Özgürlük – II –

0
1242

‘’İnsanlar özgür doğarlar. Oysa her yerde zincire vurulmuşlardır’’ diyor Roussau. İnsanlar özgür doğarlar, yani doğarken insanın özü özgürlüdür. Hiçbir dış koşula bağlı veya bağımlı değildir. Fakat insanın özgür doğması, özgür kalması anlamına gelmez. İnsan doğduktan sonra özgür kalabilmenin koşullarını kendisi yaratabilmelidir. Bunu gerçekleştirebilmek de kolay değildir. Çünkü insan doğarken özgür olsa da süreç içerisinde içinde bulunmuş olduğu toplumsal koşullar, sistem onun şekillenmesinde belirleyici bir rol oynar ve özgürlüğünü zincire vurur. İnsanlar doğarken özgürse eğer, özgür kalmak hakları da vardır. İnsanın  özgür olması, özgür yaşaması, özgür düşünmesi onun en doğal hakkı olduğu gibi insan gibi, insan gibi yaşayabilmesi için de en vazgeçilmez bir koşuldur. Bir başka düşünür özgürlük hakkında şöyle der; ’’Özgürlük, doğa yasalarından bağımsızlık düşü değildir. Tersine bu yasaları öğrenmek ve onları belli amaçlar içn kullanabilmesi demektir.’’ Demek ki irade denilen şey, nedenini bilerek karara ulaşmak yetisinden başka bir şey değildir. Bir insanın belli bir sorun hakkında karara varma özgürlüğü, bu kararın tutarlılığını belirten zorunluluğa bağlıdır. Bu anlamda özgürlük, doğadan gelen zorunlulukları tanıyıp, bilerek hem kendi üstünüzde, hem dış doğa üstünde sözünü yürütür olmaktır. Böylece özgürlük, tarihsel gelişimin zorunlu bir üründür.

Görüldüğü gibi tarihte bir çok düşünür tarafından özgürlük kavramı ele alınıp değerlendirilmiş. Fakat her düşünür ve filozof, biraz da kendi felsefik bakış açısından yola çıkaraktan özgürlüğü değerlendirmiştir. Verdiğimiz örnekler öyle çok reddedilecek örnekler olmasa da bir bütünen özgürlük kavramı ortaya konulmamıştır. Çok dar ele alındığı gibi, salt bir kavram düzeyinde kalmıştır. Özgürlük orada kendisini bir yaşama biçimi olarak gerçekleştirmemiştir.

Özgülük kavramını en doğru, en kapsamlı ve en derin dile getiren, özgürlüğü kendi şahsında yaşatandır da aynı zamanda. Bu anlamda Önderlik tarafından özgürlük kavramı çeşitli biçimlerde ortaya konulmuş ve sadece ortaya konulmakla yetinmemiş, onun yaşamsallaştırılmasına dönük ciddi adımlar da atılmıştır. Zaten özgürlüğün, salt bir kavram olarak değerlendirilmesi onu diğer kavramlar gibi özünden boşaltacaktır. Burada önemli olan özgürlük kavramını bir yaşam biçiminde gerçekleştirebilmektir. Ancak böyle bir önem ve değer kazanabilir.

Özgürlük durumu aynı zamanda insanın bir ihtiyacı olarak karşımıza çıktığı için, ezilen kesimin psikolojisini de açma gereğini duymaktayız. Sömürülen veya ezilen insan, özgürlüğe en derinden ihtiyaç duyandır. Ezilen bir insan, her şeyden önce kendisine ait olmayan bir insandır. Ezen tarafından yönlendirilen ezilen insanın davranışları bile, kendi dışında belirlenmiştir. Ezilmek, şiddet tarzıyla baskı altında tutulmak, her anlamda sömürülmek, hiçleştirilmek anlamına gelir. Baskı altında tutulan bir insan da kendisini hep dışa göre veya dış güce göre ayarlar, ona göre düşünmek ve hareket etmek zorunda bırakılır. Ezilenler ezenler tarafından hep baskı altında tutulduğu gibi, ezilenin kendisi de ezenin yaklaşımının içselleştirdiği için kendi kendisini de ezmektedir. Bu tam bir köle durumunu, hatta insanlıkta çıkma durumunu ifade etmektedir. Zaten ezen, adaletsizliği, sömürüyü baskı ve ezmeyi geliştirerkten, insanlaşmayı engellemektedir. Fakat bunu yaparken ezenin kendisi de insan olmaktan çıkmakta, hatta ezilenden daha çok bunu yaşamaktadır. Ezen kesim kendi durumunda memnunken, ezilen kesim ise hep özgür olma, özgür yaşama, özgürlüğe ulaşma hayaliyle yaşar. Bir nevi insanlığı yeniden kazanma özlemiyle, ona ulşma mücadelesine gereksinim duyar. Bu anlamda ezilenin ezene karşı başkaldırısı, özünde özgürlüğe olan özlemidir, yeniden insan olma özlemidir. 

Burada özgürlük ve özgür yaşamak tüm insanların en doğal hakkı olduğu gibi insanların en temel bir ihtiyacı olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Önderliğin özgürlük felsefesinde en temelinde bireyin özgürleşmesi, birey özgürleştikçe toplumun ve giderek insanlığın özgürleşmesi hedef alınmaktadır. Günümüz dünya koşullarını değerlendirdiğimizde mevcut sistemin, insanı insan olmaktan çıkarıp robotlaştırdığını görebiliyoruz. Bu anlamda insanı özgürleştirme, yeni bir insan tipini yaratmak, insan için yeniden bir doğuşu yaratmak demektir. Yeni bir insan tipini yaratmak, mevcut insanı tamamen yenilemek, onu değiştirip dönüştürmekten geçer. Önderlik tarafından verilen özgürlük mücadelesi en temelinde yeni bir insanı yaratma, bu anlamda yeni bir yaşamı yaratma mücadelesidir.

Melsa SEROK

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here