Uluslararası Komplo

0
190

 

Önderliğin Ortadoğu’dan çıkıp, Rusya, italya, Rusya ve Yunanistan’dan sonra Kenya’ya gitmesi ve oradan Türkiye‘ye kaçırılmasına kadar olan 4 aylık sürede öyle şeyler yaşandı, öyle oyunlar oynandı ki; bu 4 aylık süreye “Kürtlerin yüzyıllardır süren kaderlerini bir kez daha acı acı yaşadıkları, onlarca defa hançerlendikleri, her Kürdün 4 ay gibi kısa bir sürede on yıl yaşlandığı dönem” desek hiç abartılı olmayacaktır. Bir İnsanın şahsında 4 aya bir halkın tarihi sığdırıldı. Bu dönem tarihe, bir halkın, kendisine biçilen kadere ve üzerinde oynanan korkunç oyuna olan isyanını dünya insanlığına kendini yakarak ifade edebildiği bir dönem olarak geçti. Halk uyumadı, her gün bir yerde yürüdü, açlık grevlerine girdi, binlerce kilometre uzağa gitti ama sonuç değişmedi, en çok güvendiklerinin de içinde olduğu bir kirli ittifak tarafından bir kez daha hançerlendi. Bu dönem Kürtler açısından üzücü olduğu kadar, düşündürücü bir dönemdir de. Elbette Kürt belleği bu ihanetleri unutmayacak ve Kürtler kendisine düşen dersleri çıkaracaktır. Kürtler acılarını kalplerine gömerek yine de bildikleri yolda yürüyorlar. Bazılarının beklediği gibi mücadele dağılmadı, kimse teslim olmadı; aksine eskisinden daha güçlü ve kararlı bir çizgide yürüyor. Ancak bu durum, Kürtlerin bu “uluslararası komplo”da yer alan güçlere karşı olan kininden bir şey eksiltmedi.

Bazı güçler ve bu arada şahıslar ebediyete kadar Kürtlerin nefretini kazandı. Önderliğin önümüzdeki dönemde kaderi ne olursa olsun bu durum değişmeyecektir. Bu komploda yer alan güçlerin ne ölçüde günaha bulaştıkları, bunların kimler oldukları da sır değildir.

Ortadoğu’dan Rusya’ya

Önderliğe suikast için gönderilen timler, Suriye’deki bombalama eylemlerinden bir sonuç alınamaması üzerine ABD, İsrail ve Türkiye tarafından koordineli bir şekilde bir Suriye-Türkiye krizi tırmandırılıyor Mısır devreye giriyor, Önderlik Ortadoğu’dan çıkmak zorunda kalıyordu. Aynı dönemde Rusya Parlamentosu Duma, Önderliği oybirliğiyle Rusya’ya davet ediyordu.

Türk yetkilileri Primakov’a, “Rusya’nın Kürt sorunuyla ilgilenmemesi ve dolayısıyla Önderliğe yardım etmemesi karşılığında, Türkiye, Türki cumhuriyetlerdeki çalışmalarını durduracaktır“ teklifini götürüyorlardı. Primakov bu teklifi kabul ediyor ve sonra Duma’nın kararını dikkate almıyor ve Türkiye’ye yardım etmeye başlıyordu. Bilinçli olarak Rusya ile Türkiye arasında suni bir çelişki yaratılıyordu. Rusya’nın Ankara büyükelçisi Lebedev de bu oyunun bir parçası olarak bir kaç sefer Türk Dışişleri’ne çağrılıyor, iade dosyaları hazırlanıyor, basına Önderliğin Rusya’da olmadığı açıklanıyordu.

Roma Süreci

Önderlik, Rus Hükümeti’nin olumsuz tavrı üzerine, Roma’ya gitmeye karar verdi. 12 kasım 1998 tarihinde bir uçakla Roma’ya geldi. Böylece 65 gün süren Roma süreci başlamış oldu. Bu süreçte Avrupa Ülkelerinin yaklaşımı da önemliydi., Türkiye ile olan askeri, siyasi ve ekonomik ilişkileri, Türkiye’nin jeopolitik konumundan dolayı Önderliğin Avrupa’da kalması istenmiyordu.

Yeniden Moskova ve Sonra Atina

Önderlik, 16 Ocak’ta Roma’dan ayrıldıktan sonra, Moskova’ya gitti. 29 ocak’a kadar burada kaldı. Fakat Moskova’da kalma imkanları yoktu. Tümüyle mafyanın cirit attığı bir ortamda, yaşam imkanlarının tanınmayacağı, komplonun burada devam ettirilerek Rus hükümetinin önderliği MİT, CIA, Mossad’a teslim edileceği anlaşılmıştı. Önderlik bundan dolayı Moskova’da kalmayarak 29 Ocak’ta Atina’ya döndü.

Atina olayın içerisinde olduğu için, Başbakan Simitis, Dışişleri bakanı Pangalos, İçişleri bakanı Papadopulos, Kamu Düzeni bakanı Peçalnikos ve istihbarat örgütü şefi Stavrokakis Önderlik ile görüşmeler yaptılar.

Atina’nın yaklaşımı şuydu:“ Biz sizin için üçüncü bir ülke bulacağız, orada çalışmalarınızı rahatlıkla sürdürebilirsiniz“. 30 ocak günü yine bunlarla yapılan bir görüşme sonucunda Önderliğin Avrupa’ya çıkma hazırlıkları başladı. Bunun için iki uçağın hazırlanması gerekiyordu. Bir uçak Atina’dan kalkıp, Beyaz Rusya’nın Minsk kenti’nde inecekti. İkinci bir uçak da Önderliği buradan Lahey’e götürecekti. O süreçte gece saat 01.00’de Kürt kitlesi Lahey’e yığılarak beklemeye başlıyordu.

Beyaz Rusya (Minsk) ve yeniden Atina

O bekleyiş doğru bir bekleyişti. Çünkü öyle bir hazırlık vardı, uçak Minsk’e indi, ancak bir daha kalkmadı. Çünkü ikinci uçak gelmemişti. Ertesi gün Belçika’dan ”Hava Kuvvetlerimizle püskürttük başkaları da biz de kabul etmedik“ şeklinde açıklamalarda bulunuldu, bunların tümü yalandı. Uçak Minskten hiç kalkmamıştı.

Bu süreç içerisinde Atina’dan, uçağın müretebatına direkt talimat geldi. Burada 6-7 saattir bekleniyordu. Müretebattan, Önderliği ve yanındakileri uçaktan indirmeleri ve geri gelmeleri isteniyordu. Bu talimat direk Simitis ve Pangalos’un talimatıydı. Önderliğin yanında bulunan Yunanlı istihbaratçının ve Önderliğin karşı çıkması ve önderliğin refakatçilerinin bunu kabul etmemeleri sonucunda, uçak zorunlu bir şekilde yeniden Atina’ya döndü. Önderlik direk Korfu Adası’na yerleştirildi. Korfu Adası’nda yeniden görüşmeler başladı. Yunanistan Hükümeti’nin tek isteği vardı: Uluslararası komplo çetesinin hazırladığı plan doğrultusunda oradan çıkması, çıkmaya zorlanması. Yeniden kendisine farklı bir ülkeye gitmesi gerektiği, burada kendisini koruyamayacaklarını, bu amaçla hazırlıklar yaptıklarını söyleyerek, Önderliği ikna ettiler.

Korfu Adası’nda yeni jet tipi küçük bir uçak hazırlandı. PKK genel başkanı, yanındaki Yunanlılar ve refakatçılarla birlikte, havaalanına giderken, uçak askeri araca çarpıp, ön camını kırdı, kanadı içeri girdi. Başkan’ın yanında bulunan dostlar kanadı tutmaya çalışırlarken, ellerinden yaralandılar. En fazla 10-15 santimlik bir farkla önderlik ölümden döndü.

Kenya’ya Doğru

Ardından yeniden hazırlıklar yapıldı. Uçak hazırlandı ve Afrika’ya yolculuk başladı. Yalnız şunu kesinlikle net bir şekilde dile getirmek gerekiyor; hiç kimse Kenya’ya inileceğini o süreçte net olarak bilmiyordu. Uçak’ta, Önderliğe ve arkadaşlara Kenya’ya gidildiği söylendi. Buranın hazırlandığı, sadece birkaç gün burda kalınacağı, ardından da daha sağlıklı bir yerin kendileri için hazırlanacağı, hazır olduğunda da, oraya gidip yerleşileceği, hatta Güney Afrika Cumhuriyeti için de hazırlıklar yapıldığı, böylesi bir hazırlıktan sonra, Önderliğin bu ülkeye kabul edileceği belirtiliyordu.

Ama öyle değildi. Asıl amaçları, CIA’nın cirit attığı ve bunların yüzde yüz denetimi altında olan Kenya’ya girmekti. Çünkü önceden planlanmıştı. Önderlik Kenya’ya götürüldükten sonra tümüyle dünyadan, Kürt kitlesinden ve uluslararası alanda yapılabilecek baskılardan koparmak amaçlanıyordu. Bu saha, tümüyle komplo taraftarlarının denetimi altında bulunan bir sahaydı.

Önderlik, 1 Şubat’tan itibaren Nairobi’de idi. Doğrudan Yunanistan Büyükelçisinin evine yerleşti. ve son güne kadar da bu evdeydi. Buraya varmanın ikinci gününden itibaren Yunan Hükümeti’nin, Büyükelçi ve Başkan’ın yanında bulunan yunanlı istihbarat elemanının baskıları yoğunlaştı.Her ihtimalde her biçimiyle, bu evde kalmanın tehlikelerinden bahsedilerek, Önderliği evden çıkarmak, başka bir eve yerleştirmek için sürekli bir çaba vardı.

Önderliğin evden çıkmak istememesi, oranın daha sağlıklı bir yer olduğunu söylemesi, hem Büyükelçi hem de istihbarattan gelen şahsın belli bir oranda gerçekleri yansıtmaları, burada hazırlanan oyunların belli bir sürece yayılmasına ve istedikleri gibi hızlı gelişmemesine yol açtı. Çünkü Yunanistan’ın istediği PKK Genel Başkanı’nı bir kilise veya bir çiftliğe yerleştirmekti. Bu yerler de hazırlanmıştı. Hiç bir dokunulmazlığı savunması olmayan böyle bir yerde kaçırılması veya imha edilmesi oldukça kolay olacaktı

Önderliği Roma’dan çıkışından son geldiği yere kadar, uluslararası örgütler sürekli olarak , kameralar, fotoğraf makineleriyle takip ediyorlardı.

Önderlik nereden nereye gittiyse sürekli izlediler. Ancak önderliği kaçırma imkanını bulamadılar, önderlik sürekli duyarlı, tetikte ve hareket halindeydi. Kenya’ya gelinceye kadar.

İhanet Tamamlanıyor

PKK genel Başkanı ve yanında bulunan refakatçılar, 12 Şubat Cuma günü yoğun baskılara maruz kaldı. Adalara gitme öneriliyordu, farklı yerlere yerleşme öneriliyordu. Tabi ki bunların hiçbiri kabul edilmedi. 13 şubat’ta elçilikte bazı görüşmeler oldu. Dört polis Yunanistan’dan geldi.. önderlik yanındakilerle konuştu, tehlikeli bir durum yaşanıyordu. Önderlik üzerinde durdu, elçiliktekilerle açıkça konuşmaya karar verdi. Konuşmalar sonucunda polislerin ne amaçla geldiği öğrenildi. Gönderilen dört polis, Önderliği ve yanındakileri uyuşturarak, evden çıkarıp bir noktaya bırakacak, o noktadan sonra da CIA ve Kenya polisi önderliği alıp, Türk MİT’ine teslim edecekti. Ancak Simitis ve Pengalos planın ortaya çıktığını öğrenince polisleri geri çektiler.

Polisler Önderliğe yaklaştırılmadan elçilikten geri gönderildi. Önderlik aynı gece acil bir açıklamada bulunarak; hayati tehlike yaşadığını, can güvenliğinin sağlanmasını ve kendisinin siyasi statü talebinin kabul edilmesini istiyordu. Bu Başkanın esirlik öncesi yaşamındaki son çağrısı oldu.

Elçilikte ciddi bir savaş başlıyor

Elçilikte ciddi bir savaş başlamıştı. Yunanlılar planları değiştirmek zorunda kaldılar. 13 Şubat cumartesi tam bir kaos içinde geçti. Çok tehlikeli dakikalar yaşandı, kimse ne olacağını bilmiyordu. Ama bir çok çevrenin sorduğu bir soru vardı. “Pazartesi ne olacak“

Önderlik bu konu üstünde sürekli duruyordu, “Bunlar Pazartesi ne yapabilir”

Ortaya çıkan konuşmalarda sürekli bu günün önemi üzerinde duruluyordu. Pazar günü eve dönüldü. Cuma günü Büyükelçi Kenya yetkilileri tarafından çağrılmıştı fakat gitmemişti. Bunun üzerine Kenyalılar Büyükelçiliğin telefonlarını Pazartesi saat 15.00’e kadar, Büyükelçi’nin Protokol Müdürü Hükümet yetkilileriyle görüşene kadar kilitledi.

Bu arada Yunan Hükümeti de plana katılmıştı. Yunan Hükümeti elçiliğe sürekli olarak sağlıklı bir yerin bulunduğunu, Öcalan’ın bu ortamdan çıkarılması için uçağın hazır bekletilmesinin gerektiğini söylüyordu. Plan belli bir aşamaya Kenyalı yetkililerle getirilmişti. O gün Büyükelçi, içinde Kenya cumhurbaşkanı Daniel Arap Moi’nin oğlu, istihbarat yetkilileri ve Dışişleri bakanlığından bazı yetkililerin bulunduğu Kenya heyetiyle görüşüyordu.

Büyükelçi görüşmenin ardından gelip Önderlikle görüştü. Elçi herşeyin hazır olduğunu, rahatlıkla gidilebileceğini, hükümetin de garanti verdiğini belirtmişti. Refakatçiler “Zorla gidiş”e karşı çıkmışlardı. O gün ev polis doldu. Resmi plakalı 5 araba, 3 tane Landrover tipi Jip gelmişti. Önderlik hazırlanmış, bekliyordu. Büyükelçinin evinin önünde tartışmalar çok yoğundu. Bir ara artık gidilmesi, uçağın hazır olduğu, fazla beklemeye gerek olmadığı söylendi. Kenya polisinin getirdiği resmi arabaların içeri girmemesi dikkat çekiyordu. Hepsi büyükelçilik kapısının önünde bekletilmişti, hiçbirisi içerde değildi. Önderliğin polis arabasıyla değil Büyükelçinin arabasıyla havaalanına gitmesi talep edildi. Polisler reddederek “yaptığımız anlaşma budur, bizim arabalarımız daha sağlıklıdır, her şey de hazırdır, bir an önce gidelim, beklemeyin“ şeklinde karşı çıktılar. Sert tartışmalar başladı. Bu sırada Yunanistan Hükümet sözcüsü bir açıklama yapmıştı, “Öcalan kendi isteğiyle Büyükelçilik evini terk etti”

Bu açıklamanın altında yatan gerçek, içerde önderliğe verilen vaatler ve bu vaatlerden sonra Önderliğin kendiliğinden çıkıp bu arabalara binmesi, ve dışarıda kameralara kaydedilmesi. Böylece de uluslararası basın ve kamuoyuna “bakın Sayın Öcalan hiç bir baskı unsuru olmadan, buradan yürüyerek arabaya bindi ve gitti” diyebilmekti. Önderlik arabaya bindi refakatçiler de hemen arkasındaki arabalara bindiler. Ancak bir süre sonra olan oldu, Kenyalı yetkililer, CIA ve Mossad’ın gözetiminde, Önderliğin içinde bulunduğu arabayı refakatçilerin arabalarının bulunduğu konvoydan ayırdı ve Başkanı Havaalanında uçakta bekleyen Türk MİT ve G.Kurmay elemanlarına teslim ettiler.

Tarih, Emperyalistlerin, siyonistlerin, sömürgecilerin ve işbirlikçilerin tarihine onlara yakışan bir kara gün daha ekledi.

16 Şubat 1999 da Önderlik artık esirdi. Kürt halkının “Başkan Apo”su düşmanlarının elindeydi.

DERLEME

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz