Türk devletinin özel savaş kurumu eğitim: Gençlerin ve çocukların kültürel soykırımının merkezi haline gelmiştir

0
633

Görünüşte insanları bilgilendiren, eğiten, geliştiren kurumlar aslında egemen sistem yaşamına göre şekillenen bireyler yaratmayı amaçlamaktadır. “Ağaç yaş iken eğilir” sözü boşuna söylenmemiştir. Verili egemen sistem en fazla da gençler ve çocuklar üzerinden  bunu yapar.

Toplumun geleceğini şekillendirecek olan çocuklar, gençler bu anlamda özel ele alınarak politikalar geliştirilir. Bilindiği gibi  egemen sistemin sürdürülebilir olması sadece  baskı ve zor aygıtlarının kullanımı ile gerçekleşmez. Bunun yanın da sömürgeciliği içselleştirecek bir eğitim ve ikna sisteminin geliştirilmesi gerekir.

Örneğin TC devlet tarihinde gerçekleşen Dersim Soykırımını ele alalım. Türk devleti sömürgeci- katliamcı yüzünü on binlerce Dersimliyi sadece soykırımdan geçirip zorunlu göçlere tabi tutmamıştır. Kalanlara da en katı tunç yasaları ile tamamen Türkleştirilme politikaları dayatmıştır. Ana dil tamamı ile yasaklanmış, Alevi Kürt geleneklerinin ortadan kalkması için yaşam içinde her türlü yasakçı zihniyetle faşist politikalar  uygulanmıştır.

Sömürgeci faşist devletin eğitim politikaları ile fiziki katliamın yanı sıra beyaz soykırım politikalarını uygulamıştır.  Örneğin Dersimli çocuklara özellikle de kız çocuklarına  okuma yazma öğretme adı altında Türkleştirme kursları düzenlenmiştir. Ana dil yasak edilmiştir. Türk kadın öğretmenlerin ilericilik ve gelişme adı altında köy köy gezip Dersimli kız çocuklarını eğittiğini biliyoruz.

Yatılı okullara alınan gençler aileden tamamen kopartılarak devletin malı haline getirilmiştir. Oysa ki Gençler, çocuklar ailenin, toplumun yanında kendi kültürleri, tarihleri, gelenek ve görenekleri çerçevesinde yetişirler. Buna karşılık yatılı okullara alınan gençler tamamen  kendi kültürel, ulusal hakikatlerinden kopartılarak başkalaşıma uğratılırlar. Kendi özlerinden uzaklaştırma Türk eğitim sisteminin birinci kuralıdır. Bunu sadece Kürt halkının çocuklarına, genç kızlarına karşı değil. Kendi toplumlarına karşıda yaparlar. Yanlış, abartılı, şövenist  bir Türk tarih anlayışı ile büyütülen çocuklar sürekli olarak milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik bombardımanı altından sistem için iyi çalışacak elemanlar haline getirilirler. Kapitalist modernitenin, Özel de ise Türk devletinin eğitim sistemi kişileri köleleştiren, bağımlı ve düşünemez hale getiren, ezberci, yalana dayalı bir sistemdir.

 Kadınlar toplumun temel yapı taşlarıdır. Bu bilinmektedir. Verili sistem bir yandan kadını değersizleştirme, kendine güvensiz kılma, hiçleştirme politikalarını uygular. Bu şekilde da toplumu da etkisi ve denetim altında alır. Çünkü yaşam kadın etrafında şekillenir. Davranış kalıpları, söylemler aile içinde kurumsallaştırılır. Devletin anlayışı ile şekillenen kadınlar bunu kendi çevrelerinde yaygınlaştırırlar. Bu yüzden devlet kadınlara göz açtırmak istemiyor.

Kişiliğin oluşumu küçük yaşta başladığında çocuklara el atılıyor. Küçük yaşlarda sömürgeci eğitim sistemine alınan çocuklar kendi toplumsal gerçekliğine yabancılaştırılıyorlar. Buralarda Türk kültürü üstün, ilerici, gelişkin olarak gösteriliyor. Kürtlük  gerilik, çağdışı olarak gösterilip aşağılanıyor. kürtlük Hor görülüp yok sayılıyor. Öyle ki çocuklar kendi ailelerinden, kültürlerinden utanır bir duruma sokuluyor.

Dikkat edilir se Kapitalist sistemin eğitiminde Ortadoğu kültürü aşağılanır . Oryantalist bakış açısı modernitenin temel anlayışıdır. Batı kültürü, oryantalizm, erkek egemenliği üzerine kurulu bir eğitim sistemi ile şekillenmiştir.  Okul sistemi kapitalist modernist sistemin yaratım fabrikalarıdır. Burada sistemin yaşam tarzının insanları şekillendirilir. Bu da iyi bir meslek, aile, bireyci yaşama göre şekillenmedir. Özgür irade yerine devlete göre birey yaratılır. Bireyci, tüketici, bencil, empati yapamayan sadece kendini düşünen insan tipidir bu. Çocuklar ve gençler, kızlar üzerinde yıkıcı etkisi olan bu eğitim biçimi kendine güvensiz, bütünü ile sisteme bağlı, sorgulamayan bir kişilik yapısı şekillendirilir. Cinsiyetçilik  egemenlikli zihniyetin ve yaşam tarzının köşe taşını oluşturur.

Kapitalist modernist sistemin en uç faşist yansıması Türkiye de pratikleştirilmektedir. Türkiye de Tayip Erdoğan iktidarı ile birlikte Devlet yapısının bütünü ile Türk- islam sentezi temelinde değiştirilmeye çalışıldığını artık herkes bilmektedir. Kemalizm bile Türkiye de şekli bir hale gelmiştir.

TC.’nin kuruluşundan bu yana eğitim yerleri özel savaş merkezlerinin bir aracı olarak değerlendirildi. Buralar faşizmin, Türkçülüğün, Egemen erkekliğin, iktidar İslamcılığının yuvaları haline getirildi. Bu gün ise Faşist Erdoğan iktidarı ile birlikte milyonlarca çocuk imam hatip okullarında  bu kültür ile yetiştirilip büyütülüyor. Kürdistan da okullar çocuklara taciz ve tecavüzün yerleri haline getirildi. Çocukluğunda ve gençliğinde Dünyaları karartılan çocuklar buralarda bitirilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürt halkının özgürlük mücadelesine katılımları engellenmeye çalışılıyor. Ya da  katılsalar da sakatlanmış kişiliklerle mücadele içinde  dayanamayacak bir kişilik gelişiyor. Kürdistan da okullar fuhuşun, uyuşturucunun merkezleri haline de getirilmiştir.  Kürtlerin yaşadığı mahalle ve okullarda polis bunları bilinçli bir şekilde yaygınlaştırıyor. Bir toplumu her yönü ile esir almak, Onursuzlaştırmak, paraya muhtaç hale getirmek, sonrasında ajanlık teklif etmek yöntemleri esas alınıyor.

En çok da Kürt özgürlük mücadelesinde çocukları şehit düşmüş, cezaevine girmiş, saflara katılmış ailelerin çocukları üzerinden bunlar gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Burada da genç kızlara çok daha fazla önem veriliyor. Kürt özgürlük hareketinin temel dinamiği olan genç kadınlara özel yaklaşılıyor. Kürt gençlerinin, kızlarının özgürlük istemleri biliniyor. Kürdistan da ki eğitim kurumları  bunu bitirmek üzerinden kurgulanıyor. Zaten Ana dil yasağının kendisi başlı başına bir katliamdır. Çocukların ana dilleri ile konuşamamaları, anadil yasağı en büyük soy kırımdır. Ana dili ile konuşamayan, kendini ifade edemeyen bir çocuğun başlangıçtan itibaren düşünce yapısı ve kişiliği parçalanır. Kendine güveni sarsılır. Kendini ifade etme yeteneğini kaybeder. Türkçe bilmediği için aşağılanır. Küçümsenir. Dayak yer. Bu başlangıçta bir kişilik yitimi anlamına gelir.

Tayip Erdoğan iktidarı zamanında TC devleti iktidarı boyunca uygulanan özel savaş yöntemlerinin en yoğun biçimlerinden biri de eğitim sistemi üzerinden geliştirilmektedir. Özel de kadın yaşamlarının tamamı ile köleleştirilmesi, kadının eve kapatılması, kadına yönelik şiddetin normalleştirilmesi, kadının erkeğe bağımlı kılınması, açık olan kadınlara karşı geliştirilen saldırılar, kadının başörtüsüne mahkum edilmeye çalışılmasının tümü eğitim sistemi içerisinde çocuklara öğretiliyor. Erkeğin hakimiyeti ve kadının köleliği anlayışı temel bir ilke olarak çocukların kafasına sokuluyor. Ders kitapları  toplumsal cinsiyet kalıplarının yeniden düzenlenmesi çerçevesinde yeniden kurgulanıyor. Ki yakın tarihlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi. Böylesine korkunç bir algı geliştiriliyor.

Üniversiteler de özel de Kürt genç kızları her an tehlike altında yaşamaktadırlar. Polisler çeşitli kılıklara girerek Kürt genç kızlarını düşürüyorlar. Dersim de Gülistan Doku olayının altında yatan gerçeklikler ısrarla açığa çıkartılmıyor. Gençler intihara sürüklenmek isteniyor. Katlediliyor. Ortadan kaybediliyor.

Yine tecavüz ve şiddet vakaları sadece kadınlara yönelik değil. Basına yansıdığı kadarı ile çeşitli iller de özel de Kürdistan da çocuklara karşı geliştiriliyor. Kadın ve çocuk istismarcıları, tecavüzcüleri çeşitli biçimlerde korunuyor. İyi halden cezaları düşürülüyor. Kimi yerde serbest bırakılıyor. Eğer Türkiye de kadın duyarlılığı, mücadelesi ve tepkisi olmasa çok daha yaygın bu erkek katillerin çok daha fazla sayıda serbest bırakılacağı, az ceza yiyecekleri  kesindir.

Türk devletinin özel savaş politikaları çok daha güçlü bilince çıkarılmalıdır. Anlaşılmalıdır. Çoğu zaman bir kadın ve ya çocuğun başına gelenler adeta münferit, tek olaylar şansızlık, kader olarak algılanıyor k, öncelikle bunun aşılması lazımdır. Kürdistan da yaşanan özellikle hiçbir toplumsal olay, toplumsal felaket TC devletinin faşist Erdoğan politikalarından asla kopuk ele alınmamalıdır. Kürtlerin, Türkiye halklarının yaşadığı her türlü parasızlık, yoksulluk, göçler, işsizlik nasıl devlet politikalarının bir sonucu ise bu tür genç kızlara, çocuklara tecavüz olayı bunlardan çok  daha fazla bilinçli tarzda geliştirilen  özel savaş politikaları olduğunu bilmek lazımdır.

Bunun karşısında her toplumun kendi eğitim kurumlarını oluşturabilmesi çok önemli olmaktadır. Bu olamıyorsa da çocuklar ve gençler asla devlete bırakılmamalıdır. Sürekli bir kontrol, bilinçlendirme olabilmelidir. Devlet eline bırakılmış çocuklar ancak Soykırımın etkileri ile büyürler. Toplum kendi çocuklarına doğru bir tarihsel bellek kazandırma görevi ile karşı karşıyadır. Örneğin Yahudiler kendi başlarına gelen tarihsel soykırım tarihini güçlü tutmak adına kendi çocuklarını daha küçük yaşlarda iken Yahudi soykırım müzelerine götürmektedirler. Çocukları buralarda gezdirmekte. Yahudi tarihini anlatmaktadırlar. Çocuklar kendi tarihleri ile büyümektedirler. Biz de biz de kimi zaman tam tersi bir durum yaşanabilmektedir. Devlet gerçeğini, Düşman gerçeğinden kaçma ona teslim olma, onunla birlikte yaşama yaklaşımı sıkça görülebilmektedir.

Dolayısı ile Türk devletinin birer özel savaş karargahı haline getirdiği eğitim kurumlarının toplumumuz üzerine oynadığı soykırımcı  politikaları iyi anlamak gerekiyor. Bunu boşa çıkarmanın yol ve yöntemleri üzerine durulmalıdır.  Herhangi bir yerde bir çocuğa, gence yapılan her türlü muamele deşifre edilmeli. Basına yansıtılmalıdır. Her bir çocuğa istismar ya da tecavüz, genç kızlara yönelik bu tarz soykırımcı uygulamalarının tümü ayaklanma gerekçesidir. Toplum her açıdan kendi öz savunmasını alabilecek yaratıcı mekanizmalar geliştirmelidir. 

Bilinçli, örgütlü toplum özel savaş uygulamalarını en aza indirir. Onları etkisizleştirir. Ancak Dünyanın en büyük kötülük kaynağı olan devleti bir çözüm aracı olarak görmek en büyük yanılgıdır. Bu anlamda elbette ki hukuksal mücadele önemlidir. Ve yapılmalıdır. Bunun kavgası verilmelidir. Ancak en önemlisi halkımızın hayatın her alanında örgütlü ve birlikte bir mücadelesinin geliştirilmesidir. Mahallelere kadar bir örgütleme sisteminin olması. O mahallede ne olup bittiğini bilmesidir. Birbirini haberdar etmesi. Karşı koyması gerekir. Çocukları ancak toplumun kendisi koruyabilir. Gençlikte bu temel de eğitilerek hazırlıklı hale getirilebilmelidir. Bu konuda Kürdistani kurumlar rol oynamalıdır. Toplumun eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi en çok da Kürdistani kurumların görevidir.

Çocuklar ve gençler geleceğimizdir. Devletin bu konuda ki politikalarını derinlikli anlayarak çözerek. Deşifre edelim. Kendi kurumlaşmalarımızı oluşturarak Onları koruyalım.

Delal DAĞLI

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here