Suriye’nin kurtuluşu demokratikleşmeden geçer – Rohat BARAN

0
784

Dünyanın gündeminde İdlib bulunmakta.

Üçüncü Dünya Savaşının paravan örgütlerden çıkıp açık devletler arasında yürütüldüğü bir merkez olma haline doğru gidiyor. Her gün Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz eden faşist şef, İdlib’i ve Suriye’nin Kuzeyindeki birçok yeri fiili olarak Türkiye topraklarına katmaya çalışıyor.

Sanki orada işgalci bir güç değilmiş gibi pişkin pişkin rejim çekilmezse saldıracağını söylüyor. Kimi nereden kovuyor, anlamak zor. Türkiye’nin güvenliği için buralarda olmam gerekli, diyor. İnsan aklıyla ancak bu kadar alay edilir.

Peki, kendisi şu anda başka bir ülkenin topraklarında ne yapıyor, o ülkenin, halkın ya da yönetimin ülke güvenliği gibi bir sorunu yok mudur? O zaman bu karışıklığı yaratıyor diye onlar da gidip Hatay, Antep ya da başka yerlerde hak mı iddia etsin! 18 yıldır bir ülkeyi yöneten insanın söylediklerine bakınca bir yandan saçma ve gülünç deyip geçiyorum, diğer yandan Türkiye halkları böyle bir haliyeti ruhiyedeki kişiliği seçtiği için durumlarına üzülüyorum.

Uluslararası anlaşmalara göre bile düşünülse, AKP’nin ya da onun desteklediği çetelerin Suriye topraklarında olmasının hiçbir izahı yoktur. Suriye yönetiminin “Suriye’nin ülke bütünlüğünü ve istikrarı sağlamak ve işgalci güçleri İdlib’den temizlemek için saldırılarımı sürdüreceğim” demesinin hukuki ve meşru bir karşılığı vardır. Ama Tayyip Erdoğan’ın ben Suriye’yi rejimden temizlemeyene kadar saldırılarımı sürdüreceğim demesinin tek bir anlamı var, o da işgaldir. Bu tanımlar, kendisini demokrasinin merkezi olarak gören ve çıkarına göre her gün bir gücü desteklediğini söyleyen Avrupa ülkelerinin uluslararası hukuk, anlaşma ve sözleşmelerinde var. Bir haklı arama gibi bir derdimiz yok, ama sonuçta orada işgalci bir güç olarak Türk devleti vardır ve bu durumun kabul edilmesinin bir gerekçesi yoktur.

Suriye yönetimi, İran ve Rusya’nın sadece ülke bütünlüğünü savunuyoruz demeleri yetmez, anayasal temelde Suriye’nin bütünlüğünün içeriği ve lafzıyla niteliğini de ortaya koyarsa gücüne güç katar.

Suriye’de demokratikleşmenin yolu da Suriye yönetimi ve Kuzey Doğu Suriye yönetiminin görüşüp demokratik bir anayasa oluşturmasından geçmektedir. Suriye yönetimi İdlib’de ya da Azaz ve Cerablus’ta sonuç almak ve Türk devletini Suriye topraklarından çıkarmak istiyorsa ilkin bu adımı atması gerekir. Kürtler zaten Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda farklı bir görüşe sahip değildirler. Demokratik bir Suriye’nin bileşeni olmayı en çok da Kürtler ve Kuzey Doğu Suriye halkları istemektedirler. Basından takip edebildiğim kadarıyla bu yönlü görüşlerini de sürekli dile getirmektedirler.

Dolayısıyla Kürtlerle demokratik birliğin teminatı sağlandıktan sonra Suriye yönetimi sağlam bir bünyeye kavuşur ve böylece işgalci güçlerin Suriye topraklarından sökülüp atılması çok kısa bir zamanda gerçekleşir. Tabii ki bunun sağlanmasında esas rolü Rusya oynayacaktır.

Diğer yandan Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde Kuzey-Doğu Suriye yönetimiyle anlaşması zorunlu bir ihtiyaç haline de gelmiş bulunuyor.

Türkiye-ABD ilişki halinde Eğit-Donat’la bu güçleri örgütledi, silahlandırdı ve her türlü desteği vererek harekete geçirdi, ama sonradan ABD birçoğunu terörist ilan etti, çok fazla ilişkide değilmiş gibi göründü, ama kırılma yaşanacağı görülünce, NATO’nun Türkiye’nin yanında olduğu yönünde açıklamalar yapılmaya başlandı.

Bütün bunları yan yana koyduğumda düz bir yaklaşımla şu denilebilir: Bu çete grupları yaratan esas güç yedi katlı perdenin arkasında ABD’dir, tül perdesinin arkasında Tayyip Erdoğan ve MİT’tir. Görünen yüz ya da isimler de yıprandığında ismi değişen, ama esas olarak Cephet El Nusra, DAİŞ, Ahrar El Şam, ÖSO ya da SMO diye adlandırılan 15’e yakın çete grubudur. ABD’nin Türkiye ve çetelerle ilişkisinin bir kere bu çerçevede olduğunu düşünmek gerekir.

Türkiye’nin, Suriye’yi rejimden temizleyeceği, İdlib’de tümden hakim olmak için her an saldıracağı yönünde açıklamalar yapılmasından sonra NATO’nun alelacele Türkiye NATO’dur, NATO Türkiye’dir yönünde beyanlarda bulunmasının bence en tali nedeni Türkiye’nin Rusya’yla kurmuş olduğu ilişkileri bozmaktır.

Türkiye böylece daha fazla bataklığın içine girecek, o zaman Tayyip Erdoğan’ın burnunu sürtecek, ama bununla birlikte daha fazla kendisine muhtaç hale getireceği yönünde görüş olmaktadır.

Asıl önemli nedeni, İran’a ilişkin olmaktadır.

İran’ı bir yandan daha fazla daraltıp boğmak, diğer yandan iki ülkenin tarihten gelen çelişki ve çatışmasını iyi kullanıp İran’a yönelik saldırılarda Türkiye’yi üs olarak kullanmak istemektedir.

Bu durumda şu açığa çıkıyor, Türk devletinin Xakurkê hattından başlayıp Medya Savunma Alanlarına yönelik işgal saldırıları esas olarak NATO’nun, yani ABD’nin planlaması çerçevesinde gerçekleşmektedir. Böylece İran’ı dört bir yandan kuşatacak, Irak’la ilişkilerini koparacak.

Bununla birlikte Suriye’de de hakim olduğu alanlarla Irak’ı da kapsayacak biçimde Şii kemerin kurulmasını engelleyecek. Sınırlardaki geçirgen yapı kapatılacak, hedefler minimize edilecek, İran’ın dünyayla bağı kesilecek ve tümden ekonomik, siyasi olarak takatsiz düşürülüp esir alınacak, böylece Irak’ı da istediği gibi şekillendirecek.

Tam da burada, ABD’nin Rojava ile ilişkileri ne olacak sorusu akla gelmektedir. ABD’nin hiçbir zaman Türkiye’yi bırakma gibi bir hesabı olmadı. Zaten bunu dile de getirmektedir. Zaten kimi kaynaklara göre S-400 krizi bile esas olarak NATO’nun Rusya’nın elindeki silahların iç yapısını ve karakterini öğrenmek için kurgulamış olduğu bir plandı.

Öyle mi değil mi bilemeyiz ama Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını planlayan esas gücün ABD olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu durumda İdlib’deki güçleri Rojava’ya saldırtıp Fırat’ın doğusunu tümden işgal saldırıları başlatılıp Türkiye’ye bağlı çete güçlerin yerleştirilme hesapları olabileceğini düşünmek gerekir.

Amerika hiçbir zaman Önder Apo’nun felsefesinden etkilenen Kürtlere stratejik ilişki kuracağı güç olarak bakmamıştır.

İşbirlikçi Kürtleri etkin kılarsa belki hesapları olabilir ama esas olarak Özgür Kürt’e yönelik bir hesabı yoktur. ABD’nin petrol bölgelerinde kalmasının esas nedeni petrol değil de bölgede aktör olma rolünü koruması ve Şia kemerini kesmek için hangi gücü kullanacağı konusunda uygun bir zamanı ve zemini beklemesidir. Aslında Girê Spî ve Serêkaniyê’yi işgal girişimleri bir denemeydi, bu daha da ileriye götürülebilir.

İşbirlikçi Kürtleri Rojava’ya hakim hale getirebilirse Şia kemerini kırmak için bu güçleri kullanacak, ama yapamazsa NATO dediği Türkiye’yi buralara saldırtıp çeteleri yerleştirerek sağlatacak. ABD bu konuda bir karar aşamasında bulunmaktadır.

Peki, bir yandan bu kadar Rusya’yla sıkı fıkı olurken, diğer yandan da ABD’nin kucağına koşmaya meraklı olan Tayyip Erdoğan ve AKP’nin durumu ne olacak?

Öyle anlaşılıyor ki, her halükarda gidicidir.

Rusya’yla ipleri koparamaz çünkü 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminin bilgisini çok önceden Rusya vermişti ve bu konuda olayın iç yüzünü ortaya koyan belgeler bulunmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın Rusya’yı karşıya almayan bir dil kullanmamasının asıl nedeni budur. ABD’nin zaten ocağına düşmüş durumda.

Abdullah Gül ve Babacan ekibinin ortamı gözetleyerek kuracakları partiyi açıklayacakları yönündeki çıkışları, Erdoğan’ın ipini çekmek için start düşmesine basıldığını göstermektedir.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here