Şerik: Rusya ve Türkiye Ortadoğu’da çakal politikası izliyor

0
634

ABD’nin Körfez Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’daki konuşlanmasının değiştiğini kaydeden PKK Merkez Komite Üyesi Cemal Şerik, son gelişmeler paralelinde Başûr ve Rojava’daki varlığını güçlendireceğini ifade etti.

PKK Merkez Komite Üyesi Cemal Şerik, ANF’nin sorularını yanıtladı. Siyasal süreç açısından 2020’ye girişin, 2019’da kurulu olan siyasal ilişkilerin bozulmasıyla başladığını belirten Şerik, III. 3. Dünya Savaşı’nın Ortadoğu’daki çeperini genişlettiğini söyledi. Bunun da savaşın giderek daha da şiddetleneceğini gösterdiğini kaydeden Şerik, Yemen’den Lübnan’a, Irak’tan Libya’ya kadar yaşananlara işaret etti. Hegemonik güç olma iddiasında olan devletler arasındaki sorunların da derinleşeceğini kaydeden Şerik, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır vb. devletler arasındaki ilişkilere atıfta bulundu.

ABD İLE İRAN ÇATIŞMASININ DERİNLEŞMESİ

Her ne kadar İran-Amerika gerginliği, Amerika’daki seçimlerle bağlantılandırılmak istense de aslında yaşananın bununla sınırlı olmadığını söyleyen Şerik, Amerika ve İran bir savaşa hazır olmadıklarının da görüldüğünü vurguladı. İran’ın, Kasım Süleymani’nin öldürülmesini hesaba katmadığını, çünkü hiçbir tedbir almadıklarının açığa çıktığını belirten Şerik, ABD’nin herhangi bir misillemeye karşı hazırlıklı olmadığının Hewlêr’de karargahlarının, üslerinin vurulmasıyla anlaşıldığını söyledi. ABD’nin Ortadoğu’daki üslerini korumak için daha farklı arayışlar içerisine girdiğini; Kuzey-Doğu Suriye ve Başûre Kurdistan’da bu doğrultuda girişimlerde bulunduğunu dile getiren Şerik, ABD’nin kendi savunmasını daha aşağılara, TC devletinin sınırlarının ötesine kaydırma peşinde olduğunu kaydetti.

ÇAKAL POLİTİKASI İZLEDİLER

Rusya ve Türkiye’nin, ABD ile İran çatışmasından yararlanmak istediğini belirten Şerik, İtalyan diplomasisini nitelemek için kullanılan ‘çakal politikası’ tanımını hatırlattı. Şerik, şöyle ifade etti: “Aslanlar, kurtlar ve diğer yırtıcı, güçlü hayvanlar avlanır, geride kalan artıklarla, leşlerle çakallar beslenir. Amerika ve İran arasındaki durum gerginleşince Rusya ve Türkiye böyle bir politika izlediler ve ardından Libya sorununa böyle yaklaştılar. Bunu Amerika, İran’da da gördü. Karşılıklı birbirlerini tarttılar. Eksikliklerini de gördüler ve kendilerini savaşa daha güçlü hazırlamak arayışı içerisine girdiler.”

ABD, ORTADOĞU’DA EN GÜÇLÜ HALİNİ YAŞIYOR

ABD’nin, Ortadoğu’da varlık olarak bugüne kadarki en güçlü halini yaşadığını söyleyen Şerik, daha önce devlet üzerinde sergilediği gücü Körfez Savaşı’ndan sonra değiştirdiğini hatırlattı. ABD’nin Ortadoğu’da askeri olarak doğrudan bir güç olarak konumlandığını, açık askeri üsler, hava sahası oluşturduğunu ve artık bunu kaybetmek istemediğini belirten Şerik, “Elde neyi tutuyorsa ona dayanmak ister. Bunlardan vazgeçmesi için daha fazlasına elde edecek olması gerekir. Bunun imkanı yoksa elindekiyle yetinerek onu büyütmeye çalışır. ABD, Ortadoğu da böyle bir politika güdüyor” dedi.

BAŞÛR VE ROJAVA’DAKİ KONUMU

Şu anda Irak’ta rejim üzerinden yaşanan ABD-İran çatışmasına işaret eden Şerik, şöyle devam etti: “Irak’ta var olan siyasal yapı, bunlar arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Eğer her yönüyle ABD’ye bağlı bir rejim oluşursa ABD o rejim üzerinden Kürt politikasını uygulamaya devam eder ama bunu sağlayabilecek durumda değil. O nedenle de en güçlü olduğu yer olan Güney Kürdistan’daki pozisyonunu kaybetmemek hatta bunu daha da güçlendirmek isteyecektir.

Suriye’deki durum bundan farklı değildir. Koalisyon, DAİŞ’e karşı mücadele diyerek Kuzey-Doğu Suriye’ye yerleşti. Mevcut durumda da buradan çıkma gibi bir yaklaşımlarının olmadığı görülüyor. Eğer çıkacaksa da bunun için daha avantajlarına olan bir pozisyona sahip hale gelmeleri gerekecek. Özellikle de ABD için öncelikli olan budur.

TC FAKTÖRÜ DAHA DA ÖNE ÇIKARILABİLİR

ABD, Kuzey-Doğu Suriye’de, Suriye rejimi ve Rusya’nın hakim hale gelmesini kendi çıkarlarına ters buluyor ve o nedenle de istemiyor. Suriye rejimi ve Rusya da aynı şekilde ABD’nin oradaki varlığını kendi çıkarlarına uygun bulmuyor. Bu durumda kendi aralarında uzlaşmaya vararak bir çıkar yol bulamazlarsa aralarındaki sorunu çözmede kullandıkları çatışma yöntemini, üçüncü güçleri kullanarak daha da şiddetlendirecekler. Burada da ‘iki ipte oynamaya çalışan acemi cambaz’ rolünü oynayan TC faktörünün daha da öne çıkarılacağı açıktır. Kim fazla verirse TC devletinin artık ABD mi yoksa Rusya mı olur onun yanında yer alacağı kesindir. ABD’nin bu konuda TC’ye kapıları açık tutacağını kimse görmezden gelemez.

ABD ve Rusya’nın politikası özünde aynıdır. Askeri-siyasi olarak Suriye üzerinde kontrol sağlamak için aynı şeyi yapıyorlar. Mevcut durumda biri kötü, diğeri iyi değildir. Özde her ikisi de aynı rolü oynuyor.”

İKTİDAR YAĞMA EKONOMİSİNE DAYANIYOR

CHP’nin toplumsal sorunlar etrafında propaganda yaparak olası bir erken seçime hazırlanmak isteğini, mevcut durumda diğer sistem içi partilerin de bu çerçevenin dışına çıkmadığını savunan Şerik, şunları dile getirdi: “Açlık, işsizlik, artan hayat pahalılığı, zamlar vb. sorunlardır. Siyasal sorunlara, artan baskı, işkence, tutuklama, Kürdistan’daki katliamlar vb. gibi sorunlara hiç girilmiyor. Kürt sorunu ve bölgesel sorunlar karşısından da AKP-MHP faşist bloku ile ortaklaşmaktan hatta onlarla saldırganlıkta yarışmaktan geri kalmamaktadırlar. Bu onları siyasette çok zayıflattığı gibi, söyledikleri konusunda toplum karşısında çok daha güvenilmez hale getirerek itibarsızlaştırıyor.

Ortadoğu’da siyaset farklıdır. Siyaset-askerlik, siyaset-savaş daha ön plandadır. İktidarın maddi dayanağı yağma ekonomisidir; bu da ancak siyasetle, savaşla elde edilebiliyor. Türkiye’de kendine muhalif diyen partilerin toplumsal sorunları gündeme getirerek güç olmaları mümkün değil. Bu sebeple güçleri yok. Mevcut durumda Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün yedek lastiğidirler. Böylesi bir gerçeklik içerisinde olası erken seçim tartışmaları gündeme getiriliyor.

AKP-MHP ERKEN SEÇİME HAZIR DEĞİL

AKP-MHP ise muhalefetin bu durumuna rağmen olası bir erken seçime hazır değil. Kazanmak içinse Kürdistan ve Türkiye’de sosyalist, devrimci ve demokratik güçler üzerindeki HDP’nin etkisini kırmak istiyorlar. Tabii bu etki kırma saldırılarının amacı sadece seçimlere yönelik de değildir. Bu saldırılarla Kürdistan ve Türkiye’de demokratik siyaset alanında ve toplumsal hareketlilik içerisindeki dinamizmi, potansiyeli kırmak ve etkisiz hale getirmek istemektedir. Siyasal soykırım olarak adlandırılan saldırıların asıl nedenini de bu gerçeklik oluşturmaktadır.

SİSTEM İÇİ MUHALEFET EKLEMLENİYOR

AKP-MHP faşist kliğinin Kürt politikası karşısında, sistem içi muhalefetin rolü ise buna eklemlenmekten başka bir şey değildir. CHP içerisinde kimi ulusalcı eğilimler devletin bu yönlü politikasının açık parçasıdırlar. Genellikle de Kürtler, Aleviler, sosyalistler, devrimci ve demokratlar, özellikle 1950’lerden sonraki süreçte CHP eliyle devlete bağlanmaya çalışılmışlardır. Bunda başarısız olduklarını söylemek mümkün değildir. Şimdide bu politikanın güncelleştirerek devreye konulmak istenildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu politika deşifre olmuştur. Böyle de olsa buna karşı da doğru bir yaklaşım içerisinde olunabilmelidir. Günümüzde bu doğrultuda geliştirilen ve pratikleştirilen umut yaratan alternatif politikalar söz konusudur. Türkiye’de ve Bakurê Kurdistan’da sol-sosyalist-devrimci-demokrat güçler içerisinde kurulan ilişki ve yaratılan zemin üzerinde ortaklıklar kurulabilmiştir. İyi Parti’nin de miadını doldurmuş olan MHP’nin yerine hazırlanıldığı anlaşılıyor.”

ULUSAL BİRLİK STRATEJİK GÖRÜLMELİ

Kürtler arasında ulusal birlik tartışmaları, daha çok yasal siyasal zeminde yürütülen çalışmaları hatırlatan PKK Merkez Komite Üyesi Cemal Şerik, “KDP bu konudaki tutumu açıkça kamuoyuna deklare etmiş değil. Ulusal birliğe büyük bir özlem ve istem var. Bu temelde stratejik olarak ele alınması gerekiyor” dedi.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here