Zindan direnişi ulusal birlikle taçlanmalı

0
534

Zindanlarda verilen direnişe destek vermek herşeyden önce bizim insani ve vicdani görevimizdir. Zindan direnişine destek vermek istiyorsak biran önce ulusal birlikte ısrar etmeliyiz. 

DEVRİM GEWDAN

Kürt halkı için 2020 yılı zorlu mücadelenin ve komploların iç içe geçtiği bir yıl oldu. Zorluklara rağmen yeni yıl ilk filizini verdi. 27 Kasım 2020 tarihinde zindan direnişçilerinin başlattığı açlık grevi eylemi 2021 yılının Kürt halkı için sebat etmenin yılı olacağından kimsenin kuşkusu yok. Zindan direnişçileri mücadelenin nasıl yürütülmesi gerektiğini bizlere yeterince anlatmaktadır. Sömürgeci TC zindanlarında Mazlumlardan Kemallere, Semalardan Zehralara alınan direniş geleneği bu günde aynı tarihsel anlam ve kararlılığıyla sömürgeciliğe meydan okumakta.

Zindanlardaki mücadele bu kadar net iken dışarıda olanlar bu direnişi yeterince destekliyor mu? İki ayı geride bırakan zindan direnişçilerin talepleri açık ve net. “Özgürlüğü sağlama zamanı“ şiarı ile başlatılan açlık grevi eylemi, başta Sayın Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecridin ve devam eden soykırımcı sistemin ortadan kaldırılmasıdır. İnsanın kendisinden başka kimseye önermeyeceği bu eyleme gözlerini hiç kırpmadan giren Kürt halkının evlatlarının bu destansı mücadelelerine bugün cevap olmazsak yarın çok geç kalmış olabiliriz. Tarihin her safhasında Kürt halkının kökünü kazmayı kendilerine amaç bellemiş bu sistemden onurlu bir duruş beklemek sadece bir asır daha öteye bizi sürükleyeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Didişmeler ve parçalı duruşumuz sadece düşmanlarımızı sevindirdiğinden kimsenin kaygısı olmasın.

Bugünün parçalı duruşu aşağıdaki örnekle ne kadar da tezahür etmekte. 30 Ekim 1918‘de Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı ve İttihatçı kadroların yurtdışına kaçtığı günlerde Kürdistan Teâlî Cemiyeti kurulur. Bu dönemde Kürt halkının eline bir fırsat geçer, ama ne yazık ki kısa sürede cemiyet otonomi isteyenler ve bağımsızlık isteyenler arasında ikiye bölünür. Seyid Abdulkadir‘in otonomi istemesi Bedirhanlılar ve Cemilpalazadeler’in bağımsız bir Kürdistan’dan yana olmaları üzerine cemiyet ikiye ayrılır. Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti kurulur, ama bölünme Cemiyetin sonunu getirir. Yine Şex Seyid direnişi sürecinde devletin zahir aklı devreye girmiş Alevi-Sünni çelişkisinden yararlanarak Xormek ve Lolan aşiretlerini bu tarihi direnişi bastırmada maşa olarak kullanır ve ne yazık ki Xormek ve Lolan aşiretleri tarihin sayfalarında Ankara Hükümeti ile hareket ettiğini Hollandalı Kurdolog ve Yazar Martin Van Bruinessen hafızalarda silinmemek üzere yazacaktır. Tarihimizdeki bu gaflete ortak olmak istemiyorsak bu gün zindanlarda yükselen sese kulak vermeli, direnişi her alanda yükseltmeliyiz.

Türkiye’de sadece parti isimleri ve kişiler değişiyor, ama sömürgeci sistem soluklanmadan tam hız varlığını sürdürmekte. Bir örneklendirme daha yaparsak, 1943 yılının Temmuz ayında Van’ın Özalp ilçesinde yaşanan “33 Kurşun” katliamını bilmeyen yoktur. Bilindiği gibi 33 kişiden Mehmedi Misto‘nun kızı Zühre serbest bırakıldıktan sonra geriye kalan 32 kişi 3 Temmuz 1943 Cuma günü sabah saat 03.20’de elleri arkadan bağlı Kutur Dersi Çilli Gediği mevkiine (Geliye Seyfo) geçitine götürülerek burada kafalarına kurşun sıkılarak katledilmişlerdir. Daha sonra öldüklerini bildikleri İbrahim Özay adlı bir yaralı kurtulmayı başlamıştır. Bu katliam emrini veren barbarın sonunu nemi olur? Demokrat Parti (DP) bu olayı CHP’yi yıpratmak için kullanmaya başlar. 19 Ocak 1949‘da Mustafa Muğlalı’nın soruşturmasına başlanır. Genelkurmay Askeri Mahkemesi 23 Kasım 1949‘da verdiği görevsizlik kararıyla Muğlalıyı tahliye ettirir. Görevsizlik kararı 9 Ocak 1950‘de Askeri Yargıtay’ca bozulur. Ancak 2 Mart 1950‘de verilen nihai karara göre Mustafa Muğlalı önce idama mahkum olur, sonra bu ceza yaşı nedeniyle 20 yıl hapse çevrilir. Hüküm Muğlalı tarafından temiz edildiği sırada muayenesinde ileri derecede akıl yetersizliği (bunaklık) tespit edilmiş ve şaşmayan hukuk beraatine karar verir. Nihayetinde Muğlalı 11 Aralık 1951‘de 69 yaşındayken vefat eder. Tabi devletin Muğlalı Psikozu devem eder.

Devlet vefasız çıkmaz 1988‘de Muğlalı’nın Edirnekapı Şehitliği’ndeki naaşı devlet töreniyle Ankara’daki Devlet Kabristanına nakledilir. 1997 Muğlalı’ya itibarı resmen iade edilir. 1998‘de Muğlalı’nın büstü Harp Akademilerindeki Kahramanlar geçitine Atatürk, Feyzi Çakmak ve diğerlerinin arasına yerleştirilir. Son hamleyi ise 2004 yılında AKP yaparak Teşkîlât-i Mahsûsa’nın zedelenen itibarini iade eder. Muğlalı’nın ismini “33 Kurşun” katliamının yaşandığı Van Özalp‘ta bulunan Kara Kuvvetlerine bağlı sınır taburundaki kışlaya verilir. Bu örneği burada vermemin sebebi Kürt halkı olarak halen tarihten dersler çıkarmadığımızdır. Muğlalı’ya benzer binlerce örnek sayabiliriz. En son 4. Yargı paketi kapsamında Mehmet Ağar, Alaattin Çakıcı gibi devlet çetelerine çıkarılan af Muğlalı vakalarının sonunun gelmeyeceğini defalarca kanıtladı. Biz bu yaşanan olayları nasıl ele alıyoruz? Yüzyıllardır Kürt halkına dönük katliam, sürgün ve ölüm hem fiziki hem de kültürel olarak reva görülen tek seçenek oldu.

Zindanlarda verilen direnişe destek vermek herşeyden önce bizim insani ve vicdani görevimizdir. Zindan direnişine destek vermek istiyorsak biran önce ulusal birlikte ısrar etmeliyiz. Artık Kürt halkı olarak parçalı olma sorununu aşmalı, ulusal çıkarlar etrafında birleşmeli, Kürt özgürlük mücadelesini dünyanın gündeminden düşürmemeliyiz. Sayın Öcalan şahsında tecrit edilmek istenilen Kürt halkı ve mücadelesi olduğunu herkes kabul etmelidir. İstediğiniz kadar diplomatik çalışmalar yapsanız kendi içinizde ulusal birliği kurmadığınız sürece Kürdistan’ın hiçbir parçasının garantisinin olmadığını unutmamalıyız. Kazımi ve Erdoğan’ın görüşmelerinde idrak edebilmişizdir. 1806‘dan bu yana o karın suyu Osmanlı ve devamı olan İttihatçıların kulağında hiç eksik olmadı. O yüzdendir nerde olursa olsun hiç fark etmez Kürt halkının en küçük kazanımlarına bile tahammülleri olmadı, olmayacak. Bunu bilmek için de kahin olmak gerekmiyor. Sonuçta her can bizden gidiyor. Her zaman olduğu gibi bu günde sokaklarda, meydanlarda sesimiz bir yapıp bu soykırımcı sistemi al aşağı etmemiz tarihi bir sorumluluk olarak önümüzde durmakta.

Hasret Gültekin’inin dediği gibi, “Mahpusun kuytuluğunda güneşin sıcaklığında kalanlara binlerce kez selam olsun… İnançlı yürekleri ile kavganın ateşinde yananlara selam olsun…”

Yeni Özgür Politika

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here