Suçlu ayağa kalk!

0
114

 SELAHATTİN ERDEM

1 Ekim sabahı herkes heyecanla ve merakla HPG Basın-İrtibat Merkezi’nin yapacağı Eylül ayı savaş bilançosunu açıklamasını beklerken, sarsıcı haber TC Devleti’nin idari merkezi olan Kızılay’dan geldi. Saat dokuz buçukta araçla gelen iki kişi Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yönelik fedai eylemi gerçekleştirmişti. Bir anda ortalık toz duman oldu. Yoğun yaşanan panik ortamında bir yandan itfaiye arabaları, diğer yandan ambulansların eylem yerine doğru koşturuşları ekranlara yansıdı.
Zira eylem yeri, kendini Türkiye’nin iç güvenliğinden sorumlu gören Emniyet Genel Müdürlüğü’ydü. TC İçişleri Bakanlığı’nın içindeydi. Türkiye Genelkurmay Başkanlığı’nın karşısında ve Türkiye Meclisi’ne yüz metre uzaklıkta bulunuyordu. Başta Kürtler olmak üzere tüm devlet dışı güçlere dönük her türlü baskı, tutuklama ve katliam saldırılarının karar, planlama ve yönetim merkeziydi. TC Devleti’nin en iyi korunan yeri olarak biliniyordu. Bir anda herkes, Şubat 2012’de aynı alanda subayları taşıyan Genelkurmay otobüsüne yönelik gerçekleştirilen fedai eylemi hatırladı. Zinar Raperin adlı gerilla tarafından yapılan eylem TC Devleti’ni temellerinden sarsmıştı.
Fazla gecikmeden 1 Ekim eyleminin görüntüleri de basına yansımaya başladı. Eylemciler beyaz renkli bir araçla gelmişlerdi. Araçtan iner inmez, bir saniye bile duraksamadan belirledikleri hedefe yönelik saldırıya geçmişlerdi. Önde giden hedefe ulaşınca kendini patlatmış, arkadaki elindeki silahlarla çatışmaya girmişti. Belli ki önceden çok iyi keşfedilmiş ve planlanmış bir eylemdi. Eylemciler son derece soğuk kanlı ve profesyoneldiler. İlk görüntüler bile yaptıkları işi başardıklarını açıkça ortaya koyuyordu.
Belli ki hedefe çok ağır bir darbe vurmuşlardı. Şoku atlattıktan sonra bu durumu anlayan TC İçişleri Bakanlığı, hemen olaya ilişkin “yayın yasağı” getirdi. Büyük bir hızla ulaşabildikleri yerlerden hemen eylem görüntülerini sildiler. İçişleri Bakanı’nın yaptığı resmi açıklamalar dışındaki bilgileri yayından kaldırdılar. Fakat haber bir anda birçok alana yayılmış, olaya ilişkin çok fazla görüntü ve bilgi elde edilmişti. Zira olay alanı insanların en çok hareketli olduğu bir alandı. Dolayısıyla yasal medya İçişleri Bakanı tarafından hizaya çekilse de dijital medya susturulamıyordu. Bunun üzerine, bizzat İçişleri Bakanı, ‘söz konusu görüntülere itibar edilmemesini’ belirtmek zorunda kaldı. Dahası bir anda “Onları yayınlayacaklarına acımızı paylaşsınlar” deyiverdi. Bunun üzerine herkes anladı ki hedef yerini bulmuş, yapılan eylemde Emniyet Genel Müdürlüğü çok ağır bir zayiat vermişti. Dolayısıyla söz konusu yayın yasağının bu durumu gizlemek için uygulandığını herkes anladı.
Fakat eylemi engelleyemeyen TC Emniyeti, bu kez eylemcilerin kimliğini de tespit edemiyordu. Baştan itibaren PKK’den şüphelenseler de hem propaganda olmasın diye söylemek istemiyorlar ve hem de başka şeylerden şüpheleniyorlardı. Çünkü iç ve dış siyasi ortam toz duman vaziyetteydi. Birçok çevre eski ve yeni içişleri bakanları arasında sürüp giden kavganın bir parçası olabilir mi diye düşünmekten kendini alıkoyamadı. Öte yandan Dağlık Karabağ’da yaşanan Ermeni soykırımının bir tarafı yine TC Devleti’ydi. Faşist AKP-MHP Yönetimi devlet sınırları dışında askeri saldırı yapmayı temel bir yöntem haline getirmişti; dolayısıyla başkaları da bu saldırılara misillemede bulunabilirdi.
Söz konusu belirsizliği, aynı gün akşam üzeri saat altıda HPG bozdu. HPG adına yapılan basın açıklamasında söz konusu eylem üstleniliyor ve eylemi “Ölümsüzler Taburu” üyesi iki fedainin gerçekleştirdiği belirtiliyordu. Daha sonra bu fedai eylemcilerin isimlerinin Rojhat Zilan ve Erdal Şahin olduğu da açıklandı. HPG tarafından söz konusu eylemin meşru savunma kapsamında bir uyarı eylemi olduğu ve verilen mesajın herkes tarafından iyi anlaşılması gerektiği ifade edildi. Yapılan eylem kadar, eylemin amaçlarına ilişkin yapılan açıklama da çarpıcı ve etkileyiciydi. Herhalde ilgili herkes üzerine düşen mesajı tam olarak aldı.
Çünkü her şeyi çok anlamlı olan söz konusu eylemin zamanlaması da çok ilginç ve anlamlıydı. Ekim ayına girilmişti ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yöneltilen 9 Ekim 1998 uluslararası komplosunun 25’inci yıl dönümü yaşanmaya başlanmıştı. Söz konusu bu yıl dönümüne cevap eylemi olabilirdi. İmralı kapıları tümüyle kapatılmış, 31 aydır Önder Apo’dan hiçbir bilgi alınamamıştı. Artık İmralı’da mutlak iletişimsizlik hali uygulanıyordu. Söz konusu eylem buna dönük bir uyarı olabilirdi. Dahası 1 Ekim günü TC Meclisi açılıyor ve yeni çalışma yılına başlıyordu. Bunun için açılış töreni yapılacak olan Meclis, eylem yerinin yüz metre ötesindeydi. Açılış törenine cumhurbaşkanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan katılacak ve açış konuşması yapacaktı. Diğer ihtimaller hesaba katılsa da çoğunluk bu açılışa dönük bir mesaj olarak okudu eylemi.
Tayyip Erdoğan dahil konuşan tüm TC yetkilileri, işte bu nedenle “Terörün siyasete yön vermesine müsade etmeyeceğiz” dedi. Fakat hepsi de siyasi açıklamalarını söz konusu eylemle bağlantılı yapmaktan kendini alıkoyamadı. Eylemin etkisiyle şoke olmuşluğu yüzünden okunan Tayyip Erdoğan, meclisi açış konuşmasında söz konusu eylemi “Terörün son çırpınışı” olarak tanımladı. Konuşması önceden hazırlanmış olduğu için, bir anda söz konusu eylemi unutarak, “Bölücü terörü ülke sınırları içinde bitirdik, dışında da bitirmek üzereyiz” deyiverdi. Dahası biraz önce ve öğleye doğru hasımlarının kendi evine gelip vurmuş olduğunun anlamını unutarak, yüksek sesle “Bir gece ansızın gelebiliriz” nakaratını tekrarladı. Kendisi anlamasa da tabii herkes durumu anladı ve bu sözü sadece bir tebessümle karşıladı.
Bütün bunlara bir de İçişleri Bakanı’nın “Eylemcilerin etkisiz hale getirildiği” açıklaması eklendi. Zira eylemciler fedaiydi ve zaten birisi kendisini patlatmıştı. Diğeri de geri çıkmak için değil, şehit düşene kadar düşmana vurmak için oraya gitmişti. Zaten öyle de yaptı. Eylemciler açısından sonuç tam bir başarıydı. Hedefi planladıkları gibi vurmuşlar ve TC’nin iç ve dış konumunu sarsarak yepyeni bir siyasi durum ortaya çıkarmışlardı. PKK açısından da söz konusu eylem, vurduğu hedefi, askeri başarısı, zamanlaması ve siyasi etkisi açısından dönem strateji ve taktiğine tamamen uygun ve tam başarılı bir eylemdi. Anlamak isteyen herkes için yeterli mesaj vardı. Kürt insanının ve gençliğinin gücünü, cesaret ve fedakarlık düzeyini ortaya koyuyor; kırmızı çizgilerinin ihlal edilmesi durumunda neler yapabileceklerini açıkça gösteriyordu. TC yetkilileri gibi, dünya devlet temsilcileri de hamaset edebiyatı yaparcasına ilk elden “Terörizmi kınıyoruz” açıklaması yapmış olsalar da, umarız herkes kendine olan mesajı almıştır.
Bir kontrgerilla ve katliam merkezi olan Emniyet Genel Müdürlüğü’ne vuran 1 Ekim fedai eylemi, sonuçları itibariyle siyasi ve askeri durumu yönlendiren ve belirleyen bir etki ortaya çıkarmıştır. Bundan sonraki tüm siyasi ve askeri durumun gelişmesinde söz konusu eylemin etkileri sürekli olacaktır. Zaten daha şimdiden böyle bir ortama yol açmıştır. Düşmanlarını derinden etkileyip birçok açıdan düşmanlarının bile takdirini toplayarak, tıpkı 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu Direnişi gibi kalıcı etki ortaya çıkartmıştır. Yıllardır ağır baskı, zulüm ve işkence altında yaşayan herkesin yüreğine su serpmiş ve zafer umudunu yeşertmiştir.
Söz konusu eylemin TC Devleti’ni nasıl sarstığı ve tüm devlet yetkililerini şoke ettiği çıplak gözle bile görülmüştür. Bunun bir nedeni, “Terörü bitirdik” biçimindeki kendi propagandalarına kendileri inanmış olduğu için, böyle bir eylemi beklememeleri olabilir. Fakat esas nedeninin yaşadıkları korku olduğu ve bu korku nedeniyle uzun süre atamadıkları bir şok durumunu yaşadıkları kesindir. Çünkü şimdiye kadar Kürt halkına ve tüm ezilenlere yönelik geliştirdikleri baskı, sömürü, zulüm ve katliamların adeta hesabının kendilerinden sorulduğunu hissetmişlerdir. Söz konusu eylem adeta bunları suçüstü yakalamıştır. Faşist, sömürgeci, soykırımcı, halk ve kadın düşmanlarına açıkça şunu demiştir: Suçlu ayağa kalk!

Kaynak: Yeni Özgür Politika

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz