Rusya korkusu – Cafer TAR

0
736

Sözüm ona Türk askeri uzmanlar ve uluslararası politika yazan gazeteciler İdlib’de Türkiye ve Rusya fiilen çatışma halindeyken bile hala ekranlara çıkıp “Rusya Türkiye ile bir sıcak çatışmaya giremez!” diyorlar.

Halbuki daha bir kaç gün önce Suriye tarafından sosyal medyaya servis edilen bir videoda Türk tanklarına saldıran uçakların Rusya’ya ait olduğu çok net anlaşılıyordu. Fakat Türk medyası ve devleti bu gerçeği ısrarla görmemezlikten geliyor.

Türk devlet aklının derin bir Rusya korkusu var ve bunu gizleyemiyorlar. İlber Ortaylı bir söyleşisinde “Kabul edelim ki Osmanlı İmparatorluğu’nu Rusya bitirmiştir!” diyerek bu korkuyu itiraf etmiş oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun son beş yüz yılda Rusya lehine sürekli toprak kaybetmesi, Türk aydınında ve devlet aklındada derin izler bırakmıştır.

“Ekim Devrimi” sonrası eğer Lenin ve arkadaşları anti-emperyalist kaygılarla Rus İmparatorluğunun işgal ettiği topraklardan gönüllü çekilmemiş olsalardı, bugün bambaşka bir Ortadoğu’da ve Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Tabi ki buradan geriye dönüp geçmişi yargılayamayız; ancak kabul etmek gerekir ki o dönem yaşananlar bu coğrafyanın kaderini belirlemiştir.

Fakat o dönemde tıpkı şimdiki sözde islamcı ardılları gibi yedi düvele karşı savaştığını iddia eden Kemalistler, Sovyetlerden güçlü maddi ve askeri destek almışlar ve sadece batı cephesinde Yunanlılara karşı savaşmışlardır. Bırakın Türklere karşı savaşmayı Ruslar o dönem tarafsız bile kalsalardı bugün her şey çok farklı olurdu.

Ruslar’dan emperyalizme karşı mücadele sözü vererek yardım alan Kemalistler cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra başta İngiltere olmak üzere diğer Batılı güçlerle yeniden ilişki arayışına girmiş ve zamanla Türkiye Cumhuriyeti soğuk savaş yıllarında NATO’nun en anti-Sovyetik üyelerinden biri haline gelmiştir.

Ruslar ve Türkler arasında kimin Cumhurbaşkanı olduğundan bağımsız güçlü bir tarihsel güvensizlik var ve bu güvensizlik Erdoğan/Putin arkadaşlığı(!) ile aşılamaz.

En son yaşanan uçak düşürme krizi ve sonrasında yaşananlar hepimizin hafızasında bütün tazeliği ile duruyor. Geçelerde İdlib’de Rus savaş uçaklarının iki Türk tankını imha etme görüntüleri Rusya’nın da olup biteni unutmadığını ve bundan sonra da unutmaya pek niyeti olmadığını ortaya koymuş oldu.

Erdoğan bölgeye askeri yığınak yaparak ve her defasında tehdit diline başvurarak Rusya’ya; eğer Suriye ordusu eski pozisyonuna geri dönmezse Türkiye’nin bunu askeri bir operasyonla gerçekleştireceği mesajını güçlü bir şekilde vermeye çalıştı.

Fakat Erdoğan’ın “bir gece ansızın” tehditlerine rağmen Suriye ordusunun operasyonlarına devam etmesi ve Türk askerlerinin de dahil olduğu bölgede ilerlemesine mukavemet gösteren bütün güçleri ateş altına alması Erdoğan’ı boşa çıkarmış gibi gözüküyor.

Arkasına NATO’yu da alamayacağını bilen Erdoğan vites küçültmeye başladı. NATO ülkeleri Suriye içlerinde operasyon düzenleyen Türkiye için NATO’nun beşinci maddesini işetmeyecekleri mesajını çok önceleri kamuoyu ile paylaşmışlardı.

İçerde iktidarını sürdürebilmek için dışarıda ucuz zaferler peşinde koşan Erdoğan, İdlib’de işlerin bütün taraflar açısından dönüm noktası olduğunu ve kimsenin artık kendisine ucuz bir zafer hediye etmeyeceğini anlamış gözüküyor.

Rusya’nın İdlib konusunda kararlılığını anlayan Erdoğan, Azerbeycan dönüşü gazetecilere “Bizim Şubat sonu tabirimiz tamamiyle bizim gözlem noktalarımız ile alakalıdır. Çünkü gözetleme noktalarımıza yönelik bir kuşatma söz konusu ve bu kuşatmaya müsaade edemeyiz” demek zorunda kalmıştır.

Daha önceleri Erdoğan Rejimi oyun kurucu olarak değil, ancak oyun bozucu olarak önemli bir güçtü; fakat artık rejim bu gücünü de kaybediyor. Bu durumu bölge demokrasisinin gelişimi ve bölge halklarının özgürlüğü için bir fırsata dönüştürmeliyiz.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here