Türkiye’de demokrasi Kürt sorununu çözmekle gelişir

0
937

Kemal SOBE

Kürtlerle barışmayan, Kürt sorununu çözmeyen bir Türkiye’nin geleceği olmaz. Kürtlerin yüz yıldır Türkiye’ye ne gibi bir emekleri geçtiği ve Türkiye için ne gibi fedakarlıklar yaptığını dünya alem biliyor, anlatmaya bile gerek yok. Kürtler kurtuluş savaşına katılmasalardı, Türkiye adında bir ülke şimdiki haliyle olmayabilirdi. Yani sınırları Edirne’den Kars’a, Muğla’dan Hakkari’ye kadar uzanan bir ülke haline gelmezdi. Kayseri ve İzmir arasına sıkışmış, bir ihtimal Karadeniz’in önemli bir bölümünde bile kıyısı olmayan bir ülke olarak kurulurdu. Kürtler isteselerdi ayrılabilirlerdi. 1923’den önce kurtuluş savaşı koşullarında 1919-1922 arası yapılan anlaşma gereği Kürtler, Türkler, iki büyük, Lazlar ve Çerkezlerde iki küçük asli kurucu unsur olarak kabul ediliyorlar. 1920 kurucu meclisini bu dört ana unsur oluşturuyor ve TBMM  kuruluyor. Neden Türkiye Büyük Millet Meclisine  büyük millet meclisi deniyor? Hiç Türkler bu soruyu kendilerine sormuyorlar.

TBMM tek bir ulustan oluşmuyor, iki büyük, iki küçük ulusun birleşmesiyle oluştuğu ve dört ulusu temsil ettiği için BÜYÜK MİLLET MECLİSİ deniyor. Yani sadece Türklerin katılımıyla kurulsa, büyük millet meclisi denmeyecekti. Misakı Milli sınırları esas itibariyle Türklerle bütün Kürtlerin ortak sınırlarıdır, bugünkü bölgesel Kürdistan, Rojava, Doğu Kürdistan ve  Kuzey Kürdistan’ı kapsıyor. Yapılan anlaşmaya göre kurtuluş savaşı kazanıldıktan sonra her ulus kendi içinde alt kimliklerle özerklik ya da muhtariyet şeklinde kendisini yönetecek ama dışarıya karşıda tek ülke ve büyük bir ulus olarak  temsil edilecekti.                                                                                              

***
Hatta bildiğimiz kadarıyla M. Kemal, Kayseri, Adana ve Sivas’ın bir bölümünden ötesine Kürdistan diyor ve Kürtler kendi bölgelerinde ve hatta Konya’da bile kendi kendilerini yöneteceklerinden bahsediyor. Ancak özelde  Musul ve Kerkük, genelde de Güney Kürdistan bölgesinin İngiliz hakimiyetinde, Rojava’nın da Fransız hakimiyetinde  kalması ve Türkiye’nin buna ses çıkarmaması, çıkaramaması, Misakı Milli sınırlarını bozdu. Ve zaten Osmanlı’nın dağılışını hazmedemeyen ve cumhuriyeti kuran İttahat Terraki  zihniyeti Türklük üzerine şekillenmişti.

Türkiye’nin, Türklerle bütün Kürtlerin sınırlarını belirleyen Misakı Milli sınırlarından taviz vermesi ve İngilizlerin bölgede yüz yıllık hesaplar yapması, Türkiye’de Kürt kimliğinin inkarına ve tavşan kaç tazı yakala siyasetine yol açtı. Öteden beri Türkçü bir zihniyet üzerine şekillenen İtteati Tarraki zihniyeti İngilizlerin bu tavşan kaç tazı yakala oyunlarından cesaret alıp, bunu bir fırsat bilip, Kürt kimliğini inkar ettiler.

İngiliz siyaseti bölgede Kürt sorununun çözümünü istememesi, en az bir asır boyunca bu sorunu bir koz olarak kullanıp bölge ülkelerini kendi denetimlerinde tutma siyasetiydi.

Kürt halk önderi Öcalan’ın bir değerlendirmesine göre, M. Kemal 1924’de Kürt sorununun muhtariyet ya da özerklik şeklinde çözümünü gündeme getiriyor ama meclis ve devleti yöneten kadroların hiçbiri Kürt sorununun çözümüne sıcak bakmıyorlar, herkesin Türk olduğunu söylüyorlar.                                                                                              

***
Bu inkardan sonrada günümüze kadar nelerin olduğunu, Kürtlerin başına nelerin geldiğini hepimiz yaşadık ve hepimiz biliyoruz. Kürt sorunu çözülseydi, Türkiye demokratik bir ülke olacak kendi ayakları üzerinde duracaktı. Türkiye’de Kürt inkarının gelişmesi sadece Türkçülüğün devlete hakim olmasıyla alakalı değil, İngiliz siyasetinin de Türkiye üzerinde etkili olduğunu ve Kürt inkarına yol açtığını unutmamak gerekiyor. Son yüz yıldır Türkiye’de devlet içinde İngilizlerin siyasetine alet olan ve bu siyasetin bölgede etkili olmasını sağlayan gizli güçler var. Mesela Saddam Hüseyin eğer Amerika ve İngilizlere bölgede karşı çıkmasaydı, Amerika ve İngiltere, Güney Kürdistan’ın kurulmasına yardım etmezler, Saddam’ı devirmezlerdi. Şimdi Türkiye’de Amerika NATO ve İngiltere, Avrupa karşıtı bir siyaset gelişsin, bu saydığımız ABD, Avrupa ve İngiltere, Türkiye Kürtlerini hemen tanırlar ve Kürtleri bir şekilde Türkiye’de özerklik temelinde de olsa, Türkiye’den ayırırlar Irak ve Saddam örneğinde olduğu gibi. Türkiye, Suriye, Irak 1923’den günümüze kadar politik açıdan İngiltere’nin denetimi alanındadır.
                                                                                             

  ***
Türkiye kuruldu kurulalı Kürt sorunu başta olmak üzere sürekli iç sorunlarla boğuşuyor, kendi gücünü kendisine karşı harcıyor, demokratikleşemiyor, ve sorunlar artık Türkiye’yi kamburlaştırarak bitirme noktasına getirmiş. Bu kamburlaşma siyasetinin mimarı İngiltere’dir ve devlet içindeki bazı işbirlikçi kesimlerde sürekli bu siyasetten güç almış, Kürtleri inkar ve imha etmişlerdir. Yani İngiltere Türkiye’de Kürt sorunun çözümünü istemiyor, ki bu sorunla uğraşan bir Türkiye bir türlü demokratikleşmesin, gelişmesin ve bir güç haline gelmesin ve sürekli kendilerine muhtaç olsun, kendi siyasetlerine yağ sürsün. İngiltere ve Fransa ve sonrada ABD’nin bu ikiliye katılmasıyla Ortadoğu, Türkiye daha da dışarıya bağımlı hale gelmiştir. Kürt sorunun çözülmemesi bölge ülkelerini İngiltere’nin denetiminde tutmuş, İngiliz siyasetinin icra olmasına yol açmıştır. Gelinen aşamada Kürtler artık yüz yıl önceki Kürtler değiller. Kürtler uluslaşmada önemli adımlar attılar, büyük bir demokratik devrim yaşıyorlar. Bu gerçekliği gören İngiltere, Amerika ve Avrupa daha önce olduğu gibi günümüzde de boş durmuyor, durmayacaktır. Bir taraftan bölgeyi geleneksel siyasetle idare ederlerken, diğer taraftan da, Kürtlerle de ilgileniyorlar. Kürtlerin artık uluslaştığını, demokratik bir devrim yaşadıklarını gören bu emperyalist güçler, Kürtlerle bölgede kendileriyle uyumlu olan bir rejim yaratmayı hedefliyorlar.
                                                                                              

***
Yıllarca Kürt sorununu çözümünü engelleyen güçler, bunu başaramadıklarını görünce kendilerince taktik değiştiriyorlar. Yani biz Kürtleri kazanamasak ta, karşımıza da almayalım, bunda sonra hem bölge ülkeleriyle ve hem de Kürtler beraber siyasetimize kaldığımız yerde devam edelim düşüncesindeler. Başta Türkiye olmak üzere bu yüzyıllık esaret ve bağımlılık siyasetinden kurtulmanın, kendi ayakları üzerinde durup, adı geçen bu yüz yıllık emperyalist siyaseti hem Türkiye ve hem de bölgede etkisizleştirmenin yolu başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunları çözmektir. Bazıları Kürtlerin Amerika’nın çıkarına oynadığını söylüyorlar. Bu söylemlere kargalar güler. Türkiye 1950’den, günümüze kadar NATO ‘da yer almıyor mu? Türkiye 1950’lerde Kore’ye ve son yıllarda da Afganistan ve  Bosna’ya asker göndermedi mi? Türkiye gırtlağa kadar Amerika ve Avrupa’ya borçlu değil mi? Türkiye sanayisi Amerika ve Avrupa’ya bağımlı değil mi? Türkiye’de bir sürü NATO üssü yok mu? Bu durumda kimmiş Amerika ve Avrupa’nın çıkarına oynayan? Türkiye’mi, yoksa Kürtler mi? Her toplumun belli bir siyaseti ve bu siyasetle de ilişkilendiği ülkeler ve devletler olur, olmalıdır da, bu normaldir. Kürtler bölgede ulusal kurtuluş ve demokratikleşme mücadelesini yürütüyorlar. Bu gerçekliği gören Batılı ülkeler Kürtlerle kendi  siyasetleri gereği ilgilenmek isterler, uluslar arası siyasette bu gibi ilişkilenmeler kabul edilir durumlardır. Ama bağımlılık ve yeni sömürge olma durumu ise farklı bir durumdur.
                                                                                             

***
Kürtler sahip oldukları devrimci demokratik duruş ve birikimle mücadeleyle bölgeyi demokratikleştirip, yüz yıllık bu bağımlılık siyasetini bitirecekler. Türkiye bütün bu olup bitenlerde habersiz bir şekilde hala ben Kürtleri nasıl ortadan kaldırırım, nasıl asimile ederim, Kürtlerin kazanımlarına nasıl saldırırım hesabını yapıyor. Türkiye eğer Kürt sorununu çözmezse daha kötü bir kaos yaşayacaktır. Bu kaostan çıkmanın yolu Kürt sorunu çözmek ve bütün Kürtlerle barışmaktır. Türkiye’de bir iç kaosun yada savaşın çıkmasının Türklere ve Kürtlere ne faydası olacak? Türkiye’yi yönetenler bu kadar çapsız olabilirler mi? şimdiye kadar ki gidişata bakılırsa ne kadar çapsız ve çözümsüz oldukları ortadadır. Kendi sınırları içindeki Kürtler şurada dursun, kendi dışındaki Kürtlere bile düşmanlık yapıyor, kazanımlarını yok etmek istiyor. Rojava’ya, Güney’e  saldırıyor, uçaklarla ve tanklarla toplarla saldırılar yapıyor. Bu gidişatla Türkiye bir iç savaşa sahne olur. Kendi iç sorunlarını çözmeyen bir Türkiye hiçbir zaman iflah olmaz, gelişmez ve sürekli dışarıya bağımlı ve muhtaç olur. İşte yukarıda söylediğimiz yüz yıllık İngiliz siyasetinin de istediği tam da budur. Bölge ülkeleri Kürt sorununu çözmesinler, sürekli savaşsınlar ve çözüm olmasın ve bize muhtaç olsunlar zihniyet-siyaseti uygulanıyor.
                                                                                             

***
Devlet içinde bu siyaseti icra edenler ve çözüme engel olanlar oldukça fazladır. Türkiye’nin bir an önce Kürt sorununu çözüp, bütün Kürtlerle barışması olmazsa olmazdır. Kendi içindeki Kürt sorununu çözerse zaten diğer Kürtlerle de barışır ve dostane ilişkiler kurar ve bütün Kürtler  Türkiye’yle beraber hareket ederler. Zaten 1923’den önce bütün Kürtler Türkiye’yle beraberdiler, sonradan bu beraberlik İngiliz siyasetiyle ve devleti içinde Türkçülüğün hortlatılmasıyla bozuldu ve yüz yıllık sonuç ortadadır, kan revan ve uçurumun kenarına gelinmiştir. Kürtlerin mücadelesi devrimci demokratik bir mücadeledir ve bu mücadele başta Türkiye olmak üzere bütün Ortadoğu’yu demokratikleştirecektir. Bu açıdan Kürtler sadece Kürtlerin, Türklerin ve bölgenin çıkarına oynuyorlar. Bunun farkında olanlar, Kürtlerle barışırlar, bölgede güç olurlar, farkında olmayanlarda, günümüze kadar olduğu gibi, İngiliz siyasetinin etkisinde kalırlar, Osmanlı’yı dağıttıkları gibi, Türkiye’yi de böyle bir tehlikeyle karşı karşıya getirirler. Türkiye’yi yöneten akıl aklını başına almalı, alavere dalavere Kürt Memed nöbete döneminin bittiğini artık anlamalılar. Aksi durumda durum hiç iyi olmayacaktır…

Tek yol, Kürtlerle, bütün Kürtlerle barışmaktır. Türkiye’de demokrasinin yolu, Kürt sorununun çözümü ve bütün Kürtlerle barışmaktan geçer…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz