İrfan Cûdî: Heval Sofî, ideolojide ve Önderlik çizgisinde netti

0
8

HPG komutanlarından Îrfan Cûdî, Türk devletinin saldırısı sonucu 6 Nisan 2021 yılında şehit düşen Özgürlük Hareketi’nin öncü komutanı Nûreddîn Sofî’yi anlattı.

15 Ağustos Hamlesi yıldönümü vesilesiyle Önder Apo’nun, Kürt halkının, dostlarının ve tüm yoldaşlarının Diriliş Bayramı’nı kutlayarak sözlerine başlayan Cûdî, 15 Ağustos 1984’te ilk kurşunu sıkan büyük komutan Egîd (Mahsum Korkmaz) şahsında tüm şehitleri saygıyla andı.

15 Ağustos Hamlesi’nin yıldönümünde öncü komutanlar Nûreddîn Sofî ve Koçero Urfa’nın şehadetinin açıklandığını belirten Îrfan Cûdî şunları söyledi:

“Bu vesileyle tüm şehitlerimizi anıyorum, Rêber Apo ve şehitlere verdiğimiz söze bağlı kalacağız. Şehitlerimizin amaç ve hedeflerini başarıya ulaştırana kadar durmayacağız.

Heval Nûreddîn Sofî’nin beklenmedik şehadeti bizi derinden üzdü. Heval Sofî ve birçok şehidimiz, 15 Ağustos Hamlesi’nin büyük komutanı Egîd yoldaşın izinden gittiklerini ispatladılar. Heval Sofî’nin hareketimizde anlamlı bir yeri vardı; partimizin, savunma gücümüzün, gerillamızın, komutanlığımızın bir rengiydi. Heval Sofî eski bir arkadaştı. Gerillada ideolojik, felsefi, askeri ve özellikle de komutanlık anlamında bir düzeye ulaşmıştı. Tüm yapımızı tanıyor, seviyor ve rolünü oynuyordu. Heval Sofî gibi arkadaşlar çok azdır; bu yüzden de şehadetlerinin etkisi çok büyük oluyor.

Elbette Apocu hareket, PKK, şehitler partisidir. Yaşadığımız ülke, savaştığımız düşman bize direnişten başka bir yol bırakmamıştır. Bu yüzden böyle bir ülkede onurlu bir şekilde direnmek, bedel vermeden olmuyor. Bedelleri de ağır oluyor. Bizler de bu ağır bedelleri ödüyoruz. Fakat Apocu hareket olarak hiçbir zaman yaşanan şehadetlerden kaynaklı zayıf düşmedik.

Her şehidimizin ardından şehitlere bağlılığımız, mücadeleye olan bağlılığımız, Rêber Apo’ya, ülkeye, halka olan bağlılığımız daha da güçlenmiştir. Sorumluluklarımız daha da artmıştır. Fakat tabii ki bir gerçeklik de var: Kendisini tamamen Rêber Apo çizgisine adayan, tüm yaşamını devrimci mücadeleye veren heval Sofî gibi bir arkadaşın şehadeti elbette bizim için kolay bir şey değil. Her şehidimizin ardından sorumluluğumuzun arttığının da farkındayız. Bu arkadaşlarımızın şehadetinin ilan edilmesinin ardından, başta Rojava halkımız olmak üzere dört parça Kürdistan’daki halkımız şehitlere sahip çıkarak onlara olan bağlılıklarını bir kez daha ortaya koydu. Bu vesileyle tüm halkımıza teşekkür ediyoruz. Halkımızın her şehidimize sahip çıkması, mücadeleye ve halka olan bağlılığımızı daha da güçlendiriyor.”

‘ŞEHİT YOLDAŞLARIMIZA BORÇLUYUZ’

Şehit Nûreddîn Sofî’yi kelimelerle anlatmanın zor olduğunu ifade eden HPG komutanlarından Îrfan Cûdî, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şehit arkadaşlarımızı anlatmak çok zor ama onların yaşamını, mücadelesini de anlatmak gerekir. Bizler şehit arkadaşlarımıza borçluyuz. Heval Sofî ve tüm şehitlerimiz, hakikatlerini ve gerçekliklerini zaten pratikte ortaya koymuşlardır. Bize düşen ise bundan sonra da onların yürüdüğü yoldan yürümek, mücadelelerini devam ettirmektir.

Heval Sofî, Rojava’da dünyaya geldi, orada büyüdü, bir dönem yaşamını orada sürdürdü. Rêber Apo’nun Ortadoğu’da yürüttüğü mücadelenin sonucunda, heval Sofî gibi güçlü bir kişilik yaratıldı. Heval Sofî, özgürlük mücadelesinden etkilenip Apocu harekete katıldı. Önderliği, Apocu hareketi tanıdıktan sonra gerilla saflarına katıldı.

Heval Sofî ile birbirimizi tanısak da gerilla alanlarında birlikte çok fazla pratik yürütmedik. Zaten ilk başlarda Zagros hattında kalmıştı. Zagros gibi bir bölgeyi adım adım yürümüş, mücadele etmiş ve güçlü bir katılım sağlamıştı. Gerillacılık yaptı, komutanlık yaptı. Zagros dağlarında adım atmadığı bir yer kalmamıştı. O bölgede düşmanın olduğu her yere eylem yapmış, adeta düşmanın korkulu rüyası olmuştu.

Heval Sofî’yi henüz yüz yüze görmediğim halde adını duymuştum; arkadaşlar sürekli bahsediyordu. Bazen yıllık toplantılarda, konferanslarda ya da kongrelerde arkadaşlarla birbirimizi görme imkanımız oluyordu ama heval Sofî ile henüz bir araya gelmeden birbirimizi gıyaben tanıdık. Zaten heval Sofî hareketimizde tanınan bir arkadaştı. Gittiği her yerde farkı belli oluyordu; yaşamıyla, katılımıyla, mücadelesiyle, fedakarlığıyla, gülüşüyle ve şakalarıyla tanınıyordu. Bu yüzden ben de onu ilk başta bu çerçevede tanıdım.

Aslında heval Sofî ile yüz yüze tanışmam, Önderliğin esaretinden sonra oldu. 1999 yılının sonu, 2000’li yılların başıydı. Çünkü Önderliğin esaretinden sonra geri çekilme süreci yaşandı. O dönemde geri çekilen güçlerin Başûr hattında bir araya gelme durumu oldu. O süreçte heval Sofî’yi daha iyi tanıma fırsatım oldu.

Yine 2000’li yıllarda, hareketimizin bize yarattığı fırsat sayesinde çalışma da yürüttük. 2000-2005 yılları arasında ben Erzurum Eyaleti’nde görevliydim; heval Sofî ise orta saha komutanıydı. Amed, Garzan ve Erzurum eyaletleri orta sahayı oluşturuyordu. O dönemde birlikte çalışma yürüttük. Heval Sofî, Önderlik sahasında kalmış, ondan eğitim almış, gerillacılık ve komutanlık yapmıştı. Gerçekten de arkadaşların anlattığı kadar vardı. Mütevazıydı; gençlerle genç, savaşçılarla savaşçı olurdu. İdeolojik ve askeri alanda, parti kültürünü kazanmak için kişinin bir alt yapısının olması gerekir. Bu, bir anda olabilecek kolay bir şey değildir. Bu anlamda heval Sofî’nin Rojava gibi bir yerde büyümesi önemlidir.”

‘NEREDE OLURSA OLSUN HALKLA GÜÇLÜ BİR BAĞ KURARDI’

Rojava halkının Önder Apo’yu gördüğünü ve bu anlamda şanslı olduklarını belirten Îrfan Cûdî, şöyle devam etti:

“Elbette Rêber Apo’nun verdiği emek sonucu Rojava’da bir düzey oluşmuştu. Önderliğin Rojava’da yarattığı duruş, tüm kesimler üzerinde etkili olmuştu. Mesela heval Sofî’nin böyle bir şahsiyet olmasının temelinde, Önder Apo’nun Rojava’da verdiği 20 yıllık emek ve Rojava halkımızın yurtsever değerlerine bağlı olması yatıyor. Heval Sofî’nin de yurtseverlik duyguları çok güçlüydü. Örneğin, ‘heval Sofî’nin temel özellikleri nedir?’ diye sorduğunuzda benim aklıma ilk önce yurtseverliği gelir. Konuşması, hitabeti, ülke sevgisi, Kürdistan’a ilişkin bu kadar bilinçli olması… Nerede olursa olsun, Kürdistan’ın hangi parçasında çalışma yürütürse yürütsün, oradaki halk ile heval Sofî arasında güçlü bir bağ oluşurdu. Bu da tesadüf değildir.

Heval Sofî, ideolojide ve Önderlik çizgisinde netti. İdeolojik anlamda bir düzeye ulaşmıştı. Bildiğim kadarıyla üniversite de okumuştu. Teorik anlamda da birikimli bir arkadaştı. Apocu çizgisini, Apocu ideolojisini yaşamıyla bütünleştirmişti; her zaman doğruya ‘doğru’, yanlışa ‘yanlış’ derdi. Partinin tüm kademelerinde, tüm alanlarında görev aldı. Çoğu zaman elinde imkanlar vardı; ama bu imkanları kariyer yapmak, yetki sağlamak için ya da şahsi yaşamı için kullandığını görmedim de duymadım da.

Mütevazı, hatta çok duygusal bir arkadaştı. Dışarıdan bakıldığında şakacı, güler yüzlü, tabiri caizse ele avuca sığmaz biriydi ama her şeyi parti çizgisine ve ölçülerine göreydi. Mesela insanlara saygılı olmasından, partiye karşı kendini her anlamda sorumlu görmesinden, görevlerde kendisini öncü biri haline getirmesinden ben de sonuçlar çıkardım.

Orta sahada birlikte çalışma yürüttüğümüz zaman ben eyalet komutanıydım, o da orta saha komutanıydı. Ama hiçbir zaman bana benim ‘komutanımmış’ gibi bir yaklaşım sergilemedi. Hatta en rahat görev yaptığım süreç, heval Sofî ile çalışma yürüttüğümüz süreçti. Yapı içerisinde de öyle ‘komutanım, yetkilerim belli olsun’ gibi bir yaklaşım sergilemezdi; tam tersine, yapı içerisinde çok sade ve doğal bir arkadaştı. Hatta eleştirilecek bir yanı varsa, o da bazen yapıyla çok haşır neşir olmasıydı.

Heval Sofî, yaşamın her alanında kendini sorumlu görürdü. Yaşam içerisindeki en küçük görevlerden, en kapsamlı ve ciddi görevlere kadar tüm görevlere sahip çıkardı. Nerede ihtiyaç olursa oraya giderdi. Mesela ihtiyaç olduğunda arkadaşlara hizmet eder, ihtiyaç olduğunda komutanlık görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirirdi.

Yaşamda da savaşta da öncülük rolünü yerine getirirdi. İhtiyaç olduğunda talimat verir; ihtiyaç olduğunda savaşta ve eylemde bizzat yer alarak yoldaşlarına öncülük de ederdi. Bu anlamda örnek bir arkadaştı. Parti ve Önderlik kültürünü kendisinde var etmişti. Görevlerinin ve sorumluluklarının farkındaydı. Çok fazla çaba sarf ediyordu; eksik kaldığı konularda moralini bozuyordu. Bu duruma tanık oldum. Yine de pes etmiyor, başarma konusunda ısrar ediyor ve geri adım atmıyordu; fakat yaşanan zorlu koşullardan kaynaklı bazen sıkıntılar da yaşıyordu. Ama bir gün bile ‘yoruldum’ dediğini duymadım.

Yerinde durmayan, hareketli, enerjik biriydi. Gece-gündüz, arkadaşlar arasında, komutanlar arasında bir yaşamı vardı. İnsan, heval Sofî’nin yanında hiçbir zaman sıkılmazdı; zaten isteseniz de istemeseniz de sizi bir tartışmanın içine çekerdi.”

‘PKK TÜM SALDIRILARA RAĞMEN AYAKTA KALDI’

Özgürlük Hareketi’nin öncü komutanı Nûreddîn Sofî’nin yetenekli bir savaşçı ve komutan olduğunun altını çizen Îrfan Cûdî, şehit Sofî’nin aynı zamanda kıvrak bir zekaya sahip olduğunu kaydetti. Sürekli bir şeylerle ilgilendiğini, bilmediği bir şeyi de merak edip öğrendiğini belirten Cûdî, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Heval Sofî, arkadaşlarla da birebir ilgilenirdi. Mesela bir arkadaşın morali bozuk olduğunda, o arkadaşın moralinin düzelmesi için ne gerekiyorsa yapardı. Halkla da bağı güçlüydü. Zagros hattındaki halkımız heval Sofî’yi tanırdı. Özellikle orta sahada kaldığı dönemde Amed halkımızın heval Sofî’ye olan sevgisi ve bağlılığı örnek bir boyuttaydı. Çocuklardan tutun yaşlılara kadar herkes çok severdi onu. Çünkü heval Sofî gerçekten de sempatik bir insandı, şakacıydı. Yaşlı birinin yanına gidip oturduğunda, o kişinin gönlüne göre konuşmasını bilirdi; bir annenin yanına gittiğinde de onun gönlüne göre konuşurdu.

Heval Sofî, askeri anlamda da kendisini çok geliştirmişti. Gerillada her kademede yer aldı. Geçmişte manga vardı; yardımcılıktan başlayıp tim komutanlığına, bölük, tabur, eyalet ve saha komutanlığına kadar en üst düzeyde görevler aldı. Bu da kolay bir şey değildi; bu görevlerde yer almayı hak etti.

Elbette eleştirilecek yönlerimiz var. Önderlik de ‘Savaşımız hala komutanlarını arıyor’ demişti. Bu konuda eleştiriler vardır, ama HPG’de heval Sofî gibi komutanlar da oldu. Hatta onlarca, yüzlerce oldu. Heval Sofî de bir komutan olarak görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirdi. Tereddütsüz bir şekilde katılım sağlardı. Toplantılarda isabetli değerlendirmeler yapardı. Her toplantıda özeleştiri verirdi. Kendi pratiklerini de tüm alanlardaki pratikleri de değerlendirirdi. Yaşanan eksiklikleri eleştirir, özeleştirisini de verirdi. Sorunlardan kaçan, kendisini sorunların dışında tutan veya gerekçe yaratan bir yaklaşım içerisinde olmazdı. Bu konuda da örnek bir arkadaştı.

Asla ‘bu görevi almam, bu çalışmayı yürütmem’ gibi bir şey demezdi; tam tersine, toplantılarda aldığı görevlere layık olma üzerine değerlendirmeler yapardı. Her zaman her göreve hazırdı ve bunun sözünü veriyordu. Şehadet haberini aldığımızda çok üzüldük.

Şehit düştüğü yıl, bizim için ağır bir süreçti. Şehit düştüğü dönem, heval Sofî gibi komutanlara en fazla ihtiyaç duyduğumuz dönemdi. Bu gerçeği de bilmemiz gerekir; özellikle son 10 yıldır, yani 2015 yılından bu yana Apocu harekete ve halkımıza yönelik çok büyük saldırılar oldu. Bu saldırılar, Ortadoğu’da Üçüncü Dünya Savaşı’nın yaşandığı süreçte gelişti. Bu 10 yıl içerisinde tasfiye edilen örgütler oldu, yıkılan devletler oldu. Ama bunu herkes bilmelidir ki, ilk tasfiye edilmesi gerekenin PKK olduğuna ilişkin karar alınmıştı.

Dediğim gibi, 10 yıl içerisinde birçok devlet zayıfladı, birçok rejim yıkıldı, tasfiye olan örgütler oldu; ama onlara yönelik saldırıların on katı PKK’ye, gerillaya ve Kürt halkına karşı yapıldığı halde PKK ayakta kaldı. Gerilla da tasfiye olmadı, başarılı oldu.

‘VERDİĞİMİZ BEDELLER NETİCESİNDE APOCU HAREKET TASFİYE OLMADI’

Herkes ‘PKK nasıl tasfiye olmadı?’ diye merak ediyor, ya da ‘PKK nasıl bu kadar savaştı, direndi, ayakta kaldı?’ diye soruyor. Elbette bazıları bu konuda haksızlık ediyor, ama herkes de biliyor ki PKK, emeğiyle, şehitlerin, Önder Apo’nun ve halkın emeğiyle ayakta kaldı.

Bu son 10 yıllık savaşta çok ağır bedeller ödedik. Heval Sofî gibi çok değerli arkadaşları şehit verdik. Zaten bahar ayından bu yana şehadetleri açıklanan arkadaşlar, verdiğimiz ağır bedelleri ifade ediyor. Heval Fuat, heval Rıza gibi arkadaşları şehit verdik. Heval Fuat, Önderliğin ilk yoldaşlarından; heval Rıza ise tüm yaşamıyla, ailesiyle harekete katılmış bir arkadaştır. Yine heval Nûreddîn Sofî ve heval Koçero gibi büyük komutanlardan bahsediyoruz.

PKK bu yüzden tasfiye olmadı. Apocu hareket, eğer tasfiye olmadıysa, ödenen bu ağır bedellerin ve verilen bu büyük direnişin sonucunda tasfiye olmadı. Bu gerçekliği görmemiz lazım.

Eğer bugün Türk devleti gibi işgalci bir düşman, Önderliğin yanına gitme mecburiyetinde kalmışsa ve halkların kardeşliğinden bahsettikleri bir sürece girmişlerse, bunun sebebi bu şehit yoldaşlarımızın verdiği emeklerdir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Savaşta kimse asla zayıf bir güçle görüşmeler yapmaz; eğer sen güçlüysen muhatap alınırsın. Güçlü değilsen, kimse seni muhatap almaz. Bugün düşmanın böyle bir süreç yürütmek zorunda kalmasının nedenlerinden biri de Rêber Apo’nun özellikle son 10 yıldır İmralı’da verdiği emek ve direniştir.

Başta da belirttiğim gibi, heval Nûreddîn Sofî gibi arkadaşları anlatmak bizim için zor. Ne kadar anlatsak da az kalır. Onları anlatmak ne kadar ağır olsa da şehitlerimiz bizim için bir güçtür; onlarla yaşadığımız anıları, onlardan edindiğimiz tecrübeleri hiçbir zaman unutmayacağız. Sonuna kadar anılarına bağlı kalacağız ve şehitlerimize borçlu olacağız. Kanımızın son damlasına kadar zafer iddiamızdan vazgeçmeyeceğiz.

Bir kez daha Önderliğe, partimize, halkımıza ve şehitlerimizin ailelerine başsağlığı diliyoruz. Önderliğimize, şehitlerimize ve halkımıza verdiğimiz söze sonuna kadar bağlı kalacağız. Amaçlarını yerine getirene kadar durmayacağız.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz