Özgürlük Mücadelesi, Newroz’u yaşanan özgürlük iradesi haline getirmiştir

0
97

2024 Newroz’unu yaşıyoruz, tarihlere göre 2636’ncı Newroz oluyor. Hareket olarak bu Newroz’u Özgürlük Newroz’u olarak ilan ettik. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen küresel özgürlük hamlesiyle karşılıyoruz. Her alanda da hamle düzeyinde tüm zamanların en büyük, en görkemli Newrozlarından biri yaşanıyor. Dört parça Kurdistan’da dünyanın dört bir yanında Kürt halkı, kadınları, gençleri, dostları, tüm ezilen halklar devrimci demokratik güçler hamleye katılıyor, Newroz meydanlarında Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü haykırıyor. Bunlar temelinde başta Önder Apo olmak üzere tüm yoldaşların, halkımızın, tüm dostlarımızın, ezilen halkların Newroz’unu kutluyoruz. Özellikle bu Newroz’u özgürlük mücadelesi yürüten herkes için büyük coşku seli haline getiren, müjdelerle karşılayan Kurdistan Özgürlük Gerillasının Newroz’unu kutluyor, Özgürlük Mücadelesinde başarı dileklerimizi ifade ediyoruz.

Başta Mazlum Doğan yoldaş olmak üzere Zekiye, Rahşan, Bêrîvan, Ronahî onlarca, yüzlerce gerilla mücadelesinde verdiğimiz Newroz şehitlerimizi ve onların şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.

NEWROZ ATEŞİ TÜM İNSANLIĞI SARIYOR

Kuşkusuz Newroz insanlık tarihinin yaşayan en canlı efsanelerinden birisidir. Fakat tarih şuna da tanıklık ediyor: Kürt halkının özgürlük mücadelesi Ortadoğu’nun yeni Dehaklarına karşı geliştikçe gerçekten de Newroz efsanesi canlı bir hakikat olarak yaşanıyor. Önder Apo’nun 1973 Newrozu’nda PKK’nin örgütsel temellerini atışıyla başlayan bu süreç günümüzde özgür insanlığın en canlı hakikati haline gelmiş bulunuyor. Bunu artık herkes görüyor. Dünyanın dört bir yanında Newroz ateşleri yanıyor, insanlık Newroz’u tanıyor. Newroz ateşi, özgürlük ve zafer tutkusu tüm ezilenleri, kadınları, gençleri, tüm insanlığı sarıyor. En güçlü ve hızlı yayılan özgürlük, bilinç, irade ve coşkusundan birisi oluyor, hatta buna günümüzün belirleyeni diyebiliriz.

Önder Apo’nun başlattığı 52’nci yılında olan bu özgürlük yürüyüşü kahramanlık çizgisinde yürüyen Özgürlük Mücadelesi, efsaneyi; gerçek haline, Newroz’u canlı yaşanan özgürlük iradesi, bilinci, eylemi ve zaferi haline getirmiş durumdadır. Newroz gerçeği aslında bu mücadelede yaşıyor, kendini gerçekleştiriyor. Newroz’un ne olduğunu anlamak istiyorsak elli yılını aşan bu büyük özgürlük yürüyüşüne, onun her anında, her adımında gerçekleşen mücadeleye bakmak yetiyor. Kuşkusuz hiçbir şey kendiliğinden olmamıştır, kolay gelişmemiş durumdadır. Bu elli yılı aşan mücadelenin büyük özgürlük yürüyüşünün her anı, her saniyesi Önder Apo’nun deyimiyle ‘nefes nefese’ bir mücadeleyle gerçekleşmiş ve kazanılmış bulunuyor. Her anında büyük kahramanlıklar yer alıyor. Derin bir tarih bilinciyle, tarih bilimini doğru anlamayla, bu temelde Kürt tarihinin, insanlık tarihinin derslerini doğru çıkarmaya yönelimle başlayan bu süreç, Önder Apo’nun bu temelde attığı ilk adımlar bugün dünyayı saran bir özgürlük ateşine, arayışına, mücadelesine dönüşmüş durumdadır.

NEWROZ; BİRLİĞİ, ÖZGÜRLÜĞÜ, MÜCADELEYİ, ZAFERİ TEMSİL EDİYOR

Bu gelişmede kuşkusuz derin bir tarih bilinci var, doğru bir tarih anlayışı var, tarih bilimine doğru yaklaşım var. Onu bütün bilimlerin anası diye tanımlanan tarih bilimini yaratıcı özüyle doğru ve gerçekçi biçimiyle anlama ve anı anına yaşama bilinci, tutkusu var. Yoksa böyle bir gelişmenin yaşanması, pratiğin ortaya çıkması, neredeyse günümüzde küresel düzeyde yaşanan en büyük bayramlardan biri haline gelmesi mümkün olmazdı. Yine bu gelişmenin altında kuşkusuz bu bilincin özüne uygun bir yaşam ve pratik var. Özünü saptırmayan, ona sadık kalan yaklaşım ve tutum var. Efsane olarak da Newroz birliği temsil ediyor, özgürlüğü temsil ediyor, mücadeleyi temsil ediyor, zaferi temsil ediyor, halkların ve insanlığın özgür iradesini temsil ediyor. Bunlarla tanımlanıyor.

Bu temelde insanlık tarihinin en büyük sapması olan iktidar ve devlet sistemine karşı Kurdistan’da Kürt halkı öncülüğünde geliştirilen büyük bir özgürlük mücadelesini ve onun zaferini temsil ediyor. Şimdi Newroz’un Kürt toplumu tarafından güncel olarak bu kadar tutkuyla yaşanması, bunun komşu halklara, tüm Ortadoğu’ya hatta dünyaya gittikçe yayılan bir güç haline gelmesi, işte bu içeriğine ve özüne uygun yaşanmış olmasından kaynaklanıyor.

Evet mevsim olarak bahara açılım, baharın canlanması, canlı yaşamın kıştan bahara yeni bir doğuş halinde gelişimi olarak da tanımlanıyor. Yeni doğuşu, özgür yaşamı, özgürlük tutkusunu, zafer ruhunu ifade ediyor. Bunlar da Newroz’a dair yaklaşımlardır, tanımlamalardır. Fakat efsanenin özünde özgürlük bilinci her türlü zulme, sömürüye, egemenliğe karşı ve onun saldırılarına karşı direnme ve zafer var. Sadece direnme ve mücadeleyle yetinme değil de, zafer kazanma da var.

HER NEWROZ YENİ KAHRAMANLIKLARI ÖNE ÇIKARDI

Önder Apo ile başlayan bu elli yıla aşkın özgürlük yürüyüşünü tarihi bu kadar güncellemiş olması, canlı yaşanır hale getirmesi, günümüze bu denli taşıması işte bu iki şeyden kaynaklanıyor. Bir, derin tarih bilincini geliştirmekten ve ona sahip olmaktan kaynaklanıyor. İkincisi ise, bu bilince uygun onun özünü doğru ve yeterli temsil eden bir pratik yaşamı sıkı sıkıya büyük bir ciddiyetle geliştirmekten kaynaklanıyor. Önder Apo hem bu bilinci yarattı, hem de bu yaşamı ortaya çıkardı. 1973 Newroz’un da başlattığı bu yeni özgürlük yürüyüşünü her Newroz da daha da güçlendirdi ve geliştirdi. Yeni bilinç ve eylemlerle güçlü ve gelişkin kıldı. Her Newroz’u yeni bir başlangıç, yeni bir doğuş, yeni bir hamle haline getirmeyi bildi. Geçen elli yıllık sürecin her Newroz’unda gerçekten de özgürlük bilinci ve tutkusu, mücadelesi daha çok gelişim gösterdi. Daha fazla bilinçlenme, örgütlenme ve mücadeleye yol açtı. Her Newroz bir öncekinden kat kat daha fazla özgürlük, bilinç, örgütlülükle eylemini gerçekleştirdi. Kuşkusuz bunda doğru bilinç, bilincin özüne uygun yaşam, bu yaşamın gerektirdiği cesaret, fedakarlık ve onun temsil ettiği kahramanlık var. Dolayısıyla Newroz direniş ve zafer olarak bir kahramanlık olayıdır. Kürt tarihinin kahramanlık adımlarından birisidir. Kahramanca bir duruşu, iradeyi, eylemi ve zaferi temsil ediyor.

Bu gerçekliğine uygun olarak da Önder Apo’nun başlatmış olduğu özgürlük yürüyüşü kahramanlık çizgisindeki bir yürüyüş olma özelliğini kazanıyor. Bir boyutu da budur. Elbette onu kahramanlık düzeyine getiren içerdiği cesaret ve fedakarlıktır. Bunları da mücadelenin şehitleri temsil ediyor. Her Newroz’da daha çok canlanan, büyüyen, gelişen Newroz özgürlük ruhu, bilinci, iradesi, mücadele için cesaret ve fedakarlık yeni büyük eylemlere yol açıyor ve o eylemlerin de bedeli oluyor. Her koşulda onları geliştirmek ve gerçekleştirmek şehadet düzeyinde yürümeyi, mücadeleye kahramanca yaklaşmayı gerektiriyor. Önder Apo özgürlük yürüyüşü daha ilk adımlarından itibaren giderek böyle bir kahramanlık çizgisini de geliştirmiş ve içselleştirmiş bulunuyor.

Bunun en büyük temsilciliği kuşkusuz 12 Eylül faşist askeri darbesinin ortaya çıkarttığı zulme karşı, dışarıda ve zindanda geliştirdiği insanlığı katletmeyi, yok etmeyi hedefleyen saldırılara karşı 1982 yılında zafer kazanan büyük zindan direniş gerçeğidir. Onun da başlatıcısı Mazlum Doğan yoldaştır. Böyle bir direnişe başlama gücünü veren de 1973 Newroz’da yeni bir özgürlük bilinci, iradesi ve yürüyüşü başlatma gücünü veren kaynak olarak Newroz gerçeğidir. Newroz’un tarihsel olarak içerdiği bilinç, ruh, irade, cesaret, fedakarlık hakikatidir. Mücadeleyi fedai çizgisine çeken, hareketi fedaileştiren yegane gerçeklik, tarih bilinci böyle bir bilinçtir.

Bunun 82 Newroz’unda Mazlum Doğan yoldaşın direnişiyle canlanması, yeniden yaşanır hale gelmesi, ardından peş peşe 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı büyük ideolojik zaferi kazanan zindan direnişini ortaya çıkarmış bulunuyor. O direnişin de 42 yıldır başta gerilla olmak üzere halk direnişine, kadın ve gençlik eylemine ruh veren, çekim gücü olan bilinç ve irade kazandıran gerçeklik olduğunu biliyoruz. Bugün 42’nci yıl dönümünde canlılığından, emrediciliğinden, çekiciliğinden kısaca etkinliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bulunuyor. Dahası bu etkinlik düzeyini ve derinliğini çok daha artırmış ve büyütmüş durumdadır. 42 yıl önce sadece zindanı aydınlatırken, 12 faşist askeri rejiminin yarattığı Diyarbakır Zindanı için aydınlatıcı olurken, bugün 42’nci yıl dönümünde sadece bütün Kurdistan’ı da değil, yine sadece Ortadoğu’yu da değil, bütün dünyayı aydınlatan bir gerçek haline gelmiş durumdadır. Herkes zindan direnişini değerlendiriyor, anlamaya çalışıyor, herkes Mazlum Doğan gerçeğinden söz ediyor. Önder Apo, ‘Çağdaş Kawa’ dedi. Efsanenin yaratıcısı Demirci Kawa’nın güncellenmesi, günümüze taşınması, çağdaşlaştırılması olarak ifade etti. Bu temelde Newroz direnişçiliği olarak bir Mazlum direnişçiliğinin başladığını ve var olduğunu söyledi. Onu takip eden yüzlerce, binlerce genç, kadın, erkek ortaya çıktı, cesaretle mücadeleye atıldı. Kendini yakmaktan, düşman ortasında patlatmaya kadar her türlü savaş yöntemiyle düşmana karşı mücadele etmeye kadar çok yönlü özgürlük mücadelesi, özgürlük savaşı ortaya çıktı. Bu savaşın her adımında büyük kahraman şehitleri oldu. Her Newroz yeni kahramanlıkları, yeni büyük eylemleri, yeni şehadetleri ortaya çıkardı. Canlı kılan, 42 yıl önce Diyarbakır zindanında yakılan kıvılcımı canlı kılan, geliştiren, güçlendiren, günümüze kadar taşıyan, canlılığının ve etkinliğinin bu denli güçlü yaşanır olmasına yol açan kuşkusuz böyle bir mücadele olmuştur. Böyle bir mücadeleyi sürekli düşünceyle, ruhla, iradeyle besleyen Önderlik çabaları ve bu mücadeleye kan, can, hayat veren kahraman şehitler gerçeği oldu.

MÜCADELE ETME BİLİNCİ VE İRADESİ EN BÜYÜK HEYECAN KAYNAĞIDIR

Efsane bugünün yaşanan en temel hakikati haline geldi. Newroz kutlayacaksak onu doğru anlayıp doğru bir kutlama geliştireceksek öncelikle, derin tarih bilincinin günümüze taşınması olan bu elli yıllık büyük özgürlük yürüyüşünü, bu mücadelenin her adımında nasıl bir ruh, bilinç, irade ve kahramanlıkla geliştiği, hangi bedellerle bugüne geldiği gerçeğini doğru anlamak gerekiyor. Oraya doğru bakmak gereklidir. Kuşkusuz coşku yüksek olmalı, heyecan gelişmeli, mücadele ediyor olmak bir defa bir insan için bir sevinç kaynağıdır. Mücadele etmenin bilincine, iradesine ulaşmak en büyük sevinç, coşku, heyecan kaynağıdır. Bir de böyle bir mücadele varsa tabii ki ondan daha çok coşku ve heyecan verici bir şey olamaz. Hele hele bu mücadele zaferler kazanıyorsa, her türlü gericiliğe, iktidar ve devlet sistemine, onu gerçekleştiren erkek egemen zihniyet ve siyasete darbe üzerine darbe vuruyor, yeni gelişmeler ve kazanımlar ortaya çıkartıyor, özgür yaşamı kadın özgürlüğü temelinde adım adım ilerletiyorsa bundan daha güzel, daha çok heyecan verici, insanı daha fazla mutlu edici bir şey olamaz.

Bu elli yıllık mücadelede bu gerçeklik vardır. Yaşanan bu kadar coşku, heyecan, bilinç kesinlikle buradan kaynaklıdır. Bu da anlaşılır bir durumdur, doğru ve yeterli anlamayı da gerektiriyor. Fakat aynı zamanda mücadelenin gerçeğini, nasıl yürüdüğünü, yürütenlerini, nasıl bir bedel verilerek geliştirildiğini ve bu zaferleri kazanan hale getirildiğini de iyi bilmek lazım. Bu mücadele çizgisini doğru anlamak gereklidir. Onun sadece sonuçlarına bakmak, kazanımlarını görmek, oradan coşku ve heyecan duymak ve onu yaşamak istemek yetmez. Öyle olması iyidir, gereklidir ama öyle bir durum bütün bunların nasıl ortaya çıktığı ve yaratıldığı bilinirse ve bu hakikate bağlı kalınırsa, öyle bir mücadeleye giderek artan oranda katılım gösterilir ve katkı sunulursa doğru ve anlamlı olur. Sonuçlardan coşku duymak ve onları yaşamak istemek hak edilir. Yoksa tek yanlı sadece sonuçlara bakmak, kazanımları görmek, Newroz’u onlarla anmak ve o temelde yaşamak istemek kuşkusuz doğru olmaz. Emek harcamadan, mücadele etmeden, ortaya çıkanı, kazanılanı gasp etmek gibi bir duruma yol açabilir. Ondan parçalar almak ve kendi yaşamına dönüştürmeyi ifade edebiliyor. Kuşkusuz öylesi doğru değildir. Çalmayı, sömürmeyi, başkalarının yarattığı değeri gasp etmeyi içerir ki, o yaklaşımın ve tutumun kendisi Newroz gerçeğine aykırıdır. Newrozları Newroz yapan bilince, iradeye, mücadeleye, cesaret ve fedakarlığa aykırıdır. Öyle yapan Newroz’un özünü boşaltır. Newroz’a o temelde yaklaşan Newroz gerçeğini yok eder ve özünden saptırır. Onu bir sömürü aracına, çıkar aracına, yaşam aracına dönüştürür. Oysa Newroz bilincinde, ruhunda, gerçeğinde, efsanesinde de yoktur. Yaşanan gerçekliğinde de yoktur. Elli yılı aşan bu mücadelenin nasıl geliştiği, her Newroz’un nasıl yaşandığı, nasıl bir ruhla, iradeyle, mücadeleyle, fedakarlıkla, kanla, terle, emekle ortaya çıkartıldığı çok iyi biliniyor. Henüz yaşanan canlı gerçeklik halindedir. Bu bilinç kaybolmamış, bu tarih üzeri örtülen, küllenen, saptırılan duruma gelmemiştir, canlı yaşayanları var, mücadele edenleri var, sahipleri var. Bu mücadeleyi başlatan Önderlik gerçeği var, mücadelesini sürdürüyor, binlerce kahraman şehit bu mücadeleye ve onun zaferine şahitlik ediyor. Hiç kimsenin saptırmasına, kendine göre anlamasına, kendi ve çıkar yapacak şekilde sahiplenmesine izin vermiyor, Newroz’un özünü temsil ediyor, herkese de Newroz’u doğru anlayıp doğru yaşamasını emrediyor. Newroz’u böyle değerlendirmemiz gereklidir.

PKK BİR NEWROZ PARTİSİDİR

PKK ilk toplantısını bir Newroz gününde yaptı, örgütsel temelleri Newroz’da atıldı. Her ne kadar resmi kuruluş daha sonraki yıllarda gerçekleşmiş olsa da bir Newroz partisi, bir Newroz hareketi olarak ortaya çıktı. İlk büyük karar Newroz gerçeğiyle verildi. Newroz ile PKK gerçeğinin bu denli iç içe olduğunu Önder Apo ifade etti. Bir bütün olarak özgürlük ruhu ve bilinci böyle oluştu. Mücadelenin öncü gücü olarak gerilla böyle gelişti. Bu büyük kahramanlık böyle ortaya çıktı. Kadın özgürlük bilinci devrimi bu temelde gelişti ve bütün devrimlerin ön açıcısı, öncüsü haline geldi. Kürt gençliği bu bilinçle bu kadar cesaret, fedakarlık gösteren fedaileşen bir Apocu gençlik haline geldi. Bunlar somut gerçekliklerdir.

O halde Newrozları, Newroz yapan, ona gerçek anlamını veren, gelişmeleri, tarihi bilincini doğru görmeliyiz, gelişmeleri doğru değerlendirmeliyiz, bu bilinci doğru edinmeliyiz. Her Newroz’u anlamına uygun yaşamalıyız. Bunun için de Newrozları, Newroz yapan Önderlik ve şehitler gerçeğini doğru anlamak, bu gerçeklik karşısında kendimizi eleştirel-özeleştirel değerlendirmeye tabi tutup Newroz çizgisinde, onu var eden Önderlik ve şehitler çizgisinde kendimizi eğitmeyi, değiştirmeyi, geliştirmeyi, bilmeliyiz. Newroz’a doğru yaklaşım bir de budur. Tarih bilinci onu doğru anlamayı ve yaşamayı gerektiriyor. Onun için de sapmalardan, yanlışlıklardan savrulmalardan kendini kurtarmayı, onu kurtaracak bir eleştiri-özeleştiriyi, kendini eğitmeyi ve yenilemeyi, kişilik değişimini, devrimini içeriyor. Newroz’un özgürlük tanımı, yeniden doğuş olması, yaratılış gerçeği, diriliş gerçeği bir de böyle ortaya çıkıyor. Her bir canlının yıla yeni bir yaşama başlangıcı olduğu gibi insanın da kendisini yeniden yaratması, doğru çizgi temelinde değiştirip dönüştürüp Newroz bilincinin, ruhunu doğru edinen ve yaşayan, onun içerdiği mücadeleyi yürüten hale gelmesini gerektiriyor.

Bu 2024 Newroz’u vesilesiyle bunları ifade etmemiz gereklidir. Çünkü coşku ve heyecan çok güçlü ve yaygındır, büyüklük en büyük düzeydedir, görünüş güçlü ve görkemlidir. Gerçekten de tüm zamanların en büyük Newroz’u yaşanıyor denilebilir. Newroz kutlamaları onu ifade eden coşku ve heyecan haftalar ve günler öncesinden başladı. 21 Mart’ta doruğa çıktı. Milyonlarca insan Newroz meydanlarını dolduruyor. Amed’de, Rojava’nın her alanında, Rojhilat’ta böyle bir durum yaşanıyor. Bunun parça parça etkisi Başur’da da var, dünyanın dört bir yanında da var. Avrupa’da da öyledir. Şimdiye kadar meydanları doldurdular Newroz coşkusunu, heyecanını yaşayan insan sayısı milyonları geçti, giderek on milyonları bulacak. Sadece Rojava, Rojhilat kendi başına milyonları aşan neredeyse on milyona yaklaşan bir düzeyi ifade ediyor. Bakur, yurtdışı bunlar birleştirildiğinde Türkiye’nin dört bir yanına özel savaş temelinde savrulmuş olan Kürt halkının ulusal bilinç, ruh  ve mücadeleye sahip çıkarak Newroz kutlamalarıyla birleştirildiğinde gerçekten de on milyonları buluyor. Bu öyle basit yaklaşılacak, sınırlı bir biçimde değerlendirilecek, ele alınacak bir durum değildir. Günümüz dünyasında küresel kapitalist hegemonyanın liberal saldırıyı her yönüyle geliştirdiği, her alanda özel savaş saldırılarını, psikolojik savaşı, bu yaygın medya, teknik, sanat ve benzerlerinin eliyle insanlığın ruhunu, beynini bombardımana tuttuğu çok ağır bir toplumsal kırım yaşattığı basit maddi yaşamdan öteye insanlara bir şey bırakmadığı ve insanları onun ötesini göremez hale getirdiği bir ortamda Newroz ruhu ve bilinciyle dört parça Kurdistan’da ve dünyanın dört bir yanında on milyonlarca insanın böyle bir bilinç ve maneviyat göstermesi, sokaklara dökülmesi küçümsenecek bir olay değil, basit yaklaşılacak, sınırlı değerlendirilecek bir durum kesinlikle değildir. Bunu doğru anlamak gerekiyor.

10 MİLYONLAR ÖNDER APO’NUN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ HAYKIRIYOR

Diğer yandan sadece bu niceliği ve coşkuyu da görmemek gerekiyor. Bir de bu insanlar sokakları dolduran milyonlar bilinç ve irade ile böyle bir eyleme giriyorlar, sokaklara çıkıyorlar, meydanlara akıyorlar. Yoksa hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Çok büyük bir bilinç, irade, tutku olmasa, cesaret ve fedakarlık oluşmasa, bu kadar baskı ve saldırı altında bunlar gerçekleşmez. Baskı ve saldırı psikolojiktir, ideolojiktir, diğer yandan fiilidir, her tarafta meydanlara yürüyen Newroz yürüyüşçülerine dönük polis baskısı var, saldırısı var. Bu kendisini en demokrat ilan eden devletlerden tutalım da AKP-MHP faşist diktatörlüğünün tutumuna kadar böyledir. Böyle olmayan hiçbir siyasi ortam söz konusu değildir. Dikkat edilirse hem bu psikolojik, manevi, ideolojik saldırıya karşı, hem de fiili saldırıya baskıya karşı mücadele etmeyi ifade ediyor. Böyle Newroz meydanlarına yürüme kendiliğinden olmuyor. Bilinç istiyor, örgütlülük gerektiriyor, cesaret ve fedakarlığa dayanıyor. Bu kesinlikle böyledir. Dahası birçok yerde mevsimsel baskıya, doğal baskıya karşı da direniş var. Karda, soğukta, buzda insanlar yaşlı, çocuk, hasta demeden bu ruh ve bilinçle Newroz meydanlarına yürüyor, Newroz’un o güçlendirici, geliştirici coşkusunu, heyecanını yaşıyor, oradan can alıyor. Bir de bu gerçeklik var.

Bunun somutlaşmış ifadesi olarak da net taleplerde bulunmasını ele almak ve değerlendirmek gerekiyor. Bu kadar nicel büyüklük, bu kadar coşku heyecan, bilinç, cesaret aynı zamanda bir amaç etrafında sonuçlanıyor. Her türlü baskıya rağmen, hatta dıştan ‘şunları söylemeyin, şunu söylemeyin…!’  biçimindeki baskılara rağmen bütün meydanlarda Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü haykırılıyor. Eylemciler, Newroz meydanlarına yürüyen insanlar o tür söylemlerde bulunanları da dinlemiyorlar. Bir talebi ortaya koyuyorlar. On milyonlarca insan aynı talepte birleşiyor. Bilinçlenme, örgütlenme düzeyi, mücadele düzeyi böyledir. Bu da Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü talebidir. Bu kadar netlik var, bu kadar amaç bağlılığı var. Önder Apo gerçeğinin bu kadar çok bilinmesi, sahiplenilmesi, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün bu kadar güçlü istenmesi var. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünde herkesin kendi özgürlüğünü görmesi yaşanıyor. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün Kürt toplumunun özgürlüğünün gelişmesinde başta komşu halklar olmak üzere tüm halklar, insanlık kendi özgür ve demokratik yaşamını görüyor. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü tüm ezilenlerin en çok ezilen kesim olarak kadınlar olmak üzere gençlerin, işçi ve emekçilerin özgürlüğünü, kurtuluşunu temsil ediyor, herkes Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünde kendi özgürlüğünü görüyor, demokratik yaşamını görüyor, varlığını görüyor ve bu da bir amaç doğrultusunda bu kadar kilitlenmeyi ifade ediyor. Önder Apo gerçeği elli yıl önce bir Newroz yürüyüşü başlatmak üzere beş gençle atılan ilk adım bugün on milyonların Önder Apo gerçeğini bu düzeyde anlaması ve sahiplenmesi haline gelmiş bulunuyor. Bunlar bugünkü Newroz’u anlamamız açısından çok daha önemlidir. Daha iyi değerlendirmeyi gerektiriyor. Newroz’un büyüklüğü, görkemi, 2024 Newroz’unun gerçekten de tüm Newrozların en büyüğü olma özelliğini taşıması tüm bunlardan geliyor.

Biz hareket olarak, halk olarak bu Newroz’u Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü ve Kürt sorununun çözümünü hedefleyen küresel özgürlük hamlesiyle karşıladık. 10 Ekim 2023’te dünyanın dört bir yanında başta 74 merkezde ilan edilmek üzere başlatılan ‘Abdullah Öcalan’a Özgürlük Kürt Sorununa Çözüm’ hamlesi var. Bunu daha çok dünyanın değişik alanlarında, merkezlerinde aydınlar, sanatçılar, işçi ve emekçiler, sendikacılar, kadınlar, gençler, akademisyenler, toplumların ruhu ve beyni olan bireyler ve örgütler başlattılar. Akademisyenler, işçi sendikaları, sanatçı toplulukları, kadın ve gençlik örgütleri bunların başında yer aldı. İlk defa Kürt Özgürlük Mücadelesi adına dünyanın dört bir yanında ve bu kadar değişik toplumlardan bilinçli, yürekli devrimci sosyalist demokrat özgürlükçü insanın başlattığı ve gerçekleştirdiği bir eylem durumu ortaya çıktı.

Bu durum Önder Apo’nun geliştirdiği Demokratik Modernite Paradigması’nın dünyaya ne kadar yayıldığını, ulaştığı her yerde insanları, toplumları ne kadar derinden etkilediğini, ne kadar güçlü sahiplenir olduğunu ortaya çıkardığı gibi aynı zamanda Apocu Özgürlük Hareketi’nin dünyanın dört bir yanına daha şimdiden hangi oranda yayılmış bulunduğunu da açık bir biçimde gösterdi. Bütün bu bakımlardan önemli ve anlamlıydı. Kuşkusuz elli yıldır büyük bir mücadele var, Önder Apo öncülüğünde en sert gerilla savaşından tutalım da toplumun en genel demokratik siyasi eylemliğine kadar yoğun serhildanlarla geçen, her anı şehadet çizgisinde yürüyen bir mücadele vardı ama mücadelenin bu düzeyde küreselleşmesi, dünyanın dört bir yanına yayılması, bu kadar farklı geniş toplumsal kesimi bir amaç doğrultusunda bu kadar birleştirmesi ilk defa yaşandı, bu da önemli bir durumdu. Kürt toplumunu da etkiledi, hepimiz üzerinde düşündürücü ve çekici etkisi oldu. İnsanlığı da etkiledi, dost düşman herkesin üzerinde etkide bulundu. Dostlar daha çok irade kazandılar, sahiplendiler, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin gerçekten de dünyaya yayılıp bir dünya devrimi olarak başarı kazanacağına, kendilerinin de özgür ve demokratik yaşama ulaşmasına, katkı sunacağına inandılar. Bu temelde mücadeleye güç destek vermeleri, ilişkilenmeleri, ittifak kurmaları, katılımları gelişti ve gerçekleşti. Bir küresel demokrasi hareketi, küresel özgürlük hareketi ilk mütevazi adımlarla ama çok iddialı ve canlı gelişen bir hareket olarak ortaya çıktı. Şimdiden bunlar görülüyor.

