Şehitlere, ülkeye olan sözünle çıktın yola

0
52

Şimdi bir kıtada çocuklar güneşi öpüyor
analar ağıt yakıyor başka bir kıtada
yüzümde çiçekleri solmuş bir bahçenin hüznü
dalıp dalıp gidiyorum uzaklara
diyorum ki, yaşamak ancak bu kadar haklı olabilir
ancak bu kadar güzel ah baharın sevdalı gülü
çirkin bir ölüm kasırgasında kırılsada papatyalar
sen ki, bırakıp nazlı bir baharda gül özlemlerini
uçup gittin nazlı bir kuş gibi
bir sonsuz maviyi çizip yüreklere
zaman acısını işlerken hayatın güldikenine…
Nuri Can

Yazarken yaşadıklarımızı, o anda hissettiğimiz dopdolu duyguları tarif edemeyecek olmanın kaygısını taşırız hep. Seçtiğimiz yaşamın bizlere araladığı kapının ardında her şey biraz insanüstü olduğu için olabilir belki de. İçindeyken bir yandan hep seyir halinde oluruz. Gelenlere, gidenlere, birlikte olduklarımıza bakarız. Onlarla birlikte döner kendimize ve kat ettiğimiz yola bakarız. O kadar çok şey biriktirmişizdir ki, o kadar çok şeye tanıklık etmiş, o kadar çok şey paylaşmışızdır ki…

Bütün bunları PKK gibi mucizevi bir partide yaşamak buna daha fazla anlam katar. Çünkü kirletilmiş duygulara ve paslanmış yüreklere karşı arınmanın, sadeleşmenin en doğru adresidir burası. Peki bunu bu kadar büyüten, bu gücü ve kudreti veren nedir diye soracak olursak… cevabı kendisini mücadeleye ve özgürlüğe katıksız adayan şehitlerimiz oluyor. Savaş gerçekliğine göre yaşamak, her an bir yoldaşının özgürlük mücadelesinde ölümsüzleşeceği bilinciyle hareket etmek derin bir bağlılık ve maneviyat yaratıyor. Çünkü bilirsin ki bugün aynı tastan su içtiğin, en zor koşulların büyük paylaşımlarını yaptığın yoldaşların birgün, heybetli bir savaşın içerisinde yiğitliğin destanını yazacaktır. Bu yüzden aklın bir fotoğraf makinesi misali her gördüğün yoldaşın bir bakışını, gülüşünü, kahkahasını ya da yaşamına yön verecek bir sözünü çeker ve sonsuzlaştırır. Ama zor olan ise aklımızdan silinmeyen o karelerin içimizde yarattığı duyguları nasıl en gerçek biçimiyle anlatabileceğimizdir.
Bu yüzden bir yoldaşı anlatabilir miyiz diye çok zaman düşünürüz ve hep çok eksik kaldığını hissederiz. Şimdi seni anlatabilmek için ben de büyük bir savaşım veriyorum. En doğru ve ne layıkıyla nasıl anlatılabilir bir şehit diye soruyorum?

Dağa geldiğin ilk günü hatırlıyorum. Sonbaharın son demleriydi, kışa yaklaşıyorduk. Ben dışarıda nöbetçiydim, herkese selam verip dağda ilk gerilla çayını yudumladıktan sonra, dışarı yanıma gelip oturdun. Yağmur yağmış ve uzak sıradağları sis kaplamıştı. Toprak ve ıslak ağaç kokuyordu her taraf. Sen de bunu iliklerine kadar hissetmek istiyor, tanımak istiyordun. Heyecanın bize yansıyordu. Hatta o kadar heyecanlanmıştın ki vücudun tir tir titremeye başlamıştı. Fakat ben sadece soğuktan üşüdüğünü sanarak “heval üşüyor musun sana kefiyemi vereyim” dediğimde “hayır heval baksana dağa geldim nasıl titremeyeyim? Bu titreme heyecandan. Artık dağa geldim ya başka hiçbir şey istemiyorum.” demiştin. Ben de sana “Oooo dur heval bu daha ne ki, şimdi dağa geldim bana yeter diyorsun, hele biraz zaman geçsin sonra ne zaman kuzeye gideceğim diye dayatmaya başlayacaksın.” dediğimde sen sadece gülümseyerek karşılık vermiştin.

Yaşamın her anından büyük heyecan duyan bir özelliğin vardı. Bir sohpeti, bir tartışmayı, değerlendirmeyi, pratik işleri yaparken hep heyecanın yansırdı bizlere. Özcesi PKK yaşamından büyük bir heyecan duyardın. Çünkü bilirdin ki bütün yaralarımızın ilacı buradaydı ve sen bunu hep en derinden hissettin. Atikliğinin, cesaretinin, coşkunun, mütevaziliğinin sınırı yoktu. Yaşama ve yoldaşa olan sevginin de… Bu yüzden bütün duyguları dolu dolu yaşayarak, bütün anları anlamlı kılmak için çabalardın.

Rêzan yani “yol bilen”. Evet… Adını 2015 yılında Dersim şehir merkezinde düşmana karşı eylem yapmak için giden ve orada şehit düşen Rêzan Erzurum arkadaştan almıştın. Onun caseretinden, korkusuzluğundan etkilenmiştin. Bu yüzden sen de onun adını alarak onun gibi olmak istediğini söylemiştin. Sen de bulmak ve bilmek için çıkmıştın bu yola.

Dağlara bir ana gibi yaklaşarak ondan alabileceğin her şeyi almak istedin. Bu yüzden bir dağlı gibi, dağların çocuğu gibi bıraktın kendini onun kucağına. Ve dağlar yürüttü seni, büyüttü. Evet, bir gerilla olmak için doğmuştun. Bir gerillanın bütün özelliklerini taşıyor, yaşatıyor, eksik kalan yönleri ise tamamlamak için çaba harcıyordun. Büyük merakın vardı. İstemin her zaman profesyonel bir gerilla olmak, bu temelde kendini geliştirmekti. Çünkü bu sürece ancak bu şekilde cevap olabileceğini biliyordun. Zaten çok kısa bir süre içerisinde bunu kendinde yaratmayı başardın.

PKK bir emek partisidir diyor Önderliğimiz. Emek bütünleştirendir çünkü, güzelleştiren, anlamlı kılan, sevdiren, korutandır. Bir şeye ne kadar emek verirsen o kadar paha biçilmez olur gözünde, her şeyden sakınırsın. Sen de emekçiliğinle yaşamı büyüterek bütün güzellikleri serptin yoldaşlarının yüreklerine, yaşamın her karesine ve öylesine içselleştirdin bu yaşamı kendinde. Bu özelliğin bazen bizleri utandırırdı. Çünkü hiç yorulmaz, görevlere gittiğimizde en ağır olanı sen sırtlar, en zor olanı sen yapardın ve bundan zerre miskal şikayet etmez aksine hep gülerek, moral yaratarak yanındaki yoldaşlarını da motive ederdin.

Evet canyoldaş. Sen PKK’nin yarattığı güzelliklerin parçası… Şehitlere, ülkeye olan sözünle çıktın yola. Her adımda daha da büyüttün içindekileri. Yaşanan her şehadet seni intikam sözüne daha fazla yaklaştırdı. Bunları yüreğinin en derinlerine nakşederek asla kirletilmesine izin vermedin. Durup düşündün belki binlerce kez. Nasıl alacağım toprağa düşen bedenlerin, en güzel yüzlü, yürekli kadın ve erkek yoldaşların intikamını diye.
Düşmanın en acımasız haliyle saldırdığı bir süreçte PKK’ye katılım sözünü vermiştin. Kürt gençliğine dönük vahşi uygulamaları gerçekleştirdiği bir süreçte özgürlük dağlarına yol almıştın. Yanında ise sadece inancını, ve öfkeni taşımıştın. Bu kadar saldırıya, katliama vahşete göz yumamamıştın. Büyük bir hesap sormanın sahibi olmak için kendini her yönüyle PKK gerillacılığına adayarak düşmana büyük darbeler vurmanın peşindeydin. Mücadele tarihimizin en keskin ve acımasız savaşının içerisinde yer aldın.

Zap, Avaşin, Metina’da yaşanan kahramanlıkların şahidi oldun. Bu bilinçle düşmanın üstüne yürüdün tereddütsüzce. Kuzey yolunu tutacakken katılmıştın sen de bu savaşa. Kuzey’de gerillacılık yapmak her gerillanın hayalidir. Çünkü kıblemizdir Kuzey dağları. Böylesi bir süreçte yaşanan savaşa katılmıştın. Çünkü adım attığın her yer de bir şehidin izi vardı. Bunun sende yarattığı sorumluluk duygusu seni sürüklüyordu intikam sözünü gerçekleştirmeye. Bu yüzden her zamanki gibi korkusuzca, en önde saldırmıştın düşman mevzilerine. Unutamayacağı darbeleri vurmuştun ona.

Onlar amaçsız ve haksız bir savaşın kurbanları olup giderken, sen haklı bir davanın kahramanlık destanını yazıyordun. Vuruyordun, namlundan çıkan her bir kurşun yüreğindeki fırtınanın dili oluyordu ve yankılanıyordu bütün doruklarda. Tıpkı senin adını Rêzan Erzurum arkadaştan aldığın gibi binlerce Kürt genci senin adını taşıyarak, yürüdüğün patikalardan yürüyecek, özgürlük mücadelesinde eşşiz kahramanlıklar sergileyerek büyük özlemin olan Özgür Önderlik Özgür Kurdistan hayalini gerçekleştirecek.

Kaynak: Nûçe Ciwan

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here