Özgür Kürt’ün doğuşu, insanlığın doğuşudur – Dilzar DİLOK

0
904

Önder Abdullah Öcalan, Halfeti’nin Amara (Ömerli) köyünde, 4 Nisan 1949 tarihinde doğar. Kürt halkı, Nisan ayının 4. gününü kendi doğum günü bilir. Bunu kabullenmek Kürtler için zor değildir. Çünkü Kürtler bir ulusal doğuşa ihtiyaç duymaktadır. Önder Abdullah Öcalan’ın Kürt tarihinde kendini var etmesi paralel olarak Kürt toplumunun kendini 20. yüzyılın sonlarında var etmeye başlamasıdır. Bundan dolayı da tüm negatif olarak yapılan kişiselleştirmelere, pozitif amaçlı yapılan tüm peygamberleştirmelere, hatta ilahlaştırıp soyutlaştırmalara rağmen, Önder Abdullah Öcalan’ın hikayesi bizim hikayemizdir. Her Kürt’ün hikayesidir.

Bu hikaye şüphesiz Önder Apo’nun hayat hikayesidir, ancak sadece Apo kişisine ait değildir. Milyonlarca Kürt çocuğuna ait bir hikayedir ve bu güne kadar da gelir. Ancak bu hikayenin bugün Önderliksel bir hakikat olarak tüm kürtlere ait olması, çocukluk çağındaki gibi olmamıştır. Önderliksel hakikat, Önder Öcalan kişisinin hiçbir insanın göstermeyeceği çaba, cesaret, fedakarlık, emek ve beyin gücüyle gerçekleşmiştir. Önderliksel oluşum gerçeği, salt bir Kürt çocuğunun büyüyüp gelişimi ve koşulların içinde devrimci oluvermesi değildir, bir tarihsel toplumsal süreçtir ve bu sürecin bir kişide büyük sınavlardan geçerek tarih yaratarak kendini var etmesidir. Bir toplumsal değişim dönemidir. Ve öyle bir değişim dönemidir ki, klan topluluğundan çıkarak halk olmaya gidilen ve yüzyılın son çeyreğinde “Apo Klanı” olarak tanımlanacak olan bir sürecin ilkçağıdır.

Çocukluğu köyde geçer. Kimileri Ona Evdila der, ancak genelde Apo diye hitap ederler. Doğanın bağrında yaşayan Kürt topluluklarının çocuklarına koydukları isimleri kısaltır ve bir çağırma edasına dönüştürür. Önder Apo’nun küçüklükten vefat eden kardeşleri de vardır. Ancak yaşayan üç erkek kardeş, üç kız kardeştir.

İlkokulu bir saat uzak mesafedeki Cibin köyünde okur. Sabah Cibin’e okula gidip akşamları döner. Cibin, ‘Türkmen-Ermeni oldukları’ tartışması yaşayan bir köydür. Ermeniler de var, ama kendisini Türkmen sayanlar da var. Köydeki ilişkiler, aileler yoluyla toplumun kendini bedensel olarak inşasında keskin ulusal ayrımlar yoktur. Farklı etnik grupların ilişkileri yaşamlarını da zenginleştirecek bir kök hücre gibidir.

Önder Apo, ilkokula başladığı gün büyük bir sarsılma yaşar. O zamana kadar aile kültürü içerisinde, dolayısıyla Kürt kültürü içerisinde Kürtçe konuşup yaşamı bu temelde sürdürmektedir. Ancak okulda bu dil yasaktır. İlkokula başladığı gün Türkçe dili ile karşılaşınca bildiği dilin okulda yasak olması ve başka bir dil ile eğitim görülmesi onun yaşadığı ilk toplumsal sorundur. “Eğitim neden Kürtçe değil? Kürtçe olsaydı daha iyi anlar ve öğreniriz” biçiminde bu tür hususları düşünür. O yaşında ifade edemese de, bir anlamda Kürt sorunu Onun için ilkokuldan başlar. Çünkü Kürtlük sorun olmaya başlamıştır.

Çocukluk yılları büyük emeklerle, çelişkilerle geçmiştir. Çok hareketli, yerinde duramayan, herşeyi bilmeyi, öğrenmeyi, yapmayı, sürekli yeniden öğrenmeyi isteyen civa gibi bir çocuktur. Adeta hiçbir koşulda yerinde duramaz. Dağlara, kırlara koşmayı, kırsal alanlarda birşeyler keşfetmeyi çok sever. Bundan dolayı annesi Ona “Dînê Çolê” der. O anasının dizi dibinde oturmayan bir “dağ delisi”dir. Bu dağ delisine verilecek en büyük ceza eve kapatmaktır. Ve Üveyş Ana bunu bazen yaparak Ona tövbe ettirmeyi nafile dener. Nihayetinde vazgeçer. Ve tarihin en zalim tanrıları düşünseler akıllarına gelmeyecek bir cezadır bu.

Önder Apo, kendi ailesini, anne-babasını, aileler arası ilişkileri çocuk yaşlarda sorgular, okula gittiği dönem devlet-Türkçe ve Türklük ile karşılaşır ve Kürtlerin farklılığını görür. Kürtlük, doğal yaşanamamakta, sorun olmaktadır. herkesin dili, varlığı, kültürü o kişinin kendisini oluştururken, Kürtlerin dili, varlığı, kültürü söz konusu olunca sorun olmaktadır. Öyle ki Kürt demek sorun demekle, anlamazlıkla, gerilikle, kirlilikle, kabalıkla, vahşilikle özdeşleştirilmektedir. Kürtlük sorun olmaya okul yıllarında başlamıştır. Kendi diliyle okuyamadığı için toplumun yaşamını sorgulamaya başlamıştır. Köyde ve Nizip’te ablasının yanında ortaokul okurken tarım işlerinde çalışmış, emeğin değerini derinden öğrenmiştir. Zaten köyü terk edişinde emeğin değerinin yeterince bilinmemesine, yine emek vermeden yaşayan kardeşlerinin tutumuna ve buna anne-babanın taraf olmasına duyduğu öfke, böyle bir atmosferde kendi olamayışı ve kendini yaratma arayışına yürüme istemi vardır.

Ortaokulu Nizip’te okur. Köyde edindiği emek tanımı Nizip’in zengin coğrafyasında, verimli bahçelerinde derinleşir ve onu birçok sınavdan geçirir. Ortaokula gidene kadar, ilkokul ve köy yaşamının etkileri çoktur. Köyde, aile içerisindeki emek-hak kavgası sonucu Nizip’e gidişi “ilk isyan”dır. Ve Önder Apo, ona ilk isyanı yaptıran duyguları hiçbir zaman kaybetmez, bu duygularının gerisine düşmez. Ve ilk isyanı yapmaya yönelten kararını hayatının her döneminde esas alır. “Yaşayacağın bir toplumun yoksa, toplumunu yaratacaksın.”

1965-69 döneminde, Ankara’da Tabu Kadastro Meslek Lisesini okur. Dört yıllık yatılı olan okul, Ankara merkeze yakın, Maltepe’dedir. Türkiye’de resmi ideolojinin kırıldığı, dünyada yeni ideolojik eğilimlerin ortaya çıktığı, ideolojik-politik akımların oluştuğu, örgütlenmelerin geliştiği, toplumsal farklılaşmaya göre yeni düşünce ve eğilimlerin oluştuğu, toplumsal iç çelişki ve çatışmanın giderek yoğunlaştığı bir sürece tekabül eder. İlk defa bulunduğu şehri sömürgeci devletin başkentinde tanır.Tek başına sömürgeciliğin başkentinde, ilk gençlik yıllarını yaşar.

Apo, Ankara Tapu Kadastro lisesinde okurken inancında ibadetinde bir Müslüman gençtir. Yaşamının her anını doğru, iyi ve temiz yaşamaya çalışan ilkeli bir gençtir. İlk kez Kürdistan dışına ve köy yaşamı dışına çıkmanın verdiği yaban olma durumu, şehir yaşamına uzaklık vardır. Bu dönemlerde Ankara okul ortamını tanımaya çalışır ve kendi yaşamıyla kıyaslar. Türkler farklı yaşamaktadır. Okullar Türkler için farklıdır çünkü kendi dillerinde okulları vardır. Yine Kürdistan köylerindeki ekonomik durum ile şehirdeki farklıdır. Apo ailesi, kendi emeğiyle geçinen ve kendine yeten bir aile ortamıdır. Ancak köy yaşamının kıt kanaat kendine yeterliği, şehre gelince fakirlik olarak Kürtlerin karşısına çıkmaktadır, çünkü şehirde herşeyin bir fiyatı vardır. Her şey parayla alınıp satılmaktadır.

Lise yılları büyük arayışlarla geçer. Lisede okurken bir defa Komünizmle Mücadele Derneği’ne gitmiş, orada Demirel ve Refik Korkut gibi kişilerle de karşılaşmıştır. Ancak kişiliği, aile yapılanması ve toplumsallığı farklı olduğundan o ortamdaki sağcı gençler gibi değildir, onlardan çok farklıdır. Sağ görüşün merkezinde Türkçülüğün olması zaten bir bariyerdir ancak özünde sağ-sol ikilemi O’nun gerçeğini, Kürt toplumsal gerçeğini doğru ifade edecek bir ikilem değildir. Doğru ikilem, modernite-gelenek, daha doğrusu toplumsal gerçeklik-modernite ikilemi şeklinde ifade edilebilecek bir ikilemdir.

Önder Apo’nun disiplinli, olgun kişiliğini, güçlü karakterini ve yaşamını öğretmenleri de arkadaşları da takip etmekte, ona değer ve saygı vermektedirler. Böyle bir dönemde kimi solcu gençler bir gün yastığının altına “Sosyalizmin Alfabesi” kitabını koyarlar. Apo o kitabı okur. O zaman kendi zihninde sosyalizm ideolojisinin islamiyetten daha yüksek olduğunu anlar ve bunu muazzam “Muhammed kaybetti, Marks kazandı” sözleriyle tarihe not düşer. Tarihin ilginç tesadüfleri-kesitleri vardır. Dört yıl okuduğu Türkiye başkenti Ankara’dan sosyalizmi tanıyarak, benimseyerek ve yaşam anlayışında bir doğrultu sahibi olarak çıkar.

Her ne kadar 4 Nisan 1949 tarihi Önder Apo’nun biyolojik doğum tarihi olsa da onu Önder Apo yapan doğuşun tarihi değildir. Simgeseldir ve Kürtlerde “doğum günü” kutlaması olmamasına rağmen Kürtler bunu kutlarlar. Kürtlerde kutlamak eylemi, kutsamak eyleminden doğar. Kutsadığınız, kutsal gördüğünüz şeyi kutlarsınız. Kapitalist modernitenin eğlence anlayışının yanıltıcı kutlamaları Kürtlerde yoktur. Bundan dolayı da Önder Apo’nun doğum gününü her koşulda, her durumda ve her zaman kutlamak, Önder Apo’yu daha fazla tanımak, bilmek, bilmenin gereğini yapmanın eylemine yönelmektir. Çünkü Önder Apo’yu tanımak, bilmek salt O’nu tanımak değildir. Var olan Önderlik sıfatını gerçekten tanımak, var olan Önderlik gerçeği içinde ne olduğunu, bu Önderliksel hakikatin ne istediğini, neyi amaçladığını, ne olduğunu bilmek, anlamak, hissetmek, paylaşmak ve yaşamaktır.

Tüm dünyanın soykırım tehdidiyle karşı karşıya kaldığı, tüm dünya insanlığının giderek ağırlaşan bir tecritle karşı karşıya kaldığı bir dönemden geçerken, her zamanki Önder Apo’ya dönüyoruz yüzümüzü. Böyle bir bakışta Önder Apo’nun demokratik uygarlık manifestoları, savunma dediğimiz tarih ve toplum çözümlemeleri, sistem analizlerini tekrar tekrar okumak, anlamaya çalışmak önemlidir. bunları okurken yaşayacağımız en büyük yanılgı İmralı koşullarının tüm engellerine rağmen Önder Apo’nun verdiği emekleri bir kehanetin doğrulanması gibi ele almak ve bu tarzda yorumlamaktır.

Önder Apo’nun analizleri kehanet değildir. Böyle sunmak, böyle tanımlama eğilimine girmek Önder Apo’nun dehasına, emeklerine doğru anlam vermemek olur. Önder Apo’nun tarih, toplum ve sistem analizleri, Abdullah Öcalan kişisinin kendisi, toplumu, yaşadığı çağ, tarih ve tüm insanlık üzerine düşünce gücünü zorlayarak, anı anına bir beyin gücü geliştirerek anlamına vardığı hakikatlerin bir kısmıdır. Bir insanı anlamak için o insanı hissetmeniz gerekir, bir toplumu anlamanız için ise o toplumu oluşturan tüm bireyleri tek tek hissetmeniz gerekir ve bu büyük emek, çaba, enerji sarfetmek, zamanını müthiş değerlendirmek ve verili yaşam tanımını kesinlikle değiştirmeyi gerektirir. Önder Apo, bunu gerçekleştirdiği için Önderliksel bir hakikattir. Bugün bu hakikati kendinde barındıran savaş da, sanat da, yaşam da kesinlikle özgürlüğü tanımakta ve kazanmaktadır. Gayrısı ise “-mış gibi” kalmakta ve yaşamın özünün sıkılıp alındığı posaya dönmektedir. Özgür Kürt’ün doğuşu insanlığın doğuşudur. Bu, Önder Apo’dan dolayı böyledir. Önder Apo hakikatini bilen, anlayan, tanıyan ve içsel gerçekliğini bilen her özgür insandan dolayı da böyledir.   

Önder Apo’nun doğum gününü kutlamak da, Önder Abdullah Öcalan gerçeğini doğru anlamak, hissetmek, bilmek ve doğru yaşamaktır. Çünkü bu küresel soykırım ve tecrit karşısında, bizim üzerimize doğacak tek güneş Önder Apo’dur. Umut da, hakikat de, geçmiş de gelecek de, sağlık da varlık da Önder Apo’dadır.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here