Pelşin Koçgiri: Yürüttüğümüz savaş kader belirleyecek ölçüde stratejik bir öneme sahiptir

0
90

YJA Star komutanlarından Pelşin Koçgiri, ANF’ye konuştu. Şubat’tan sonra Garê’de başlayıp 23 Nisan itibarıyla kapsamlılaşan işgal girişiminin, genel anlamda 8. ayını; Medya Savunma Alanları açısından da 5. ayını geride bıraktığını hatırlatan Koçgiri, “Bu 8 ay boyunca Başûrê Kurdistan’da kalıcılaşıp Türkiye’de ve Ortadoğu’da padişahlık sultası gibi tek başına iktidar olmak hayalleriyle hareket eden ve bunun için elindeki son kozları değerlendiren AKP-MHP faşist ittifakı neredeyse bütün imkanlarını ve tüm özel savaş uygulamaları devreye sokmuştur. Hiçbir savaş kuralını tanımadan kimyasal gazlar dahil olmak üzere faşist kimliğine yaraşır her türden yaklaşım içerisine girmiştir. Kürdistan coğrafyasını ve sivil halkı hedef almış, köylere ve yerleşim alanlarına zarar vererek anlaştıkları çerçevede Başûr’da talan faaliyetlerini sürdürmüş, başta Bakurê Kurdistan olmak üzere halkımızın bulunduğu her yerde fiziki baskı-işkencenin yanında ekonomik kültürel ve manevi baskıyı en uç düzeye çıkarmıştır. Öyle ki adeta toplumda tutuklanmadık kimse bırakmamış, cezaevlerinde de irade kırmak için her türden yaklaşımı devreye koymuştur. Hortlatılan milliyetçi dalga nedeniyle aslında bilinçli bir irade kırma biçiminde evde, okulda, iş yerinde ve sokakta Kürtlerin fiziki katliamı artık olağan bir durum haline getirilmeye çalışılmaktadır” dedi.

ULUSLARARASI PLAN

Hem gelişen askeri operasyonlardaki uygulamalar hem de halka yönelik siyasi ve fiziki soykırım gerçeğinin bu derece ayyuka çıkmış olmasına karşın hiçbir tepkinin olmaması bu durumunun uluslararası bir planın parçası olduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Koçgiri, şöyle devam etti: “Bu sessizlik, soykırım planına onay vermek anlamındadır. Nitekim NATO’nun teknik ve lojistik desteği ve yine ‘göçmen fonu’ adı altında sunulan maddi destekler de 1999’daki gibi uluslararası ittifak temelinde kurulan bir konseptle karşı karşıya olduğumuzu bütün çıplaklığıyla göstermektedir. KDP’nin durumu ve Irak hükümetinin sessizliği de bu esaslar üzerinde şekil almaktadır. Öyle ki Şengal hastanesine yapılan saldırı, dünyanın herhangi bir yerinde olsa kıyamet koparılacak türden bir savaş suçudur ama komplo temelinde Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirme esas alındığından yaprak bile kıpırdamamaktadır. Bu konseptin yerel ayağı olarak KDP, Türk devletiyle yaptığı işbirliğini artık saklayamamakta ve hiçbir zaman ulusal çıkarları esas almadığını ortaya koymaktadır. Bu anlamda içerisinde olduğumuz savaş süreci, dönemsel bir operasyon durumunun çok üstünde olan bir konseptin sonucudur. Kesinlikle dönemsel değil, bir kader belirleme sürecidir.”

UZUN SÜREYE DAYALI

Düşmanın tüm teknik ve ordu gücünü bütünüyle seferber ettiği bu saldırıların, Metîna, Zap ve Avaşîn üzerinde eş zamanlı başlatılmasının nedeninin sınır bölgelerinden içlere doğru konumlanmalarını güçlendirmek ve bu doğrultuda gerillanın stratejik üs alanlarını dağıtmak olduğunu ifade eden Koçgiri, şunları söyledi: “Esasen bu uzun süreye dayalı bir planın sonucudur. Metîna, Zap ve Avaşîn hattını ele geçirebilirse art bölgesini güçlendirip Garê, Kandil, Şengal ve Mexmûr üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için de önemli bir avantajı ele geçirmeyi hedeflemektedir. Bununla hem gerillaya darbe vurulacak hem de girilen her yerde konumlanarak bir bütünen Başûrê Kurdistan’ı işgal etme ve kendi yedeğine alma gerçekleşecektir. Aslında bu operasyonla sadece PKK bitirilmek istenmiyor, hedefte Başûr’da gerçekten bağımsız bir Kürt varlığına asla izin vermeme ve kendi denetimine alma istemi söz konusudur. Böylelikle tüm Kürt dinamikleri etkisiz hale getirilmek istenmektedir. Başûrê Kurdistan yönetiminin bir türlü anlamadığı gerçek esasen budur. Hedef alınan Kürt ulusal uyanışı ve özgürlük duruşudur. Yani bir bütün olarak Kürt halkı ve Kürdistan hedef alınmaktadır. Bu nedenle istedikleri sonucu alamamalarına rağmen operasyonun sürdürülmesinde sonuna kadar ısrar edeceklerdir.”

DÖRT AYDIR YAPTIKLARI

Nitekim bu saldırıların dört ayı aşkın bir süredir devam ettiğini; teknik gücün yanında önemli bir nicelikte asker ve çetelerin de bu savaşta yoğun kullanıldığını kaydeden Koçgiri, şöyle konuştu: “Hedef alınan alan, mevzi ya da bölgeler hem havadan teknik ile hem de karadan yoğun bir güç ile tutulmaya çalışılmaktadır. Yerleşilen her yerde ister stratejik tepeler olsun isterse arazi olsun, düşman hemen kamera vb. teknik donanımını yerleştirmektedir. Böylelikle hem karadan hem havadan yapılan gözetlemelerle gerilla denetim altına alınmak istenmekte, gerillanın hareket kabiliyeti sıfıra indirilerek vuruş gücü etkisizleştirilip görüldüğü yerde teknikle vurarak sonuç almak istenmektedir. Yani hedef olarak ortaya attığı kara gücüyle temasa giren ya da eylem yapan gerilla gücü, teknikle takip edilerek vurulmak istenmektedir. Burada yaşanan asker kayıplarını düşman çok hesaba katmamaktadır. Yine bu denli geniş bir araziye yayılarak öncelikle gerillanın savaş hazırlıklarını baltalamak, alt yapıyı tümden imha etmek istemektedirler. Bunun için arazide bulunan askerler bir çatışma gücü olmaktan çok arama – tarama araziyi denetim altında tutma ve temas sağlama gücüdürler.”

HER ŞEYE RAĞMEN SONUÇ ALAMADI

Düşmanın yeniden yapılanan gerillaya denk olarak kendi hareket tarzında da değişikler yaptığına işaret eden Koçgiri, şunları paylaştı: “Gece hareket etme, bir araya toplanmama, arazide genelde ikili mevzilenme ve böylelikle gerilla için hedefi küçültme, kamuflaja dikkat etme ve gizli birliklerini etkinleştirme tarzı ile bunları yapmaya çalışmaktadır. Bu hareket tarzını özelde almaya çalıştığı stratejik mevzilerimizde uygulamakta, adeta bir kale kuşatması gibi bu mevzilerimizi çepeçevre kuşatarak stratejik mevzileri tek başına bırakmayı amaçlamaktadır. Kuşattığı bu mevzileri uçak, ağır silahlar, patlayıcılar ve en nihayetinde giderek daha fazla kullandığı kimyasal silahlarla düşürmek istemektedir. Aslında içeride direnişi sürdüren arkadaşları mümkünse şehit etmek, bunu yapamasa da iradelerini kırıp teslimiyete sürüklemek istemektedir. Yaklaşık 5 ay boyunca düşman bu imkanlarını sonuna kadar kullanmaya devam etmiş, sonuç almak istemiştir. Ancak bu süre zarfında istediği sonucu alamamıştır. Avaşîn’de Mamreşo, Zap’ta Küçük Cilo ve Metîna’da Zendura Tepesi düşman için tam bir kabus olmuştur. Bu hakikat; bir birimlik gerilla gücü karşısında NATO’nun en büyük ordularından biri olmakla övünen Türk ordusunun yaşadığı başarısızlığı gözler önüne sermektedir. Böylesi bir kuşatma altında eldeki kısıtlı imkanlarla ve çok da sağlam olmayan bir mevzide 10 gün boyunca yoldaşlarımız son nefeslerine kadar Apocu irade ve moral ile direnmesini bilmişler ve onların sergilediği bu irade karşısında yenilen TC ordusu namertliğini bir kez daha göstermekten çekinmemiştir. Yine aynı durum Küçük Cilo ve Zendura tepelerinde de yaşanmıştır. Düşmanın bu mevzilerde çaresizce kullandığı kimyasal gaz, aslında bu yiğit yoldaşlar karşısında yenildiklerinin de göstergesi olmuştur. Nitekim bu alanlarımız dışında düşman, operasyonun başında konumlandığı yerlerden bir kademe ileriye gidememiştir. Üç aydır Werxelê yamaçlarındaki mevzilerde ve Tepê Sor mevzisine karşı bütün imkanlarını seferber etse de arkadaşların Zilan çizgisinde ördükleri çelikten iradeyi geçememişlerdir.

EYLEMLERİN ÖNÜNÜ ALAMADI

Yine tüm çabalarına karşın arazide süren eylemlerin önünü alamamış, Xakurkê, Gever ve Bakur’da süren eylemliliklerle büyük oranda boşa düşmüştür. Süren büyük gerilla direnişi, AKP hükümetinin tüm hesaplarını boşa çıkartmıştır. Bu anlamda yaz ortasına kadar Medya Savunma Alanları’nı düşürmek, yaz sonuna doğru Şengal ya da Rojava’yı hedef almak gibi hesapları suya düşmüştür. AKP-MHP faşist ittifakı bütün hesaplarını gerillayı bitirme üzerinden kurduğu için sistemin tüm desteğine karşın altından kalkamadığı savaş maliyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Bu anlamda Türkiye’yi büyük bir açmazın içine itmişlerdir. Bunun için jeo-politik konumu da dahil mülteciler ve çeteler gibi elinde bulundurduğu kozları pazarlamış ve mevcut haliyle herkesten medet uman bir dilenci konumuna düşmüştür. En son Afganistan hesabı da boşa düşen AKP’nin gerçek yüzü ilk kez bu denli belirgin olarak açığa çıkmıştır. Bunu sağlayan, Apocu fedai ruhla donanmış gerilla duruşu, onun azmi ve iradesi olmuştur.

KADER BELİRLEYİCİ SAVAŞ

Bu anlamda başta sıcak savaş mevzilerinde olmak üzere düşmanın ilk elden hedefi konumundaki Medya Savunma Alanları’nda yürüttüğümüz savaş kader belirleyecek ölçüde stratejik bir öneme sahiptir. Demokratik Modernite Gerillası’nın kendisini yapılandırdığı ve tüm taktiklerini ustalıkla devreye koyduğu alanlar olması itibariyle Medya Savunma Alanları düşman yönelimlerinin temel hedefi olmuş durumdadır. Bu da komplonun ikinci kez gerilla üzerinden uygulanmaya çalışıldığı böylesi bir süreçte alanlarımızın stratejik önemini daha fazla arttırmaktadır. Dolayısıyla Medya Savunma Alanları’nda sürdürülen savaşta sağlanan başarı, gerillanın varlığının teminatı olacaktır. Bu da halkımızın, kadınların, demokratik ulus zihniyeti ile gelişecek özgür yaşamın varlığının teminatıdır.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz