerilla mücadele ediyor. Önder Apo mücadele ediyor, direniyor ama sadece bunlara bırakılmamalı. Halk da daha yaratıcı, dişli mücadele etmeli. Demokratik siyaset daha etkili olmalı. Artık bu geçmiş süreç uzatılamaz. Hızla tamamlanıp bu böyle bir mücadele içerisine girmek gerekiyor.

En önemlisi de; tabii kadınlar direniyorlar, mücadele ediyorlar. Kadınlar her zaman ayaktalar. Gerçekten de öncüdürler. Sadece coşkuyla, heyecanla değil, fiilen de öncüdürler. Ama daha bilinçli, daha örgütlü, daha etkili hale gelmek gerekli.

Esas olan gençlik. Tabii gençlik bu gerçeği iyi bilmeli. Apocu gençliğin rol oynaması gereken bir dönemdeyiz. Bu kadar imha, faşist, soykırımcı saldırı var. O halde bunları kırmak için varlık ve özgürlük direnişini her cephede en ileri düzeye çıkartmalı, İmralı’ya uzanan, gerillaya uzanan faşist elleri kırmalıyız. Bunda da büyük görev ve sorumluluk. Kürt gençliğine düşüyor, kızlarına ve oğullarına düşüyor. Apocu gençliğe düşüyor.

Gençlik başka şeylerle uğraşamaz. Bazıları uyuşturucu, şu bu var diyorlar. Biz anormal bulduk. Çocuğunu niye o hale getirdin? Niye katmadın gerillaya? Niye göndermedin mücadeleye? Mücadelede bunlar yoktur. İnsanlar bilinçli, özgür yaşıyorlar. Onurlarıyla yaşayıp mücadele ediyorlar. Mücadele safları, gerilla ortamı böyle bir ortam. Yani öyle geriye çeken durumlar olmuş demek. Düşman da bunu fırsat bilmiş. İşte AKP-MHP faşizmi yayıyor, dediler. O gün iki buçuk ton kokain Türkiye’ye getiriliyor. Uyuşturucu merkezi. Bu açıkça görülen bir durum. Hep PKK’yi suçladılar ama bu kirli özel savaşın hepsini bu uyuşturucu ticaretiyle karşıladılar, yaşattılar maddi imkanlarını. Bu çeteciliği onlar beslediler, hala da besliyorlar. Süleyman Soylu bunun şefiydi. Mafyayı en ileri düzeye çıkardılar bu anlamda.

Şimdi bunlara düşmemeli gençlik. Böyle tek başına olmamalı. Düşman imha etmek için saldırıyor; bizi şikayet eden, sızlanan olmamalıyız. Mücadele eden, etkili olan, sonuç alan olmalıyız. Düşman bir vuruyorsa biz de intikamını almayı, cevabını vermeyi bilmeliyiz. Kürt gençliği böyle olur, yiğitlik böyle olur. Bunda bir geriye düşüş kesinlikle olmamalı.

Bu anlamda herkesi azgınlaşan faşist, soykırımcı saldırılara karşı mücadeleye daha çok yükseltmeye çağırıyorum. Özellikle de Kürt gençliğini. Apocu gençliği görev ve sorumluluklarına daha çok sahip çıkmaya, 50 yıldır Önder Apo öncülüğünde PKK olarak örgütlenerek oynadıkları tarihsel rolü, bu süreçte daha güçlü ve başarılı uygulayarak zaferin yaratıcısı olmaya çağırıyor, üstün başarılar diliyorum.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here