Bu durum bütün ezilenleri olumlu etkilediği gibi tabi ki tüm egemenleri de korkutuyor. Erkek egemen zihniyet ve siyaseti, tüm iktidar devlet güçlerini, kapitalist modernite sisteminin bugün egemeni olan, ondan çıkar sağlayan herkesi de ürkütüyor ve korkutuyor. Onları da duyarlı hale getirdi, birbiriyle ittifak kuruyorlar, daha çok Kurdistan’da gelişen Özgürlük Mücadelesi’nin küresel düzeydeki etkilerini, kendi çıkarlarına ne denli zarar verip vermeyeceğini, dolayısıyla bu mücadele karşısında nasıl ortak tutum almaları gerektiğini tartışıyorlar. Egemen sistem, iktidar ve devlet diplomasinin her alanda temel gündeminin bu olduğu tartışmasızdır. Bunu sadece AKP-MHP faşist yönetimi yürütmüyor, sadece Kurdistan üzerinde egemen güçlerin diplomasisine, siyasetine damgasını vurmuyor, bu mücadele bütün iktidar ve devlet sisteminin başta ABD ve NATO olmak üzere tüm egemen güçlerin siyasetlerine, diplomasilerine de damga vuran, onun çok önemli gündemi haline gelen bir mücadeledir. Küresel Özgürlük Hamlesi bizi böyle bir düzeye ulaştırdı. Küresel bir özgürlük hareketi, demokrasi haline getirdi. Zaten başlangıçta Kurdistan’ı bölüp parçalayan, Kürt sorununu ortaya çıkartan, Kürt soykırımını yürüten küresel kapitalist hegemonyaya karşı gelişen bir mücadeleydi. Dolayısıyla mücadele Kurdistan’da ideolojik mücadele ya da gerilla mücadelesi düzeyinde sürse de özü küresel bir mücadeleydi. Küresel kapitalist hegemonyaya karşı mücadele ediyordu. Şimdi bu gerçeklik daha çok açığa çıktı. Sadece Kurdistan ile sınırlı olmaktan çıkarak bölgesel ve küresel bir boyut kazandı. Sadece ideolojik-askeri mücadele olmaktan çıkıp her türlü siyasi, sosyal, kültürel, sanatsal, edebi çalışmanın, mücadelenin konusu haline geldi. Bu husus önemlidir. Dolayısıyla bu 2024 Newroz’unun böyle görkemli olmasında, böyle bir küresel özgürlük hamlesi yürütüyor olmamızın da payı var. Bu hamle Kürt toplumunu, kadınlarını, gençlerini, Kürt dostlarını, komşu halkları zafere inanır hale getirdi, umutlarını çok daha fazla yeşertti, zafer inancını, başarıya inancını daha çok güçlendirdi. Bu da cesaret ve fedakarlığı arttırdı. Daha çok mücadeleci hale getirdi. Bu temelde küresel özgürlük hamlesi gittikçe büyüdü ve gelişti.

İMRALI DİRENİŞİ KAPİTALİST MODERNİTE SİSTEMİNİN GERÇEĞİNİ ORTAYA ÇIKARDI

15 Şubat komplosuna karşı mücadelenin 25’nci yıl dönümünde gerçekten de bir zirve yaptı. Mücadeleyi yürütenler birinci aşamanın tamamlandığını hamlenin ikinci aşamasının başladığını ve bu aşamanın kitlesel eylemlilik olacağını da ilan ettiler. Komploya karşı mücadele böyle bir düzeyi içerdi. Kitlesel bir karşı koyuş komployu protesto var, İmralı işkence tecrit ve soykırım sistemine karşı duruş gerçekleşti. Mart ayı boyunca da bu sürekli yeni gelişmelerle zirve yapan bir mücadeleye dönüştü. 8 Mart etkinlikleri, Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamaları, kadın özgürlüğüyle Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü ve Kürt sorununun çözümü mücadelesini iç içe geçiren kitlesel bir mücadele haline geldi. Bir yandan kadın özgürlük bilincini ve eylemini geliştirdi, diğer yandan Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen Küresel Özgürlük Hamlesi’ne kitlesel bir zirve yaptırdı. Newroz bunu daha fazla büyütüyor, güçlendiriyor. Gerçek bir özgürlük hamlesinin zirvesini yaşatıyor. Kurdistan’ın dört bir yanında, dünyanın her tarafında bunu yapıyor, nicelik katılımla Newroz kutlamalarını özgürlük hamlesinin amaçlarıyla birleştirme düzeyiyle gerçekten de hem Newroz’u çok daha canlı, coşkulu anlamına uygun karşılanır, yaşanır hale getiriyor hem de Küresel Özgürlük Hamlemizi büyütüyor, ilerletiyor, ona bir zirve yaptırıyor.

Bu gelişmeler mevcut yürütülen eylemlerle olduğu gibi onlara öncülük eden, yön veren direnişlerle de hayat buldu. Bunun başında İmralı duruşu geliyor, Önder Apo’nun duruşu geliyor. İmralı işkence tecrit ve soykırım sistemi böyle bir mücadele sürecinde 25’inci yılını doldurdu, 26’ncı yılına girdi. Küresel düzeyde Kürt soykırımını yürüten bir yönetim sistemi olarak İmralı işkence tecrit ve soykırım sistemine karşı Önder Apo’nun direnişi de 25 yılını doldurdu, 26’ncı yılına girdi. 25’inci yıl dönümü önemlidir, çeyrek asır ediyor. İnsan yaşamında da toplum yaşamında da önemli bir kesit oluyor. Birçok şeyin tanımlanması, anlaşılması açısından yeterlilik ifade eden, içeren bir süreçtir. Bir kişinin yaşamını anlamak, direnişini tanımlamak açısından da bir toplumun yaşamını tanımlamak açısından da yeterli veriler içerecek bir süreçtir. İmralı işkence tecrit ve soykırım sistemiyle ona karşı mücadele de ilk 25 yılında böyle bir içerik verdi, bu temelde de değerlendirildi. Hem İmralı sistemi ve onu yaratan zihniyet ve siyaset, onun hedefleri daha doğru ve derin anlaşılmaya hem de ona karşı 25 yıldır gerçekten de insan üstü bir duruşu ifade eden Önder Apo’nun İmralı direnişi daha doğru ve yeterli anlaşılmaya çalışıldı. Biz bu 25’inci yıl dönümünde komployu ve komploya karşı mücadeleyi böyle anlamaya çalıştık. O zaman da geniş değerlendirmeler yapma çabası içinde olduk. Her adımını çözümleme temelinde daha doğru ve derinden anlama, bu konuda gelişmeleri, başarıları görmek kadar yaşanan hata eksiklikleri de ortaya çıkartıp bilincine varıp nedenleriyle birlikte onları aşmak için gerekli dersleri çıkartma çabasını sürdürdük.

Newroz’un bu düzeyde görkemli yaşanması ve 10 milyonların Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü hedefi temelinde bu kadar güçlü birleşmesinde kuşkusuz belirleyici etken 25 yıllık İmralı direnişidir. Bu direnişin ortaya çıkardığı sonuçlardır, sağladığı kazanımlardır. Bu direniş bir defa küresel kapitalist modernite sisteminin gerçeğini ortaya çıkardı. Çeşitli sahtelikleri, maskeleri bertaraf etti. Nasıl bir soykırım sistemi olduğunu, nasıl bir soykırımcı zihniyet ve siyasete dayandığını, nasıl doğayı ve toplumu yok etmeyi hedefleyen bir sömürü saldırısı düzenini içerdiğini ortaya koydu. O sahte demokrasi söylemlerini, özgürlük söylemlerini bir tarafa itti. Kapitalist modernite sisteminin çıplak gerçeğini İmralı direnişiyle açığa çıkardı.

İMRALI MÜCADELESİNİ ÖNDER APO KAZANDI

Diğer yandan tarihsel ve güncel boyutlarıyla bu gerçeği çözümledi. Yaşam hakikati karşısında ne ifade ettiğini, nasıl büyük bir sapmayı, insan ve toplum karşıtlığının, doğa karşıtlığını içerdiğini ortaya koydu ve mahkum etti. Önder Apo’nun duruşu, mücadelesi ve savunmaları bütün bunları açığa çıkardığı gibi mahkum da etti. İmralı mücadelesini Önder Apo kazandı. Bunu Ecevit hükümetine karşı mücadelede de yaptı, daha sonra Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki AKP yönetimlerine karşı yürüttüğü mücadeleyle de gerçekleştirdi. Tüm durumu değerlendiren, açığa çıkartan, onları mahkum eden, yaşam hakikatini yeniden tanımlayan ve böylece on binlerce yıllık insanlık düşüncesini yeni bir özgürlük sentezine kavuşturan bir zihniyet devrimini, düşünsel gelişmeyi İmralı mücadelesi içerisinde ortaya çıkardı. İmralı direnişi denilince öyle dar yaklaşmamak, basit anlamamak gereklidir. Elbette bu sistemin fiziki ve psikolojik baskısına karşı gösterilen direnişi, onun imhacı amaçlarını, yok edici, çürütücü amaçlarını boşa çıkartmak için gösterilen direnişi hiçbir biçimde küçümsememek lazım. Bunun benzeri yoktur. Böyle bir baskı da ona karşı direnişte benzersizdir. İlk defa gerçekleşiyor. Bu anlamda Önder Apo’nun direniş gerçeği öyle başkalarıyla kıyaslanır, birbirine karıştırılır olmamalıdır. Fakat Önder Apo bunları sadece kaba ve fiziki duruşla yapmadı, bir de alternatifini yaratarak, yeni düşünceler ortaya çıkartarak, en çok da Önder Apo’yu düşünemez, yeni şeyler geliştiremez kılmak için oluşturulan bu İmralı baskısını, tecridini birde bu biçimiyle kırarak İmralı sistemiyle amaçlananın tersine tarihin en büyük zihniyet devrimini İmralı baskısına karşı yürütülen mücadelede yaratarak yeni bir entelektüel devrimi gerçekleştirerek cevap verdi. İmralı direnişini bu gerçeklikle anlamak lazım.

Önder Apo şunu söyledi: ‘İmralı baskı ve zulüm sistemi bütün bu önderliksel doğuşa, paradigma doğuşuna ebelik etti’ dedi. Buradan yola çıkarak geçmiş mücadele pratiğini değerlendirdi. Şu ilkeye ulaştı, ‘Bir baskı ve zulüm beni öldürmezse güçlendirir’ dedi. Uluslararası komplonun fiziki imha, idam ile imha, yine çürütme politikasıyla imha saldırılarını boşa çıkarttıkça, Önder Apo İmralı mücadelesini en büyük devrimsel gelişme alanı haline getirdi. Bir yandan imhayı boşa çıkardığı gibi diğer yandan onu da gerçekleştiren bir olgu olarak paradigma değişimiyle özgürlük akımları için zafer yolunu gösteren, amaç ile aracı birleştiren en büyük zihniyet devrimini ortaya çıkardı. Baskı ve zulüm ortamını böyle bir zihniyet devrimi için ebelik görevi yürüten bir alan konumuna düşürdü. Düşman karargahını, soykırım karargahını en büyük devrimsel gelişmenin, tarihin en büyük zihniyet devriminin ocağı haline getirmeyi bildi. Bu gerçekleri iyi görmemiz ve doğru anlamamız gereklidir. Dolayısıyla İmralı direnişini, paradigma değişimini, çeyrek asırlık Önderlik duruşunu, o iradeyi, bilinci, düşünce gücünü, tarzı doğru anlamak gerekiyor. Bunlar benzeri olmayan gelişmelerdir. Zaten ‘Önder’ benzeri olmayan durumdur. Herkes önder olsa önderin bir anlamı kalmaz. Dolayısıyla İmralı ortamını Önderlik gelişiminin en güçlü ortamına dönüştürmeyi başardı. Herkes artık ‘yok oluş ortamı’ diye tanımlarken, Önder Apo tersine yeniden bir önderlik doğuşu, ulusal önderliği aşarak küresel bir önderlik haline gelme, tüm ezilenlerin kurtuluşu için, özgürlüğü için mücadele etmenin teorisini, programını, strateji ve taktiklerini, tarzını ortaya çıkartma temelinde büyük bir gelişmeye dönüştürdü. Bunlar doğru anlaşılması gereken hususlardır. Yeterince anlaşıldığı kuşkusuz söylenemez. Bu, PKK için Kürtler için de geçerlidir. Tüm insanlık açısından da geçerlidir. Fakat sınırlı bir kavranması, ilk elden yüz yüze gelinmesi bile insanları bu kadar etkiliyor. Bu kadar zihniyetini, duygusunu, tarzını değiştiriyor. Anlayış ve yaşamında bu kadar köklü değişikliklere yol açıyor.

Bunun daha fazla ilerletilmesi, Önderlik gerçeğinin İmralı direnişinin daha güçlü anlaşılması kuşkusuz bu mücadeleyi daha çok büyütecek, gürül gürül akar hale getirecek, dünyanın her yanına yayacak. Yeni alternatif bir dünyayı, özgürlük ve demokrasi dünyasını, halkların kadın özgürlüğü temelinde kardeşçe yan yana yaşadığı, toplumsal yaşamın hakim olduğu, iktidar ve devlet sapmasının, mülkiyet sapmasının, hırsızlık düzeninin tümden ortadan kalkmasını ortaya çıkartacaktır. Bunu görmek ve inanmak gereklidir. Önderlik çizgisinin, İmralı direnişinin bunun yolunu aydınlattığını görmek lazım. İnsanlar bunu gördükleri için bu kadar güçlü sahip çıkıyorlar.

Diğer yandan buna yaklaşan, bunu kendi çapında ama özünden saptırmadan büyük bir cesaret ve fedakarlıkla temsil eden bir gerilla direnişimiz var. Şimdi ortaya çıkan bir durum değildir, önderliksel doğuşla, Newrozların Newroz olmaya başlamasıyla birlikte gelişen bir süreç oldu. Aslında hep eylemleri ortaya çıkardı. Zindan direnişiyle birlikte onu temsil etmek üzere dağda gerillayı var etti, zindan direnişini 15 Ağustos Gerilla Atılımı’nda yaşatmayı bildi. Öncesi gerçekten de çok karanlıktı, rutindi. Bir Newroz söylemi vardı ama yaşamda pek yeri yoktu. Bir söylem vardı ama örgütlü ve etkili bir eylem, toplumun ve örgütlerin yaşamına çok yön veren bir şey yoktu. Aslında mücadele amacından kopmuş bir bahar bayramına dönüşmüştü. Piknik havası haline gelmişti.

Tarihin Newroz bilincini, Diyarbakır Büyük Zindan direnişini, Önder Apo’nun 73 Newrozu’nda başlattığı özgürlük yürüyüşünü, 82’de 80’li, 90’lı yıllarda gerilla yürüttü. Gerilla eyleme geçirdi. O mücadelenin doğru temsili gerilla oldu.  Toplumda her türlü bilinç ve eylem engellemesini amaçlayan saldırıları kıran gerilla oldu. Gerilla 80’li yıllarda bu engellemeyi kırdıkça 90 başından itibaren Bakur’daki halk serhildanları şehitlerine sahip çıkma temelinde gerilla mücadelesinin etkisiyle ortaya çıktı. Bir de Newroz kutlaması temelinde serhildanlar ortaya çıktı. Toplumu ayağa kaldıran Önderlik çizgisini pratikte ve eylemde somutlaştıran bu iki gerçeklik oldu. Demek ki Newroz ve şehitler gerçeği birbirine bu kadar bağlıdır.

GERİLLA DİRENİŞİNİN ETKİSİNİ GÖRMEK GEREKLİ

Newrozları bu düzeye getiren çok önemli bir etken olarak tarihi İmralı direnişini değerlendirdik, ikincisi olarak da gerilla direnişini görülmelidir. Bunlar 10 Ekim Küresel Özgürlük Hamlesi’nin içini dolduran, öncülüğünü yapan temel güç oldular ve hamle büyüyerek sürdü ve Newroz’da zirve yapar hale geldi. Gerilla eylemliliğinin de etkisini görmek lazım. Özellikle 1 Ekim 2023 Ankara eylemiyle başlayan süreç önemlidir. Erdal ve Rojhat yoldaşların fedai eylemi gerçekten bir dönemeç gibi oldu, herkesi silkti, dost ve düşman herkesi bir değerlendirmeye itti. En başta gerilla, Parti, devrimci güçler, militanlar olmak üzere, toplumu gençleri ve kadınları, düşmanı kısacası herkesi silkti. Doğru tutum nedir, dönemin yurtseverleri, devrimciliği nasıl olur? Eylem yapma, mücadele etme imkanları ve fırsatları ne kadar vardır? Sorularına doğru cevap verdi. Gerillanın zayıflıklarını aştırdığı gibi, gerillaya dair karartıcı bir çok sahte düşünceyi, sözde teoriyi yerle bir etti. Tıpkı Büyük Zindan Direnişi gibi, tıpkı İmralı direnişi gibi her yerde, her koşulda mücadele edilebileceğini ortaya çıkardı. Mevcut iktidar ve devlet sisteminin özel savaş gücünün her şeye kadir olmadığını, çok büyük zayıflıklar içerdiğini, dolayısıyla onları görüp değerlendirme temelinde her yerde, her koşulda öldürücü darbeler vuracak devrimci eylemlerin başarıyla geliştirilmesinin mümkün olduğunu bir defa daha gösterdi. Böylece ‘gerillanın vakti geçti’ gibi düşünceleri öldürmekten öteye, ‘imkan yok, fırsat yok, düşman güçlü, engel var’ diye kendini kandıran ve gerillaya zayıf yaklaşımların hepsini de yerle bir etti. Fiilen etkisi böyle oldu, herkesi böyle bir sorgulamaya ve yanlışlarından, hatalarından kurtularak kendini düzeltmeye yöneltti, özeleştiriye zorladı, böylelikle büyük bir eleştiri gücü oldu. Aklı ve duygusu olmayanlar sadece bundan etkilenmemiş olabilirler. Öyle olmayanlar kendi doğrultularında olumlu etkilenirler.

Böyle bir durum oldu.

Bunun sonuçları da ifade ettiğimiz çabalarla da birleşince geçen yıllarda yapamadığımızı, Medya Savunma Alanları’nda yapabildiğimiz bir eylemlilik durumu ortaya çıktı. Kasım ve Aralık sonunda, Ocak ve Şubat ortalarında Zap alanında gelişen gerillanın devrimci operasyonları 1 Ekim Ankara fedai eylemiyle ortaya konan çizgiyi, yine İmralı direniş çizgisini temsil eden, bunun gerilla savaş sahalarında sürebileceğini gösteren, onun yol yöntemini bulan eylemler olduğu gibi, siyasi ve askeri süreci de alt-üst eden etkiler ortaya çıkardı.

Evet, savaş askeri sonuçlarla yürüyor, o da etkiliyor; her zaman savaşın bu yönü vardı ama günümüzde çok daha büyük yönü olan propaganda savaşıydı. Bu durumun kısmen propaganda savaşına da dönüştürülebilmesi ve Zap’ta yaşanan gerçeklerin Kurdistan, Türkiye ve dünya kamuoyuna belli düzeyde gösterilebilmesi siyasi-askeri durumu değiştirdi, düşman cephesini sarstı, büyük bir korkuya itti, onlar açısından çok ağır bir yenilgi durumunu ifade etti.

Halk, kadınlar-gençler, insanlık, dostlarımız açısından ise büyük bir moral ve coşku kaynağı oldu. Gerçekten de 10 Ekim Küresel Özgürlük Hamlesi’nin pratik öncülüğünü gerilla hayata geçirdi. Tekrar o pozisyonu o inisiyatifi kazandı. Bu eylemler az olabilir, sınırlı eylemler olabilir ama etki düzeyi bu çerçevede olmuştur. Demek ki sorun çok eylem yapmak değil, çok kan dökmek değildir, yerinde doğru iş yapabilmektir. Yerinde doğru yapıldı mı, hangi düzeyde oluyorsa onun büyük sonuçlar veren etkisi olur. Bu eylemlerde bir de bu gerçeği gördük.

Şimdi Newroz’a müjde olarak gerilla bir de SİHA’lara karşı yürüttüğü geçen yılın mücadelesinin sonuçlarını aktardı. Düşman bu durumu gizlemeye de çalışıyordu, öğrenmeye ve anlamaya da çalışıyorlardı. Yönetimimiz de biliyordu ama bu mücadelenin içinde olan kesimler bilmiyorlardı, mücadeleyi yürüten kadrolar, savaşçılar yeterince bilemiyorlardı. Kısmen biliyorlardı, halk bilmiyordu. Düşmanın ordusu da bilmiyordu, komutanları biliyordu. Bu ilan, Newroz’un böyle güçlü karşılanması üzerinde oldu. Böyle bir düzeyin varlığının ifade edilmesi toplumda büyük bir beklentiye ve heyecana yol açtı. Düşmanda da büyük bir arayış ve korku ortaya çıkardı. Düşmanın en çok bel bağladığı SİHA’ların bu biçimde vuruluyor olması düşman cephesi için öldürücü bir darbe oldu. Çünkü düşman bütün umutlarını oraya bağlamıştı. Toplum için, özgürlük mücadelesi yürüten herkes için de büyük bir coşku, moral, sevinç, cesaret ve fedakarlık kaynağı oldu. Yeni Newroz yılında yürütülecek mücadelede bunun önemli bir etkisi olacaktır.

Newroz, hamleyi zirveye çıkardığı gibi bir de bu durum mücadeleye katılımı, mücadele iradesini, isteğini, coşkusunu daha çok yükseltecek, bir toplumsal kalkış, çok daha büyük bir mücadele bunun üzerinde dört parça Kurdistan’da gelişecek. Toplum olduğu yerde daha fazla mücadeleye katılacak, öz savunma olacak, Küresel Özgürlük Hamlemizi her alanda etkili yürütür hale gelecek. Kısaca düşman cephesinde olumsuz etkisi olacağı gibi mücadele güçleri üzerinde de olumlu etkisi olacak.

Tarihi dersler çıkartmak, sürekli tarihi yorumlamak gereklidir. Yine bugünkü siyasi-askeri durumu çeşitli güçlerin siyasi-askeri yönelimlerini, kararlarını, imkanlarını, fırsatlarını dolayısıyla planlarının ve pratiklerinin nasıl olacağını tartışmak, anlamaya çalışmak önemlidir. Özellikle düşman cephesini bu temelde değerlendirmeye çalışmak önemlidir.

KURDİSTAN’DAKİ SAVAŞTA TÜRK ORDUSU YOK, DAİŞ ve MHP’Lİ ÇETELER VAR

AKP boşu boşuna ortaya çıkmadı, Kürt halkına karşı soykırım saldırılarını yürüten güçler öyle sıradan ordu, düzenli ordu değiller, ortada artık NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak bir Türk ordusu da yoktur. Zaten 15 Temmuz 2016 darbe girişimi denilen şeylerle ordunun başına nelerin getirildiğini çok iyi biliyoruz. Daha öncesinde de bu orduya yıllarca komutanlık yapan İlker Başbuğ’u ‘terör örgütü kurmakla’ suçlayarak iki sene hapse koydular. Artık öyle bir ordu yoktur. Kurdistan’daki savaşta yenildikçe, Türkiye toplumu ve devleti içindeki etkisini yok ettikçe, kendi varlığı da yok oldu. Kurdistan’daki savaşta artık o ordu yoktur. Aynı DAİŞ gibi faşist çeteler var. Şu an Kurdistan’da gerillaya karşı savaşan gücün DAİŞ’ten hiçbir farkı yoktur. Zaten DAİŞ ile iç içedir. Birçok DAİŞ’li içerisindedir, hepsi MHP’li faşistlerdir. Bilinçli Kürt düşmanları, bilinçli özgürlük düşmanlarıdırlar, ırkçı, şoven, milliyetçi, Turancı kesimlerdir. Zaten ‘Biz Kızıl Elmacıyız, bütün Türkleri birleştireceğiz, herkes Türk olmak zorunda’ diyorlar. İdeolojik yaklaşımları böyledir. Ancak böyle bir ideolojik beyin yıkamayla insanları Kurdistan’daki soykırıma yöneltiyorlar, soykırım saldırılarını, katliamlarını yaptırıyorlar. Kürt halkı, kadınları-gençleri, gerillası, Önderlik üzerindeki saldırıları bununla yapıyorlar. Normal insanlarla bunu yapabilmeleri mümkün değildir. Çünkü bu saldırılar normal saldırılar değildir. İnsani bir duruşun kabul edebileceği şeyler değildir. Şimdi SİHA’ların düşürülmesi yeni bir durum yaratacak, artık eskisi gibi olmayacak. Bunun devrimci hareketlerde, güçlerimizde, gerillada, toplumda yarattığı bir moral düzeyi var.

 YENİ ENERJİ YOLU VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

1. Dünya Savaşı Avrupa-Asya enerji ve ticaret yolunun örgütlenmesi için başladı. İlk militarizm ve çekişme Berlin-Bağdat demiryolunu oluşturma, Hindistan’dan, Basra’dan, Avrupa’ya Osmanlı üzerinden bir ticaret yolu planıyla başladı. Bu da bir İngiliz planıydı. Osmanlılar bunu Almanlarla yürütmek istediler, İngiltere savaş ilan etti, Mısır’ı, Suudi’yi, Irak’ı işgal etti bu yolu engelledi. Kendi kurmak istediği yolu Alman-Osmanlı ittifakı temelinde Alman sermayesinin açmasına izin vermedi. Hindistan kendi elindeydi, İngiltere’nin sömürgesiydi. İngiliz İmparatorluğu esas Hindistan’a, Avusturalya vb. yerlere dayanıyordu ve ‘Güneş Batmayan İmparatorluk’ deniliyordu. Ardından Alman sermayesi kendisini Hitler faşizmiyle topladı Anadolu’dan, Mezopotamya’dan, Körfez’den açılmayan Hindistan yolunu Karadeniz’in kuzeyinden Kafkasya’dan İran üzerinden geliştirmek istedi. Sovyetler Birliği, Amerika, İngiltere ittifak yaptılar, Moskova’da savaştılar, İran’da önünü kestiler ve Hitler faşizmini yenilgiye uğrattılar. Alman sermayesi ikinci kez yenildi. Dünyayı yeniden paylaşma, dünya zenginlikleri üzerinde kendi payını arttırma birinci sıraya ulaşma amaçlı çaba ve saldırıları ikinci kez kırıldı.

Sovyetler Birliği’nin çözülüşü ardından 1990’da Körfez Savaşı’yla birlikte ABD ‘Yeni Dünya Düzeni’ adı altında ABD İmparatorluğu kurmak için yeni bir saldırı başlattı, 3. Dünya Savaşı bu saldırıyı ifade ediyor. Bunun da merkezinde Ortadoğu var. Körfez Savaşı’yla tekrar Irak, Körfez, Suudi üzerinde etkinliğini geliştirdi. Daha sonra Afganistan ve Irak’ı işgal ederek bunu sürdürdü, Kurdistan Özgürlük Mücadelesi’ni sınırlandırarak, uluslararası komployu geliştirerek Körfez ve Irak üzerindeki işgalini arttırdı. Arap toplumunun demokrasi arayışlarından yararlanmaya çalıştı. Sistemin iç çatışması, ulus üstü sermayenin saldırısıyla sınırları korumak isteyen statükoculuğun direnci arasındaki bu çatışma giderek Afganistan-Irak savaşına dönüştü. Sonrasında ABD, Afganistan’dan çekildi. Ukrayna savaşına girişti. Bir yandan Körfezi, Suudi’yi, Irak’ı ele geçirip İran’ı sınırlandırarak bu alan üzerindeki askeri-ekonomi denetimini güçlendirirken diğer yandan Ukrayna savaşıyla Çin-Rusya ittifakının alternatif enerji yol girişimini boşa çıkardı. Onun ardından Arap-İsrail uzlaşması yaratarak ona dayalı bir biçimde Körfez’den İsrail üzerinden Doğu Akdeniz’den Yunanistan’a yeni bir yol projesini açığa çıkardı. Sermaye gücü böyle bir anlaşmaya ulaştı. ABD, Avrupa, İngiltere bunun içerisindedirler.

Bu durumu İran bozacak diye bekleyenler oldu. Evet, İran’ın eski yapılanışıyla bu durum çelişkilidir, kısmi bir çatışma var, fakat İran böyle bir projeyi doğrudan karşısına alıp bir saldırı konumuna geçmedi. Böyle bir proje en çok TC’yi etkiledi. Çünkü tarihsel olarak eski İpek Yolu’ydu, Ortaçağ’ın Avrupa-Asya ticaret yolu Osmanlı’dan Türkiye üzerinden geçiyor oradan kazanç sağlıyordu. En çok karayolu kendisindedir, boğazlara köprü yapmış dolayısıyla en kazançlı ticaret yolu kendisidir, ne yaparsa yapsınlar bu ticaret yolu Türkiye’den geçer biçiminde umut ediyorlardı, enerji yollarının kavşağı Türkiye olur diye bekliyorlardı, böyle bir şeyden hem emindiler hem de rahattılar.

Yüz yıldır TC devleti, Sovyetler Birliği karşısında Ortadoğu’da model olmasıyla belli bir stratejik konumda kazanmıştı, “Asya ve Avrupa arasında köprüyüz” diyorlardı. Bu stratejik konumunu hep pazarlayarak var olmuşlardı. Karadeniz’in kuzeyinden, Ukrayna üzerinden ticaret yolu arayışları sabote edildikçe Türkiye kendisi daha çok öne çıkacak diye umut ediyordu. Fakat önemli bir sermaye kesimi İsrail’i öne çıkarmaya karar verdi.

Önder Apo Türkiye için ‘Proto İsrail’dir’ demişti. Sistem, 20. yüzyılın ilk yarısında Ortadoğu’ya ulus-devlet modelini TC üzerinden yaydı. 20. yüzyılın ikinci yarısında İsrail devletini geliştirerek Arap-İsrail çatışmasıyla Ortadoğu’daki dengeleri değiştirmeye çalıştı. Şimdi öyle görülüyor ki, 21. yüzyılın ilk yarısında artık Proto İsrail değil de gerçek İsrail’i Ortadoğu’nun belirleyici ve daha etkin gücü haline getirmek istiyorlar, sermayenin önemli bir kesimi buna karar vermiş durumdadır. İsrail’in güvenliği sorununu gündeme getiriyorlar. Sadece güvenliğini değil, İsrail’in Ortadoğu’da belirleyici güç haline gelmesi söz konusudur. Trump yönetimi buna biraz karşıydı. Dolayısıyla var olan sistemi işletiyordu, TC de bundan memnundu, Ortadoğu’daki konumunu sürdürebileceğini düşünüyordu. Biden yönetimi buna karşıt olarak gelişti, Amerika içerisinde de çatışmalar oldu, seçimlerde yaklaşıyor yeni çatışmalar nasıl gelişir onu da ileri süreçte göreceğiz. Yine Trump-Biden mücadelesi olacak. ABD sermayesinin, stratejisinin yönelimini ifade ediyor. ‘Amerikancılar ile küreselciler’ çatışıyor deniliyor. Fakat Biden yönetimi Afganistan’dan çekilip Ukrayna savaşını geliştirerek Rusya-Çin projelerini boşa çıkartarak, Avrupa üzerinde güvenlik ve ekonomik denetimi arttırarak belli bir gelişme sağladı. Ardından İsrail’i yeniden planladı. Arap-İsrail ittifakını geliştirmek yönünde adımlar attı. İran-Suudi, İran-Mısır ittifaklarını ortaya çıkartarak İran-Arap ilişkilerini yeniden düzenledi.

1900’lerin başında ilk projelendirilen enerji yolu meselesi, yüz yirmi yıldır savaşa yol açan bu husus şimdi Türkiye’nin dışında mevcut teknik güce de dayanılarak yeni bir yol biçimde ortaya çıktı. Türkiye bunu beklemiyordu, böyle olamayacağını hesaplıyordu, kazançlı kendisini görüyordu, dolayısıyla herkesin kendisine muhtaç olacağını hesap ediyordu. Öyle olmadığını görünce engellemek için girişimlerde bulundu. Karabağ savaşı bunun bir parçasıydı. Ortadoğu, Asya’yı Rusya ile birlikte Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye bağlamak istediler. İran ve İsrail onu birlikte engellediler. Karabağ’ı aldılar ama Ermenistan’ın İran sınırını almasına izin vermediler. İran-Ermenistan anlaşmasıyla onu boşa çıkardılar. Türkiye de Gazze savaşını ortaya çıkardı. Türkiye enerji yolu olamaz durumunda Kurdistan’da yürüttüğü savaşı, dolayısıyla sermaye için istikrarlı bir ortamın olmamasını gerekçe gösteriyorlardı, böylece Türkiye’de Gazze savaşını ortaya çıkartarak İsrail’in güvensiz olduğunu, öyle bir yolun işlemeyeceğini ortaya çıkartmak istedi. Şu an çatışma bunun üzerinde sürüyor.

Gazze savaşı kesinlikle öyle bir savaştır. Filistinlilerin kurtuluş savaşı değildir, öyle bir savaş için gücü de yoktur. Hamas, Filistin Kurtuluş Hareketi değildir. Tam tersine Filistin Kurtuluş Hareketi’ni tasfiye etmek için tıpkı Hizbulkontra gibi kurulmuş ajan bir örgüttür, bugünün Hüda-Par’ı gibidir. Onun için 2000’lerin başından beri Önderlik o durumu Kürt Hamas’ı yaratma çabası olarak değerlendirdi. Bu unutulmamalıdır. Hamas’ı, İsrail ve birçok güç Filistin Kurtuluş Hareketi’ni geriletmek için birlikte kurdurdular. Böyle yaparak da zaten gerilettiler, şimdi de Hamas’ı istedikleri gibi kullanıyorlar. Tayyip Erdoğan eliyle böyle bir çatışmada kullandılar. Tayyip Erdoğan sözde Hamas’ı harekete geçirerek yeni ilan edilen yolu sabote etmek istedi. Esas olarak isteyen Amerika ve İsrail’di, hazırlıklıydılar. Hamas’ın saldırısı Tayyip’in emri üzerine oldu. Bunu da Amerika ve İsrail el altından fark ettirmeden yaptırdılar. Saldırı olup gerekçe ortaya çıkınca Hamas’ı ezip enerji yolunu güvenli hale getirmeye çalışıyorlar, yol temizliği yapmaya çalışıyorlar. Nasıl ki, Saddam’ın Kuveyt’e girişi Körfez Savaşı için gerekçe oldu, İkiz Kule saldırısı Afganistan ve Irak’ı işgali için gerekçe oldu, Hamas saldırısı da, Hamas’ı tasfiye etmek için bir gerekçe oldu. Burada Tayyip Erdoğan sistemi kullandı. Tayyip Erdoğan böyle bir girişimle enerji yolunu sabote edebileceğini düşünüyordu. Bazı çevreler yani Amerika ve İsrail durumun öyle olacağını hesap ettiler ve Tayyip Erdoğan’ı bu temelde yanılttılar. Tayyip Erdoğan daha sonra Hamas’ı ezmek için yapılan bir plan olduğunu da gördü. Şimdi bundan kurtulmaya çalışıyor ama kurtulmuş da değildir. Fakat bu durumu kendi lehine de dönüştürmek istiyor. Böyle bir plan ile Hamas eziliyorsa, benzer bir biçimde ‘ben de PKK’yi ezeceğim’ diye bir plan geliştiriyor. Çeşitli çevreleri bu yönlü zorluyor, kendisi için ortamı uygun görüyor. Bunu NATO’da da tartıştı, İsveç’in NATO’ya girişini pazarlık konusu yaptı. ABD ve NATO’yu zorlayarak bu yönlü belli bir onay aldı. Bir yandan PKK tehdidini azaltma anlamında İsveç’in NATO’ya girişi karşılığında NATO’dan belli bir silah ve siyasi onay aldı. Bir taraftan da İsrail’in Gazze saldırısını örnek alarak benzer bir biçimde PKK’yi imha ve tasfiye etmek için askeri saldırıları geliştirmek istiyor. Zaten hemen Rojava’ya saldırdı, Şengal’e ve Medya Savunma Alanları’na saldırmaya çalıştı. Şimdi bu saldırıları daha geniş hale getirmek istiyor.

PKK’Yİ EZEREK KÜRT SOYKIRIMINI TAMAMLAMAK İSTİYOR

TC devleti şunu gördü. Ortadoğu’ya çok daha fazla hakim olacak gibi bir durumu geliştirmeye çalışırken Ortadoğu’dan dışlanmakta olduğunu gördü. Bunu önlemek için Türkiye’nin tüm imkanlarını seferber ederek saldırıyor. Bunun için PKK’yi imha etmeyi öngörüyor. PKK’yi ezerek Irak ile de anlaşarak daha güvenlikli ve kısa bir ticaret yolu oluşturma, birçok sermayeyi kendi tarafına çekme arayışı var. Bir yönüyle bir planı böyledir. Diğer yandan böyle olmasa Misak-ı Milli temelinde Irak’ı ve Başûrê Kurdistan’ı işgal edip egemenlik altına alma, dahası Irak’ta, Suriye’de Türkmenleri bahane ederek, Arap sahalarında işgalleri geliştirerek enerji alanlarına dönük genişleme sağlama arayışı var. Hedef olarak alternatifli birçok planı var. Bütün bu hedefleri gerçekleştirebilmesi de gerillanın ezilmesi ve PKK’nin tasfiyesine bağlıdır. Kendisini bu duruma getiren PKK’nin yürüttüğü mücadeledir. Buna da yol açan kendisinin faşist sömürgeci-soykırımcı zihniyet ve siyasetidir. Onu değiştiremiyor. O zihniyet ve siyaset temelinde PKK’yi ezerek Kürt soykırımını tamamlayarak kendini Ortadoğu’da bir sömürgeci, işgalci, emperyalist bir güç haline getirmek istiyor. Enerji yolunu da değiştirmek istiyor, değiştiremese de Rojava’nın ve Başûr’un bazı enerji sahalarını ele geçirmek, zenginlik kaynaklarına sahip olmak ve bu temelde Kerkûk’e inmek istiyor. Rojava petrollerini ele geçirmek istiyor. Böyle arayışları vardır. Çünkü mevcut haliyle bu zihniyet ve siyaset ile ancak böyle bir hakimiyet yürütebilir. Bunun için de PKK’nin tasfiyesi ve gerillanın ezilmesi lazım. Her şeyiyle buna odaklanmış durumdadır.

İsveç’in NATO üyeliği temelinde ABD’den, NATO’dan aldığı bir güç var ama o da kullanmaya yetmiyor. Şimdiye kadar zaten o gücü ve desteği alarak bu duruma geldi. Sonuçta kilitlendi ve batağa saplandı. Zap’ta, Metina’da, Avaşin’de yaşadığı durum budur. Hatta darbe yiyor. Mevcut durumda ya geri çekilmesi gerekiyor ya da ileri gidip tümüyle gerilla varlığını ezmesi gereklidir. Geri çekilirse yenilmiş demektir. O da çöküşü getirecektir. Geriye tek alternatif olarak yeni saldırılar yapmak kalıyor. Eski imkanlarla da yapacağı saldırıların kendisini başarıya götürmeyeceğini de görüyor. O güçle yapacağı saldırı mevcut sonuca yol açtı, bunu değiştirebilmek, başarı durumunu ortaya çıkartabilmek için yeni güçlere ihtiyacı var. İran’a yönelimi böyle oldu. Bu anlamda İran’dan destek almaya çalışıyor. ABD, NATO ve Rusya desteğine İran ve İran’a bağlı Irak, YNK desteğini de katmak istiyor. Arayışı bu temeldedir. Bir müşterek güç planını da ortaya çıkardı. Irak, YNK, KDP, Türkmen güçlerini Türk ordusunun denetiminde bir müşterek güce dönüştürerek Zaxo’dan Süleymaniye’ye uzanan alanı zırhlı birliklerle işgal etmek istiyor. Irak devletine ‘biz işgal edelim siz sahip çıkın’ diyor. Irak’a ‘biz istedik, biz çağırdık, bizim anlaşmamız üzerine oluyor diyeceksiniz’ diyor. Böylece Medya Savunma Alanları’nı güneyden tümüyle kuşatıp kuzeyden de saldırılarını daha çok arttırarak Medya Savunma Alanları’nda, Zap’ta, Garê’de, Kandil’de gerillayı tümden ezilmesini hedefleyen bir planı var. Böyle bir askeri yaklaşımı görülüyor. Bunun arayışı ve çabası içerisindedir. 1992’de de benzer bir şey yapmaya çalışmıştı. İran-Irak Savaşı’nı ‘88’de durdurmalarının nedeni de buydu. O zaman ‘Örs Çekiç saldırısı’ dediler. Daha sonra da ‘92’de Hewlêr yönetimini oluşturdular.

Şunu gördüler: Sadece kuzeyden tek yönden saldırıyla ilerleyemiyorlar, batağa saplanıyorlar, darbe yiyorlar, imha olacaklar. Değil ilerlemek kendilerini bile koruyamıyorlar. Güneyden ve diğer hatlardan yeterince kuşatılmazsa, her taraftan ortak baskı oluşturulmazsa gerillayı yenemeyeceklerini kabul etmiş durumdalar. Böyle bir kuşatma geliştirmek istiyorlar, görüşmeleri bu temelde oluyor. Bir yandan Dicle-Fırat suyunu kullanarak Irak yönetimini tehdit ediyorlar. Diğer yandan ‘siz yapmazsanız biz kendi gücümüzle yapacağız’ biçiminde tehditlerde bulunuyorlar. Biraz imkan vererek biraz da tehdit ederek Irak’ı ve YNK’yi buraya çekmeye çalışıyorlar. Görüşmeler yapılıyor. Son TC-Bağdat görüşmelerinde ‘Türkiye’ye zarar veren örgütlere karşı Irak ile birlikte Irak topraklarında ortak operasyon yapma kararı aldık’ diye basına da yansıdı. Aylardır bunu sağlamak için TC büyük bir çaba içerisindedir, tam netleştirmiş değildir. Irak’ın ve YNK’nin politika belirleyebilmesi için ABD’nin ve İran’ın yaklaşımlarının uyuşması gerekiyor. Çünkü her ikisinin de etkisi altındadırlar. İran bu durumu gördükçe kendi çıkarları temelinde yürütüyorlar. Aralarında böyle bir yoğun çekişme vardır.

Türkiye’nin istediği gibi bir sonuca gitmesi Irak’ın, YNK’nin, KDP gibi TC ile PKK’yi yok etmek için o düzeyde ittifak yapması zor görülüyor. Ancak şimdiye kadar da belli düzeyde destek verdiler, onu sürdürmek istiyorlar, hatta biraz daha artırabileceklerini belirtiyorlar ama Türkiye’nin istediği gibi hepsinin KDP’nin durumuna düşmesi mümkün değildir. Kaldı ki gerilla eylemleri devrimci operasyonlar TC’nin planlarını bozdu. Çünkü ‘yıkarım, kırarım, vururum’ diye bu çevreleri korkutuyordu, gerilladan darbe yiyince o korku ortadan kalktı. Şimdi öyle bir şey de yoktur. Çünkü TC kendisi yapamıyor onları kullanıp yapmak istiyor ama herkes TC’nin zayıf olduğunu görüyor, başaramayacak ve TC kendilerini kullanacak. Tüm bunları son gerilla devrimci operasyonlarıyla görmüş oldular. Bu aşamada herkes kendi çıkarını gözetiyor, çünkü TC’nin askeri değiller. TC bu temelde öyle bir ittifaka ulaşmada zorlanıyor.

Son durum bunu çok daha karmaşık hale getirecektir. SİHA’lar da düşüyorsa o zaman elbette YNK ve Irak da daha fazla bu durumu değerlendirecekler, kendilerini TC için ateşe atmak istemeyecekler. Dahası KDP bile bu durumu değerlendirebilir. KDP içerisinde tabanında oldukça korkutucu ve caydırıcı bir etkisi olacaktır. Bizim için iyi bir hamledir. Ekim başından bu yana askeri gelişmeler, siyasi durumu oldukça olumlu etkiledi. Devrimci operasyonlar ve en son Girê Amediyê, Girê Cûdî eylemleri gerçekten de bir tepe, bir mevzi, bir eylem ama bir siyaseti belirleyen bir düzey kazandı. Bir eylemle bir ordu yenilgiye uğraşılabilirmiş demek ki. Tıpkı Ortaçağ’ın meydan savaşlarına benziyor.

TC teknik gücüne güveniyordu. Onun da böyle darbe yiyor olması TC ile ittifak yapacak her gücü düşündürecek, ittifak yapmış olanları da düşündürecek, KDP’yi de düşündürecektir. Çünkü mevcut durum korkutucudur. O bakımdan TC çaba harcıyor ama tam sonuç alamıyor.

TC, NATO’dan ve ABD’den aldığı gücü, İran tarafından da alarak kendine göre plan yapıp kuşatıp son bir hamleyle ezmeye dönüştürmek istiyordu. TC böyle bir şeye muhtaçtır, onu yapmaya çalışacaktır, seçim ardından bu tür girişimler gündeme gelebilir. Dikkate almamız lazım, ciddiyetle yaklaşmamız gerekiyor, amaçları nettir. Güç bulursa onu gerçekleştirecektir. Ya enerji kaynaklarına el koyacak ya da yol açacak, bunun için hangisine ulaşırsa ulaşsın öncelikle yapması gereken gerillanın ezilmesi, PKK’nin tasfiyesidir, hedefi bu temeldedir. Fakat bunların hiçbirisiyle Türkiye içinde bulunduğu durumdan çıkış yapamayacaktır.

Türkiye’nin mevcut durumdan çıkabilmesi; PKK ve gerillayla, zihniyet değişimiyle, demokratikleşmeyle, AKP-MHP faşizmi yıkılarak Türkiye demokratikleşerek çıkış bulabilir. Mevcut durumda faşist diktatörlük çok hakimdir. İktidarında da hakimdir, muhalefetinde de hakimdir. Zaten bu durum seçim sürecinde de somut görülebiliyor. CHP içerisinde de AKP ve MHP’ye taş çıkartacak düzeyde ırkçı şoven milliyetçiler ortaya çıkıyor. Türkiye zihniyeti bu biçimde çalkalanıyor, bu mücadele biraz sınır dışına çıkmış Türkiye’yi az etkiler hale gelmişti, şimdi bütün gücüyle Türkiye’yi etkiliyor. Seçimler bir etken olacak, bu görülecektir.

AKP-MHP faşizmi seçimde başarı kazansa da, kazanmasa da saldırı yapacak, söz konusu plan temelinde kendisini deneyecektir ama seçimi kazanırsa daha büyük moralle saldıracaktır. Mevcut durumda savaşta kaybetmiş, seçimi de kaybederse Irak-YNK-İran cephesi daha fazla istediği desteği vermeyecek. O zaman zayıf olacak. Saldırı girişimleri olsa da ona karşı direnmek ve kırmak daha kolay olacak.

Bu yeni Newroz yılı gerçekten yeni ve büyük gelişmelere gebe bir yıldır. Bunun önemli siyasi sonuçları olacak. Bu temelde kendimizi Apocu fedai çizgisinde daha çok yenileyerek, değiştirip dönüştürerek, eğiterek böyle bir süreci doğru anlama ve yaratıcı mücadele yöntemleri geliştirerek öncülük görevlerimizi başarma yönünde yoğunlaşacağız. Bizim Newroz’a yaklaşımımız, Newroz’dan ders çıkartmamız, onu doğru anlayıp yeni Newroz yılını doğru ve başarılı karşılamamız buna bağlıdır.

Newroz’u bu temelde yaşıyoruz, kutluyoruz. Başta Önder Apo olmak üzere yoldaşların, halkımızın, dostlarımızın Newroz’unu bu temelde bir kere daha kutluyoruz. Newroz şehitlerimizi ve onların şahsında tüm kahraman Özgürlük Mücadelesi şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

(*) PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’ın Serxwebûn gazetesi için kaleme aldığı yazı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz